Apoizmin bitmesi için şeytana bile entegre olması gerekiyorsa olsun.
Apoizmin bitmesi için ne gerekiyorsa Kürtler desteklemeli.
Apoizmden zerre ümidi olan Kürtlerin aklından şüphe ederim.
Kürtler için fetret devrinin bitmesi, Apoizmin bitmesine bağlıdır.
Ama Bulgaristanda, batı tırakyada , kıbrısta turkce eğitim dili olsun diye Türkiye BM re baş vurmuş tu (2 ulkede topalmda yaşayan turk 1 milyonun altinda) ama 70 milyon Kürt dili hazm edememek ! Faşizanliğında ötesinde.
Kahrolsanizda Kürt gerçekliğini kafanıza sokacağız
Eren bülbül'ü sizin gibi 600yy kara kafaları öldürdü, Kürt coğrafyasında binlerce çocuk katl edildi sadece Eren'i canlı-kanlı olandı? , siz ereni kullanıp manipüle ediyorsunuz. Yemezler kalın karanliğınızda.
♦️Böyle bir koreografi de olabilir.
♦️”Çocuklar ölmesin, hep yaşasın”
♦️Eren Bülbül - Ceylan Önkol
♦️Önemli olan sürece katkı sağlamak için jest yapmak. İlk adımı atmak büyüklüktür. Amedspor bunu yaptıktan sonra Trabzon başka bir jest yapsın. Gençlerbirliği daha başka bir jest…
♦️Önyargıları kırmaktan, birbirimize sarılmaktan ve psikolojik bariyerleri bu şekilde yıkmaktan başka seçeneğimiz yok.
♦️Sporun birleştirici ve itici bir gücü var. Eğer bu gücü pozitif yönde kullanırsak çok harika bir sonuç elde edebiliriz.
♦️Bunu yapalım… Mutlaka yapalım…
Hani diyorum ya PKK gibi DEM de silah bıraksın.
Sürece en fazla zehirli dilleri zarar veriyor.
Tülay Hatimoğulları’na bakın.
Farklı illerde terör örgütü mensupları için “şehit” törenleri düzenleyip “bölücü” mesajlara devam ediyorlar.
“Dört parça Kürdistan coğrafyası” diyerek hem Türkiye hem bölge ülkeleri için “ayrıştırıcı dil” kullanmaya devam ediyorlar.
Toplumun sinir uçlarıyla oynayıp tahrik ediyorlar.
⚠️Atanmış İstanbul il başkanı Gürsel Tekin halkı selamlıyor…
Ama ortada halk yok. 😂
Otobüsten selam var, karşılık verecek kalabalık yok.
Bu nasıl bir izdiham?
Bir anne evladının cesedinin başına geldi, dedi ki "Ez qurbana birina te bibim lawo" yer yarıldı, gök yırtıldı, bu çığlığa!
Ama doğudan öteye duyulmadı;
Bu acı.
Çünkü yara bir Kürdün yarasıydı.....
#CumartesiAnneleri🥀🥀🥀🥀🥀🥀
Sen kimsin bilmem ama beliki bir Ayşe Hürmüz daha var! Yada dışı tilki selim, ve tayfası... ama Tuğçe Tatari nin yazısını böyle yorumlarsan seninde yaran var.. ha birde "aydın" dediğin kimler? 50yildir Ö.H.Mni silahlı diye eleştiren şimdi barış olacak diye eleştiriyorlar. Neden?
Ayşe sen ve o gurup "gazeteci"dedin kimse sizi kayda almadığı için siz gazeci değil sovenist- ajitasyon'culuktan başka birşey yapmiyor, yapacak kapasitedede değilsiniz.
GERÇEK BÜKÜCÜ TATARİ
Böyle mızmız (cazgır mı demeliyim acaba) gazeteci görülmemiştir.
“Ben ve benim gibi bir avuç meslektaşımın yine aynı sarmal tarafından etrafı çevrilmiş durumda” demiş.
Güler misin ağlar mısın?
Aylardır sadece bana yapılan saldırılar, itibar suikastları, tehditler buradan Kandil’e yol olurken, bunları göze alarak konuşanların sayısı 10'u geçmezken, arkasına devlet, iktidar ve örgütü ve onların tüm aparatlarını yanına almış bu hanımefendi benden/bizden daha çok mağdur oluyor! Benden/bizden daha çok korkuyor.
"Şayet dilediğiniz gibi olur da bizler de cezaevini boylarsak, bedeller öder ve sırf barışı destekledik diye hayatlarımız dar edilirse -ki bu hep masada, taze bir ihtimaldir Türkiye’de- rahata mı ereceksiniz? Peki ama sizin bu durumdan kazanımınız ne olacak?" diye soruyor.
