Bağımsızlık savaşı sırasında İngilizler, bir bildiri yayınlar ve İngilizler karşısında elleri cebinde duran tüm İrlandalıların vurulacağını söylerler.
İrlandalılar bu durumu hala protesto ederler.
İrlandalı aktör Cillian Murphy ve Tom Hardy, İngiltere Prensi Harry’in karşısında elleri cebinde duruyorlar.
Bakın size bir şey anlatayım. Üniversitede bir hocam vardı, haftada bir 2 haftada bir whipple ameliyatı yapardı. Whipple dediğiniz ameliyat tıbbın en büyük 3-5 ameliyatından biri. Ve bu adam herkese bu ameliyatı yapardı endikasyon dahilinde. Yani sadece sana bana yapmazdı yoldan geçen amcaya da ihtyaç varsa yapardı. Yani ihtiyacını varsa olabilirdiniz bu ameliyatı.
Neyse. Bu hocam şimdi özel sektöre geçmiş. Geçen gün duydum, whipple ameliyatını 1.7milyon TL’ye yapıyormuş. Kaç cerrah yapabilir veya yapar bilmiyorum. Ama olay bu değil.
Eskiden bedava ulaşabileceğiniz bir sağlık hizmetine artık ödeyeceğimiz bedel böyle.
Şimdi gelelim zurnanın zırt dediği yere. Parası olan bu hizmete zaten ulaşabiliyor, ulaşmaya devam edecek.
Kim ulaşamayacak biliyor musunuz? Geçen gün pediatri yoğun bakımın kapısını kıranlar, geçen gün psikiyatri hekimine saldıranlar, geçen gün acili birbirine katanlar ve benzerleri…
Sizi iyi etmeye çalışanlara saldırdıkça,aşağı çekmeye çalıştıkça, bıktırdıkça, nefret ettirdikçe, bu doktorlar kaçacak. Ya yurtdışına, ya özel sektöre…
Siz saldırdığınızla kalacak, ihtiyacınız olduğunda ya bulamayacak ya da bulmak için dünya paralar vereceksiniz.
Tehlikenin hala farkında olmayanlara sesleniyorum. Ha farkında olmasanız da çok yakında farkına varacaksınız…
“Hattı Ankara, Sathı Vatan."
Kurtuluşa giden yolda, ilk büyük zaferin yaşandığı bu topraklarda Sakarya Meydan Muharebesi'nin 105. yılı…
Başta Ulu Önderimiz Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere tüm kahramanlarımızı minnetle anıyoruz.
ABD Büyükelçisi Tom Barrack, İsrail'in Türkiye'ye mesaj vermek için yaptığı saldırının detaylarını anlattı:
• İsrail'in Suriye'ye düzenlediği saldırı, Türkiye ile neredeyse bir savaş başlatıyordu.
• İsrail, Türkiye'nin Suriye'ye askeri unsurlar konuşlandırıyor olabileceğini öne süren bir istihbarat alıyor.
• Bu bilgi ABD'ye iletiliyor. Amerika iddiayı kontrol ediyor ancak doğru olmadığını İsrail'e söylüyor.
• İsrail daha sonra ABD'ye haber vermeden saldırıyı yapmaya karar veriyor.
• İsrail, operasyonu Amerika'nın Türkiye'ye haber verebileceği endişesiyle saklıyor.
• Türkiye, İsrail jetlerinin kendi sınırına doğru geldiğini fark ediyor.
• Türk ordusu ve hükümeti, Türk jetlerini havalandırıp havalandırmamayı değerlendiriyor.
• Türkiye, savaş uçaklarını havalandırmamayı tercih ediyor.
• Tom Barrack, "Belki de İsrail, Türkiye'yi karşılık vermek için tuzağa çekmeye çalışıyordu." (Hüseyin Günay - Halk TV - i24news)
Can AI help radiologists catch cancers in the liver that might otherwise be missed?
