“Üniversiteleri sorgulamayan, onlardan hesap soramayan bir kültür kokuşur gider. Gençler olarak sorun onlara: ‘Ne yaptınız bu vatan için? Bu insanın mutluluğuna katkınız ne? Dünya üniversiteleri içinde yeriniz ne? Ne tür araştırmaları niçin tercih ediyorsunuz? Bize meslek kazandırmayı mı düşünüyorsunuz yalnızca? Türkiye’deki üniversite politikası hakkında ne düşünüyorsunuz? Biz gençleri nasıl görüyorsunuz? Bir an önce diploma verilip baştan savılacak baş belaları gibi mi? Kimiz biz sizin için?’
Kendinize sorun: Nasıl bir üniversite istiyorsunuz? Kupkuru yetişmiş, ezberci, basmakalıp görüşlerin bulandırdığı kafalarıyla, bıkkın, yorgun insanların yaşadığı bir yer mi üniversite? Hiç araştırma heyecanı yaşayan, bu heyecanı öğrencilerine aşılamaya çalışan hocalarınız oldu mu? Nasıl hocaların elinde olmak istersiniz? Temiz giyimleri ve zoraki tebessümleriyle ellerindeki sopaları önceden çizilmiş şekiller üstünde gezdiren televizyon yüzlü hocalardan üniversite ruhunu yaşayabilir misiniz?
Yaratıcı insanların yetiştiği, büyük bilimadamlarının, sanatçıların, düşünürlerin, kültür adamlarının yeşerdiği üniversitelerin nasıl kurumlar olduğunu öğrenin. Teorinin, düşünmenin, hayal gücünün küçümsendiği, gösterişin, iş bitiriciliğin, basmakalıp araştırmaların yayılıp, kitapların yazıldığı, görünüşte bir yığın teknik araç gereçle tıka basa doldurulmuş, tartışmanın, eleştirinin, alternatif görüşlerin üretilmediği kurumlara mı üniversite diyeceğiz?
Bu ülkenin insanı, giderek yozlaşan liselerini, üniversitelerini sorgulamak, onlardan hesap sormak zorundadır. Sayısı hızla artan bu kurumların yüzlerce yıldır insanın göz nuru el ve düşünce emeği ile ortaya koyduğu bilgileri araştırma yollarını yozlaştırmasına, ayağa düşürmesine izin vermemelidir.
Üniversite kapılarında acı çeken gençlerimizi anlıyorum. Onların önlerine çözüm olarak getirilen sorunları irdeleyeceklerine. kendilerine yakışan bir dünyayı sezip, bunun için eğitimi, eğitim düzeninin işleyişini, amaçlarını, temel ilkelerini sorgulayacaklarına inanmak istiyorum.
Sorun, bu topraklarda yaşayan hepimizin sorunudur. Sürü olmayın genç arkadaşlarım! Güdülmeye karşı direnin. Bu ülkenin sorunlarına. kültürüne, eğitimine, üniversitelerine sahip çıkın. Yaşanası bir dünya için bu dünyanın kültürel temellerini atmada yeri çok önemli olan üniversitelerden ayrı düşünmeyin kendinizi. Yozlaşmaya, sıradanlaşmaya, sığlaşmaya karşı çıkın. Ananızı, babanızı, üniversite mezunu büyüklerinizi, üniversitedeki hocalarınızı, hele hele önünüze çözüm olarak tehlikelerle dolu yolları öneren politikacıları eleştirin. Onlarla tartışın. Gönlünüzdeki dünyayı onlardan talep edin!
Susarsanız, bu makinenin dişlileri arasında parçalanıp gitmiş diplomalı insanlar olursunuz. Anlamını kavrayamadığınız bir hayatın aman vermez akışı içinde, yalnızca kendini kurtarmaya çalışan, ödünler vere vere kendi yüzünü, kişiliğini, varlığını yitirmiş bir ‘sürü insanı’ durumuna gelirsiniz.
Üniversiteler böyle bir duruma düşmemeniz içindir. Durmayın! Talep edin!”
Kaynak: Ahmet İnam, “Vah Üniversitem Vah!” başlıklı yazı, Düşten Düşünceye. İmge Kitabevi, 1. Baskı, 1996: 183-185.
@doakozmetik Ben de ilk denememde karanlık bir dolapta tutmuştum ama istediğim şekilde olmadı sadece zeytinyağı görüntüsü vardı. Uzunca bir süredir bu şekilde yapıyorum hatta şu anda balkonumda bir kavanozum var.
@doakozmetik Kendiniz yapın. Cam bir kavanoza 1 bağ kuru kantaronu 1 litre saf zeytinyağının içine koyup 1 ay güneşte bekletin arada kapağı açmadan çalkalayın sonra süzüp kullanmaya başlayın. Kuru kantaron kullanırsanız yağınız sarı, taze kullanırsanız yağınız kırmızı olur.
Pazar yazım: “Ortak anlamların inşası, toplumsal bir inşadır; bu yüzden doğuştan değil, toplumsal yaşamın pratiğindeki ortak çıkarlardan, simgelerden, düşlerden, tarihten ve gelecek beklentilerinden oluşurlar.”
https://t.co/FErgJPBki6
@srkntnyldz Bu çok büyük bir genelleme. Bu şekilde dışarıdan gözlemleyerek böylesine bir kesin yargıya varamayız kanımca zira psikoloji matematik mıdır? Uzmanlar katkı sunarsa daha iyi olur.