İDE Uluslararası | Maveraünnehir Yaz Seminerleri
Maveraünnehir Yaz Seminerleri’nin ikinci günü, Prof. Dr. Sönmez Kutlu Hocamızın “Farklı İslam Yorumlarının Zihniyet Çözümlemesi” başlıklı dersiyle başlamıştır. Bu derste Sönmez Hoca, mezhep ve yorum farklılıklarının nasıl okunması ve değerlendirilmesi gerektiğini ele almıştır. Çözüm üreten kişilere verilen “sahibü’l-mezhep” kavramı üzerinde duran Hoca, sorunların akıl, güç, tecrübe, inziva ve örgütlenme gibi farklı yollarla çözülebileceğini örneklendirmiştir. Buradan hareketle İslam düşüncesinde karşılaşılan sorunların ve soruların çözüm yollarının da çeşitlilik gösterdiğini vurgulamış, bu çeşitliliğin bir tehlike değil, aksine bir zenginlik olduğunu ifade etmiştir. Konuyu temellendirmek amacıyla öncelikle dinin tanımını yapan Sönmez Hoca dini; “akıl sahibi bireylerin hiçbir baskı altında kalmadan kendi iradeleriyle seçtikleri, dünyada mutluluğa, ahirette ise ebedî saadete ulaştıran ilahi bir kurum” olarak tanımlamıştır. Dinin temel amaçlarını canın, aklın, malın, neslin ve dinin korunması olarak açıklarken, dinin hakikati göstererek doğruya ulaştırması ve yol gösterici olması gerektiğini belirtmiştir. Dinin temel konuları inanç (tevhid, nübüvvet, ahiret), bireysel ve toplumsal ahlak, vakitleri belirlenmiş ibadetler ve muamelattan oluşmaktadır. İslam dininin tamamlanma süreci Hz. Peygamber’in vefatından sonra değil, bizzat hayattayken gerçekleşmiştir. Bu dönemde sorunlar bilhassa vahiy, Hz. Peygamber’in şahsi görüşleri veya istişare yoluyla çözüme kavuşturulmuştur. Peygamber Efendimiz hayattayken bu sebeplerden ötürü mezhep, tarikat veya cemaat gibi oluşumlar ortaya çıkmamıştır; dolayısıyla asıl olan mezhepler değil, dinin kendisidir.
Mezhep, birtakım siyasi, içtimai, iktisadi ve benzeri olayların, mezhep kurucusu kabul edilen şahıs ve ona uyanlar üzerindeki fikrî, dini ve siyasi yansımalarıdır. İtikadi ve siyasi amaçlarla ortaya çıkan, fikirler ve şahıslar etrafında şekillenen gruplaşmalara ise fırka adı verilmektedir. Fırkalar, İslam’ı anlamak, açıklamak ve yaşamak amacıyla teşekkül etmiş fikri kurumlardır. Kur’an-ı Kerim’de gruplaşmalara dair tespitler, Zümer Suresi 18. ayette “Söylenenleri dinleyip de en güzeline uyan kullarımı müjdele!”, Âl-i İmrân Suresi 103. ayette “Hep birlikte Allah’ın ipine sımsıkı yapışın, bölünüp parçalanmayın”, En’âm Suresi 159. ayette ise “Dinlerini bölüp gruplara ayrılanlar” eleştirilmesi şeklinde birçok ayette yer almaktadır. Bu bulgulardan hareketle, insanların farklı mezhepleri kabullenebilmeleri için bir ihtilaf ahlakına sahip olmaları, görüşlerinde aşırılıktan kaçınarak İslam’ın öngördüğü orta yolu benimsemeleri ve görüş ayrılıklarını dinin kendisiyle eş tutmamaları gerektiği anlaşılmaktadır.
Mezhep olgusunun bireysel-psikolojik, siyasi, toplumsal ve dini olmak üzere pek çok sebebi bulunmaktadır. Sosyolojik açıdan bakıldığında mezheplerin, toplumun manevi bir cephesini yansıttığı; çevre, siyaset, ırk ve kadim dinlerin etkilerini taşıdığı görülmektedir. Bu oluşumlar İbn Haldun’a göre asabiyetten doğan Hadarî ve Bedevî ayrımının bir sonucu olarak, kelam, tasavvuf ve felsefe gibi çeşitli ilim dalları üzerinden veya Hz. Peygamber’in önceden haber verdiği 73 fırka hadisinin bir tecellisi olarak farklı şekillerde okunabilmektedir. Ayrıca Şehristânî’nin yorumuyla şeytanın vesvesesi ve şüpheye düşürmesi şeklinde değerlendirilebileceği gibi, zihniyet yapısının bir yansıması olarak da görülebilmektedir.