AI system analyzing liver CT scans was prospectively tested in 10,333 consecutive patients. @NatureMedicine
It flagged 51 previously overlooked lesions, including 15 cancers, leading to 37 amended radiology reports and 22 cases referred for multidisciplinary review.
Single-center study, and AI findings still required radiologist review. But a meaningful step from AI performance tests toward real-world clinical use.
Görülmemiş bir çocuk büyüdüğünde yalnızca görülmemiş bir yetişkine dönüşmez. Çoğu zaman farkında olmadan kendisini de görmemeyi öğrenir.
Bahar Köse, Psikeart, Görünürlük
🔴#SONDAKİKA | VATANDAŞIN HAKKINI GASP EDEN VİZE ŞİRKETLERİNE OPERASYON DÜZENLENDİ.
İSTANBUL CUMHURİYET BAŞSAVCILIĞI'NIN YAPTIĞI OPERASYONDA:
İstanbul, Ankara, Antalya, Balıkesir, Bursa ve İzmir’de 63 adrese eş zamanlı operasyon düzenlendi.
Ocak 2024-Temmuz 2026 döneminde soruşturmaya konu şirket yapılanmalarına ait hesaplarda 2 milyar 841 milyon TL’yi aşan para hareketi bulunduğu ve 41 bini aşkın kişiden yaklaşık 918 milyon TL tahsil edildiği tespit edildi.
Operasyonu adalet bakanı Akın Gürlek duyurdu. Operasyonla ilgili detaylar geldikçe paylaşacağım.
Dostoyevski’nin "Yeraltından Notlar" kitabında anlatıcı, bir bilardo salonunda kendisini bir eşya gibi kenara iten subayı saplantı hâline getirir. Onunla sokakta omuz omuza çarpışıp eşit olduğunu kanıtlamak için günlerce plan yapar. Hatta sırf bu an için borç parayla paltosuna şık bir kunduz yakası bile diktirir. Nihayet Nevski Bulvarı'nda subayın omzuna bilerek çarpar. Ancak subay bu durumu sıradan bir temas sanıp hiçbir tepki vermeden yürüyüp gider. Başkarakterin zihninde kurguladığı o büyük isyan, karşı tarafın gerçekliğinde yer bile tutmamıştır.
İnsan, iç dünyasında yürüttüğü savaşların dışarıdan da aynı netlikte görüldüğünü sanır. Birine duyulan öfke veya ona karşı planlanan bir hamle, çoğu zaman sadece onu kuran kişinin zihnini yorar. Karşımızdakine bir ders verdiğimizi ya da onu sarstığımızı düşündüğümüz anlarda, o kişi genellikle bizimle aynı savaşın içinde bile değildir. Bir çatışmadaki en ağır yenilgi, karşı tarafın sizinle savaşmaya tenezzül etmemesidir.
🔴#SONDAKİKA | Türk vatandaşlığının parayla satılmaya başlanması sonrasında ortaya çıkan çete çökertildi.
Şahısların düşük bedelli gayrimenkulleri sahte ekspertiz raporlarıyla yüksek değerli göstererek muvazaalı satış işlemleri üzerinden Türk vatandaşlığı kazandırdığı tespit edildi.
Suç örgütüne yönelik bu sabah operasyon yapıldı.
Adalet Bakanı Akın Gürlek operasyon hakkında:
“Soruşturma kapsamında, ülkemize girmesi gereken yaklaşık 2,5 milyar liranın girişinin sağlanmadığı, bunun yerine gerçeğe aykırı para hareketleri oluşturulduğu, Türk vatandaşlığı kazanmak isteyen yabancı uyruklu kişilerden menfaat temin edildiği ve 687 kişinin bu yöntemle vatandaşlık kazandığı tespit edilmiştir.
