Dünyanın israfı ve konforu içinde boğulurken, terk edilmiş mazlumların sessiz çığlıklarına sırt çevirmeyelim. Bugün başkasının başına gelen zulüm, yarın bizim kapımızı çalabilir.
“Biz bu günleri insanlar arasında döndürürüz.” (Âl-i İmrân, 3/140)
Mazlumun yalnızlığına sessiz kalanlar, gün gelir kendi yalnızlıklarıyla imtihan edilir. Tarih değişir, coğrafya değişir, roller değişir… Ama Allah’ın sünneti değişmez.
Bugün terk edilen mazlumları unutursak, yarın bizi kim hatırlayacak?
#GazzedeAçlıkVar
#GazzeyiUnutma
❤️🩹 Haşa ve kella Allah azze ve celle vaadinden dönmez. Hak olan ölüm sizlere gelmeden bu kardesinizin sesini duyun duyurun insaAllah.
Tükendim dediğim yerdeyim ya Rabbim.
Sokaklar löp et sarkan kasap reyonuna dönüşmüşken,
Yarı çıplak dişi Tarzanların ülkeyi gavuristan bitki örtüsüne çevirmesinden rahatsız olan sadece Yavuz hoca değil.
Hepimize mi soruşturma açacaksınız?!
Eğer biz de Müslüman ülkeysek Yavuz hocaya "bize rağmen" dokunamazsınız!
Kendinize gelin.
Eğer soruşturma açmaya çok meraklıysanız ülkenin ahlakî dokusunu ifsad eden LGBT propagandacısı akademisyen kılıklılara açın o soruşturmayı!
@RTEUniversite
Tarih iki şeyi asla unutmayacak:
Birincisi, Gazze'de bu katliamlar yaşanırken elindeki imkânları seferber etmeyenleri; ikincisi ise bir şeyler yapmaya çalışanlara engel olanları…
Bölge rejimlerinin sırf kendilerine tabi olanları kandırmak için "Elimizden hiçbir şey gelmiyor" diyerek realpolitik ve konjonktür söylemlerinin 'yalan' denecek bir tarafı vardı.
Ancak bir şeyler yapanların önüne geçmeleri, sınır kapılarını kapatmaları ve yardım konvoylarını alıkoymalarıyla birlikte, bu söylemin yalan olarak bile ne bir şerefi ne de bir haysiyeti kaldı.
#FilistinKonvoyunaYolAç
"Gelinim çocuklarının önünde kafınsan vuruldu beyni önlerine döküldü." Yüce Allah amirinden failine kadar bu olayın müsebbibi olan kim varsa bin belasını versin.
Programınızın yayın kapağına resmimi koyduğunuza göre, beni konunun muhataplarından biri olarak görüyorsunuz demektir. Bir insanı resmiyle hedef alıyorsanız yayın ahlakı gereği ya kendisine söz hakkı tanımalı ya da konuğunuzun iddialarını muhatabının yüzüne söyleyebileceği bir program yapmalısınız. Zira konuğunuz Ebubekir Sifil her zamanki gibi davranıyor; hakla bâtılı birbirine karıştırıp İslam âlimlerine ve çeşitli ekollere iftira ediyor. Ehl-i Hadis imamlarının bir kısmını tecsim ve teşbihle suçluyor. Bütün ümmet bu isimleri önder kabul etmişken, kendisi ve izinden gittiği Kevserî ümmetin çizgisine aykırı düşerek bu zatlara iftira atmıştır.
Eş'arîliği ve Mâtürîdîliği hak kabul ederken Selefîliği bâtıl ilan ediyor. Oysa İmam Eş'arî'nin aidiyeti tartışmasız olan eserlerinden yola çıkarak Ebubekir Sifil'in programda savunduğu sıfat konusunu ele alsak, kendisinin Mutezile tevillerini Sünnilik diye anlatıp savunduğu açıkça ortaya çıkacaktır. Türkiye'deki yaygın ve kurumsal tasavvuf anlayışının Mâtürîdîlik ve Hanefîlik ölçülerine ne kadar uyduğunu yalnızca bu iki kaynağı esas alarak tartışabiliriz. Bizim karşı çıktığımız şirk ve aşırılıkların tamamına Mâtürîdî ve Hanefî imamların da net bir şekilde karşı çıktığını gösterebiliriz.
