Evlenirsen pişman olursun. Evlenmezsen de pişman olursun. Çocuk yapsan da yapmasan da pişman olursun.
Kierkegaard bunu yaklaşık 200 yıl önce şöyle söylemiştir:
"Neyi seçersen seç pişman olursun. Çünkü sorun tercihlerinde değil, yaşanmamış bir hayatı romantize etmendedir. İnsan her daim gidilmemiş bir yolu cazibeli ve gizemli bulur. Bu yüzden mesele en doğru seçimi yapmak değil, hangi pişmanlıkla yaşayacağını seçip karar vermendir."
Kendini bulmak, çoğu zaman insanların düşündüğü gibi yeni birine dönüşmek değildir.
Yıllarca beklentilerin, korkuların ve başkalarının sesleri arasında sessizleşen kendi sesini yeniden duymaktır.
İnsan, kendini tanıdıkça eksik yanlarıyla savaşmayı değil, onları anlamayı ve tamamlamayı öğrenir.
Çünkü kendin olmak; kusursuz olmak değil, kendine yabancı kalmamayı seçmektir.
Hayatında gerçek anlamda eril enerjisi yüksek bir erkek olan kadın; telaşsızdır, enerjiktir. Çünkü yanında ‘ben hallederim’ diyen bir erkek vardır.
O erkek yükünü üstlenir, küsmez, pasif-agresif davranışlara başvurmaz, sessizlikle cezalandırmaz. Plan yapar, sorumluluk alır, duygusal olarak ulaşılabilirdir. İlişkiyi sürdürmek için çaba gösterir.
Erkekteki bu güç, kadının kendini özgürce göstermesini sağlar. Dişiliğini, canlılığını ve cazibesini doğal haliyle ortaya çıkarmasına izin verir.
Öfke, çoğu zaman kontrol edilmesi gereken bir duygu gibi öğretilir. Oysa bazen sadece anlaşılmak ister.
Çünkü öfke aslında seni korumaya çalışan bir parçadır. Kötü muamele gördüğünde, yok sayıldığında ya da saygısızlığa maruz kaldığında ortaya çıkar.
Sana bir şeylerin doğru gitmediğini gösterir. Seni inciten şeyden uzaklaşman için seni uyarır.
Eğer onu bastırmak yerine dinlemeyi, anlamayı ve özellikle onunla iş birliği yapmayı öğrenirsen o da kendini duyurmak için bu kadar sert olmak zorunda kalmaz.
Bilmeliyiz ki dinlemediğimiz her duygu kendini daha sert ifade eder.
Sen onun üzülmemesi için kendinden vazgeçtin. Ama o, sen üzülme diye bir gün kendini zorladı mı?
Bazen insanlar birini sevmez, sadece sevilme ihtimalini sever. O, senin sevgine sahipti ama sen onun sevgisine hiç sahip olmadın. Şimdi hâlâ üzülüyorsun… Ama belki de yasını tuttuğun şey o değil, sana hiç verilmemiş bir sevgi ve hiç yaşanmamış bir ilişki.
Ayrılıktan sonra hâlâ üzülüyorsun, değil mi? Ama bir dur… Gerçekten neyin yasını tutuyorsun? Bir insanı mı kaybettin, yoksa hiç var olmamış bir ilişkinin hayalini mi? Dürüst ol, sen onun hayatında gerçekten bir yer miydin, yoksa boşluk kaldığında hatırlanan bir seçenek mi? Sen gelecek planları kurarken o gerçekten seninle miydi, yoksa aklında hep gideceği başka kapılar mı vardı? Sen onun için bir “iyi ki” miydin yoksa yalnız kaldığında yokladığı bir “belki” mi? Sana gerçekten değer verdi mi, yoksa senin sevgin, sabrın ve anlayışın onun eksiklerini kapatan bir yama mıydı?