90 şüpheli hakkında verilen gözaltı kararı doğrultusunda İstanbul merkezli 16 ilde 72 şüpheli yakalanmıştır. 7 şirkete el konularak kayyum atanmış; 1.045 gayrimenkule, Bodrum’daki bir otele, 15 motorlu araca, bir yata ve 10 banka hesabına el konulmuştur. Bu yöntemle vatandaşlık kazandığı anlaşılan kişilerin Türk vatandaşlıklarının iptaline yönelik olarak da çalışmalar başlatılmıştır.”
Kadın hekimler neden daha erken yaşta klinik pratiği bırakıyor?
ABD'de 700 binden fazla hekimin 10 yıllık verilerinin incelendiği çalışmada, klinik pratiği bırakma yaşı kadın hekimlerde 49, erkek hekimlerde ise 64 olarak bulundu. Ayrıca kadın hekimlerin klinik pratiği bırakma riskinin erkek hekimlere göre %43 daha yüksek olduğu saptandı.
Peki araştırmacılar bu bulguyu nasıl yorumluyor?
Araştırmacılar, bu çalışmanın kadın hekimlerin neden daha erken klinik pratiği bıraktığını tek başına açıklamadığını özellikle belirtiyor. Ancak daha önce yayımlanmış çok sayıda bilimsel çalışmayı değerlendirerek bu farkın olası nedenlerini tartışıyorlar.
Atıf yaptıkları önceki çalışmalara göre kadın hekimler;
• Hastalarına daha fazla zaman ayırabiliyor.
• Elektronik sağlık kayıtları ve diğer bürokratik işlemler için daha fazla zaman harcayabiliyor.
• Hastaların iletişim ve ulaşılabilirlik konusunda farklı beklentileriyle karşılaşabiliyor.
• Ücret eşitsizliği yaşayabiliyor.
• Ayrımcılık ve tacize daha fazla maruz kalabiliyor.
• İş-yaşam dengesini kurmakta daha fazla güçlük yaşayabiliyor.
• Çocuk ve aile bakım sorumluluklarını daha fazla üstlenebiliyor.
Bu çalışmalar, söz konusu etkenlerin kadın hekimlerde tükenmişlik riskini artırabileceğini de gösteriyor.
Araştırmacılar ayrıca dikkat çekici bir noktaya daha vurgu yapıyor. Önceki araştırmalara göre kadın hekimler, hastalarına daha fazla zaman ayırıyor ve aynı muayenede daha fazla sağlık sorununu ele alıyor olabiliyor. Buna karşın mevcut üretim odaklı ödeme sistemleri bu emeği yeterince karşılamıyor olabilir. Bu nedenle çalışma, çalışma ortamlarının iyileştirilmesini, kadın hekimleri destekleyen politikaların geliştirilmesini ve ödeme modellerinin yeniden değerlendirilmesini öneriyor.
Bu çalışmayı okurken aklıma son dönemde sağlık sisteminde giderek daha fazla konuştuğumuz akran kıyaslamaları, branş ortalamaları, Z skorları, hedef katsayıları ve bonus uygulamaları geldi.
İyi hekimlik gerçekten bunlarla ölçülebilir mi?
Hastasına daha fazla zaman ayıran, daha fazla emek harcayan, daha kapsamlı değerlendirme yapan bir hekimin katkısını yalnızca sayılarla değerlendirmek mümkün değil.
Hekimlik; puan üretme yarışı değil, doğru tanı koyma, doğru tedaviyi planlama, gereksiz tetkik ve tedavilerden kaçınma, hastaya gerektiği kadar zaman ayırma ve güven ilişkisi kurma mesleğidir.
Gerçekten iyi hekimliği mi ödüllendiriyoruz, yoksa yalnızca ölçebildiğimiz şeyleri mi puanlıyoruz?
PubMed: https://t.co/FfM3EQQXTs�
Yıllardır Fransa'ya gelen dostlarıma şehirleri gezdiririm.
