İsrail, eceli gelen mahlukun cami duvarına işemesi misali; Gazze'den sonra Suriye'yi, ardından İran'ı ve şimdi de Türkiye'yi açıkça hedef alıp tehdit etmeye başladı.
Dilerim Allah (cc), bu azgınlıklarını İsrail'in "yükselttiklerini yerle bir edecek" (17/İsrâ,7) o sürecin başlangıcı eyler.
Kanaatimce İslam karşıtı Kemalistler, İslam şiarlarını izhar edenlerden intikam almanın bir yolunu buldu: Cumhurbaşkanına hakaret!
Güçlü oldukları yerlerde doğrudan, güçlü olmadıkları alanlarda ise hükümete veya Cumhurbaşkanına yönelik eleştirileri gündeme taşıyarak istedikleri kişileri tutuklatıyorlar. Zira hükümetin yumuşak karnını iyi biliyorlar.
Benzer bir durum daha önce Furkan Bölükbaşı'nda da yaşanmıştı. Ancak unutmamak lazım: Zulüm zulümdür. Zulüm için tuzak kuran da onu uygulayan da ona sessiz kalarak meşrulaştıran da zulme ortaktır.
İki şeyi birbirinden kesin olarak ayırmak zorundayız:
Hanefi uleması, ahad hadislere yaklaşırken farklı bir usul benimsediyse bunu Şeriat’a olan bağlılığı güçlendirmek ve dini şüpheden korumak için yaptı. Amaç, dine sadakat ve kesin bilgiydi. Maliki ulema da yer yer ameli sünneti (Medine ehlinin amelini) sözlü sünnetten daha güçlü gördüğünden sözlü ahad haberlere tercih etti. Hadis ehlinin buna yönelik eleştirileri de tamamen ilmî eleştirilerdi. Daha sonra İbn-i Teymiyye'nin (rh) hadis ehli ve Hanefiler arasındaki ihtilafı yumuşatma ve orta yolu bulma çabası da ilmî bir yaklaşımdı.
Bugün ise aynı usul, İslam’ı modern çağın kabullerine uydurmak için araç kılınıyor. Usul aynı gibi görünse de uzun vadede ortaya çıkacak sonuç çok daha yıkıcı ve tehlikeli olacak: Dileyen, hevasına uymayan ve modern aklın kabul etmediği hadisi zannî diyerek ve Hanefi usulünü araç kılarak yok sayacak.
Eğer bu hayati ayrımı gözden kaçırırsak geçmişin hatasını tekrarlarız:
Zamanında 28 Şubat zihniyeti Hanefi mezhebini araç kılarak Kemalizm'in dayattığı dini nasıl meşrulaştırdıysa, bugün de aynı yöntemle modernizmin istediği din anlayışı meşrulaştırılır.
İslam âlemine bakınız: “Buhârî insandır”, “Buhârî’de eleştirilmiş hadisler vardır”, “Buhârî’yi reddetmek Allah’ın Resulü’ne itiraz değildir” gibi söylemler ve bu sloganlarla başlayan tartışmalar nerelere evrilmiş; bazen ilmî saiklerle başlayan tartışmalar nasıl modernist adamların elinde dini yıkım faaliyetine dönüşmüş.
Kanaatimce buna en fazla tepki göstermesi gereken bizzat Hanefilerdir. Çünkü Hanefiler susarsa, bugün yaşanan tartışma ileride Hanefilik adına çok büyük zararlara sebebiyet verir.
Hakkında kısıtlama kararı olan bir dosyanın 'delil ve belgeleri' TV ekranlarında ve sosyal medya hesaplarında paylaşılıyorsa; daha savcı ve hâkim karşısına çıkmadan insanlar toplum vicdanında suçlu kılınmak isteniyorsa; Çinci, Maocu çakma sosyalistler ve ABD'ci kapitalist adamlar birilerini İrancı diye yerli ve milli olmamakla suçluyor ve operasyon çekiyorsa, çok ama çok dikkatli olmak lazım...
