Mazlum Abdi’yi dinlerken…
Rojava’nın özgürlük umutlarını yüklenen SDG’nin feshedilmesi, Şam’ın Kürtçe eğitim hakkını ‘seçmeli ders’ düzeyine indirgemesi, SDG Genel Komutanı Mazlum Abdi’nin HTŞ’li Cumhurbaşkanı Şara’nın danışmanlığını kabul etmesi ve 1 Eylül 2026 itibariyle Şam güçlerinin Haseke, Kamışlo ve Derik’e girmesi Kürtler arasında yoğun biçimde tartışılıyor. Taşıdığı önem nedeniyle daha uzun süre tartışılacağı da anlaşılıyor.
İzleyebildiğim kadarıyla yoğun bir duygusallık eşliğinde süren tartışmaya daha çok hayal kırıklığı, öfke ve tepki damgasını vuruyor. Elbette bunu anlamak, buna bir anlam ve hak vermek gerekiyor. Zira Rojava, Kürtlerin özgürlük umutların yükseldiği; bu uğurda ağır bedellerin ödendiği bir yerdi. Dolayısıyla destansı direnişlerin yaşandığı ve ağır bedellerin ödendiği yaklaşık 15 yıllık sürenin sonunda elde edilen bu sonucun hazmedilmesi mümkün değil.
Eleştiriler, tepkiler, sitemler yerindedir ve değerlidir…
Fakat bu sonucun kalıcı olacağını sanmak yanıltıcı olacaktır. Rojava’da yolun sonuna geldiğini, herşeyin bittiğini söylemek için erkendir. Sadece şartlar gereği ara bir çözüm üretilmiştir ve buna -kerhen-evet denilmiştir. Ayrıca sadece Rojava değil, Şam da mevcut durumdan pek de hoşnut değildir. Şam da aslında kerhen evet demiştir. HTŞ ve Colani’nin hedefi Rojava’yı tümden ele geçirmek, yeniden işgal etmektir. HTŞ ve lideri bundan vazgeçmeyecektir. Şam ve Ankara; Şara ve Erdoğan bu konuda ellerinden geleni bundan sonra da yapacaklardır.
Kaldı ki Rojava’nın özgürleşmesini engelleyen de Şam’dan çok Ankara’dır. Kabul etmek gerekir ki bu Türkiye’nin ‘başarısıdır’. Kürt siyasetinin de hataları olmuştur ancak, sonucu belirleyen Türk devletinin düşmanlığıdır. Bölgede ve Suriye'de dengeler değiştiği için Rojava’da şimdilik Türkiye'nin dediği -kısmen- olmuştur ama o da ‘zaferinden’ pek emin değildir.
Bölgede devam eden çıkar çatışmalarının bu ‘zaferi’ riske atacağının farkındadır. Kürtlerin kayıplarını telafi edebilecek potansiyele sahip olduklarını da görüyor ve bu yüzden önlemlerini almayı sürdürüyor.
Öte yandan Kürt siyasetinin hataları elbette görmezden gelinemez. Yaşananlardan ders çıkarılması için bununla yüzleşilmesi de kaçınılmazdır. Rojava’da bence ilk düğme yanlış iliklendi ve öyle de devam etti. Bölgesel dengeler değişince acı gerçek fark edildi ama artık geçti ve iş işten geçmişti.
Ayrıca HTŞ’nin Şam’ı ele geçirdiği ve Alevilere katliam yaptığı günlerde (10 Mart) Mazlum Abdi’nin Colani ile anlaşma imzalaması yanlıştı. Yine Amerika’nın (Temmuz 2025) ‘’Arap bölgelerinden çekilin’’ talebine bazı güvenceler karşılığında olumlu bir yanıt verilmemesi de hataydı. Zaten Mazlum Abdi de bu konuda hata yaptıklarını söylüyor ve özeleştiri yapıyor.
Bunlar ilerde bütün detaylarıyla tartışılır ama eleştiri ve tepkilere bir anlam vermekle birlikte bunun ölçüsüz bir biçimde yapılmasını doğru bulmuyorum. Bu süreçleri yakından izlediğim ve 40 yıllık bu mücadelenin hasbelkader yakın tanığı olduğum için bu aşamada Rojava konusunda pek bir şey söylemeyi de doğru bulmuyorum.
Hatta Mazlum Abdi ve arkadaşlarını eleştirmeye dahi kıyamıyorum. Zira onlar Rojava’nın özgürlüğü için her şeyi yaptılar. 10 yıldan fazla bir süre cepheden cepheye koştular ve her cephede fedakarca ve kahramanca savaştılar. Oğullarını, kızlarını, kardeşlerini, en yakın arkadaşlarını bu savaşlarda kaybettiler. Onların neler yaşadıklarına sadece Kürtler değil, bütün dünya şahitlik etti. Her şey herkesin gözleri önünde yaşandı.
Ayrıca onların da her şeyin farkında olduklarını düşünüyorum ve Kürtlerin onlardan başka bir alternatiflerinin olmadığını da biliyorum. Olsaydı belki daha iyi olurdu ama yok; Kürtlerin son 50 yılda binbir emek ve fedakarlıkla yarattığı en önemli birikim budur. Bu giderse Kürtler asıl o zaman bir yüzyıl daha geriye gider.
Mevcut birikim çok zor şartlarda ve çok ağır bedeller sonucu yaratıldı. Bu kadar savaş, bunca acı, bunca şehadet sonrası Kürtlerin elleri boş, boyunları bükük, kör-pişman geri döneceklerini; Şam’ın ya da Ankara’nın önünde diz çökeceklerini düşünmüyorum. Bu yönlü gürültü koparanları ise iyi niyetli görmüyorum.
