Nerden nereye….
Bir Haluk Levent hikayesi…
Biz seninle aynı dönemde aynı hayalleri kuruyor, aynı heyecanları yaşıyorduk. Bir gün milyonlara ulaşacağımızın hayalini kuruyorduk. Aynı yapım şirketinde, aynı çatı altında şöhret basamaklarını birlikte tırmandık.
O yıllarda sen, nasıl olduysa korkunç bir borç sarmalının içine düştün. Edindiğin kötü alışkanlıklar başına büyük belalar açmıştı. Borçların yüzünden seni Adana Karataş Cezaevi’ne, rahmetli yapımcımız Hilmi Topaloğlu ve Özcan Deniz’le birlikte bizzat biz götürdük.
O günlerde sekiz ayrı bankaya olan borçlarını kapatabilmen için, Star TV’de yaptığım diziden kazandığım parayla borçlarını ödedik. Yeniden ayağa kalkman için elimizden geleni yaptık.
Sonra hayat hepimizi farklı yollara savurdu…
Yıllar sonra Ahbap Derneği’yle yaptığın yardımları, ihtiyaç sahiplerinin yanında oluşunu gördükçe içimden, “Haluk Levent o karanlık günleri geride bıraktı. Çok şükür küllerinden yeniden doğdu.” diyordum. Attığın her adımla gurur duydum. Bakanlar, Valiler, Belediye Başkanları, Cumhurbaşkanının eşinden aldığın ödül, Sivil toplum kuruluşları yaptıklarını takdir etti.
Binlerce konser verdin. Meydanlar doldu, salonlar doldu. Reklamlarda oynadın, büyük markalar sana sponsor oldu. Hayat sana milyonlarca insanın ömrü boyunca ulaşamayacağı imkânlar sundu.
Ama ah be Haluk…Şu kötü alışkanlıklarından neden kurtulamadın? Neden?
Depremde ölen insanlar için o masalara bir daha oturmamalıydın. O ekranlara bakmamalıydın. O tuşlara hiç dokunmamalıydın. Keşke ellerin kırılsaydı da bu alışkanlıklara bir daha dönmeseydin.
Bu halk seni başının üstüne koydu. En güvenilir, en çok alkışlanan sanatçılardan biri yaptı. Bağrına bastı. Sana ikinci, üçüncü, belki de son bir şans verdi.
Depremde insanlar evlatlarını, annelerini, babalarını toprağa verirken, kendi yaralarını sarmaya çalışırken milyonlarca insan elindekini avucundakini sana gönderdi. Sana güvendi.
Milyonlarca insan sana ışık yaktığı halde o karanlığın içinden aydınlığa çıkamadın. Neden o ışığı göremedin? Neden o kötü alışkanlıkların için doğruluktan ve dürüstlükten ayrıldın?
Hayat bu kadar ucuz muydu Haluk? Birkaç dakikalık heyecan uğruna, bunca sevgiye, bunca güvene, bunca emeğe sırt çevirmeye gerçekten değer miydi?
Yaptıkların sadece seni yıkmadı. Sana inananları, seni sevenleri, dostlarını da derinden yaraladı.
Ben bugün en çok seni değil… Aileni düşünüyorum. Sadece onlar için bile bütün kötü alışkanlıklarını, bütün tutkularını, bütün zaaflarını geride bırakmalıydın.
İçimde cevabını bulamadığım tek bir soru kaldı…
Gerçekten değdi mi Haluk?
Bozcaadayi sevmiyorum. Lincenmekten biktim!
Benim icin tatil artik baska bir sey deneyim demek , ayni yere gittiysem orali gibi olmak ya da hic bir sey yapmadan oylece bakmak.. normal hayatimda yaptigim seyleri yapmamak. Bozcada, alacati, bodrum. İts okey.
