All I wanna be is Santa. And... you want to take that away from me, fine. Go ahead. But when you need my help because I am ruining everything, don't look at me.
Soruşturma da açılsa yine de bu tiplere hiçbir şey olmaz. Sistem bunları sever, bunları korur, bunların kazanç derdi olmaz, yeşil pasaportu olur, esnek çalışırlar, iş yetiştirme streleri olmaz, istedikleri zaman kesintisiz uzun tatiller yaparlar. Memurluk böyle bir şeye dönüştü.
Avukatlık yaparken zamanımızın büyük bir kısmı adliyede bu tiplere yapmaları gereken işleri yaptırmak ya da yanlış yaptıklarını düzelttirmek için kırk takla atmakla geçer. İşimiz zaten riskli ve zorken bu tiplerle uğraşmak boşu boşuna vaktimizden ve motivasyonumuzdan alır.
Şu şımarıklık, arsızlık; yüzeyselliğin, cehaletin ve benmerkezciliğin pişkinliği de toplumun kanseri.
Herkes hata yapabilir, pişman olacağı şeyler de yapabilir. Ancak bir toplum, utanma ve mahcubiyet duygusunu yitirirse ondan geriye ölüm sonrası dirilmeyi bekleyen zombiler kalır.
Ölüye göre daha fazla hareket edebilen et, kemik ve kas yığınları.
Ve ortada bu durumu dert eden çok organizasyon, kurum da yok gibi.
10 yıldır kurban keserim , Allah hayrımızı kabul eder inşallah.
10 yıldır en ucuzunu ararım. En fazla pazarlığı yaparım. Neden hesabı yapılmasın ? Pazarlığın kendisi sünnet değil mi o zaman pazarlık da yapmayalım ?
1 lira az fiyata 1 kilo fazla et alsanız o da yine dağıttınız ihtiyaç sahibi insanlara artı yazacak.
Neden hesabı yapılmıyor abi parayı ağaçtan mı topluyoruz ? Satan adama hayrına dağıtacağım 20 lira aşağı ver desem tamam diyecek mi ?
İçinde para olan her şeyin hesabı yapılır. Böyle diye diye çiftçisinden esnafına doktorundan avukatına herkes geçiriyor.
Mesleğe yeni başlayan, başlayacak olan kardeşlerimizin dünyaya bakışlarını, mantalitelerini oldukça değerli buluyorum. Nasıl ki bizler de bizden önceki nesillerden daha ileride, donanımla geldiysek; onlar da bizden daha ileride ve donanımla geliyor.
Değişime inanmaya ve kabullenmeye ihtiyacımız var. Burası net. Ama genç meslektaşlarımızın da bizlerin neler yaşadığını, nerelerden geldiğimizi bilmeleri lazım ve bu kadar kırılgan olmamaları lazım.
80 ve öncesi kuşak avukatların herbirinin ağzında baro pulu tadı tanımlaması vardır mesela. Eskiden baro pullarını çoğunlukla yalayarak vekâlete yapıştırıyorduk kıymetli kardeşlerim. Bu yazıyı okuyan her eski meslektaşımın zihninde o tat belirdi değil mi ?
Ofiste temizlik yapmak, çay servis etmek istenmese de, genel olarak ayıplansa da stajyerlerin çoğunun yapmış olduğu faaliyetlerdi.
Evrak ve belgeler, duruşmalar için adliye adliye gezilirdi. Gün ofisten çok dışarıda geçerdi.
Çok çalışılırdı, iş öğrenilirdi, az para kazanılırdı ama sabredilirdi.
Kalemlere dil dökme, aynı günde talebe karar çıkarma gibi olmayanı olur etme yeteneği kazanılırdı. Hatta patron avukatlar halledilemeyecek işlere bazen özellikle stajyerleri yollarlar; ara sıra kalemler de çocuk ofisten azar yemesin diye merhamete gelir yardım ederlerdi.
Aynı gün içerisinde hiç kusurumuz olmayan bir olay yüzünden ofisteki üstatlardan ayrı azar yenir, bu konuyla ilgili adliyeye yollanılır, bir de adliyede azar yenirdi. Genelde de konu tarafımızdan hiçbir şekilde anlaşılmadığı için iki tarafa da doğru izahat verilemez, en sonunda üstad avukatlar konuya el atar sizi de peşinize takar kaleme gider sonra konu çözülemeyince de; demek mi olmuyormuş derler ve hayatlarına devam ederlerdi.
