Tuncay Sonel sandı ki yaptığı yanına kâr kalacak…
En son gözaltıda değilim, açığa alınmadım demişti…
Bu görüntüler, bulunduğu makam ve mevkiyi kendi kişisel çıkarları için kullananlara ders olsun..
Şimdi hesap verme zamanı Tuncay Sonel…
Devlet valinin oğlu da olsa suçluyu bulur, cezalandırır falan diyorlar.
Adamlar cezalandırılmayacaklarına o kadar emin oldukları için yıllarca ülkeyi terketmemişler bile, rahat rahat yaşamışlar. Siz ne anlatıyorsunuz?
Okulda çocuklar öldürülmüş… Çocuklar ya!
Yine o bildik ses yükseliyor…
SİYASET YAPMA!
Depremde insanlar enkaz altında kalıyor…
Kadın cinayetleri…
Kartalkaya’da otelde yangın çıkıyor, insanlar çıkamıyor, yanarak ölüyor…
İtiraz ediliyor; bu ölümler politiktir, neden tedbir alınmadı, sorumlular hesap versin deniliyor…
SİYASET YAPMA!
Siyaset; bir ülkenin nasıl yönetileceğiyle ilgili alınan kararların bütünü değil mi?
Kimin neyi denetleyeceği…
Hangi önlemin alınacağı…
Hangi ihmal ihtimaliyle nasıl mücadele edileceği…
Bunların hepsi siyaset!
Nedir ki siyaset seçim arabası mıdır, kürsüde konuşmak mıdır sadece?
Bir başka partiye transfer olmak mıdır?
Bir bina depremde neden yıkılır?
Sadece beton, demir yüzünden mi?
Denetim yapılmadıysa…
İnşaat kuralları kağıt üzerinde kaldıysa…
Göz yumulduysa yıkılmaz mı?
Yıkılmadı mı?
Kadın cinayetleri niye olur?
Sadece şiddet uygulayan yüzünden mi?
Koruma kararları uygulanmıyorsa…
Şikayetler ciddiye alınmıyorsa…
Sistem işlemiyorsa…
Kadınlar ölmez mi?
Ölmüyor mu?
Kartalkaya’daki otel yangınında insanlar neden çıkamaz?
Bir okula, bir çocuk silahlarla elini kolunu sallayarak nasıl girer?
Hızlandırılmış trenin, eski raylar üzerinde yol almasına neden müsade edilir?
Bunların hepsi tek tek sadece talihsizlik mi?
Neden önlem alınmaz?
Önlem, siyasetin konusu değil mi?
Biri çıkıp SİYASET YAPMA dediğinde…
Aslında ne demek istiyor?
✅ Sebebini konuşma….
✅ Nasıl olduğunu kurcalama…
✅ Sadece üzül fakat sorgulama….
Bu mudur?
Ama insanın vicdanı buna razı gelmiyor ki…
Sadece yas tutmak istemiyorum…
Bir daha olmasın da istiyorum…
Bir daha olmasın demek soru sormadan, sorgulamadan, itiraz etmeden olmaz ki…
SİYASET YAPMAK, bu acı neden yaşandı demektir…
Bir daha nasıl olmaz demektir…
Eğer biz bunları bile konuşamayacaksak o zaman sadece sayarız…
Bugün 9…
Yarın 5…
Haftaya 10…
Rakamlar artar ama hiçbir şey değişmez…
Yerimizde sayarız…
Saymadık mı?
Saymıyor muyuz?
Her depremde, kadın cinayetlerinde, okullarda…
SİYASET YAPMA!
Ne yapalım?
Susup geçelim mi?
Ekonomiden sorumlu değiller, Adaletten sorumlu değiller, güvenlikten sorumlu değiller, sınırlardan sorumlu değiller, kadın cinayetlerinden, okullarda yaşanan olaylardan sorumlu değiller e abi bunlar neyden sorumlu? Kimi sorumlu tutacağız biz? Mozambik devlet başkanını mı?
Depremde onbinler ölür istifa yok, otelde insanlar yanarak ölür istifa yok, maden kazası olur istifa yok, hastanede bebek öldürülür istifa yok, memleketin 50 yeri aynı anda yanar istifa yok, okul taranır istifa yok. Her felaketin sebebi kader, her güzelliğin sebebi tek bir kişi.
Deprem oluyor on binlerce insan ölüyor: "Devlet napsın deprem çoh böyük", Otelde yangın çıkıyor onlarca insan yanıyor: "Turizm bakanı napsın?", Yenidoğan çetesi diye korkunç bir şey yaşanıyor: "Sağlık Bakanı napsın?", Okullarda öğretmenler, öğrenciler taranıyor: "Eğitim bakanı ne yapsın?" ne itaatkar, sürü zihniyetli insanlarınız ya. Bu insanlar niye o makamdalar? neden oy alıyorlar? hiçbir sorumlulukları yoksa neden büyük maaşları, güvenceleri ve yetkileri var?