Kütüb-i Sitte imamları mücessime midir? Nitekim ismini saydığı imamlar ile Kütüb-i Sitte müellifleri arasında inanç bakımından hiçbir fark yoktur. Ümmet, dinin ikinci temel kaynağı olan sünneti "akidesi bozuk" insanlardan mı öğrendi?
Muhammed bin Abdülvehhab'ın mezhepleri ve mezhebe uymayı reddettiğini, tasavvufu da şirk saydığını iddia ediyor. Oysa Muhammed bin Abdülvehhab Hanbelî'dir; izinden gittiği İbn Teymiyye ise Kadirî bir sûfîdir. Onların tasavvufta karşı çıktığı tek şey; bütün ümmetin de reddettiği şahısları ilahlaştırma, Bâtınîlik ve sapkınlıktır. Aynı şekilde İmam Şevkânî'ye de iftira etmektedir. Zira mezhep taassubunu eleştiren yalnızca Şevkânî değildir. Mezhepleri Kitap ve Sünnet'in önüne geçirmeyi aynı ayet bağlamında eleştirenlerden biri Fahreddin Râzî, sûfîlerin şeyhler hususundaki aşırılıkları bağlamında eleştiren ise Ebû Hayyân ve diğer âlimlerdir. Tarihte mezhep taassubunun yol açtığı sonuçlar düşünüldüğünde ulema bu tavrında sonuna kadar haklı ve isabetlidir.
Halefin tevil anlayışına dair söyledikleri de doğru değildir. Şayet "sözde tecsim kaygısıyla" Allah'ın sıfat ayetlerini tevil etmek haklı bir gerekçeyse, insanlar ateist veya deist olmasın diye ahkâm ayetlerini tevil edenlere neden karşı çıkmaktadır? Kaldı ki tevile gerekçe gösterdiği bu tehlike sahabeden itibaren her devirde vardı; ancak kimse bunu bir tehdit sayıp Allah'ın ayetlerini tevil veya tahrif etmedi. Zaten kelamcıların tevil yapma sebebi de bu değildir. Kelamcılar akla aykırı buldukları ve nassları zannî gördükleri için nassı akla uydurmak adına tevile başvurmuşlardır. Yani bugün Ebubekir Sifil'in de eleştirdiği modernistlerin ahkâm nasslarına yaptığını, kendileri akaid nasslarına yapmıştır.
Ayrıca programda Kur'an kıssalarını tevil edenleri "tarihselci" diyerek yaftalaması da tam bir çifte standarttır. Oysa savunduğu kelamcılar; sıfat ayetlerindeki üslubun o dönemin avamı mekândan münezzeh bir Tanrı'yı kavrayamayıp inkâra düşmesin diye kullanıldığını iddia etmekte ve bu gerekçeyle tevil yapmaktadır. İlk muhatapların avamlığını bahane edip akaid ayetlerini tevil etmeyi Sünnilik kabul ederken, aynı mantıkla kıssaları tevil edenleri tarihselci ilan etmek açık bir tenakuzdur. Şayet nassın dilini dönemin şartlarına ve algısına bağlamak tarihselcilikse, Ebubekir Sifil'in savunduğu kelamın tevil mantığı akaid tarihselciliğinin ta kendisidir.
Programda dile getirdiği tevilleri, özellikle "el" sıfatıyla ilgili olanları hak mezhep kabul ettiği ilk nesil Eş'arî imamların eserlerine bakarak değerlendirirsek bunların Mutezile tevilleri olduğu görülür. Nitekim ilk dönem âlimleri bunların bâtıl bir tevil, yani özünde bir tahrif olduğunu açıkça belirtmiştir. Böyle bir akaidi "Sünnilik" diye sunmak, ancak bu kadar hata yapan birine yakışır.
Tekfiri toptan reddedip bunu Sünniliğin ayırıcı bir vasfı sayması açık bir hatadır. Cehmiyye, Râfızîlik, İbâhiyye, Hulûliyye, Vahdet-i Vücud, filozoflar ve Bâtınîlik gibi akımları tekfir edenler kimlerdir? Yakın dönemde laikleri, demokratları, Kemalistleri, Baasçıları tekfir eden ulema Sünnî değil midir? Sizin bu tekfir karşıtlığınız Sünnî olmanızdan değil, laik sistemin memuru olmanızdan kaynaklanmaktadır. Zira Sünnilik tekfiri suç hâline getirmez, haksız tekfire karşı çıkar. Tekfire düşman olanlar, ucu kendilerine dokunduğu için rahatsızlık duyan bölgedeki laik rejimlerdir. Allah'ın dininde ise tekfir; meşru olan ve olmayan şeklinde ikiye ayrılır. Siz meşru olmayan ölçüsüz tekfire karşı çıkın; bütün peygamberlerin ortak daveti olan şirki ve müşrikleri tekfir etmeye değil!