Ama artik her yer ayni nere acilsa ayni. Yiyecegin pizza makarna salata bi salata ( finedinning degilse) yok enginar yok avakoda bowl Pirasa ile kuskonmazi ayiramiyor smash burger kuyruklarinda story.. sanirim bunlari dile getirdigim icin inf olamadim
🚨BREAKING –
Spain has made LGBTQ+ conversation therapy a criminal offence
Now if you try to promote the "cure" of LGBTQ+ people through conversion therapy, you could face up to two years in jail, along with a fine
Güle güle Kadir abi…
Bugün hem camideydim hem de Kadir İnanır’ın kabri başındaydım.
Büyük bir sanatçıyı uğurlamaya gittim ama ne yazık ki gördüklerim içimi acıttı.
En çok da siyasetçilerin cenazeleri bir protokol alanına çevirmesine üzüldüm. Böyle acı günlerde en önde görünme çabası, kameraların karşısında yer alma yarışı gerçekten vicdanları yaralıyor. Oysa o saflar siyasetin değil; ailenin, gerçek dostların ve yıllarını birlikte geçirmiş insanların yeri olmalıdır.
Koruma ordularıyla insanların itilip kakılması kabul edilemez. Bir cenazede vatandaşın önüne set çekmek, sevenlerini uzaklaştırmak, insanların son görevini yapmasına engel olmak hangi vicdana sığar?
Siyasetçiler zaten her gün ekranlarda. Mitinglerde, açılışlarda, kürsülerde görünürler. Bari bir cenazede geri planda durmayı, acıya ortak olmayı ve sadece dua etmeyi bilseler…
Bir insanın son yolculuğu hiçbir siyasi görüntüden, hiçbir protokol düzeninden daha önemli değildir.
Kabristanda da aynı manzara devam etti. İtiş kakış, öne geçme telaşı… Bir yanda fotoğraf çektirme peşinde olanlar, diğer yanda sevdiği insana son kez yaklaşmaya çalışan gerçek sevenler…
Bari bırakın da sevdiğimiz insanlara son kez sarılalım. Son kez yüzlerine bakalım. Sessizce vedamızı edelim.
Ölümün karşısında herkes eşittir. O gün makamın da unvanın da koruma ordularının da hiçbir anlamı yoktur. Çünkü tabutun başında önde durmak değil, geride durup saygı gösterebilmek asıl erdemdir.
Kadir İnanır’a yakışan; gösterişten uzak, vakur ve onurlu bir vedaydı. Keşke bunu hep birlikte başarabilseydik.
Her şeye rağmen güzel bir abiyi kaybetmenin üzüntüsünü yaşıyorum. Güle güle Kadir abim…
İkinci gösterim Ölü Deniz, bugün 20:00’da, youtube kanalımda yayında.
Harbiye’de çektik, 90 dakika, olduğu gibi, size emanet. sevgiler.
tam şurada olacak: https://t.co/uynn4dJQL5
Deniz kaybedecek bir şeyi kalmadığı için geleceğini geri kazanmaya çalışan kuşağın “ürünü”; Cem Yılmaz hiçbir bireysel kazanımını kaybetmeye tahammülü ve de niyeti olmayan kısıtlı bir zümrenin temsilcisi.
"Yıldız Kenter şöyle demiş;
"Görmezden gelmek saflık değil, zekadır. Her şeye karşılık verirsen, tükenirsin. Her sesi dikkate alırsan, aklını kaybedersin. Bazı şeyleri bilerek yok saymak "Ruhunu Korumaktır.""
♈ KOÇ VE YÜKSELEN KOÇ
Evren sana bunu çok geç öğretti…
Kimsenin senin kadar mücadele etmeyeceğini.