Furkan Vakfı'na yapılan operasyonlarda bunların hepsi fazlasıyla var.
Zulüm her zaman iki yüzlülükten beslenir. Türkiye'deki adaletsizliklerin temelinde de sağ-sol demeden birçoğumuza bulaşan bu ikiyüzlülük var.
Barolar Birliği, kendi görüşüne yakın avukatlar gözaltına alındığında haklı olarak tepki gösterirken; sıra İslami kesimden avukatlara geldiğinde maalesef suskun kalıyor.
Oysa mesleki faaliyetinden ötürü birinin gözaltına alınması zulümse, mağdurun kimliği bu gerçeği değiştirmez. Ne yazık ki hukuku temsil eden kurumlar bile adaleti ilkesel değil, tarafgir bir anlayışla uyguluyor.
Allah'tan korkun; unutmayın ki devletten büyük Allah vardır. Son sözü söyleyecek, son hükmü ve kararı verecek olan devlet yahut hukuk değil; yalnızca alemlerin Rabbi olan Allah'tır.
Allah'tan korkun; FETÖ de aynen böyle yapıyordu. Hocalarına muhalif insanları gazeteler aracılığıyla tehdit ediyor, kendilerinden olan kolluk, hâkim ve savcılarla derdest ediyorlardı. Sonra da pişkin pişkin 'hukuk devletinde yaşıyoruz, suçunuz yoksa niye endişe ediyorsunuz' diyorlardı.
Allah (cc) kibir, hile ve tuzaklarını yerle bir etti. Başkalarını tehdit ederken örnek gösterdikleriniz, sizin için de örnek olmalı.
Ramazan Işık Hoca’nın kardeşi Faruk Işık abinin elim bir kaza neticesinde vefat ettiğini teessürle öğrenmiş bulunuyoruz.
Onlar ki başlarına bir musibet geldiğinde, “Şüphesiz ki biz Allah’a aitiz/Allah’tan geldik ve hiç şüphesiz yine O’na döneceğiz.” derler.
(2/Bakara, 156)
İnananlar olarak biliyoruz ki hayat da ölüm de Yüce Allah’ın takdiriyledir; O’nun (cc) verdiğini yine O (cc) alır ve her şey O’nun (cc) katında belirlenmiş bir ecel ile muayyendir. Bize düşen, Rabbani ilkelere sarılmak, kader-i ilahiye rıza göstermek ve sabretmektir.
Vefat eden kardeşimize Allah’tan rahmet ve mağfiret diliyor; Ramazan Işık Hocamıza, ailesine ve tüm muvahhid kardeşlerimize sabr-ı cemil ve metanet niyaz ediyoruz.
Rabbim merhumun günahlarını bağışlasın, mekanını cennet kılsın ve geride kalanlara hayırlı bir sabır ihsan eylesin.
Bu derste, İmam Ahmed ibni Hanbel’in "Tefsirin aslı yoktur" sözünün arkasındaki gerçek anlamı, İslam âlimlerinin bu söze getirdiği izahlar ve günümüzdeki yanlış kullanımları tefsir usulü çerçevesinde ele alınıyor.
Aşağıdaki linkten dersimize erişim sağlayabilirsiniz:
https://t.co/GYOAv25blr
Tarihe ve Topluma Yön Veren Değişmez Yasalar serimize devam ediyoruz.
Bu yazımızda Kur’ân’ın açıkça işaret ettiği toplumsal yasaların en önemlilerinden birini, “helak ve yıkım sünneti”ni ele almaya başlayacağız.
📖 Tevhid Dergisi 159. Sayısı Başyazı Seslendirmesi YouTube Kanalımızda: https://t.co/4v4VBnez4I
Tarih iki şeyi asla unutmayacak:
Birincisi, Gazze'de bu katliamlar yaşanırken elindeki imkânları seferber etmeyenleri; ikincisi ise bir şeyler yapmaya çalışanlara engel olanları…
Bölge rejimlerinin sırf kendilerine tabi olanları kandırmak için "Elimizden hiçbir şey gelmiyor" diyerek realpolitik ve konjonktür söylemlerinin 'yalan' denecek bir tarafı vardı.
