Küba'da yaşananları görgü tanıkları aktarıyor:
Bu gece hastanelerindeki vantilatöre (solunum cihazına) bağlı olan her bir hasta hayatını kaybetti.
Elektrikler kesildi. Vantilatörler durdu.
Bu artık nadir görülen bir olay değil. Küba'nın elektrik şebekesi BU AY tam 3 kez çöktü.
Hastane personeli, son 30 gün içinde, geçen yılın tamamından daha fazla acil servis ölümü gerçekleştiğini söyledi.
Havana'daki bir hastanede lösemi hastası bir kişi muhabirlere şunları söyledi: 'Yakıt veya karşılanabilir ulaşım olmadan hayat sadece daha da zorlaştı. Her gün savaşıyoruz.'
Yenidoğan Yoğun Bakım Ünitesi'ndeki (NICU) bebekler şu an minimum güç seviyesinde tutuluyor.
Diyaliz hastaları her elektrik kesintisinde Rus ruleti oynuyorlar.
Küba 3 aydır SIFIR petrol aldı.
Bu bir kıtlık değil. Bu bir abluka.
ABD, Küba'ya giden bir Rus kurtarma görevini —730.000 varil petrolü— engelledi ve geri çevirdi.
Ardından resmi açıklama şöyle geldi: '6 milyon dolarlık insani yardım gönderiyoruz.'
6 milyon dolarlık yardım. 930.000 varil bloke edilmiş petrol.
Şebeke karanlığa gömülmüşken 6 milyon dolarla vantilatörleri tamir edemezsiniz.
Ve Trump'ın 6 Mart 2026'daki kendi sözleri:
'Küba düşecek. 50 yılın ardından, bu pastanın üzerindeki kiraz olacak.'
Bu gece hastanelerde ölen insanlar, onun pastasının üzerindeki kirazı."
Övünülesi bir anektod olmasa gerek.
İÜ Hukuk Fakültesi’ndeki hocalık yıllarımda, aynen böyle not tutup onu fotokopicilere satıp bir de parlak kalın kâğıda, hocanın adını içeren kapak yaptırıp pazarlayan öğrenci tipler ve işbirlikçi işletmeler vardı. Dekanlık hukuki işlem başlatmıştı.
Bu hikâyelerin bir de fikri haklar bakımından ve içeriğin ne kadar doğru olduğuyla ilgili hem hukuki hem de akademik tarafları var.
Görüldüğü kadarıyla böyle bir sorumluluk ve duyarlılıktan eser yok. Ne gam!
CHP Genel Başkanı Özgür Özel'in açıkladığı Adalet Bakanı Akın Gürlek'in, savcıyken aldığı mülkler:
1- İstanbul Kartal Esentepe Avrupa Konutları'nda villa.
Değeri: 26 milyon 250 bin lira.
2- İstanbul Kartal Esentepe Avrupa Konutları'nda ikinci bir villa.
Değeri: 26 milyon 250 bin lira.
3- İstanbul Beykoz, Çavuşbaşı Mesa Orman’da villa.
Değeri: 85 milyon lira.
4- Avcılar Firüzköy’de Bizim Evler projesinde daire.
Değeri: 15 milyon 500 bin lira.
5- Tuzla Marin City’de daire.
Değeri: 10 milyon lira.
6- Ankara Çankaya’da, Park Joven Sitesi’nde ev.
Değer: 35 milyon 500 bin lira.
7- Çankaya Lodumlu’da VIP Tower Beytepe projesinde ev
Değe: 25 milyon lira.
8- Çankaya Lodumlu’da, Mahall Ankara’da daire.
Değer: 17 milyon 500 bin lira.
9- Çankaya Lodumlu’da Mira Rezidans’ta daire
Değer: 23 milyon lira.
10- İzmir Konak’ta Mahall Bomonti’de daire.
Değeri: 27 milyon lira.
11- İzmir Konak’ta Mahall Bomonti’de ikinci bir ev.
Değeri 27 milyon lira.
12- Çanakkale Gelibolu’da arsa.
Değeri: 7 milyon 500 bin lira
SATTIĞI MÜLKLER
1- Esenyurt Çınar’daki N Live Residence’ta daire.
Değeri: 7 milyon 750 bin lira.
2- Küçükçekmece Halkalı, Tema İstanbul Projesi’nde daire.
Değeri: 43 milyon 5 bin lira.
