Ankara’da NATO zirvesi öncesi gözaltılar
Bu sabah saatlerinde Ankara başta olmak üzere birçok kentte NATO zirvesi öncesi gözaltı haberleri geldi.
https://t.co/IK3aSgg2sq
🖊️TKP General Secretary Kemal Okuyan (@OkuyanKemal) wrote for the latest issue of the Voice of TKP:
The CHP crisis in 17 points
📌Click the link to read the full article and other pieces from the monthly publication:
https://t.co/273hKapgJz
Küçük düşürülmenin sınırı yok: Macron sabah koşacak diye Ankaralılar parka gidemeyecek!
◾️Dünyanın en büyük terör örgütü olan NATO’nun liderleri gelecek diye Ankara’yı açık hava hapishanesine çevirmeye kalkan AKP, Macron sabah koşusu yapacak diye Dikmen Vadisi veya Botanik Parkı’nı halka kapatacak.
https://t.co/KEvdpXyvIu
Ankara Valiliği 7-8 Temmuz’da düzenlenecek NATO zirvesine ilişkin kentte 13 gün sürecek utanç verici bir yasaklama kararına imza attı. Dünyanın en büyük terör örgütü NATO’nun liderleri Ankara’ya gelecek diye başkentte NATO karşıtı eylem ve etkinliklerin yasaklanmasını öngören bu karara karşı partili avukatlarımız bugün yürütmenin durdurulması ve iptali talebiyle dava açmıştır. Bu ülkenin sahibi ne NATO temsilcileri ne de onların işbirlikçileridir. Bu vesileyle bir kez daha ülkemizin tüm yurtseverlerini, cumhuriyetçilerini, onurlu halkını emperyalizme karşı mücadeleyi birlikte yükseltmeye çağırıyoruz.
NATO, bu ülkeye onursuzluk ve ölümden başka bir şey getirmeyecektir.
Komer’in arabasını yakanlardan aldığımız bağımsızlıkçı ruhla mücadeleye devam ediyor, herkesi 5 Temmuz’da, Tandoğan Meydanı’nda düzenlenecek olan NATO Karşıtı Büyük Miting’e davet ediyoruz.
İktidarın NATO korkusu: Miting yasağı kararı aldılar!
Ankara Valiliği bu akşam yaptığı açıklamayla kentte tüm NATO karşıtı eylem ve gösterileri yasaklama kararı aldığını duyurdu. TKP, 5 Temmuz’da Tandoğan’da yapacağı mitinge ilişkin olası yasaklama girişimine dair daha önce yaptığı açıklamada “aklınızdan bile geçirmeyin” uyarısı yapmıştı.
https://t.co/wmzW9cyoNJ
Milli Takım Dünya Kupası’ndan iki maç oynayıp eleniverdi. Herkes kızgın. Kadro tercihlerine, oyuncuların performansına, oyun planına ya da plansızlığına dair çok şey konuşuldu.
Ama artık herkes biliyor ki, futbol sadece futbol değil. “Büyük bir endüstriye dönüştü” deniyordu. Bu tanımlamada bir olumluluk görebilirsiniz. Oysa futbol çoktan kendi “çürümesi”ni yaşıyor, tıpkı emperyalist sistem gibi.
Transfer borsaları, devasa stadyumlar, sponsorlar, “yasal” ve yasal olmayan bahis şirketleri, canlı yayınlar, reklam pastası, satış mağazaları derken ortada gerçekten büyük ve gerçekten çürüyen-çürüten bir ekonomi var.
Sporların belki de en keyiflisi futbol bu hengamenin içinde direnmeye çalışıyor.
Türkiye’de futbol çürümeden daha fazla pay aldığı için kolay bir gruptan çıkılamadı.
İktidar futbolun üzerine her şeyiyle yüklenmiş, belki de kendi geleceğini orada hegemonya kurarak kurtaracağını düşünüyor.
Tarikatlar futbolcuları bir bir teslim alma yoluna girmiş.
Holdingler futbolun dengesini bozmuş, şehir ve kurum takımları yok olmaya yüz tutmuş.
Yabancı sporcu transferi altyapıdan yetişen sporcu sayısını azaltmış bazı pozisyonlar için oyuncu bulunamaz hale gelmiş.
Bahis şebekeleri topçusundan hakemine, yorumcusundan teknik direktörüne her tarafı sarmış.
Yüksek transfer bedelleri, reklam gelirleri, absürt primler futbolcuyu tembelleştirmiş, üstüne medya goygoyu onları gerçeklikten koparmış.
Bedeni ve kafayı çalıştırmak yerine “nasipse kazanırız”la idare edilmiş.
Takım ruhu yerine ağır abilerin reisliği konmuş.
Sonuç budur. Futbol her yerde çürümektedir, Türkiye’de daha hızlı!
YAŞASIN TAM BAĞIMSIZ TÜRKİYE!