Sönmez Hoca’ya göre, hiçbir mezhep küresel düzeyde mutlak bir doğruluk iddia edemez; zira insanın psikolojik eğilimleri ve biricikliği bu noktada belirleyicidir. Aynı zamanda bireyin içinde bulunduğu ortamın farklılıkları da algı ve değerlendirmelerde çeşitliliğe yol açmaktadır. Bireysel özelliklerin yanı sıra toplumsal farklılıkların da büyük önem taşıdığını vurgulayan hocamız, insanın doğasındaki örgütlenme kabiliyeti nedeniyle her bireyin bir topluma mensup olduğunu belirtmiştir. Ancak her toplumun kendine özgü bir yapısı, aile algısı ve kır-kent dinamikleri bulunduğundan, toplumun birey üzerindeki bu etkisi farklı zümreleşmelerin ortaya çıkmasını kaçınılmaz kılmaktadır. İnsanları farklı düşünmeye sevk eden üçüncü unsur ise dini metinlerdir; Kur’an-ı Kerim’in anlaşılması ve uygulanması bağlamında müteşabih veya anlaşılması zor ayetlerin varlığı, hadislerin sıhhati ve yorumlanması sorunu ile yazılı ve sözlü dini kültürün etkisi bu kapsamdadır. Sonuç olarak, bir mezhebin teşekkül edebilmesi için insan unsuru, örgütlenme ve dini metin olmak üzere üç temel şarta ihtiyaç vardır.
Farklı din anlayışları ile zihniyetler arasındaki ilişkiye gelince; zihniyet, kişi, grup ve toplumların olay ve olgulara bakış açısını belirleyen örtük bir değerler sistemidir. Toplumun dinamik ve canlı bir sentezini meydana getiren zihniyet, son derece devingendir. Toplumun zihniyeti etkilemesi söz konusu olsa da insanları en derinden etkileyen faktörler karakter farklılıkları ve psikolojik eğilimlerdir. İnsanlar yapıları gereği farklı derecelerde tepkisel, akılcı, gelenekçi, sezgici-tecrübeci, radikal veya uzlaşmacı olabilirler; netice itibarıyla bireyler, hal, tavır, tutum, davranış, duygu ve düşünce bakımından birbirlerinden farklılık gösterirler. Bunun neticesinde dine yaklaşım biçimleri veya zihniyet tipolojileri beşe ayrılmaktadır:
Tepkisel-Kabilevi Din Anlayışı: Kabileci, bedevi, kavgacı ve şiddete meyilli bir yapıyı temsil eder ve genellikle kapalı toplumların özelliğidir. Hariciler ve Vehhabiler bu anlayışa örnek gösterilebilir. Bu tipolojiye uygun toplumlarda savaş dinden sayılır, din isyan ve başkaldırıdan ibaret görülür ve yanlışların ancak güç kullanılarak düzeltilebileceğine inanılır.
Akılcı-Hadarî Zihniyet: Özgürlükçü, eleştirel ve sorgulayıcı bir yaklaşıma sahiptirler. Medeni bir yapıya ve şehir kültürüne sahip olan bu zihniyet, çoğulculuğu ve çok kültürlülüğü benimser. İstikrarı bozmadan değişime de açıklardır; temsilcileri arasında Mu’tezile, Mâtürîdîler ve Mürcie yer almaktadır.
Gelenekçi-Muhafazakâr Zihniyet: Bu zihniyete sahip kişiler, alıştıkları düzenin bozulmamasını ve hayatın aynı şekilde devam etmesini arzulayan kimselerdir. Geleneklerinde ısrarcı olup kaos ve istikrarsızlığa kesinlikle karşıdırlar. Şâfiîlik, Mâlikîlik, Hanbelîlik ve Zâhirîlik bu zihniyetin temsilcilerindendir.
Politik-Karizmatik Liderci Zihniyet: Temelinde hükmetme ve egemen olma arzusu barındıran bir yaklaşımdır. Bu hakimiyet tutkusu, kişileri iktidarı ele geçirmeye ve bu doğrultuda siyasi ya da fikri çabalar içine girmeye sevk edebilir. Aşırı Şii hareketler, Zeydîlik ve Dürzîlik bu gruba örnek verilebilir.