Kim hapse düşmenizi diliyor hanımefendi? Olsa olsa “bunlara güven olmaz” diye sizi uyarmıştır birileri ki ben onlardan biri değilim. Bu arada başınıza bir şey gelirse onun nereden geleceği açık değil mi? Gerçek failleri aklayıp suçu bizlere yıkmaya, dahası bizleri hedef göstermeye son verin! Bırakın beş on kişi de eleştirsin olan biteni. Demokratikleşmeye buradan başlayın.
Hanımefendi kendisine embedded/iliştirilmiş dedim diye de “hukukçu arkadaşlarına” başvurmuş. Onlar da "görülme çabasını beslemek konusunu azımsamayalım, biraz gözleyelim olay nereye gidecek" demişler. Bunu niye yazdı acaba? Aba altından sopa gösteriyor herhalde. Bak sen şu işe: “Görülme çabasıymış” devleti, iktidarı ve örgütü karşımıza almak! Her birinin kendilerine karşı çıkanlara neler yaptığını gayet iyi biliyorken üstelik!
"İliştirilmiş"in ne olduğuna sözlükten bakan herkes kabul eder ki, kendisi hem 2013 sürecinin hem bu “sürecin” "iliştirilmiş" gazetecisidir. O dönemde (ve bugün de) Kandil'e her isteyen gidemiyordu herhalde, gidip de kitabını yazıp ondan sonra da hayatına rahatça devam edemiyordu en azından. Gerçi o “süreç” çakılınca hanımefendi Kürt meselesinde yazmayı bıraktı, 2025'te yeniden sahneye çıktı. O tarihten beri yazılarını okuyan sağduyulu herkes konuya nasıl devlet ve örgüt zaviyesinden baktığını görür. Bu iki unsurun güvenini kazanmak herkese nasip olmaz, ona olmuş nasılsa. "İliştirilmiş" terimi durum tespitinden öte bir şey değil. Hoşunuza gitmiyorsa terimi değil duruşunuzu değiştirmeniz gerekir.
Hanımefendi "İliştirilmiş"e güceniyor ama bizlere “akbaba”, “çılgın”, "çürümüş" demekten geri durmuyor. “Akbaba gibi” yazılarına saldırıyormuşuz! Bak sen şu işe!
Kendi payıma merak bile etmiyorum yazılarınızı. Bunu da bir arkadaşım “galiba senden bahsediyor” dedi diye okumak zorunda kaldım.
"Çılgın"lığa ise itirazım yok, hakikaten 24 yıldır resmi tarihin en netameli konularında yazan birine çılgın denmez de ne denir?
Ama niye “çürümüş” oluyorum?
Mangal gibi yüreğim, gerçeğe sadakatim, evrensel değerlere ve haklara saygım yüzünden mi? Halkların kendi kaderini tayin hakkını tavizsiz savunduğum için mi? Tarikatlaşmış bir örgütün hapisteki putuna ve ona tapan zavallılara saygı duymadığım için mi? Sizin deyiminizle "eskiden" ama bana göre "her daim" “Sol ile perçinlenmiş liberal, aydınlık, özgürlükçü biri olarak” ifade özgürlüğüm için sonuna kadar mücadele ettiğim için mi?
Gerçekleri bükmenin de bir sınırı vardır. Ayıp ya.
Sen ne alaka? Kendi cinsine mı yoksa siyasi harekete mi düşman? Kadın toplumlarının Neolotik uygarlık tan beri tanımıyorsanız ne yazık ki sen gibi ataerkil köle anlayışına hizmet edersin. Kaldiki bu (jinolojî)bir sosyoloji gerçeklik siyasi konjonktür olarak bakmamak lazım
Bu süreci beğenmeyebilir, ‘ne uğruna nelerden vazgeçildi’ eleştirisini yapabilir, “Kürtler bu işin kaybedeni olabililir” diyebilir, hatta bizleri bu süreci destekleyerek Kürt kazanımlarının önünü tıkamakla da eleştirebilirsiniz.
Ama bir yerden sonra sizlere sorulan “Peki ama sizin öneriniz ne? Siz ne olsun istiyorsunuz tam olarak” sorularına da yanıt vermeden, sıklıkla ortaya koyduğunuz “Bu barış böyle kuru kuruya olacaktıysa neden savaşıldı” vurgunuzun bir yerde “kazanana kadar savaşa devam” anlamına geldiği eleştirilerine değinmeden bu yolda yürümeye devam edemezsiniz.
Kaldı ki hiçbiriniz olası bir savaş durumunda silahlanıp alana gidecek değilsiniz, evlatlarınızdan, sevdiklerinizden de “Ben savaşırım” diyen yok. O hâlde siz neyin peşindesiniz? Bir anlatın hele, öğrenelim.