Samsun'da yaklaşık iki yıl önce, Atatürk ve Anadolu bulvarlarını birbirine bağlayan üst geçide yapılan "NATO DEFOL" yazılaması gerekçe gösterilerek, iki parti yöneticimize dava açılmıştı.
Soruşturma kapsamında il başkanımız gözaltına alınmış, yazılamanın yapıldığı duvarın etrafında toplanan olay yeri inceleme ekipleri, adeta bir cinayet mahallinde bulgu ararcasına çalışmalar yapmış, kırmızı alarm durumuna geçilmişti...
Dün Samsun Adliyesi'nde görülen duruşmada, yoldaşlarımız hakkında beraat kararı verildi.
Bu vesileyle bir kez daha dile getirmek istiyoruz:
NATO'yu yurdumuzda istemiyoruz.
Filistin'de, İran'da, Lübnan'da çocukların üzerine bombalar yağdıranlarla, Küba'yı boğmak isteyenlerle, dünden bugüne aydınlarımızı, gençlerimizi, işçilerimizi öldürenlerle; ABD ve İsrail'in başını çektiği haydut çetesiyle görülecek hesabımız var.
Tüm halkımızı, yurtseverleri; 5 Temmuz'da Ankara Tandoğan Meydanı'nda düzenlenecek olan büyük NATO karşıtı mitinge çağırıyoruz.
Bu berbat eğitim sisteminde “başarı” nedir ne değildir tartışması; 2 milyonun üzerindeki öğrenciye yaşatılan eşitsizlik ve haksızlıklar; öğrenime devam ederken yüzleşilecek memleket gerçekleri ve işsizlik tehdidi bir yana, YKS’ye giren tüm gençlerimize başarılar.
AKP’de Erdoğan sonrasına ilişkin tartışmalar bir kez daha yoğunlaştı. Eski isimlere yenileri eklendi, hatta Akın Gürlek’in adını da görmeye başladık Hakan Fidanlı, Bilal Erdoğanlı, Berat Albayraklı listede.
Henüz Erdoğan’ın adaylığı ilan edilmiş değil. İktidarın iddia ettiği gibi seçimler 2028’de yapılacaksa, 2033 yılına kadar sürecek bir dönemden söz ediyoruz demektir. Zor.
Bu açıdan bakıldığında tartışma belli ki sadece bir sonraki dönemle ilgili değil. O yüzden iktidara yakın bazı gazeteciler Cumhurbaşkanlığının yeniden sembolik bir makama dönüştürüldüğü ve asıl ağırlığın AKP Genel Başkanı ve Başbakan’a kaydırılacağı bir modelden söz etmeye başladılar. Yani AKP’ye yeni bir Genel Başkan arıyorlar.
Peki iktidar cephesinde bu geçişi olanaklı kılacak ve toplumu ikna edecek bir heyecan, bir iddia var mı?
Anayasa deniyor. İçeriğe dair tık yok hâlâ; takırtı tukurtu var. Yeni Osmanlı’ya anayasal bir düzlemde meşruiyet sağlamak sanıldığı kadar kolay değil. Bekliyorlar.
Yeni çözüm süreci. Orada da bekliyorlar.
Tek yaptıkları, yerli ve yabancı sermayeyi AKP dışı arayışlardan uzak tutacak ve düzen içi seçenekleri seçenek olmaktan çıkaracak operasyonlar yapmak. Hedefleri CHP’yi yönetilemez hale getirmek demiştik, bu noktaya şimdiden gelmiş durumdayız.
CHP’yi yönetilemez hale getirdiler ama AKP’yi yönetebiliyorlar mı, bu gerçekten kuşkulu. CHP operasyonları bir açıdan AKP’yi rahatlatıyor ama diğer açıdan AKP’yi de krize sokuyor. Krizin nerede kontrol altına alınacağını, hatta kontrol altına alınıp alınmayacağını kimse bilemez.
İlginç bir döneme giriyoruz. Uluslararası sistem de son derece dağınık, sürekli yeni hamleler, yeni inisiyatifler, yeni bloklaşmalarla karşılaşıyoruz.
Açık olan bir şey var. “Devlet aklı” filan deniyor, geçiniz. AKP’nin 24 yıllık iktidarı düzen siyasetini çok ama çok hırpaladı. Siyasetin iç dinamikleri kuruma eğiliminde. Baksanıza hâlâ Abdullah Gül’lü aile fotoğraflarına bel bağlayanlar var!
Bu kadar ağır sorunlarla yüz yüzeyken toplum, siyaset alanına dönük hoyrat müdahalelerin sistemin inandırıcılık sorununu derinleştirmemesi mümkün değil.
Yaklaşmakta olan krizi iyi okumak ve ona uygun stratejiler geliştirmek zorundayız. Türkiye’nin kavşağı seçimli bir demokrasi ile, seçimsiz biri monar��i arasında olmayacak. Türkiye’nin kavşağı açgözlülüğün akılsızlaştırdığı bir sömürü düzeninde bilinmezlik ve yıkım içinde sürüklenmekle emekçi halkın temsil ettiği yeni bir kurucu irade arasında olacak.