üç dört sene önce bir şeyler yapmak kolaydı. akşam eve gelirdin bu kitabı okuyacağım derdin ve okurdun. şimdi şu basit şey bile o kadar çok çaba istiyor ki
“Her şeyin değiştirilebileceğine inanarak yaşadım uzun süre. Yanlışları düzeltebileceğimi, insanları iyileştirebileceğimi sandım. Olmayanı zorladım, susmam gereken yerde konuştum, bırakmam gereken yere tutundum. Yoruldum. Sonra bir gün kabullenmeyi öğrendim, savaşım bitti.”
İlahi adalet hemen tecelli etmez. Ama zamanı geldiğinde öyle bir yerden vurur ki, ne vicdan kalır, ne bahane. Kimsenin yaptığı yanına kalmaz. Allah’ın terazisi hiçbir zaman şaşmaz.
“Sabrın bir zeka biçimi olduğunu öğrendim. Her şeyin hemen çözülmesi gerekmiyor, her şeyin net bir cevabı olması gerekmiyor. Bazen yapabileceğiniz en iyi şey nefes almak, gözlemlemek ve olayın kendi akışına gitmesine izin vermektir.”
Bir psikoloğun ‘’hayatınıza giren biri geçmiş travmalarınızdan birini tetiklediğinde yaşınıza göre değil travmayı aldığınız yaşa göre davranırsınız’’ yazısını okudum bana bu gecelik müsade ya🫡
"Kaygıdan göğsünün tam ortası yanıyorken işe gitmek, markete gitmek, bir şey yokmuş gibi yaşamaya devam etme ama o sırada tam anlamıyla cehennemi yaşamak. Anlatsan bile anlaşılmayacağını bilmek. Her yeni güne daha fazla kaygı duyarak başlamak..."
bir ömrü perişan etmenin yolu nedir deseniz "saplanıp kalmaktır" derim. herhangi bir meseleye, bir insana, bitmiş bir aşka ya da vefasız bir dosta takılı kalmak, oradan bir adım öteye gidememek insanın kendi hukukuna girmesidir. şu geçip giden ve bir daha gelmeyecek olan günlerde hiçbir şey takılı kalmaya değmiyor.
yatın kalkın Allaha sizi iyi insanlarla karşılaştırması için dua edin, bol bol nas suresi okuyun. kötü bir insana denk gelmek bu dünyada cehennemi yaşamakla eşdeğer.
aklı başında bir insanla konuşmak çok güzel. bir sorununu anlatıyorsun, önce seni anlamaya çalışıyor, anladığına inandıktan sonra düzgünce çözüm üretmeye çalışıyor. bunu yaparken de senin neler yapabileceğini, neler yapamayacağını göz önünde bulunduruyor. çok, çok güzel.
Bazen birinin sendeki yeri sarsılmasın diye avuntulara sığınırsın. Kendi kendini onun öyle olmadığına inandırmaya çalışırsın. Cemil Meriç’in söylediği ne kadar doğru: “Sana kızmıyorum. Sen bu kadarsın, bilmeliydim.” O kadar olanı, o kadarla bırakmayı bilmek gerek.
Bazı insanlar iyiliği/nitelikli tavırları kaldıramaz. Ciddi durursun kibir zanneder, içtenlik gösterirsin istismar eder, onun için bir şey yaparsın kendini sana borçlu hissedeceğinden uzaklaşır. Bazılarına bir yerden sonra gidilmemeli, bazıları için bir şey yapılmamalı belki de…