En çok duyduğum tepkilerden biri şöyle:
"Yahu her taraf yabancı, göçmen. Etrafta hiç Fransız yok. Otobüste şoför Arap. taksici Senegalli, garson Cezayirli, inşaat sektörü silme Türk, kasiyerler Faslı, otelde Afrikalılar çalışıyor..
Nerede bu Fransızlar?"
Avrupa'yı ilk defa gezenlerin benzer şaşkınlıkları var.
Doğrudur.
(Siyasetçi bir dostumla Elysée sarayının güvenliğinden geçiyoruz. Teknik bir sıkıntı çıktı, sorunun giderilmesini beklerken, muhafızlarla sohbete daldık. Biri Fas, biri Fildişi Sahilli, bir başkası Martinik kökenli... Hayli şaşırmıştı.)
Bu böyledir.
Fabrikada, sokakta, mağazada, otelde, restoranda, kafede... çalışanlar hep göçmenlerdir.
Bu nedenle herhangi bir Avrupa şehrinin merkezinde 1 saat dolaştığınızda, temas edeceğiniz kişilerin çoğu yabancıdır, göçmen kökenlidir.
Thierry Pech ve Hakim El Karoui "Sans Eux" başlıklı araştırma kitabında Göçmenler Olmadan Fransa Nasıl Olurdu sorusunun cevabını aramışlar.
Pech, göçmenler olmadan Fransa'nın 10 yıl dayanamayacağını söylüyor.
El Karoui:
“Bugün göçmenleri sınır dışı edin: Sağlık hizmeti, bakım, yeme-içme, ulaşım diye bir şey kalmaz.
Fransa ekonomisi, hizmet sektörü bugün çok büyük bir oranda göçmenler sayesinde işliyor. Çalışma hayatında çok ömemli payları var.
Fransız mutfağı diyoruz ya, sektörün %22'sini göçmenler omuzluyor.
- Paris bölgesinde %66'ya kadar göçmenlerin elinde Fransız mutfağı.
Taşımacılık, lojistik, taşradaki işler, inşaat sektörü ki her sektörün öncüsüdür..
- Eğer bugün bazı politikacıların dediği gibi, 'hadi tüm göçmenleri geri gönderiyoruz' dersek Fransa ekonomisi durur mu?
- Eğer bugün göçmenleri geri gönderirsek hôtel-restaurant sektörü, posta-dağıtım sektörü, taşımacılık sektörü, toplu taşıma, sağlık sektörü, yaşlı bakım sektörü diye bir şey kalmaz."
Yurt dışına çıktığınızda etrafınıza bir de böyle bakın.
Sabah işe ilk başlayan göçmenlerdir.
Akşam herkes dinlenmeye çekildiğinde çalışmaya devam eden yine onlardır.
Otobüste, trende, mağazada, hastanede, postanede, tarlada, fabrikada.. çalışan hep göçmenlerdir.
GEÇMİŞİN FATURASI: 17 BİN İŞSİZ DİŞ HEKİMİ!
KONTENJAN İNDİRİMİ YETMEZ, DİŞ HEKİMLİĞİ EĞİTİMİNDE ALARM SÜRÜYOR!
Meslek örgütlerinin yıllardır dile getirdiği ciddi uyarılara rağmen; diş hekimliği fakülte sayılarının ve kontenjanlarının denetimsiz, plansız ve popülist yaklaşımlarla artırılmasının doğal sonucu olarak, 2026 yılı itibarıyla devlette istihdam edilmeyi bekleyen diş hekimi sayısı 17.000’e ulaşmıştır.
Diş hekimliği fakültelerindeki kontenjan artışının bilimsel bir planlamaya dayanmaması, bugün iki temel soruna yol açmaktadır: binlerce diş hekiminin işsiz kalması ve eğitim altyapısının yetersizliği nedeniyle klinik deneyimden yoksun mezunların sayısının çoğalması. Bu gelişme yalnızca istihdam dengesini sarsmakla kalmamış, ağız ve diş sağlığı hizmetlerinin niteliğini de zedeleyerek toplum sağlığını tehdit eden ciddi bir soruna dönüşmüştür.
