evlenirken insanlar aslında hayatları boyunca kalplerini en çok kıracak kişiyi de seçmiş oluyor. bu yüzden “love is an act of endless forgiveness, a tender look which becomes a habit” demişler. aşka biraz da tersten bakmak lazım
Lacan'a göre biz asla "gerçek" kişiyle ilişki kurmayız. Biz, o kişinin üzerine giydirdiğimiz bir "ideal imge" ile ilişki kurarız. Ancak o imge gerçeklikle çatıştığında, fantezimiz bir kabusa dönüşür. İlişki, ötekinin "gerçekliğini" değil, "eksikliğini" sevme sanatıdır.
"Kişi nasıl yaşaması gerektiğini öğrenmeli. Her gün üzerinde çalışıyorum. En büyük engelim kim olduğumu bilememem. Kör gibi el yordamıyla arıyorum. Eğer birisi beni olduğum gibi severse sonunda kendime bakmaya cesaret edebilirim belki."
Güz Sonatı (1978), Ingmar Bergman
Bazen sevilmek için daha güzel, daha zeki, daha başarılı, daha “az kusurlu” olmanız gerektiğine inanırsınız. Oysa sizi gerçekten seven biri, bu kadar uğraşmanıza gerek olmadığını hatırlatır size.
"Su başında durmuşuz.
Su serin,
Çınar ulu,
Ben şiir yazıyorum.
Kedi uyukluyor
Güneş sıcak.
Çok şükür yaşıyoruz.
Suyun şavkı vuruyor bize
Çınara bana, kediye, güneşe, bir de ömrümüze"
https://t.co/8K1N8f9GVB
Ömrü boyunca kaygı, sıkıntı, ıstırap üzerine sürekli yazı yazan Kierkegaard’ın kaygıyla başa çıkmak için en çok müracaat ettiği yol her gün açık havada yürümekti. Yürümek onu hem zihinsel hem de bedensel olarak rahatlatır, düşüncelerini berraklaştırırdı.