#YusufTekinİstifa
#EgitimdeŞiddeteHayır
#saldırı
Neden hep öğretmenler sendikalar eylem kararı alıyorlar. Bir kere de halk eylem kararı alsin bu hafta çocuklarını okula göndermesinler. Bir daha olursa 2 hafta göndermesinler. Biraz da halk tepki göstersin canım. Sanırım o zaman bu işler daha kolay çözülür
Şiddetin bu kadar normalleştirildiği, her akşam saatlerce ulusal kanallarda şiddet pornolarının 'dizi' diye çoluk çocuğun üstüne bilinçli olarak boca edildiği, yemek yarışmasından gündüz programlarına, akşam yarışmalarına kadar sistemli olarak herkesin birbirine düşman kesilmesi üstüne kurulu leş medya düzeninde -ve tabi ki ağır mahkumların patır patır salındığı, faillerin elini kolunu sallaya sallaya gezdiği, toplumsal huzura değil tamamen muhalifleri sustırmaya odaklı siyasallaşmış hukuk düzeninde- daha çok okul cinayetleri görürüz. Herkes yürüyen mafya babası olma derdinde. Ve yine herkes biliyor ki yaptığı yanına kar kalacak.
İlber Ortaylı:
Bir burjuvanın çocuğu saat 11:00’de kalkmaz.
Ancak sefil ve fakir aileler ile gece çalışanlar saat 11:00’de kalkabilir.
Burjuvanın çalışanları saat kaçta kalkıyorsa onun da o saatte kalkıp işe gitmesi gerekir.
“Tarihin en üzücü derslerinden biri şudur: Eğer uzun süre kandırılmışsak, bu kandırmacaya dair her türlü kanıtı reddetme eğiliminde oluruz. Artık gerçeği öğrenmekle ilgilenmeyiz. Kandırmaca bizi esir almıştır."
Carl Sagan
Adam bir buçuk senedir evinde bir gece oturup, ayağını uzatıp ailesiyle vakit geçiremedi.
Taş olsa çatlardı.
İnsanüstü bir çabayla oradan oraya koşturuyor.
Gece yatağa başını koyduğunda nasıl uyuyabiliyor bilmiyorum..
Partisine, dava arkadaşlarına sahip çıkışı takdire şayan.
Bunları ona yaşatanlar utansın derdim ama yanıt mecliste verildi:
Utanmıyoruz!!!
AMAN DİKKAT
İran tarafından atılan bir füzenin Türk hava sahasında NATO tarafından etkisiz hale getirildiği basında yer aldı. İran’a kara harekâtı yapması imkânsız olan ABD ve İsrail’in bunu Türkiye’yi savaşa sokmak suretiyle yapacağı ihtimali gözden uzak tutulmamalıdır ve bu konuda Türkiye olarak çok dikkatli olmamız gerekir.
Bu savaşta İran’da büyük tahribat olmasına karşılık anlaşılıyor ki Abd ve İsrail ikilisi de hiç ummadıkları bir direniş ve saldırıyla karşılaştılar. Bilindiği gibi kara harekâtı olmadan bir savaşı kazanmanız mümkün değildir. Bu sebeple Abd şimdi çaresizlik içinde İran’a karşı PEJAK ve Barzani’yi kara harekâtı için kullanmaya kalkışıyorlar. Şayet Barzani ve diğer Kürt grupları bu oyuna gelirlerse onlar için büyük bir felâket olacaktır.
Emperyalistler çıkarları için bu tür bölgesel halkları kullanır ve sonra atarlar. Ve tabii olarak İran bu grupları anında yok edecektir.
Bu sebeple İsrail ve Abd İran’a karşı bunlar yerine Türkiye gibi bir gücü kullanmak isteyeceklerdir. Türkiye Körfez ülkelerindeki Abd üslerine karşı İran’ın saldırılarını iyi okumalı ve bunu Sünni-Şii çatışması gibi algılamayıp İran’ın kendisine bu devletlerden gelen saldırılara karşı tabii bir tepki olarak görmelidir.
Türkiye kendisini İran’ın yerine koymalı ve değerlendirmelerini buna göre yapmalıdır.
Tahminim İran, Türkiye’ye saldırmak gibi bir aptallığı yapmayacaktır. Bu her iki ülke için de bir felâkettir ve bundan en büyük faydayı sadece Abd ve İsrail sağlayacaktır.