YÖK tarafından son iki yıldır diş hekimliği kontenjanlarında kısmi bir azaltmaya gidilmektedir. 2024 yılında 9.801 olan kontenjan sayısı, 2025 yılında 7638'e, 2026 yılında da 6.762'ye düşürülmüştür. Ancak bu sınırlı kontenjan azaltımı, diş hekimliği eğitiminde yıllardır biriken yapısal sorunları gidermek için yeterli değildir.
❗Kamu hizmeti niteliğinden uzaklaşarak ticari bir anlayışla yürütüldüğü yönünde tepkilere konu olan bazı vakıf ve özel diş hekimliği fakülteleri, diş hekimliği eğitiminin içinde bulunduğu kaotik duruma ve mezun enflasyonuna rağmen 2025 yılında kontenjan artışına gitmiştir. 2026 yılında ise YÖK'ün uyguladığı sert yaptırımlar doğrultusunda kontenjanlarında bir miktar azaltmaya gitmek durumunda kalmışlardır. Sağlam bir akademik altyapıdan, yeterli klinik uygulama imkânından ve hasta çeşitliliğinden yoksun biçimde ticari kazanımı önceleyerek yürütülen bir eğitim modeli sebebiyle ciddi eleştirilerin odağında olan söz konusu kurumlar kamuoyunda "diploma fabrikası" olarak anılmaktadır. Yüksek öğrenim ücretlerine karşın eğitim altyapısına yeterince yatırım yapılmaması ile öğretim elemanlarının maaş, özlük hakları ve çalışma koşullarına dair dile getirilen sorunlar da bu üniversitelerde eğitim kalitesini ciddi biçimde sorgulanır kılmaktadır.
📌 Türkiye’deki kontrolsüz akademik genişlemenin boyutunu anlamak adına, eğitimde dünya standardı kabul edilen ülkelerden biri olan Almanya ile yapılan karşılaştırma tablosu, durumun vahametini özetlemektedir:
* Fakülte Sayısı: 2025/2026 döneminde Almanya'da 29, Türkiye'de ise 105 diş hekimliği fakültesi bulunmaktadır; Türkiye, Almanya'nın 3,7 katı fakülteye sahiptir.
* Öğrenci Kontenjanı: Almanya'da yıllık yaklaşık 1.500, Türkiye'de ise 6.762 kontenjan açılmaktadır; Türkiye, Almanya'nın 4,5 katı kontenjana sahiptir.
Bu veriler, Türkiye’deki diş hekimliği eğitiminin ülkenin gerçek insan gücü ihtiyacı, istihdam kapasitesi ve halk sağlığı gerçekleri gözetilmeksizin, tamamen plansız biçimde ticari odaklı genişletildiğini kanıtlamaktadır.
❗Nitelikli bir eğitim için güçlü bir akademik kadro şarttır. Bugün birçok devlet üniversitesi ve vakıf üniversitesinde yeterli profesör kadrosu bulunmamakta; hatta dekanı dahi diş hekimi olmayan (farklı branşlardan atanan) fakülteler bulunmaktadır. Tam teşekküllü eğitim hastanelerinden ve gerekli uygulama altyapısından yoksun diş hekimliği fakültelerinde öğrenciler yeterli sayıda hastaya erişemeden ve pratikten yoksun biçimde mezun olmaktadır. Resmî veriler, eğitim kalitesinde düşüşün, klinik uygulama saatlerinde azalmanın ve mezunların klinik yeterliliğinde gerilemenin yaşandığını açıkça göstermektedir.
❗Kontenjan fazlalığı nedeniyle oluşan bu suni arz fazlası, yeni mezunların %64'ünü özel sektörde asgari ücret düzeyinde çalışmaya mahkûm etmektedir. Genç hekimlerin yüksek maliyetler nedeniyle kendi muayenehanelerini açamaması, özel sektörü hekim olmayan sermayedarların eline bırakmıştır. Bu durum hekimler üzerindeki mobbingi, ucuz işgücü sömürüsünü ve güvencesizliği derinleştirmektedir.