3- Üsküdar Altunizade’deki Acıbadem Konutları’nda daire.
Değeri: 47 milyon 5 bin lira.
4- Ankara Çankaya’da, Lodumlu’da Bey Terrace Sitesi’nde daire.
Değeri: 27 milyon 750 bin lira.
Ailelere bedel ödetmeyin, aileleri siyasete karıştırmayın diyoruz; ancak ne yazık ki adaletsizliğin sınırları her geçen gün daha da genişliyor.
Büyük oğlum Selim İmamoğlu, İstanbul Teknik Üniversitesi’nde Fizik Mühendisliği Bölümü'nde yüksek lisans eğitimine büyük bir emekle devam ediyor. Genç bir bilim insanı adayı olarak yürüttüğü “Katalitik Substrat ve Grafen Filmlerin, Stokiyometrik Olmayan Silikon Oksit Nanoparçacıkların Büyümesi ve Fiziksel Özellikleri Üzerindeki Etkisi” başlıklı çalışması, Alman Fizik Derneği tarafından kabul edildi.
Selim, bu çalışmasını sunmak üzere Dresden Teknik Üniversitesi’nde düzenlenen uluslararası bilimsel konferansa davet edildi. Ancak aylarca emek vererek hazırladığı sunumu gerçekleştirebilmesi için yurt dışı yasağın��n geçici olarak kaldırılması yönündeki başvurusu reddedildi.
Bir gencin bilimi konuşacağı, ülkesini temsil edeceği bir platforma katılmasının engellenmesi; ne adalettir ne vicdandır. Bu durum yalnızca bir aileye değil, bilime, emeğe ve geleceğe vurulan açık bir darbedir. Siyasi hırsların, bir gencin akademik geleceğinin önüne geçmesi kabul edilemez.
Evlatlarımızın hayalleri, siyasi hırslarınızdan daha büyüktür. Bu haksızlık yalnızca Selim’in değil; bu ülkede emeğiyle bir yere gelmek isteyen her gencin önüne örülen bir duvardır. O duvarları mutlaka yıkacağız. Bilimin ve aklın yolundan asla dönmeyeceğiz.
Hesabımız Erdoğan ziyareti sonrası paylaşımlarından dolayı saldırıya uğramış ve "shadow ban"a maruz kalmıştır. Etkileşimi ve bulunabilirliği kısıtlandırılmıştır. Bu durumu aşmak adına postlarımıza etkileşim desteği verebilirseniz, seviniriz.
- Boğaziçi'nin Sesi Ekibi
Boğaziçi Üniversitesi'ndeyiz.
Dersler iptal edilmedi.
Öğrenciler ve akademisyenler okuldan çıkarılmadı.
Yani gerçekten Boğaziçi Üniversitesi'ndeyiz. 😊 @eczozgurozel
Boğaziçi Üniversitesi mezunlarından 'Erdoğan' bildirisi:
''Ülkenin en iyi kamu üniversitelerinden birini ‘fethetme’ arzusunu gizlemeyen, biat kültürünü savunan zihniyetin ne gençlerimize ne de ülkemize vereceği bir şey olmadığına inanıyoruz. Tekrar hatırlatmak isteriz; üniversitemizin ilke ve değerlerini, birikimini, hafızasını ve ortak yaşam arzusunu yok edemeyeceksiniz.''
https://t.co/Zb43TMNIv2
Boğaziçi’nde, vasatlıklarının yarattığı ezikliği yağma ve talanla telafi etmeye çalışan bir kayyım yönetimi var. Hak etmedikleri kadrolara iktidar ve kayyım yalakalığıyla gelen sözde akademisyenler için de durum aynı.
Gerçek akademisyenlerden ve öğrencilerden kabul görmeyip vasatlıkları yüzlerine vuruldukça daha da saldırganlaşıyorlar. Olamamanın, Boğaziçi’ne hakkıyla gelmiş insanlardan kabul görememenin ezikliğini yaşıyorlar.
Şimdilik ellerinde güç var; ama salt güç bu ezikliği örtmeye yetmiyor. Boğaziçi’nin büyüklüğü altında ezildikçe saldırıyorlar.
Yine dümdüz anlatıyorum.
İngilizce’de bir tabir var “If there is grass, play ball”, “Eğer çimen varsa top oyna.” Yani kıllanma varsa cinsel eylem olabilir anlamına geliyor. Bizdeki “Oturunca ayakları yere değiyorsa tamamdır” sözü ile benzer.
