İnceden inceden bitiren o sızıya izin veriyorum. Unutmaya, unutulmaya başladıkça yaşanılan güzel anılar acı verici bir hâlde unutuluyormuş. Bir bedeli varmış, güç gerektirirmiş ve istikrar. Tepkisiz bir ifade ve minimize edilmiş iletişimler; bittiğinde ise rahatlatan bir soluk.
Hayallerimiz olduğu sürece genç, mücadele gücümüz olduğu müddetçe güçlü, kendimize inandıkça var, herkese inanmadıkça yılmaz ve devam ettikçe oyunun içindeyiz, yenilsek bile kolay pes etmeyeceğiz ama kazanırsak da unutulmayacak; hayat yaşamaya değer.
Benzersiz birliktelikler kadim vedalarla süslenmiştir, hiçbir büyük ilişkinin köy türküsü tadında vefa sözcükleri olmamıştır, hatta büyük şeyler sözcüksüz biter, çiçekler güzeldir ama birliktelikler de bir gün son bulur, bal mumu soğur, çamur sertleşir ve insanlar gider.
Dedikodu yapmadığım için, insanların hayatları beni ilgilendirmiyor, kadınların yoğunluklu olduğu yerlerde sessizleşip gömülüyorum içime. Mentalitemi yoruyor.
Seraphim Shock “Nightmares for the Banished”
Oomph! “Ego”
Theatre of Tragedy “Aégis”
Crippling Alcoholism “With Love from Padded Room”
Mortal Love “All the Beauty”
King Dude “Sex”
Tiamat “Judas Christ”
Gel kaçalım seninle eski basım kitap kokularına, tabiatın serin bahar yağmurlarına, kim bilir kaç şaire ilham olmuş denize nazır banklara, Galata'nın tarih kokan sokaklarına, sadakatin hala mümkün olduğu o derin ütopyalara, insanların sadece filmlerde rol yaptığı o eski dünyaya.