📢 DİŞHEK-SEN olarak acil taleplerimiz şunlardır:
* Yeni fakülte açılması kesinlikle durdurulmalı, henüz eğitime başlamamış olan fakülteler derhal kapatılmalıdır.
* Yeterli akademik kadroya ve hasta kapasitesine sahip olmayan, profesörü bulunmayan ve dekanı diş hekimi olmayan fakültelerin öğrenci alımı derhal durdurulmalıdır.
* Vakıf üniversitelerinin kontenjanları, devlet üniversitelerindeki kısıtlamalara paralel olarak aynı oranda düşürülmelidir.
* İşsizlik krizini çözmek adına kamuda en az 10.000 diş hekimi ataması ivedilikle gerçekleştirilmelidir.
* Sağlık Bakanlığı, YÖK ve meslek örgütlerinin ortak katılımıyla, nüfus artışı ve bilimsel veriler ışığında diş hekimliğinde "Ulusal İnsan Gücü Planlaması" oluşturulmalıdır.
* Diş hekimliği eğitiminin, bazı vakıf üniversitelerinde ve özel üniversitelerde ticari kaygıların ön plana çıkarılarak rant kapısı haline getirildiği yönündeki, meslek örgütleri ve kamuoyunun eleştirileri dikkate alınmalıdır. Yükseköğretimde eğitimin ticari bir faaliyet olarak değil, kamu yararını önceleyen nitelikli bir hizmet olarak yürütülmesini sağlayacak düzenlemeler hayata geçirilmelidir.
@saglikbakanligi@drmemisoglu@YuksekogretimK@erolozvar@tcbestepe
#dişhekimliği
#dişhekimi
✅ DİŞHEKSEN faaliyetlerini incelemek ve üye olmak için
🔗 https://t.co/uXTsEApaRM
Bu ne ya. Ayda 300 bin TL üniversite parası ödeyecek bir aile var mı Türkiye’de. Ya da kaç aile var. Bu eğitimde mu fırsat eşitliği. Doğru düzgün hastanesi bile olmayan tıp fakülteleri üstelik.
📢 Evinde 70 metrekarelik bir alana seramik yaptıran vatandaş, ödediği ücretin ardından duygularını paylaştı:
⭕ “Geçen eve bir tane usta çağırdım. Tam 130.000 TL para ödedim 70 m^2 seramik için. 3 kişi geldiler, 2 günde bitirdiler.”
⭕ “Sadece işçilik bedeli bak bu. İçinde malzeme yok, yanlış olmasın. Sadece işçilik.”
⭕ “Ya eskiden şey vardı; 'Beni ne doktorlar istedi, ne avukatlar istedi de varmadım' falan derdi kadınlar. Herhalde bu şeye dönecek yani; 'Beni ne tesisatçılar, ne sıvacılar istedi de varmadım' demeye dönecek.”
31 yıl önce bugün Avrupalı devletlerin gözetimi ve sözde koruması altında Soykırımı aratmayan Boşnak katliamı yapıldı.
11 Temmuz 1995 Srebrenitsa Katliamı Avrupa yakın tarihinin en alçak kumpası, yüz karası ve insanlığa ihanetidir.
Önlenebilecek bir katliam BM ve Hollanda Barış Gücü K. Alb Karremans tarafından adeta görmezden gelinmiştir. Bu görmezden gelmenin temel amacının 1998 baharında BM kararı olmadan Sırbistan'a NATO müdahalesi için dünya kamuoyunda alt yapının hazırlanması olduğu yıllar sonra ortaya çıkmıştır.
ABD'ye NATO ve AB’ye güvenmek tam da budur. 8373 can bugün de yüreğimizi dağlıyor.