Yani ergenlik belirtileri göstermeye başlamışsa çocuk artık cinsel eylem partneri olabilir.
O kadar çok kız çocuğu ebeveyni çocuklarında 11, 12,13,14 yaşlarda ergenlik belirtileri başlayınca endişeleniyor ki. Çünkü çocuğu hala “çocuk” ama ebeveyn biliyor ki gözler, bakışlar, tavırlar değişecek, taciz başlayacak. Özellikle kadın ebeveynler kendileri de bunu birebir deneyimledikleri için neden bahsettiğimi çok iyi biliyorlar.
İşte tam da kültürdeki hala sandığınızdan çok daha canlı olan bu temayüller yüzünden hala anlamayanlar için bir daha diyorum: Pedofili ayrımı net yapılmak zorunda.
Ve bu kültürün içine işlemiş çarpıklığın ve sistematik suçların Epstein için pedofili, sapık, deccal, şeytan, anormal diyerek gizlenmesine yardımcı olmayın.
Yazdıklarıma “15 yaş rıza verebiliyor ama, sana giren çıkan ne, 30 yaş üstü kadın rağbet görmüyor diye böyle yapıyorsun” diyen var. Bu kişileri 18 de durduran şey yasa.
Bakın Epstein gibi adamlar Dershowitz gibi Harvard’da ders vermiş ünlü avukatlar tutup “şu eyaletten yaşı küçük bir çocuğu şuraya şöyle g��türsem bu suç mu, peki böyle yapsam bu suç olur mu” diye soruyor. Sanki herhangi sıradan bir işe legal görüş alır gibi görüş almış. Çocuk tacizi için.
N.Ç. davasında da 13 yaşındaki çocuğa tecavüz eden şehrin okul müdüründen yüzbaşısına 26 kişi fiili livata yolu ile tecavüz etmişti çünkü özellikle yasalardaki “kızlık bozma” suçundan kaçınmaya çalışıyorlardı.
Bazı insanlar hala 13,14,15,16,17 yi çocuk görmüyor. Bu insanlar ergenlik belirtileri gördükleri anda çocuğu cinsellik yaşanabilir kategorisine alıyorlar. Hala utanmadan, o nenelerin ne acılar yaşadığını bir an bile düşünmeden, “nenelerimiz 14 yaşında evlenmiş” diyenler var. Yasa yoksa durmayacaklar.
Epstein’in de röportajlarına, belgesellere bakın, Epstein ve çevresi sürekli genç dişi istemenin normal olduğunu konuşup şakalaşmışlar. Röportajları yapan gazeteciler röportajların arasına “küçük yaş kızlara olan düşkünlüğünü normal bir şey gibi savunmasını hayretle izledik” gibi cümleler koymuşlar. Resmi soruşturmalarda kayda geçen en küçük yaş 14. Ve zaten mağdurların anlattığına göre de tipik bir şekilde 14-15 yaş çocuklarını sürekli sömürü sistemine çekmeye çalışıyor.
“Gençlik” merakı bireysel bir sapkınlık değil erkeklik sisteminin kültürel kabulü olan bir arzu örgütlenmesi. Erkek egemen sistem, dişiyi mümkün olduğu kadar genç, daha kolay tahakküm edilebilir, daha uzun süre “kullanılabilir” ve doğurgan olarak kurgular. Yapabilen de işte gücünü kullanıp “ergenliğe girdiği anda en tazesini” alıyor.
Bu yüzden Epstein gibi vakaları sadece “ahlaksız birkaç sapkın, hasta pedofil” diye ele alamayız. Bazı ruh sağlığı dernekleri de açıklamalar yapmaya başladı hele şükür, pedofil değil fail diyeceksiniz diye.
Bu adam 2006 soruşturmasında çocuğa cinsel saldırı suçunu kabul etmiş, kayıtlı bir “sex offender” olmuş ona rağmen insanlar bağlantılarını kesmemişler. Bu adam ve avukatları da o dönemin savcısı Acosta tarafından korunmuş kollanmış. Çocukları taciz etmesine, sömürmesine, çevresine sunmasına kolaylaştırıcılık yapmış tüm bir sistem, avukatı, savcısı dahil.