Kürtler evet; ciddi kayıplar verdiler, geri çekildiler, taviz verdiler ama geçmişe, bedellerine, şehitlerinin kendilerine devrettikleri hayallerine sırt çevirmeyeceklerdir. Bu hayallerin hiç olmasa bir kısmını hayata geçireceklerdir. Bize düşen onları bu zorlu süreçte hem hatalarıyla yüzleşmeye teşvik etmek hem de elbette yine ve yeniden yardım etmektir. Hiç değilse onlara ek sorunlar üretmemek, işlerini daha da zorlaştırmamaktır.
Suriye’de ve Ortadoğu’da henüz ne olacağı, nasıl bir dizayn yapılacağı net değildir. Bölgedeki çıkar çatışmaları; enerji ve ticaret koridorları üzerindeki egemenlik savaşı sürüyor ve bu konjonktür değişebilir; yarın Kürtlerin önünde yeni fırsatlar belirebilir.
Dolayısıyla önemli olan Kürtlerin örgütlü güçlerini ve özgürlük düşlerini muhafaza etmeleridir.
Sonuçta Kürt milleti Ortadoğu’nun kadim bir milletidir. Ve her millet gibi Kürtlerin de kendi kaderini tayin hakkı vardır. Bu hak vazgeçilemez ve devredilemez bir haktır.
Biçimi ne olursa olsun Kürtler er ya da geç bu haklarını kullanacaktır.
Su akacak yatağını bulacaktır.
Rojava’da ve tüm Kürdistan’da…
İlke TV’den Banu Güven’in Mazlum Abdi ile yaptığı söyleşiyi dinlerken aklıma bunlar geldi.
@kolisraelmedia and then you wonder why the Kurds are doing this. If you had protected the Kurdish region like decent people, the Kurds wouldn't have to live with Turks and Arabs like this. Look within yourselves; compare what your closest friend, America, did to the Kurds to what you did
@kolisraelmedia You don't know what you're talking about. If you had extended a hand to the Kurds like human beings, if you hadn't made the Kurds dependent on Arabs and Turks, these things wouldn't have happened. It's not enough to just talk; you sign agreements in Paris, London, and elsewhere
@PanKurdi Ćöl bedevilerimi insan yerine koymak kadar aptallik yoktur..kurdistanda kürt illerinde ya hiçbirine kiralamayacaksin yada kiralarsan yer verirsen önceden yüklü miktarda deposito alacaksinki yapmasjnlar
@dillondanis If you are a Kurdish man, you invite someone politely, you either win or lose. You cannot be disrespectful to that Kurd, or to his people, you ill-mannered, degenerate Armenian... If you insult like that, you will be insulted in return...
Bugün Digor katliamının 33. yıldönümünde Adalet Bakanı’na çağrı!
Dünya âlem biliyor ki o vahşi katliamın failleri devletin özel timleriydi.
Devlet kendi katillerini bir baba şefkatiyle korudu ve korumaya devam ediyor.
Adalet Bakanı Gürlek, buna gücünün yetmeyeceğini bilsem de, tarihe not düşsün diye yine de seni devletin katilleri koruyan kalkanını kaldırmaya davet ediyorum.
Bir mahalle bekçisi bile basit bir soruşturmayla katilleri kulağından tutup mahkeme önüne çıkarabilir.
Sen görevini yapmasan bile o katiller er geç ortaya çıkacak ve hesap verecektir.
Takipçi olmaya devam edeceğiz.
********
Ben dört yıl önce o vahşi katliamın yapıldığı yerde açık hava müzesi kurmak için çam fidanları diktim.
Devletin balçemk yarasaları gece gidip fidanları yerinden söktüler.
Müze hayalim ne yazık ki gerçekleşmedi.
İşte o günün videosu!
#DigorKatliamı
#AdaletBakanı
Coğrafya müellimi Ali Cevad tarafından Tedrisat-ı rüşdiye (Orta okul) için hazırlanmış "Resimli mücmel coğrafya (1889)" kitabında Kürdistan ile ilgili kısımları:
Kürdistan
Asya-i Osmânî'nin Kürdistan kıtası Anadolu, Irak kısımlarıyla İran ve Kafkasya memleketleriyle mahudud olup terbian ikiyüz kilometre üstünde ve iki milyon kadar sakinesi şamildir.
Kürdistan kıtası altı vilayete münkasımdır.
-Erzurum Vilayeti
-Van Vİlayeti
-Mamüretül Aziz Vilayeti
-Diyarbekir Vilayeti
-Bitlis Vilayeti
-Musul Vilayeti
9.yy'da yaşamış Keldani Ibn Vaşhiyya, "Kitab Shawq al-Mustaham" adlı eserinde
Kürtlerin kadim alfabesi olan Masi-Soratî
alfabesini kaydetmiş.
Hatta tamamı Kürtçe ve bu alfabe ile yazılan 32 kitaptan söz ediyor.
Bu alfabeyi neden Kürt takımları kullanmıyor?
@hatipoglufatihx Sana inanin senin arkanda yürüyen kürdün yüzüne tükürülmesi gerekir en büyük namussuz o kürttür..allah belanizi versin din tuccarlari sizi
📍 İstanbul Taksim'de Kürt rapçi Barody'e canlı yayında ırkçı sözler
Canlı yayın yaptığı sırada bir kişinin "Hangi dili konuşuyorsun?" sorusuna "Kürtçe konuşuyorum" yanıtını veren Barody, "Burası Türkiye, Kürtçe konuşamazsın" sözleriyle karşılaştı.
Barody'nin "Sebep?" sorusuna ise şahıs, "Sebebi yok, burası Türkiye, Kürtçe konuşamazsın" ifadelerini kullandı.
#Barody #Kürtçe #İstanbul #Taksim