Kadın doğum yapmış, bedeni aylarca bir can taşımış, hormonları değişmiş, uykusu bölünmüş, hayatı baştan aşağı değişmiş; ama insanların ilk söylediği şey “Çok kilo almışsın” oluyor. Kimse onun bedeninin nelerden geçtiğini, ne kadar yorulduğunu, kendine yeniden alışmaya çalıştığını görmüyor. Bazen insanlar bir kadının yaşadığı büyük dönüşümü değil, sadece bedenindeki değişimi fark ediyor. Oysa doğumdan sonra bir kadının hiç ihtiyacı olmayan şey, aynaya her baktığında zaten fark ettiği şeyi bir de başkasından duymaktır.
Şimdi alışverişten geldim.
400 liradan aşağı peynir-zeytin, 100 liradan asagi meyve yok.
Brokolinin bile kilosu 120 lira.
Eti-hijyen ürünlerini saymıyorum bile.
Yatacak yerin yok TUIK!
vücudun travma tepkisi olarak sürekli uyumaya çalışması çok garip… diyo ki sen hayatta tutmayı beceremiyorsun en azından bayılalım bu hisler geçene kadar
Kürt'tür ve kendisine Uygur soykırımı sorulduğunda "Benim için sadece Çin vardır. O ülkede yatırımlar yaptım, oradan çok para kazanıyorum, o halde Çin benim anavatanımdır, gerisi de vızırtıdır" mealinde sözler söylemiştir.
Dünya üzerindeki en pahalı dondurmayı, çayı, kahveyi, poğaçayı, tatlıyı satmasıyla tanınır. Ondaki kazık fiyatlar Paris'in Şanzelize Bulvarı'ndaki pastanelerde bile yoktur.
bir konu var. aylardır üzülüyorum. diyorum ki tamam bu sefer son üzülüşümdü herhalde bitti artık. sonra üzülmem gereken başka bir detay çıkıyor. gerçekten inanılmaz bir durum.
aidiyet ne kadar mükemmel bir duygu değil mi; bir yere, bir şeye, bir kişiye.. yabancılık hissetmemek ve huzur bulabilmek; çünkü biliyorsun, senin ait olduğun yer orası.
Pilotlar vatzap grubu açmış seviştikleri hostesleri ifşalıyor, kız yurdunda tadilat yapan işçiler kızların çantalarına prezervatif bırakıyor, eve gelen kurye içer girmeye çalışıyor. Bu ülkedeki kadınların günlük rutinlerine devam edebilmesinden büyük bir mucize ve irade yok.