Ben mesela jöle olmayı Levent’teki Ticaret Mahkemesi kaleminde öğrendim. Jöle olmak benim uydurduğum ilk avukatlık tabirimdi. Manası sağdan soldan silleyi, azarı yemek ama jöle gibi darbeleri emerek eski kıvama geri gelmek, kazanamayacağın savaşlara girmemek.
Şu an hatırlamadığım bir kalemde dosyalara bakılacak evrak sunulacaktı. O zaman evrak sunmak için görüldü almak gerekirdi. Görüldü için de önce dosya numarası söylenecek, dosya çıkacak, o dosyayla müdürün yanına gidecek, müdür de hakim, savcı artık kimse ona götürüp görüldü alırdı. Siz de alındı evrakı dediğimiz kopya dilekçeye imza alırdınız. Bazen de direk hakimin, savcının yanına siz giderdiniz.
Dosyalar da adet olduğu üzere mübaşirler çıkarırdı.
Olay günü Dosya numaralarını söyler söylemez, mübaşir şu an söylemek istemediğim sinkaflı bir hakaret etti. Şu anlama gelen bir şey siz kendiniz ne dediğini hayal edin. “…. senin de dosyalarına”
Duyar duymaz umarım o cümleyi bana söylemedin dedim. Der demez müdürü, yardımcısı kim varsa bana bağırmaya başladılar. Aradan o tüm bağrışlardan müdürünün “adam ne dedi, dediyse, söylediyse ne olacak, siz bize neler söylüyorsunuz, yutacaksın” gibi cümlelerini net hatırlıyorum. Bağırışlar öyle ki yan duruşma salonu hakimi bunun üzerine sessiz olunması üzerine kendi mübaşirini yolladı…
O sırada biri bir hanımefendi, diğeri de bir beyfendi iki meslektaşım, üstadım bana sarılarak kalemden dışarı çıkardılar. O an çok zoruma gitmişti. Haklıyım, hiçbir şey yapmamışım ve ben susturulmaya çalışıyorum. İki tecrübeli üstadım da bana ayrı ayrı telkinlerde bulundu. Hakkımda tutanak tutulacağını kalemdeki avukatlar dahil kimsenin bana yardım etmeyeceklerini anlattılar. Sağolsunlar. Resmen beni söküp aldılar oradan.
Konu patron avukata gitti. Üstadım ilk defa beni güzel bir restoranta çıkardı. Başbaşa sohbet ettik. Dedi ki sen haklısın. Ben gittim kalemle de konuştum. Ama dedi bu işi uzun soluklu yapacaksan çoğu şeyi duymayacak, kazanamayacağın savaşlara girmeyeceksin.Dinledim, düşündüm ve kabul ettim.
Kıymetli genç kardeşlerim.Bu meslek sabır, yönetme ve strateji mesleğidir.Pes etmeyin,hemen kırılıp vaz geçmeyin. Avukatlık diğer mesleklerin hiçbirine benzemez.Daha çok üzerine gidin. Başarılı olun ki bir gün bizim başaramadıklarımızı siz başarın.
Herkes kendi memleketinde yaşasaydı, en kalabalık olacak 10 şehir.
1. Şanlıurfa : (3.147.997)
2. Konya : (2.689.673)
3. İstanbul : (2.609.762)
4. Diyarbakır : (2.456.017)
5. Samsun : (2.024.484)
6. Erzurum : (1.975.024)
7. İzmir : (1.950.877)
8. Adana : (1.852.542)
9. Hatay : (1.881.744)
10. Gaziantep : (1.814.691)
Duruşmadan yeni ayrıldık. Cezve'nin katili Burak isimli cani cezadan kurtulmaya yönelik savunma yaptı. Uyuşturucu madde etkisi altında olduğunu , Cezve'nin kendisine saldırdığını beyan etti.
Hakimlik muayene raporlarında herhangi bir çizik tespit edemedi. Görüntüler izlendi, Cezve'nin katledilmek için katil Burak tarafından bina içine alındığı ve canavarca hisle hayvanın katledildiğini bütün mahkeme seyretti.Salondakiler, hatta bazı polisler gözyaşlarını tutamamadı.
Cezve'nin avukatı @avhilalkocak Cezve katledilirken sadece seyreden bir vatandaş hakkında suç duyurusunda bulunulmasını talep etti. Hakimlik bu talebi kabul etti. Artık hayvanlar katledilirken müdahale etmelisiniz, artık bu suçu bildirmelisiniz.