BM Genel Kurulu 23 Mayıs 2023 tarihinde 11 Temmuz’u Srebrenitsa Soykırımını Düşünme ve Anma günü olarak kabul etmiştir. Ancak aynı BM, Gazze’de, Batı Şeria ve Lübnan'da bugün devam eden soykırımı önleyemiyor.
Bu tarihi gün dilerim NATO, ABD ve AB'ye bel bağlayan mandacılara ders alacakları bir örnek olur. Katliamda hayatını kaybeden tüm Boşnak kardeş ve akrabalarına rahmet, Hayatta kalan yakınlarına sabır diliyorum.
🧵 Bir Başarı Hikayesi Değil, Bir Annenin Direniş Öyküsü: Murat Yakın ve Emine Anne
Bugün Euro ve Dünya Kupası sahnelerinde İsviçre’nin başında izlediğimiz o cool, sakin ve taktik dehası adamı, Murat Yakın’ı konuşacağız.
Ama bu sefer konumuz taktik tahtası değil; 13 yaşında babasız kalan bir çocuğun ve dilini bilmediği ülkede 8 çocuk büyüten bir annenin hikayesi. 👇
1️⃣ Sahalarda Değil, Mutfakta Başlayan Hikaye
Biz onu milyonluk transferlerle, milli takım hocası olarak tanıyoruz. Ama Murat’ın hikayesi 1970’lerde İsviçre’ye göç eden binlerce Türk ailesinden birinin dairesinde başladı. Murat henüz 13 yaşındayken baba evi terk etti. Bir yanda gurbet, diğer yanda tek başına kalmış 8 çocuk...
2️⃣ "Almanca Bilmiyordu, Okul Toplantılarına Çocuklar Gitti"
Anne Emine Yakın, tek kelime Almanca bilmeden İsviçre'de 8 çocuğuyla baş başa kaldı. Gündüz çalıştı, gece çocuklarını büyüttü. Okul toplantılarına gidemedi, onu çocukları temsil etti. Evde çocukluk erken bitti; Murat ve kardeşleri hayata erken yaşta "kaptanlık" etmek zorunda kaldı.
3️⃣ Sandviçli Süperstarlar
Yıllar geçti, Murat ve kardeşi Hakan Yakın futbol efsanesi oldu. Basel'de devleştiler, Şampiyonlar Ligi'nde Manchester United'ı salladılar. Ama Emine Anne hiç değişmedi. Gazeteler oğullarını manşet yaparken, o hâlâ kamp tesislerine evde eliyle yaptığı sandviçleri taşıyordu. Fakirliği de gördüler, zirveyi de... Ama o anne şefkati hiç değişmedi.
4️⃣ "Ben Türküm, Oğullarım Türkiye’ye Karşı Oynamasın"
Göçmen olmanın en ağır yükü aidiyettir. 2005’teki o olaylı Türkiye-İsviçre maçı öncesi Emine Anne'nin kurduğu o tarihi cümle aslında her şeyi özetliyordu: "Ben Türküm... Oğullarım Türkiye’ye karşı oynamasın. Gol atarlarsa çok üzülürüm." Bir tarafta doğurduğu topraklar, diğer tarafta çocuklarının ekmek yediği ülke. Kalbi hep ikiye bölüktü.
5️⃣ Ve Hayatın En Ağır Taktik Maçı: Cenazeye Gidememek...
Kasım 2023. İsviçre, Avrupa Şampiyonası için ölüm kalım maçlarına çıkacak. Maçtan tam bir hafta önce, 89 yaşındaki Emine Yakın hayatını kaybetti. Murat Yakın o sırada takımıyla uçaktaydı ve takımı yalnız bırakmamak adına annesinin cenazesine katılamadı.