Epstein pedofil bir deccal meccal değil, Epstein kurduğu ilişkiler ile kendini dokunulmaz sanan güç zehirlenmesi yaşamış bir erkek.
13 yaşındaki N.Ç. nin zamanında söylediklerinden tüm bir toplum olarak utanmamız olsun. Tecavüz eden adamlardan biri para verirken “benim de senin yaşında torunum var hakkını helal et” gibi bir şey demişti, çocuk “dedem yaşındaki erkekler bana tecavüz etti” diye anlattı, mahkeme istismarda N.Ç. nin “rızası olduğu” için indirim verdi.
Epstein uzaklarda bir yerde yarattığı ayinli ritüelli deccallik yaptığı adada değil. Burnunun dibinde her gün içinde yaşadığın sistemde.
Bunları görün.
Kocaeli Gebze’de, okul çıkışında servis aracına binmek için yolun karşısına geçmeye çalışan 1. sınıf öğrencisi Elanur Tabakoğlu’nu maalesef kaybettik. Hayatını kaybeden evladımıza Allah'tan rahmet, acılı ailesine sabır ve başsağlığı diliyorum.
Okul içi ve okul çevresi güvenliği devletin asli sorumluluğudur. Ancak bugün okulların büyük bölümünde güvenlik görevlisi yok. Okul çıkışlarında trafik düzenlemesi yok, servis denetimi yok, çocukları koruyacak bir kamu sorumluluğu yok. Her acının ardından “soruşturma başlatıldı” deniliyor. Ama ihmaller zinciri hiç değişmiyor!
Bir çocuğun okulunun önünde, gündüz vakti hayatını kaybetmesi kader değildir. Alınmayan önlemlerin, görmezden gelinen sorumlulukların sonucudur. Okul çevreleri derhal güvenli hale getirilmeli, kadrolu güvenlik görevlileri istihdam edilmelidir.
Okullar çocuklarımız için en güvenli alanlar olmalıdır. Başka evlatlarımızı kaybetmeye tahammülümüz yok.
Bunca yıldır Soğuk Savaş çalışan biri olarak bazı dönüm noktalarının coğrafyamız için çok acı sonuçları olduğunu düşünüyorum:
Keşke Afganistan'da Sovyetler Birliği başarılı olsaydı.
Sovyetler galip gelseydi, sadece Afganistan'ın değil, buradan yayılan cihatçılıkla mahvedilen büyük bir coğrafyanın kaderi başka türlü olabilirdi.
En başta kadınlar ve kız çocukları bambaşka bir yaşama kavuşurdu.
Ortadoğu da dahil Asya'nın kadersizliği ABD'nin Afganistan'da Sovyetlere karşı kazanmasıdır.
Sovyetler girdiği için böyle oldu demeyin. Sovyetleri çağıran Afgan hükümeti şeriatçı milislere tek başına direnemeyeceğini anladığı için yardım istedi. Ayrıca Sovyetler 80lerde önce de Afganistan'ın sanayileşmesi, kalkınması için büyük kaynak akıttılar. Bu kapsamda bir yardım çok az ülkeye yapıldı.
Keşke bu barbarlık öyle ya da böyle durdurulabilseydi.
Durdurulamadı ve cihatçılar ile ABD ilişkisi başka coğrafyalara taşındı. Bugün Suriye'nin yaşadıklarının arkasında bile Afganistan'daki Sovyet yenilgisi var.
Acayip bir kast sistemi oluştu. İnsanlar farkında değil.
Bir zümre var. Onlara her şey serbest. Çalma, çırpma, yolsuzluk, rüşvet, kaçakçılık, uyuşturucu, tecavüz, cinayet… Her şey serbest. Çocukları çifte vatandaş. Hepsi yurtdışında okuyor zaten. Ama bir ayakları hep burada. Yarın öbür gün gelip devlet örgütüne üst dereceden katılacaklar.
Kalanlar da alt tabaka işte. Can güvenliği yok, mal güvenliği yok, hukuki güvenlik yok, başına bir iş gelse kimsesi yok. Her an düne kadar suç sayılmayan bir şeyden dolayı suçlanabilir, işlemediği bir suç üstüne kalabilir, üst zümreyi kızdırırsa başına kötü bir şeyler gelebilir. Diploması iptal olabilir. Malına el koyulabilir. Çocuğunun katilini aradı diye akıl hastanesine kapatılabilir. Her şey mümkün.
