Bu filmi daha önce Irak’ta, Libya’da, Suriye’de, Afganistan’da izledik.
O dönemki konjonktürde kamuoyunu ikna etmek için “kitle imha silahları”, “nükleer tehdit” gibi büyük anlatılara ihtiyaç vardı. Meşruiyet üretmek zahmetliydi.
Bugün çıta düştü. “Uyuşturucuyla savaşıyoruz” demek yetiyor ve bir ülkenin devlet başkanı hedefe konabiliyor.
Bu, Maduro’yu, Saddam’ı, Kaddafi’yi ya da Esed’i savunduğum anlamına gelmiyor.
Otoriter rejimlerin isimleri değişse de yöntemleri aynıdır. Halkı böler, yıpratır ve sonunda yem eder.
Ama bir diktatöre karşı olmak, ABD’nin başka ülkelerin kaderine müdahalesini meşru kılmaz.
Üstelik ABD’de uyuşturucu suçlarından hüküm giymiş, siyasi yakınlık sayesinde affedilmiş isimler ortadayken.
Dolayısıyla mesele uyuşturucu değil.
Uyuşturucu bahane.
Buzdağının altında yatan asıl konu yine jeopolitik çıkarlar, altın ve petrol rezervleri.
Bahaneler değişiyor, yöntem değişmiyor.
Mesele kimin haklı olduğu değil; kimin güçlü, hazırlıklı ve bağımsız kalabildiğidir. Güçlü kurumlar, hukukun üstünlüğü ve toplumsal bütünlük olmadan hiçbir ülke gerçekten güvende değildir.
Tarih defalarca gösterdi ki iç zayıflık, dış müdahaleyi davet eder ve ülkenin egemenliği dışarıda pazarlık konusu olur. Aklımızı başımıza alalım artık!
#Maduro
Toplumsal konularda suya sabuna dokunmadan, konfor alanından burnunun ucunu bile çıkarmadan baştan sona kadınları aşağılayan bir dille mizah yaptığını sanmak…
Sonuç: fiyasko.
Kanserle mücadele eden birine iftira atmak, kötülük çukurunun dibidir. @evrebasak’ı dolandırıcılıkla suçlayan klavye fareleri, sizin vicdanınız çürümüş. #evrebasak
Türkiye Cumhuriyeti kuruluş ruhunu o kadar kaybetti ki, utanmadan Apo’nun ulusa seslenişini bekliyorlar… Oldu olacak milli güvenlik kurulu toplantısına da alın!