6️⃣ "Pişman Değilim, Annem de Böyle İsterdi"
Sosyal medya ve spor basını bu kararla çalkalandı. Murat Yakın ise aylar sonra içini şu sözlerle döktü:
"İşimi yapmam gerekiyordu. Kimse özel hayatımla ilgilenmemeli. Cenazeye katılamadığım için pişman değilim çünkü annemin de benimle aynı fikirde olacağını, orada kalmamı isteyeceğini biliyordum. Kesinlikle kolay zamanlar değildi..."
Özetle;
Bugün Murat Yakın’ın soğukkanlılığı, kriz anlarındaki o kaya gibi duruşu nereden geliyor diye merak ediyorsanız; o duruş futbol akademilerinde öğrenilmedi. Hayatın en zor maçını 13 yaşında, dilini bilmediği bir ülkede 8 çocuğu için tek başına veren o kadının, Emine Yakın’ın mirası.
Bazen bir insanı şampiyon yapan şey sadece yeteneği değil, arkasındaki annenin vazgeçmeyişidir. Ruhu şad olsun. 🤍
Kafelerin dolu olması ekonominin iyi gittiğinin kanıtı mıdır?
Nikiforos, Missos, Pierros ve Rodousakis, yeni makalelerinde kriz ve sonrası dönem için "Kafe Ekonomisi" dedikleri konaklama ve yiyecek hizmeti faaliyetleri sektörünü incelemişler.
2009-2023 arasında Yunanistan ekonomisinde neredeyse bütün sektörler çökmüş, bir tek konaklama ve yiyecek hizmeti faaliyetleri %11, bir de gayrimenkul faaliyetleri %24 büyümüş.
Üstelik konaklama ve yiyecek hizmeti faaliyetleri istihdamında %87 büyüme gerçekleşmesine karşın, bu sektördeki reel ücretler %59 azalmış.
Yazarlar sektördeki büyümede, turizm bağımlısı büyümenin yanında, kafe gibi hizmetlere yönelik iç talebin görece esnek olmayan bir yapıda olmasına ve kafeye gitmenin düşük maliyetli bir sosyalleşme biçimi olarak işlev gördüğüne vurgu yapmışlar.
https://t.co/QIEkrbmG10
Gençler iş beğenmiyor mu?
Prof. Dr. Behçet Yalın Özkara, 2 özgeçmiş hazırlayarak yüzlerce ilana başvurdu:
1. Aday: Marmara Makine Mühendisliği mezunu, 2 kere yaz stajı, B1 İngilizce, bilgisayar programları sertifikaları
2. Aday: Ankara İşletme mezunu, 2 kere yaz stajı, B1 İngilizce, bilgisayar programları sertifikaları
3 aylık araştırma süresinde 1. Aday için 162, 2. Aday için 147 ayrı iş ilanına başvuru yapıldı.
Toplam 309 başvurudan geri dönüş sayısı ise 0 (sıfır) olarak gerçekleşti.
Erdem sinyalleme, bir kişinin “Ben çok iyi, ahlaklı ve duyarlı biriyim” mesajını vermek için yaptığı, gerçekte çok az çaba ve fedakârlık gerektiren davranışlara denir.
“İyilik yapmak yerine, iyilik yapıyor gibi görünmek.”
Örneğin;
Sosyal medyada “Kadına şiddete hayır!” diye paylaşım yapıp, kendi çevresinde kadınlara kötü davranır veya sessiz kalır.
“Çevre çok önemli” diye fotoğraf paylaşıp, çevreye zarar vermeye devam eder.
Uzaktaki bir savaş için 💔emojisi koyar, ama kendi ülkesindeki benzer sorunlara hiç ses çıkarmaz.
“Biz dezavantajlı grupları destekliyoruz” diye reklam yapan bir şirketin kendi çalışanlarına adil davranmaması.
Çünkü
Popüler konular tercih edilir. Sadece laf, paylaşım veya fotoğraf yettiği için maliyeti çok düşük. Beğeni, saygı ve statü kazanmak amaçlanır ama sorunu çözmek için somut bir şey yapılmaz.