Hayatın boyunca insanlardan beklediğin şey mükemmel olmaları değildi. Sadece senin gösterdiğin çabanın yarısını göstermeleriydi. Ama ne zaman bir ilişki için savaştın, ne zaman bir dostluk için fedakârlık yaptın, ne zaman bir hayalin peşinden sonuna kadar gittin… Dönüp arkana baktığında çoğu zaman tek başına yürüdüğünü fark ettin. İşte seni değiştiren şey başarısızlık olmadı. Yalnız mücadele etmek oldu.Çocukluğundan beri içinde garip bir acele vardı. Her şeyi erken çözmek, erken başarmak, erken toparlamak… Sanki hayat sana “Kimse seni beklemeyecek.” demiş gibiydi. Bu yüzden düştüğünde bile yardım istemek yerine kendi kendini ayağa kaldırmayı öğrendin. İnsanlar buna cesaret dedi. Sen ise bunun mecburiyet olduğunu biliyordun.
2016 ile 2018 arasında yaşadığın bir olay, bugün bile insanlara yaklaşımını etkiliyor olabilir. O yıllarda ya çok güvendiğin biri seni yarı yolda bıraktı ya da çok emek verdiğin bir şey düşündüğün gibi sonuçlanmadı. O gün ilk kez şunu hissettin: “Demek ki herkese benim kadar güvenilmezmiş.” Bu cümleyi hiç kurmadın belki ama davranışların tamamen değişti.Sonra 2020 ile 2022 arasında kader sana başka bir ders verdi. Bu kez konu aşk değildi. Beklemekti. Sürekli “Biraz daha sabret.” denilen bir dönemden geçtin. Bekledin… Bir mesajı bekledin. Bir haberi bekledin. Bir fırsatı bekledin. Ama bekledikçe içinde ilk kez yorulan tarafın umutların oldu. İşte o dönemden sonra hiçbir şeyi eskisi kadar kovalamamaya başladın.Belki de en büyük değişimin 2024 ve 2025 yıllarında yaşandı. İnsanlar seni daha mesafeli sanmaya başladı. Oysa sen soğumadın. Sadece enerjini kimin hak ettiğini seçmeye başladın. Herkese aynı kapıyı açmamayı öğrendin. Her tartışmayı çözmek zorunda olmadığını, her gideni geri döndürmek zorunda olmadığını, her savaşı kazanmanın aslında kazanmak olmadığını fark ettin.
Şimdi ise kader bambaşka bir eşikte duruyor.2026’nın ikinci yarısıyla birlikte hayatında ilk kez mücadele ederek değil, kabul ederek kazanacağın bir dönem başlıyor. İlginç olan şu; uzun zamandır zorlayarak açmaya çalıştığın kapılar kapanırken, hiç uğraşmadığın kapılar birer birer açılmaya başlayabilir. Bu ister iş olsun ister aşk, bu kez seni bulan şeyler senin peşinden koştuğun şeylerden daha kalıcı olacak.
Aşk tarafında da evren sana yeni bir bakış açısı getiriyor. Çünkü artık seni sürekli sınayan, sevgisini ispatlatan ya da seni belirsizliğin içinde bırakan insanlar ilgini çekmeyecek. İlk kez “Bunun için savaşmama gerek yokmuş.” dediğin bir ilişki ihtimali görünüyor. Ve dürüst olmak gerekirse, senin kaderinde eksik olan şey hiçbir zaman büyük aşk değildi. Huzur veren bir aşktı.Maddi tarafta ise 2027’nin ilk ayları dikkat çekiyor. Uzun zamandır emek verdiğin bir konuda karşılık almaya başlayabilir, beklenmedik bir teklif ya da seni rahatlatacak yeni bir fırsatla karşılaşabilirsin. Bu dönem sadece kazancını değil, kendine olan güvenini de değiştirecek.Evren bugüne kadar seni cezalandırmıyordu.Sadece sana şunu öğretmeye çalışıyordu:
Her savaşa girmek cesaret değildir.
Bazen en büyük cesaret, artık savaşmayı bırakıp sana gerçekten emek veren insanları seçmektir. Ve hissediyorum ki… Tam da bunu öğrendiğin için kaderin yön değiştirmeye başlıyor.
✨ Şimdi kabul et 111. ✨