Peygamber'in kabrine selam vermenin ya da kurban sevabını ölüye bağışlamanın küfür olduğu iddiası, Ebubekir Sifil'in halkı galeyana getirmek için uydurduğu bir iftiradır. İnsanların küfür saydığı asıl şey; Allah'ı bırakıp kabirdeki ruhlara el açıp dua etmek, fayda ve zararı onlardan beklemek ve kabirleri putlaştırmaktır.
Bu anlayışın yayılma sebebine dair söyledikleri de baştan sona yanlıştır. Bu inancın yayılma nedeni; tevhid ehlinin hakkı açık ve net bir dille anlatması, İslam'a savaş açan sistemlerin maaşlı elemanı olmaması ve dünyanın her yerinde İslam'ı savunmak adına bizzat sahada, halkın içinde yer almasıdır.
Son olarak; Hepimizin en acil meselesi, bizi her taraftan kuşatan laik ve demokratik rejimler ile bunların toplumu müşrikleştirmek için kurduğu tuzaklardır. Mustafa Sabri Efendi başta olmak üzere bu döneme şahitlik eden ulemanın söz konusu rejimlere tavrı ile bugün o mirası temsil ettiğini iddia eden Ebubekir Sifil'in yaklaşımı taban tabana zıttır. İslam toprakları laik, demokrat, dikta ve bilumum küfür inançlarının işgali altındadır. İslam topraklarında çocuklar zorunlu olarak on yıl boyunca putperest ayinlerine zorlanmaktadır. İslam toprakları Batılı devletlerin askerî üsleriyle bilfiil işgal edilmiştir. Sıradan bir işe girerken dahi insanlara küfür içerikli yeminler dayatılmaktadır. Faiz hayatın her alanında dayatılmakta, İslam'ın en temel kabulleri tartışma konusu edilmektedir. İslam'ın bir şeriat ve nizam olduğunu dillendirmek dahi suç kabul edilmektedir. Epsteinci kâfirler İslam topraklarını ziyaret ettiğinde şerefli konuklar gibi karşılanmakta, işgalcilikleri ödüllendirilmektedir.
Din âlimi vasfı taşıyan konuğunuz bu meselelerde tam bir memur gibi davranmakta, tüzük ve yönetmelikler uyarınca sessiz kalmaktadır. Ama nedense İslam ümmetinin çocuklarına karşı aslan kesilmekte, İslam akaidinin yılmaz müdafiine dönüşmektedir. Resimlerini paylaşarak açıkça hedef aldığınız insanlara medya ahlakı gereği söz hakkı verir veya vermezsiniz; konuğunuz iddia ve iftiralarıyla ilgili konuşmayı kabul eder ya da etmez, bu size ve ahlak anlayışınıza kalmıştır. Ancak iki tarafın da kabul ettiği ortak bir hakikat vardır: Yalan söylemek ve iftira etmek haram, söz hakkı vermeksizin insanları hedef göstermek ise ahlaksızlıktır.
Garip bir düzen var. Fecaat resmen! Cemaatlerin kendi adamları olunca telefonlar susmuyor, yardım kampanyaları açılıyor, herkes koşturuyor. İşin en sıkıntılı tarafı nedir biliyor musunuz? Bazı kapılar ihtiyaçla değil, falankeslerin referansıyla açılıyor. Yani Allah’ı razı etme yerine birilerinin hatrı ortaya konuluyor.
Ama iş böyle sırtı kuvvetli olmayan Müslümanlara gelince çıt yok. Ne arayan var ne soran. Sonra çıkıp ümmet, kardeşlik, dayanışma diye uzun uzun makaleler yazıyorlar. Bu abinin derdi yeni değilmiş, ailesinin yaşadığı sıkıntı da gizli değilmiş. Buna rağmen ortada koca bir suskunluk var. Aynı çevreler, iş kendi halkasına gelince seferber oluyor, ama gerçekten ihtiyaç sahibi biri olunca herkes başka tarafa bakıyor.