“Aç tavuk kendini buğday ambarında sanır “
Demirtaş kadar taş düşsün başınıza. Biz anlatmaktan bıktık, siz papağan gibi tekrardan bıkmadınız.
Buradan size ekmek çıkmaz.
Ama, Kürt siyasi liderlerinin desteğini bu kadar hayati görmeniz de önemli.
Bu hakikatten kaçamazsınız.
Bu süreci beğenmeyebilir, ‘ne uğruna nelerden vazgeçildi’ eleştirisini yapabilir, “Kürtler bu işin kaybedeni olabililir” diyebilir, hatta bizleri bu süreci destekleyerek Kürt kazanımlarının önünü tıkamakla da eleştirebilirsiniz.
Ama bir yerden sonra sizlere sorulan “Peki ama sizin öneriniz ne? Siz ne olsun istiyorsunuz tam olarak” sorularına da yanıt vermeden, sıklıkla ortaya koyduğunuz “Bu barış böyle kuru kuruya olacaktıysa neden savaşıldı” vurgunuzun bir yerde “kazanana kadar savaşa devam” anlamına geldiği eleştirilerine değinmeden bu yolda yürümeye devam edemezsiniz.
Kaldı ki hiçbiriniz olası bir savaş durumunda silahlanıp alana gidecek değilsiniz, evlatlarınızdan, sevdiklerinizden de “Ben savaşırım” diyen yok. O hâlde siz neyin peşindesiniz? Bir anlatın hele, öğrenelim.
Yani bu şahsı tanımasam, derimi adamın ve İ.güclü den bir siyasi ufku var, bir perspektif yapabilecek kapasitesi var! Yada dünya konjonktürünü okuyabilen, pragmatizimi bilen bir siyasetçi derim yok bu vasıflarını hiçbiri yok ama kemal enzinda edebiyatın kıyısında geçer ..
Kemal Burkay:
“Öcalancılar, Kürt meselesinin kendileriyle başladığını söylüyor. Bu doğru değildir. 1977 yerel seçimlerinde biz, Türkiye Kürdistan Sosyalist Partisi (TKSP/Özgürlük Yolu Hareketi) olarak Diyarbakır’da bağımsız aday olan Mehdi Zana’yı destekledik. Bu desteğin sonucunda Mehdi Zana, Diyarbakır Belediye Başkanı seçildi.
O dönemde ortada Öcalancılar yoktu. Devlet bundan büyük korku duydu ve Öcalan’ı öne sürerek PKK’yı bize karşı kurdurup kullandı.”
İlkeli başlamak, ilkeli devam etmek elbette çok önemli ama bu n önemlisi ilkeli bitirmek.
Allah kimseyi Ayşe Hür gibi yalpalatmasın!
Ağzı açık balon gibi nereye uçaçağı belli değil.
Amara’nın Bahçesinde Kalanlar
"Eyvah!" dedi, telefondaki kişi.
Sesi önce duvarlara çarptı, sonra içimize bir taş gibi oturdu.
Ardından gelen cümle delip geçti: "Amara Kültür Merkezi'nde bomba patlamış, sayısız ölü var."
O anda anladım.
Bir şey çatırdadı içimde.
Zaman değil, zamana tutunduğum yerdi kırılan.
Nefesim asılı kaldı havada. Toz gibi çaresiz.
Önce sis çöktü üstüme.
Sonra bıçağa düştü ve usulca göğsüme indi.
Bir koşturmaca, bir yıkım ve kendimi arabanın içine atmam.
Anahtarı çeviren dostumuzun gaza basması ve motorun gürültüsü…
Suruç’a yirmi dakika mesafede bir yerdeydik.
Yanımda dostlar ve sessizlik.
Kalplerimizin atışındaydı çığlıklarımız.
Yüzümüze vuran güneş acılarımızla dertleşiyordu.
Kültür Merkezi’nin önüne geldiğimizde insandan bir duvar örülmüştü.
O duvarı yararak girdik içeri.
Ayaklarımızın altındaki toprak bile titriyordu.
Ve sonra bahçe.
Bahçede ölüm vardı.
Yaşamın ortasına ağıt düşmüştü.
Kelimeler yetmedi, cümleler dağıldı.
Etrafa savrulmuş bedenler gördük.
Ömürlerinin baharına şiir söyleyen fidanlar…
Onlar buraya savaşmaya gelmemişti.
Kobanê ile dayanışmaya gelmişlerdi.
"Yeniden inşa edeceğiz" demeye gelmişlerdi.
Ellerinde moloz değil, kitap vardı.
Omuzlarında silah değil, oyuncak vardı. Baharı yeşertmeye gelen çiçeklerdi.
Her biri rengarenkti.
Tozun ve kanın içindeydi kitaplar.
Oyuncaklar sahipsiz, torbalarda bekliyordu.
Hiç açılmamışlardı.
