Bir onuru taşımanın, büyütmenin ve yeniden üretmenin sesi oldu Ahmet Telli. Şairimiz, yol arkadaşımız…
Sözcüğün gücüyle zamana karşı durdu; bir serüvencinin cesaretiyle, bir devrimcinin ısrarıyla, adından başka bir şeyi olmayanların sessizliğini şiire dönüştürdü. Dizeleri meydanlarda, barikatlarda yankılandı; umuda, direnişe ve özgürlüğe ses oldu.
Hayatın ve şiirin alnına, direnmenin estetiğini işledi. İçimizden biriydi; yakınımız, danıştığımız, varlığıyla güven veren bir şairdi. Ahmet Telli, aşktan başka sığınağı olmayanların düşlerini çoğaltarak adresi olmayan bir geleceğe yelken açtı.
Daha güzel, daha eşit ve yaşanabilir bir dünya için daima barikatın bu yanında, dimdik durdu. Biz yanı başındaydık, o da hep yanı başımızdaydı.
Şimdi anısını, şiirlerini, mücadelesini ve düşlerini birlikte yaşatacağımız yarınlarda yine bizimle olacak.
Hoşça kal şair… Onurun, vakur duruşun ve dizelerinle geleceğin aydınlık sabahlarına yürümeye devam edeceksin.
Bugün İmran Deniz Göktaş’ı tutuklu bulunduğu Çorlu Karatepe "Kuyu Tipi" Cezaevi’nde ziyaret ettim.
Politik mizahın bu topraklardaki genç ve güçlü sesi, cezaevi koşullarına inat, sonraki gösterisinin notlarını kağıda dökmeye başlamış bile.
Morali de sağlığı da gayet yerinde; merak eden, destek olan herkese çokça selamı var!
AFP grevinin 4. gününde Genel Başkanımız Seyit Aslan ile birlikte Şişli İlçe Örgütü olarak AFP emekçilerini ziyaret ettik. İnsanca yaşanacak bir ücret için greve çıkan AFP emekçilerinin yanındayız.
Yaşasın Sınıf Dayanışması!
Ensemble Pour Nos Droits!
@TGS_org_tr@seyitaslan1917
NATO’nun hatıra parası, Türkiye işçi ve emekçilerinin yoksulluk vesikasıdır.
Emperyalistlere 'hatıra' diye basılan 5 lira (10 cent), bu ülkenin emekçilerine reva görülen sömürünün tescilli vesikasıdır.
Ankara’yı NATO için kuşatanlar, yeni savaş ve paylaşım planları için OHAL ilan edenler sessiz sedasız kalacağımızı mı sandı?
Sosyalistler olarak görevimiz NATO'nun huzurunu bozmak!
Yürüyüşümüzün önüne dikilen yasaklara ve sermayenin bekçilerine boyun eğmeyeceğiz!
NATO defol, bu memleket bizim!
Şu görüntülere iyi bakın!
Trump uğruna halkı zapturapt altına alıyorlar!
Bizi aldıkları halkanın içinden insan kaçırır gibi yurttaşları çekip gözaltına alıyorlar!
Ne uğruna? Daha fazla kan aksın, silah tüccarları kazansın, haritadan pay ve rant kapılsın!
İl başkanımızı yaka paça aldıranlar bilsin: Bu memlekette sosyalistler var! Ayaklarına limuzinler, halılar serdiğiniz katillere karşı buradayız!
Şu saatlerde savunma sanayi forumlarında silah tekelleri Türkiye’yi ucuz ve hızlı üretim üssü olarak pazarlıyor.
Halkın vergileri savaşa, kaynakları silaha, emeği emperyalistlerin çıkarına ayrılıyor.
Ama bu ülkenin halkı İsrail’i de, Trump’ı da, NATO’yu da, emperyalist haydutları da sevmiyor.
Siz meydanları yasaklayarak, gözaltılarla, ablukalarla bu gerçeği gizleyemezsiniz.
Bu ülkenin halkına katilleri, işgalcileri, savaş tacirlerini sevdiremeyeceksiniz.
NATO’ya, emperyalizme, savaş politikalarına karşı sözümüzü de mücadelemizi de büyüteceğiz!
Epstein koalisyonu için ülkeyi açık hava hapisanesine çevirenlere karşı: ‘NATO’ya Hayır!’ demek için 7 Temmuz saat 19.00’da Taksim-AKM önünde buluşuyoruz.
Barbarlık Yenilecek İşçi Sınıfı Kazanacak!
Abhazya’ya dönük izolasyon son bulsun!