Ancak bir şeyler yapanların önüne geçmeleri, sınır kapılarını kapatmaları ve yardım konvoylarını alıkoymalarıyla birlikte, bu söylemin yalan olarak bile ne bir şerefi ne de bir haysiyeti kaldı.
#FilistinKonvoyunaYolAç
Siyonistler, Daily Islamist’ten intikam alıyor; bunu da içimizdeki "yeşil siyonistler" eliyle yapıyorlar.
Çin zulmüne güzelleme yapacak tiynetteki kişilerin hedef göstermesi işe yarıyorsa, siyonizm karşıtı hiç kimse güvende değildir.
IŞİDe karşı onlarca sosyal medya paylaşımı olan birine IŞİD operasyonu yapıyorlar.
Yatak odasından henüz çıkmamış karı kocaya hedef gözetmeksizin göğüs üstüne ateş ediyorlar.
Kadını kafasından vurup beynini çocuklarının önüne akıtıyorlar.
Üstüne kocayı da öldürüp bize ateş etti yalanını yayıyorlar.
Ama evden silah çıkmıyor.
Polislerin olduğu yönde kurşun izi yok.
Kamera kayıtlarını da paylaşmıyorlar.
Adalet çoktan ölmüş.
#HaymanaOlayıAydınlatılsın
Operasyonun ilk anından itibaren polis kameraları kayıttadır. Bu konudaki tüm soru işaretlerini gidermenin tek ve en kestirme yolu, bakanlığın ilgili görüntüleri vakit kaybetmeksizin kamuoyuyla paylaşmasıdır.
Aksi halde süreç; müfettişlik incelemesi, soruşturma, savcılık ve mahkeme safhaları derken uzayıp gidecektir. Oysa bu kayıtlar yayımlandığı takdirde, ortada bir katliam mı yoksa bir çatışma mı olduğu yarım saatlik bir görüntüyle, hiçbir şüpheye yer bırakmadan anlaşılabilir.
#HaymanaOlayıAydınlatılsın
Kitâbu't Tevhîd derslerimizde bu hafta, "Yıldız ile Fal Bakmak" başlıklı 29. babı ele alıyoruz.
Bu dersimizde yıldızların ne için yaratıldığı, insanların yıldızlarla düşmüş olduğu hataları, müneccimlik ve burç yorumculuğunun kişinin inancını bozacağı gibi hususların üzerinde durduk.
Dersin tamamı, bağlantı aracılığıyla istifadenize sunulmuştur: https://t.co/UT9I30rbqe
Sifil Hoca, programın sonuna doğru neden selefiliğin yayıldığına dair tespitlerde bulunurken çok önemli bir hususu atlıyor ve hali pürmelalini ortaya koyuyor.
Bir saat boyunca mikrofon ve kamera üstünlüğü ile tahkir ve itham ettiğiniz insanların karşılıklı konuşma, cevap hakkı taleplerini hiçe saydıktan sonra gençler, kitleler neden “selefiliğe” kayıyor diye dövünüp durmanın bir manası yok.
@tvnet
Eğer @tvnet in amacı yayının çok izlenmeyeceğini düşünerek böyle bir kapak hazırlamak ise bu en başta Ebubekir hocaya hakaret olur. Bu durumda yapılması gereken kapağı değiştirmektir.
Ancak mesele bu değil, yayın açıkça kapakta fotoğrafı verilenlere bir reddiye amacı taşıyor ise o zaman söz hakkının doğduğu konusunda bir ihtilaf olmaz.
Bir kesimin gıyabında, o kesimden kimseye cevap hakkı tanımadan yayın yapmak ne edeple ne de yayın etiğiyle bağdaşır.
Ebubekir Sifil'in konuk olduğu programa Halis Hocanın resmini koyarak bir kesime tek taraflı ithamlarda bulunmak hakkaniyete aykırıdır.
Ya o görseli kapağınızdan kaldırın ya da muhatabına söz hakkı vererek adil olun! @tvnet