Böyle keskin bir kast sisteminde hayatta kalabiliyor olmanız biraz tesadüf, biraz da radara girmemiş olmanızla alakalı.
Başınızı eğin, kimsenin işine karışmayın, şansınız da yaver giderse çok açlık çekmeden, çocuklarınıza da bir şey bırakamadan ölür gidersiniz. Karnınızı doyurmaktan fazlasında gözünüz olmasın.
Osmanlı olma sevdası boşuna değil. Osmanlı’da da böyleydi. Belli bir zümre birbiriyle köşk yarıştırır, çocuklarını Viyana’ya, Paris’e gönderirken alt kast mayasız ekmek yemekten zeka geriliğine, bakımsızlık ve kötü beslenmeden dolayı çeşit çeşit sakatlığa, bite pireye mahkumdu.
Öyle bir düzendi ki açın sırtında tok vardı. Yeni Osmanlı da aynı. Dönemin koşulları bir tık daha fazla lükse izin veriyor sadece.
Sıvasız evlerin aç çocukları köşklerin, sarayların toramanlarını canıyla, kanıyla yaşatıyor.
Bunlar daha iyi günler. Hele radara girin bak o zaman ne oluyor…
Köylünün çocuğu aç kalmasın, çolak kalmasın diye canını ortaya koyanları yeni Osmanlıcılarla beraber tahkir ettiniz. Yenisi de gelmez. Siz uşaklığı, el pençe divan durmayı öğrenin ufaktan.
Boş vakitlerinizde pratik yapın. Çocuklarınıza da erken yaştan öğretin. Lazım olacak.
İBB iddianamesinde kreş bağışı şeklinde rüşvet verdiği iddia edilen MAKYOL İnşaat'ın patronu Adnan Çebi'nin ifadesinin tam metni ortaya çıktı.
Çebi ifadesinde, İBB'den aldığı ihalelerin Kadir Topbaş döneminde alındığını, Ekrem İmamoğlu döneminde ihale almadığını, tam tersine devam eden işlerden de çekilmek istediklerini, İBB'ye yaptığı kreş bağışının bir iş karşılığı olmadığını, tamamen hayır maksatlı olduğunu, benzer şekilde TÜRGEV'e de yurt bağışladığını beyan etti.
(Cumhuriyet - Engin Deniz İpek)
Herkese günaydın,
- Ekrem İmamoğlu 275
- Av. Mehmet Pehlivan 183
- Selahattin Demirtaş 3331
- Hatay Milletvekili Can Atalay 1336
- Av. Selçuk Kozağaçlı 2957
- Fatih Altaylı 181
- Aykut Erdoğdu 203
- Mehmet Murat Çalık 275
- Osman Kavala 2972
- Zeydan Karalar 163
- Tayfun Kahraman 1336
- CHP İstanbul İl Binası 103
- Leman Dergisinin Camlarını Kıranlara Tepki Gösteren Akademisyen Aslı Aydemir 168
- Av. Atilla Özen 94
- Figen Yüksekdağ 3331
- Tunç Soyer 178
- Muhittin Böcek 167
- Mine Özerden 1336
- Çiğdem Mater 1336
- Mabel Matiz’in “Perperişan” şarkısı 92
- İzmir’de Zenne ile Dans Eden Tesettürlü Kadın 84
- Tele1 Televizyon Kanalı 58
- Merdan Yanardağ 56
-Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin'in katıldığı Mesleki Eğitim Çalıştayı’nda MESEM projesini protesto eden 16 öğrenci 16
- Sokak ropörtajında Recebo ile biten siyasal göndermeli mani söyleyen Halil Kürklü ve yayınlayan muhabir Hasan Köksoy (Kendine Muhabir) 14
- Sarıklı ve sakallı kişileri canavar olarak tasvir eden heykel ve üzerinde inkılap yazan kanlı kılıç çalışmasını sergileyen Murat Katfar 14
- Arif Kocabıyık (İlave TV) 13
- Av. Naim Eminoğlu 8
- Enver Aysever 8
Gündür hapiste.
Cidden yazık, şu düştükleri duruma bak. Gerçi biz bunları ezilenlerin yanında sanıyoruz ama bunların da çocukları yurtdışında okuyor ya da iş güç yerinde refah içinde yaşıyorlar. Düzenleri bozulsun istemezler. Al gülüm, ver gülüm