Kafkasya’da emperyalistler arasında süren hegemonya savaşı nedeniyle yaklaşık 250 bin kişinin yaşadığı Abhazya ağır bir izolasyon altında tutuluyor. Yüz binlerce Abhaz, ulusların kendi kaderini tayin hakkı çerçevesinde Abhazya’nın tanınmasını ve izolasyonun son bulmasını talep ediyor.
Abhazya sorunu salt siyasi bir statü tartışması değil. Zira ağır izolasyon politikalar bölgede yaşayan yüz binlerce insanın yaşam, sağlık, eğitim, seyahat ve aile birliği haklarını hedef alıyor.
İzolasyon, Abhaz halkının binlerce yıllık geleneklerinin yaşatılmasının, parçalanmış ailelerin cenaze ve düğün gibi ritüellerde bir araya gelmesini önünde önemli bir engel olarak duruyor. Yine ulaşım engelleri, halkın tıbbi müdahalelere ve donanımlı hastanelere erişimini kısıtlamaktadır. Sağlık hakkına erişimin kısıtlanması yaşam hakkı ihlallerine de dönüşmekte. Abhaz gençler ise izolasyon nedeniyle eğitim olanaklarından mahrum kalmaktadır. Kimlik ve pasaportların siyasi gerekçelerle geçersiz sayılması serbest dolaşım ve Abhazya’ya dönme hakkını fiilen yok etmektedir. İzolasyondan Türkiye’deki nüfusu 600 bini bulan Abhaz kardeşlerimiz de etkilenmektedir.
Bu nedenle Abhaz halkı tarihi ve ailevi bağları bulunan Abhazya Cumhuriyeti'nin tanınmasını, tanınma süreci tamamlanıncaya kadar ailelerin bölünmüşlüğüne son vermek, yaşam ve sağlık hakkı ihlallerini gidermek adına Abhazya pasaportlarının Türkiye sınır kapılarında geçerli kimlik ve seyahat belgesi kabul edilmesini, Abhazya'ya deniz ve hava yoluyla doğrudan ulaşımın sağlanmasını talep ediyor.
Türkiye'deki gökkuşağının renklerinden olan Abhaz kardeşlerimizin ve Abhazya’daki akrabalarının izolasyonist politikalar nedeniyle yaşadığı insanlık trajedilerini kabul edilemez buluyoruz. Yaşanan sorunların bir an önce çözüme kavuşturulması için Abhaz kardeşlerimizin acil taleplerinin derhal karşılanması gerekmektedir. İnsan hayatı ve esenliği birtakım politikacıların kapalı kapılar ardında aldığı halk düşmanı kararlardan daha değerlidir.
Emek Partisi olarak Abhaz kardeşlerimizin haklı taleplerinin yanında olduğumuzu ve bu taleplerin hayat bulması için gerekli desteği sağlayacağımızı ilan ederiz.
Yaşasın halkların kardeşliği!
Seyit Aslan Emek Partisi Genel Başkanı
2023'te cami cemaatini Erdoğan'ın mitingine götürmeyi reddettiği için sürgün edilen bir imam, Deniz Göktaş'a şu mesajı ulaştırmamızı istedi:
"Hakaret yok, hiciv var. Bir imam olarak yanındayım Deniz kardeşim.."
Bütün inançlardan, bütün milliyetlerden bu topraklarda yaşayan bütün işçileri ve emekçileri birleştireceğiz ve bu saray düzeninizi başınıza yıkacağız!
İmran Deniz'i serbest bırakın!
Deniz Göktaş'ın yanındayız, omuz omuzayız!
Uydurma suçlamalarla hakkında soruşturma başlatılan ve gözaltına alınan Komedyen Deniz Göktaş ile dayanışmayı büyütelim.
Yarın 10.30’da Çağlayan Adliyesi önünde buluşuyoruz.
Memlekette mizah yapmak artık “kariyer” basamağı gibi:) Önce güldürüyorsun, sonra gözaltına alınıyorsun.
Derken mizah karakolda sorgulanıyor.
Beleşe güldürme be Deniz kardeşim.
Demek ki esprinin dozunu kaçıran halk değil, tahammül eşiği olmuş.
Sarayda oturup mizahı suç sayan kafalar ülkeyi yönetmekte ısrar ediyor. Deniz Göktaş’ı yedirmeyiz:)
#DenizGöktaş
Yoldaşımız Deniz Göktaş'ın annesi ve babasıyla birlikteydik bugün, Kiraz abla da Kemal abi de fişek gibiler!
Deniz için gösterilen dayanışma ve bu dayanışmayla büyüyen cesaretin onlara da güç verdiğini, direnç verdiğini söylüyorlar.