İlla birilerinin çıkıp paylaşım yapması mı gerekiyor? İlla gündem mi olması lazım? Şu cemaatçilik denen taassup, pazarcı esnafının müşteri ayırması gibi insan ayırır hale geldi. Bizdense sahip çık, değilse dön arkanı geç.
Sonra da kalkıp ümmetten, kardeşlikten bahsediliyor. Kusura bakmayın, bu anlayış yüzünden kardeşlik duygusu her geçen gün biraz daha ölüyor. Ümmeti bölen sadece düşmanlar değil, insanları bizden/sizden diye ayıran taassup da bu ümmete en az onlar kadar zarar veriyor.
Kardeşimize yardımcı olmak isteyenler lütfen yazsınlar. Meseleyi çok uzatmaya gerek yok, kimseden çekinmediğimi, lafı orta yere söylediğimi bilenler bilir. O yüzden;
Küçücük bir kızın yaşadığı bir zorluğu görüp de yardım etmeyenler;
- Ne Tevhid davetinden bahsetsin.
- Ne İslam davetinden bahsetsin.
- Ne Sünnetten bahsetsin.
- Ne Ebubekrin, Osmanın, Abdurrahman ibn Avfın ve diğer sahabelerin (radiyallahu anhum) ne kadar infakta bulunduklarından bahsetsin.
AMELE DÖKMEDİĞİNİZ KELAMLAR, KIYAMET GÜNÜNDE SİZE VEBAL OLUR. AMELİNLE KAVLİN NEDEN FARKLIYDI DİYE SORARLAR.
Lafa gelince Kuran, Sünnet, Tevhid, İman;
Amele gelince ise; kuru ağızla yapılan bir duayla "Allah yardımcın olsun" deyip yüz çevirmek, Müslümanlık değildir.
Kardeşimizin kızının tedavisi için son kalan para 60 bin lira.. Bu kadar zamandır bu kardeşimiz zor durumda ve destek olunmamış. Kızı için 1.5 milyon civarında borç batağına saplanmış. Bu kardeşimiz; yardımsız, desteksiz, bir başına kaldığı zamanları anlattığında "cümle aleme yazıklar olsun" dedim sadece. Başka söze gerek yok. Başta da kendime. Zira yedi yirmi dört sosyal medyada paylaşımda bulunuyorum, ama bir Müslümanın derdinden haberim yok. Bu da bana sorulacak kıyamet gününde. Ama en azından bundan sonrası sorulmasın diye amele geçmek istiyorum. Aynı düşüncede olanlar bu amele iştirak etsin, konuşacak olanlar yorum dahi yazmasın, gerek yok.
Dipnot; Dileyen dilediği lafı bana edebilir, çok da umurumda değil. Kusura bakmayın, ben "konuşanlara" karşı yumuşak olamıyorum, hüsnü zan da besleyemiyorum. On binlerce Müslüman bu Müslümanın durumunu görüp de susuyor, ALLAH ZORDA KALAN MÜSLÜMANA YARDIM ETMEYİ EMRETMİŞKEN sadece "Allah yardımcınız olsun, Allah şifa versin" diyerek kuru ağzıyla yaptığı duayla, Allahın emrini Allaha havale ediyor. Yardımı size Allah emretmiş Allah..!!!!! Allahın emrini Allaha niye havale ediyorsunuz..?? Veyl olsun..!
Bir dipnot daha; Konuşmaya vakit yok. "AMEL EDECEK OLANLAR" yazsınlar. Kuru ağzıyla konuşarak "sadece dua etmiş gibi görünenler" kendilerine saklasınlar. Zira o duanın içinde bir gram ihlas olsaydı; "Kardeşim yardım edebilmek için 5 liram var, zira biz de ailemizle resmen taş yiyoruz" deselerdi, o zaman o duanın samimiyetine inanılırdı ve o 5 liranın bereketi 50 milyardan üstün olurdu.
Vesselam.
🔴 "Size yalan söylediler. Zulüm bitmedi. Gazze'de çocuklar yanıyor."
İsrail'in Gazze'ye yönelik durmaksızın devam eden saldırılarında 4 kişilik bir aile uykuları sırasında yanarak şehid oldu.