Birlikte mi büyüdünüz, yoksa sen her gün biraz daha küçülürken o senin sevginde kendini mi büyüttü? Arkanı döndüğünde kalbin huzurlu muydu, yoksa her mesajda içini titreten bir korku mu vardı? Seni gerçekten göklere çıkaran biri miydi, yoksa seni yükseltip bir gün bırakacak kadar umursamaz mıydı? “Senin için dünyayı karşıma alırım” dedi mi yoksa senin dünyanı sessizce yıkan biri miydi? En karanlık gecende yanında mıydı yoksa “yarın konuşuruz” deyip rahatça uyuyabilen biri mi?
Partnerinizin önceliğindeyseniz sizi yanlış anlaşılacağınız ortamlara sokmaz, itibarınızı ve sınırlarınızı korur.
Öncelik olmak; belirsizlikte beklemek ve oyalanmak değildir.
Yıllarca netlikten kaçınıp sonunda “olmuyor” diyorsa, bu bir ilişki değil, sadece bir konfor alanıdır.
Kendi travmasını henüz iyileştirmemiş birini sevmek de onun tarafından sevilmek de zordur. Siz yaklaştıkça o geri çekilir. Siz onu anlamaya çalıştıkça o uzaklaşır.
Çünkü bazı yaraları sevgi değil, o insanın kendiyle yüzleşme cesareti iyileştirir.
Sevgi ise ondan sonra gelir.
Yokluğa alışılır,
çünkü hiçlik insana umut vermez.
Az olan ise umut verir ama tamamlamaz.
Kalbi en çok da bu yorar.
O yüzden insan bir şeyin azlığına dayanamaz ama yokluğuna dayanabilir.
Bir şeyin olmamasına,
olup da yetmemesinden daha kolay alışır.
Sevdiğiniz biri sizi incittiğinde neden böyle yaptığını düşünmek normaldir.
Ama buna rağmen o ilişkiye aynı yatırımı yapmaya devam ederseniz beklentiniz de devam eder. Beklentiyi azaltmak; düşünmeyi değil verilen emeği azaltmakla mümkün.
Davranış zamanla düşünceyi şekillendirir.
Anksiyete; geçmişte bir sözü ya da yaptığın küçük bir hatayı defalarca kafanda döndürmek, keşkelerle kendini yormak ve henüz yaşanmamış olan gelecekteki her şeyin en kötü senaryosunu düşünüp bugünü kendine zehir etmektir.
Fazla açıklayınca değil geri çekilince anlaşılırsın.
Varlığında fark edilmez, yokluğunda ise zihinde yankılanırsın.
Sen yokken karşı taraf seninle değil kendi davranışıyla yüzleşir: Savunmaları düşer, suçlamaları içe döner.
O yüzden “yokluk, varlıktan daha yüksek ses çıkarır.”
Kaygı arttığında insan hep bir adım sonrasındadır.
Anlar yaşanır ama tutulamaz.
Günler geçer ama dönüp bakıldığında o zamanlar silik hatırlanır. Çünkü insan, anı biriktirmeye değil, ayakta kalmaya çalışıyordur.
Bu bir eksiklik değil, bu ‘zihnin yük altında kalma hâlidir.’
Kendi ilişkimizdeyken her şey daha karanlık görünür. Ama çoğu ilişki şaşırtıcı şekilde benzer döngülerden geçer.
Oysa kırıldığımız yerlerde kalabildiğimizde,
kaçmak yerine temas kurabildiğimizde…
Onarılacak yer varsa ve iki kalp de oradaysa, iyileşme başlar.
@TEDASKurumsal
Hatay-Antakya Gazi mahallesinde tam 1 gündür elektrik yok.
Çevrede elektrik var, biz ve yan evde yok lokal arıza olduğu açık.
Milyon kere arıza kaydı oluşturduk!
Hiçbir işimizi yapamaz olduk. Muhatap yok resmen. Hatay’da zaten yaşam minimumda! Elektriği yapın bari
@TEDASKurumsal
Hatay-Antakya Gazi mahallesinde tam 1 gündür elektrik yok.
Çevrede elektrik var, biz ve yan evde yok lokal arıza olduğu açık.
Milyon kere arıza kaydı oluşturduk!
Hiçbir işimizi yapamaz olduk. Muhatap yok resmen. Hatay’da zaten yaşam minimumda! Elektriği yapın bari!