Kemal abiyi Deniz'den dinlediniz, Deniz'i Kemal abiden dinlemek ise ayrı muhteşem. Kumaşı ana babadan aldığı apaçık :)
Deniz'e sahip çıkan herkes, bu büyük dayanışma bu aralar çok sıklıkla yazmak zorunda kaldığımız ".... yalnız değildir" sözünün öylesine edilmiş bir laf olmadığını gösteriyor.
Evet, elbette birbirimizi yalnız bırakmayacağız. Bu devran, ortak mücadelemiz ve dayanışmamız sayesinde dönecek.
Deniz Göktaş bir an önce serbest bırakılmalı.
Sanata, mizaha, halka özgürlük!
Sivas’ın ateşi sönmedi!
33 yıl önce Pir Sultan Abdal etkinliklerine katılmak üzere Sivas’ta bulunan 33 aydın ve sanatçı ile 2 Madımak Oteli çalışanı, devlet gözetiminde harekete geçirilmiş gerici güruh eliyle katledildi. Ülkenin siyasi tarihinde “2 Temmuz Sivas Katliamı” olarak yer alan ve hafızalarımızdan silinmeyecek görüntüler bırakan bu tertip, hiç şüphesiz devlet eliyle ve kollanan odaklarca hazırlanıp pişirilmiş ve dönemin cumhurbaşkanı ve başbakanı tarafından kanıksanmıştır.
Alevilere dönük ayrımcılığın en vahşi biçimde uygulandığı bu katliam ile hesaplaşılmadığı gibi o günün sorumluları ve fikri ortakları bugün ülke yönetiminde söz sahibi olarak “davalarını” sürdürmektedir.
33 yıldır toplumda yanmaya devam eden bu kor, insanlık suçu olarak vicdanımızda mahkum edilmiş ancak hukuk işlememiş, adalet gerçekleşmemiştir. Zamanaşımı nedeniyle suçlaması düşenler, cezaları tamamlanmadan salıverilenler, Madımak Utanç Müzesi talebinin karşılanmamasında görüldüğü gibi Alevilere dönük mezhep ayrımcılığı ile “devlet aklı” halen yürürlüktedir.
Dolayısıyla emperyalist planların hizmetinde, halkı yoksullaştıran, yasaklardan ve zorbalıktan medet uman, monarşi arayışları içerisinde olan bir iktidar her inançtan halkımız için bir tehdit, halka karşı işlenebilecek insanlık suçları ve laiklik karşıtı eylemler için bir potansiyel tehlike oluşturmaktadır.
Sivas Katliamı’nda kaybettiğimiz değerli isimleri anarken gerçek adalet, eşitlik ve onurlu yaşamın, katliamla hesaplaşmanın yolunun öncelikle Saray rejiminden kurtulmaktan geçtiğini görerek, emek ve demokrasi mücadelesinde birleşmeliyiz.
Levent Tüzel Emek Partisi Genel Başkan Yardımcısı
“Ölü Deniz” isimli stand-up gösterisinde Saray rejimine dönük eleştirileri nedeniyle hedef haline getirilen Komedyen Deniz Göktaş yurt dışından dönüşünde havalimanında gözaltına alındı.
Yayınlandığı video platformunda bir hafta içerisinde 8,5 milyon kez izlenerek büyük beğeni toplayan gösteri nedeniyle Göktaş’ın gözaltına alınması, gösteride yer alan diktatörlük eleştirisinin teyidi niteliğindedir.
Deniz Göktaş’ın gözaltına alınması ve NATO tutuklamaları sömürü düzenini tahkim etmek üzere girişilen faşizmin inşası yolunda gelinen aşamanın önemli bir göstergesidir.
Tek adam rejiminin düşünceye, mizaha, eleştiriye tahammülü yok. Bu anlayış ülkeyi yönetemez.
Tüm işçi ve emekçilere, emek ve demokrasi güçlerine iş, ekmek ve özgürlük mücadelesini büyütme ve birleşme çağrısı yapıyoruz.
Deniz Göktaş yalnız değildir! @idgoktas
Milletvekillerimiz İskender Bayhan (@iskenderbayhn) ve Sevda Karaca (@sevdakaraca) mizahı suç unsuru yapan sarayın Adalet Bakanına anlayamayacağı bazı sorular sordu. Cevap beklemiyoruz:
📌Ölü Deniz isimli stand-up gösterisinde milli güvenliği tehdit eden unsur tam olarak nedir: Şakanın yapılması mı, şakanın anlaşılması mı, yoksa şaka üzerinden ülkenin halinin fark edilmesi mi?
📌Bakanlığınızca hazırlanan bir "Resmi Kahkaha ve İroni Rehberi" bulunmakta mıdır?