Keşifçi-İnzivacı Zihniyet: İnsanın duygusal doğasından hareketle, kişinin kendi iç dünyasına yönelmesine ve içe dönük bir tecrübe yaşamasına dayanır. Bu nedenle söz konusu zihniyetteki insanlar, gerçeğe ulaşmada ve dini yaşantılarında akıldan ziyade deruni tecrübeyi merkeze alırlar. Bu zihniyetin temsilcileri özellikle Sufi gruplarıdır.
#MaveraünnehirYazSeminerleri
15 Temmuz’dan ders aldık mı?
https://t.co/LVDCfq2Ear
Sönmez Kutlu, “Tarihsel din söylemleri açısından “15 Temmuz”un analizi ve eleştirisi”
https://t.co/PRR4H1OTO0
Ancak daha sonra Sünniler ve
Şiiler arasında bir intikama dönüştürülmek istendi…
4. Kerbela olduğunda Şiilik de Sünnilik te yoktu. Ne Hz. Hüseyin Şii ne de Yezid Sünni idi.
https://t.co/f2lTY9KvHQ
Kerbela ile ilgili bir kaç önemli noktanın altını çizmek istiyorum:
1. Kerbela vakası, Emeviler ve Haşimiler olarak bilinen iki Arap kabilesinin iktidar kavgasının acı bir sonucudur.
2. Bu olay olduğunda Türkler henüz Müslüman olmamıştı.
3. Bu olay, Kureyş’in iç meselesi idi.
@cnnturk Ahmet Bey,
Cübbeli Hocayı, rüyetullah konusuyla
bilimsel bir kurum olan ve sayın cumhurbaşkanı tarafından bir marka olarak tanımlanan Ankara İlahiyat ile ve onlarca kitap yazmış, Kur’an aşığı, İslam’ı sevdiren Merhum Prof Dr. Hüseyin Atay’la ilişkilendirmesini kınıyorum.
Fakültemizde alanlarının duayeni değerli iki hocamız, yarın ilmi bir tartışma yapacak. Bendeniz bu tartışmayı yönetecek. Program kayda alınacak, fakat daha sonra yayınlanacak.
Bu tartışmayı yerinde izlemek isteyenlere duyurulur.
Türk kimliği başka milletlere düşmanlık üzerine inşa edilen bir kimlik değildir. İsmi müslümanlıkla aynileştirilen tek milet Türk milletidir. Her nedense diğer kimlikler kendisini Türk aleyhtarlığı üzerinden inşa ediyor ve bunu varlık sebebi olarak görüyor.https://t.co/2IjTfcL7zc
Yüz bini aşan kadroya sahip DİB'nın ve 100 aşkın İlahiyatın bulunduğu bir ülkede, “ Kur’an hakkında oluşan bilgi kirliliği doğru bilgi, delil, beyyine ve ikna yoluyla geçersiz kılınamıyor ise, bu iki kurumun çürümüşlüğü ve ilmî tükenmişliği dibe vurmuş demektir. +
Bu yasa işletildiği takdirde sadece mealler değil, Kur'an'ın herhangi bir ayetinin "İslam'ın temel niteliklerine aykırı" bir şekilde çevirilip kullanıldığı diğer eserler hakkkında da koğuşturma ve soruşturmaya sebep olacaktır.
Fikirler yasaklarla önlenemez. +
TEBRİK VE TEŞEKKÜR…
Mehmet Akif Ersoy Üniversitesi Türkeli Gençlik Topluluğu, Türk Dünyası Öğrenci Konseyi ve Burdur Belediyesi iş birliği ile 10 Mayıs 2025 tarihinde Burdur’da “Bilim İnsanı ve Mütefekkir Ethem Ruhi Fığlalı Sempozyumu” yapıldı.
https://t.co/phH9WhssE8
Değerli Dostlar
Mehmet Akif Ersoy Üniversitesi Türkeli Gençlik Topluluğu, Türk Dünyası Öğrenci Konseyi ve Burdur Belediyesi işbirliği ile 10 Mayıs 2025 tarihinde Burdur’da düzenlenecek olan “Bilim İnsanı ve Mütefekkir Ethem Ruhi Fığlalı Sempozyumu”na bekliyoruz.
Program ektedir..
İlgilenenlere duyurulur…
Mezhepler Tarihi bilimi; İslam’ı, İslam Düşüncesi’ni ve Müslüman toplumları doğru anlama görevini başarıyla sürdürüyor…
Şu üç çalışma, oldukça önemlidir…
1. Müslüman Kültürde Tekfir
2. Hanefilik-Mutezile İlişkisi
3. Vehhabilik Eleştirileri