Hiçbir çocuğun eline değmemişlerdi.
Tıpkı sahipleri gibi.
Çaresizlik dizlerimi çözdü.
Yere yığıldım.
Kafama, dizlerime vura vura döküldü gözyaşlarım.
Ateşin içindeki sessizliğe ağladım, ağladım, ağladım.
Telefonlar susmadı.
Kiminin cebinde, bir çantada, avluda…
Israrla çalıyorlardı.
Sanki "buradayım" demek ister gibi.
Sanki "gel" der gibi.
Yerden birini kaldırıp baktım.
Ekranı kanlıydı.
"Alo" diyemedim.
Karşıdan kopan ses bir annenin sesiydi.
Belki bir kardeşin.
Dünya başıma yıkıldı.
Kapattım.
O çığlığı sırtlanacak gücüm yoktu.
O gün bugündür her telefon çaldığında, sesi beni Amara’nın bahçesindeki o puslu karanlığa götürür.
Sirenler hiç susmadı.
Ambulanslar geldi, yaralıları aldı, gitti.
Her gidişlerinde bizden de bir parça götürdüler.
Geride kalan bizler ne yapacağımızı bilemedik.
Yerde yatan genç bedenlerin üzerini gazetelerle örtmeye çalıştık.
Dün "barış" yazan manşetler, bugün kefen olmuştu.
Onlar özgür bir gelecek hayal etmişlerdi.
Kardeşçe bir yaşam istemişlerdi.
Alçakça, acımasızca ellerinden alındı.
Zebaniler, taşeronlar, karanlığın bekçileri yıkmışlardı o güzelliği.
Biz ne yapacağız peki?
Adlarını unutmayacağız.
Yüzlerini unutmayacağız.
Hayallerini unutmayacağız.
Hatırlayacağız.
Her 20 Temmuz’da hatırlayacağız.
Her bir kitap açıldığında hatırlayacağız.
Her bir oyuncak bir çocuğun eline geçtiğinde hatırlayacağız.
Her "Kobanê" dediğimizde hatırlayacağız.
Çünkü unutanlar kaybeder.
Biz ise asla unutmuyoruz.
Ferhat TUNÇ
#SuruçKatliamı
Hukukçu Eren Keskin:
Atilla Uğur, seni insan hakları savunucuları iyi tanır. Kızıltepe’de işlediğin insanlık suçlarından, infaz ettiğin insanları koyduğun kamyon kasalarından, kaybettiklerinden, katlettiklerinden. Senin hukuktan, insanlıktan söz etme hakkın yok !!! Ama utanman da yok!
“Bu halka söz verdim. Sonu ne olursa olsun, her cezayı yaşamaya razıyım,” dedi. Bir gün bile size boyun eğmedi.
10 yıl 6 aydır esir aldığınız başkanımız Bekir Kaya için adalet istiyoruz. Bekir Kaya’ya özgürlük!
Ali cavan sen kim olduğunu biliyorum ama belliki teilojik yaklaṣiyon! Öyle 100 yilik bir mucadele diyorsun da sonuç? Ama simdiki KÖM yarin asirdan fazladir bedel odemiṣ, felsefik, vede pragmatik konjonktürel, yani inşalah-maşalah lan olmaz otur oturduğunuz yerde karıştırmayın!
Mehmet Bey, biz PKK’nin kendini feshetmesinden veya silahı bırakıp örgütsel olarak Türk devletine entegre olmasından rahatsız değiliz.
Bizim rahatsız olduğumuz konular şunlardır:
Eğer süreç devlet ile PKK arasında yürüyen bir süreçse; entegrasyondan, terörün bitmesinden ve aftan bahsedebilirsiniz.
Ancak mesele Kürtler ile Türkiye arasındaki tarihsel süreci çözmekse, o zaman koca Kürt milletinin yüz yıllık mücadelesini verdiği ulusal davasını tek bir kişinin statüsüne, basit bir hukuki-yasal düzenlemeye, "entegrasyon" veya "terörsüz Türkiye" gibi denklemlere indirgeyemezsiniz.
Kürtlerin bir asırdır mücadelesini verdiği meseleler, ne sisteme entegre olmak ne de tek bir kişinin statüsüdür.
Kürtler yüz yıldır kendi ülkelerinde (Kürdistan’da) siyasi, ekonomik, kültürel ve hukuki anlamda kendi kaderlerini tayin etme mücadelesi veriyorlar. Bu temel soruna dair hiçbir gündem yokken, bizden bu süreci olduğu gibi kendi sürecimiz olarak görüp sahiplenmemizi mi bekliyorsunuz?
İşin daha tuhaf yanı ise DEM Parti’den daha çok "Apocu" kesilmenin bir anlamı yok. Sanki Öcalan sizi de temsil ediyormuş gibi davranmanız gerçekten çok garip…