Nitekim Türkiye ve İran 1639 Kasr-ı Şirin antlaşmasından beri çatışmamıştır. Aslında Ortadoğu’da istikrar ve barış da, bu iki ülkenin dost ve birliğinden geçer. Tabii Büyük Ortadoğu Projesinin başarısızlığı da…
Bakın abi, bu ülkeye isteseniz de şeriat getiremezsiniz, getiremeyeceksiniz de. Ben 49 yaşındayım. 17 yaşımdan beri esnaflık yapıyorum. Bu memlekette namazını kılanı da tanıdım, orucunu tutanı da, her cuma camiye gidenini de. Gençliğimden bugüne kadar dini vecibelerini hiç bırakmamış tonla arkadaşım oldu.
Ama bizim aramızda, sizin sosyal medyada göstermeye çalıştığınız gibi bir ayrışma hiç olmadı.
Ben bazen takılırım onlara, “Naber lan faşistler?” derim. Onlar da bana “Ne var lan komünist?” der. Mezhep üzerinden bile şakalaşırız. “Gelin lan siz de solcu olun” derim, “Yok gel sen bize takıl” derler. Güler geçeriz. Bizim aramızda öyle bir soğuk savaş falan yok. Olmayacak da.
Biz beraber büyüdük. Aynı mahallede top oynadık. Düğünde beraberdik, cenazede beraberdik, kavgada omuz omuza durduk. Sosyal medyada büyümedik biz.
Geçen gün bir arkadaş espri yaptı, “Abi bir aylığına Alevi olabiliyor muyuz? Oruç yok, namaz yok ne güzel” dedi. Ben de “Olur ama abonelik en az 2 yıl” dedim. Biz böyle takılırız birbirimize. Kimse kimsenin inancına hakaret etmez.
Ben TİP’ten milletvekili adayı oldum, ülkücü arkadaşım bana oy verdi. Bu kadar samimiyiz biz. İstediğiniz kadar bu demografiyi bozacağız diye uğraşın, beceremezsiniz. Üç beş trolle kimse kimseye düşman olmaz.
Ramazan’da tekelini kapatan esnaf arkadaşım var, saygı duyarım. Perşembe akşamı tarikata gidip zikir çeken arkadaşım var, “Abi seni de götürelim” der. Benim içtiğimi de bilir, inançlı olmadığımı da bilir. Ama dini konularda bilgim olduğunu da bilir. Hatta “Gel bizim hocayı biraz sıkıştır” diyen bile olur. Takılırız, tartışırız, münazara ederiz ama kalp kırmayız.
Sosyal medyada uydurulan o saçma sapan laflar… Yok “siyasal Alevi”, yok “laik atak”, yok bilmem ne… Bizim mahallede böyle konuşan yok. Kimse kimseye o gözle bakmaz.
Bizim çevremizde insanlar kediyi sever, köpeği besler, ihtiyacı olana yardım eder. Cuma mesajı atan arkadaşıma ben geçen hafta pavyonda paylaştığı fotoğrafı atarım, güleriz. Ben rakı masası atarım, o bana “Hayırlı cumalar” yollar. İçerken ezan okunsa kadehi masanın altına koyup ezanın bitmesini bekleyen adamlardır bunlar. Saygı budur.
Bu coğrafyanın çocuklarıyız biz. Sizin kendi siyasi hesaplarınız için verdiğiniz savaşlar bizi ilgilendirmiyor. Biz dost meclisinde “Boş ver abi, onlar görevini yapıyor” der geçeriz.
Kısacası… Bu memlekette herkesin bir düzeni var. Üç beş radikal hayal kuruyor diye bu ülke değişmez. Biz birbirimizi tanıyoruz. O yüzden ne yaparsanız yapın, bizi birbirimize düşüremezsiniz.
En güzel kaderlerden biri de ele ayağa bakımevine yoğun bakıma düşmeden bunamadan altına kaçırmadan delirmeden kısaca değersizleşmeden evinde ağrı sızı çekmeden gitmek. Bir kuş gibi kanatlanıp uçmak...
Diyanet Cuma hutbesinde;kadınlarla ilgili dövme,estetik,dar kıyafetler için bölüm ayırıyo!
Diyanet senin işin dini konular!
Kadınlar ne yapacağını, nasıl yaşayacağını sana soracak değil! Bu senin haddin de değil!
İşin de değil!
Burası Laik bir Cumhuriyet.
Ve hep öyle kalacak
Evinizin, arsanızın tapuları ne kadar kıymetli değil mi? Lozan da Türkiye Cumhuriyetinin tapusudur. Bağımsızlığımızın belgesidir. Hepimizin kıymetlisidir. Sevr’in çöpe atılma antlaşması Lozan’ın 102. yılı kutlu olsun.
Evet, İzmir yandı hepimizin gözü önünde; ağacıyla, hayvanıyla, şehidiyle...
Ancak biz İzmirliler yeniden yeşermeyi çok iyi biliriz,
aynı cumhuriyetin ilk yıllarındaki gibi. Yönetilemeyen, denetlenmeyen, bilinçlenmeyen herşeye karşı öyle dik duruyoruz ki bunu da yaparız...