Neticeden bugüne kadar bu olaylarda verilen en yüksek ceza verildi, 3 Yıl 8 ay, tutukluluğunun devamına karar verildi. Ve suçu bildirmeyen seyreden kişiler hakkında suç duyurusunda bulunuldu.
@emrullaherdinc bey'e kamuda bu davayı duyurduğu için, @avhilalkocak Hanım'a Cezve adına hak aradığı için ve bu zaferi sağladığı için, Avukat İlke hanım'a, Berna Hanım'a, Sena Hanım'a, Umut bey'e her davada oldukları için , orada olan herkese manevi desteği için teşekkürlerimi sunuyorum.
Depremden iki ay sonra, isimsiz bir mezarı güçlükle açtırıp ablamın kendi kıyafetleriyle, kefensiz gömüldüğünü öğrendiğimde sevinç çığlıklarıyla ağladım. çünkü bir beden bulmak, yitirilenlerin en azından bir izine tutunmaktı.
Biz, Adıyaman’ın küçük bir mahallesinde, sokak aralarında büyüdük. Aramızda bir yaş vardı. Yemekler yerde, yataklar kömür sobasının başında. İkimiz de hayat mücadelesinin her türlüsüne dâhil olduk: ben halı yıkamadan kayısı işçiliğine kadar onlarca işte, o ise call center’dan giyim mağazasına uzanan bir zincirde çalıştı durdu.
Bilime ve aydınlığa ulaşmak için ödenebilecek bedellerin çoğunu ödedik; o ise bir kadın olarak, benim ödediklerimin kat kat fazlasını.
Ama onun bedeni, bir çöp torbasına bile konulmadan bir çukura bırakıldı. DNA’sı alınmadı, adı bir taşın yüzeyine bile kazınmadı. Bu, bir istisna değil, sınıfsaldır.
Üzülerek söylemeliyim, ir kişi bile istifa etmedi. Ya da biz ettiremedik.
Ama Ayşegül unutulmayacak. Onun mücadelesi ve hikâyesi, hayallerine ulaşması engellenen bütün kız çocuklarına, bütün kadınlara akacak.
Avusturya Bilimler Akademisi IQOQI'den aldığım 2024 yılı en iyi doktora tezi ödülü dediğim gibi Ayşegül adına depremzede bir kadın öğrenciye burs olarak verilecek.
Her sene bu bursu bir şekilde devam ettireceğim, umarım öyle ya da böyle ama bir şekilde.
Biz onunla her zaman her şeyin yarısını paylaşırdık. Ben ise iki buçuk yıldır, her gün onun payını çalıyormuşum gibi hissediyorum.
Ablam, babam, nenem, amcalarım, halalarım…
Benim yedi ceset torbası alacağım var.
“En azından sevdiklerimizin cesedini bulduk” dediğinizde, politikanın ve kültürün sınırlarının dışına çıkarsınız. Hayatta kalmış gibi görünürsünüz ama aslında araftasınızdır. Çünkü artık yaşam, ölümün içinde kıvrılan bir çizgiden başka bir şey değildir.
Not: ismini vermek istemek bir hocamızdan 10bin TL destek geldi. burs 60 bin TL oldu.
Tayt giydiği için disiplin cezası alınca intihar eden hakim Didem Yaylalı!
HSK sınavında yüksek puan alıp mülakatta elendiği için intihar eden Mert Akdoğan!
Mobbing yüzünden intihar eden Mithat Can Yalman, Özlem Zengin’in yeğeni kadar şanslı olamadılar!
Kadınlar bir bir sokak ortasında öldürülürken ortada ne polis görürsünüz ne de katillere böyle bir müdahale…
Devletin gücü de erkeklerinki gibi, bir tek kadına yetiyor.
Çaresizlikten avukat dilekçeleri bu hale döndü; “Mahkeme başkanının müsait olduğu zamanda müvekkili şahsi cep telefonundan arayarak yargılama süreci hakkında bilgilendirmesini, vekil olarak hiç bir suçumun olmadığını iletmesini, muhatabın kendisi olduğunu söylemesini…” 🤦🏻♂️
Bu promosyon haberlerini görünce @barolar 'ın ne kadar pasif çalıştığı resmen yüzüme çarpıyor. Ülkedeki yüz bin civarı faal avukata Vakıfbank kulandırtıp 1 TL promosyon alamamanın açıklaması olamaz. 83 baro aynı bankayla anlaşalım avukat başına 100 bin TL ödeme alalım olmayacak işler değil...