"Bana dünyaları vâ'detse de içten bakışın
O ışık kaynağı gözlerdeki mânâ geçici..."
Türk musikisinin unutulmaz isimlerinden Bekir Sıdkı Sezgin'in vefatının 30. yılında düzenlenen özel konserde, oğlu ve talebesi olan Kudsi Sezgin'in seslendirdiği esere kulak verelim...
"Konser Zamanı: İstanbul Tarihi Türk Müziği Topluluğu Bekir Sıdkı Sezgin Anısına" ile bugün 18.15'te TRT 2'de.
UEFA Konferans Ligi AEK Athens FC maçımız öncesi, Türkiye'nin sevilen komedyenlerinden @tahsinhasoglu'nun mesajı bizlere ulaştı! Desteğin ve iyi dileklerin için teşekkürler Tahsin!
Hadi Samsun, stadyumumuzu hep beraber dolduralım!
#Samsunspor#AtatürklüArma#SAMvAEK #FromSamsunToEurope #UECL #ConferenceLeague #UEFA
Öyle bir mûsıkîyi örten ölüm,
Bir tesellî bırakmaz insanda.
Muhtemel görmüyor henüz gönlüm,
Çok saatler geçince hicranda,
Düşülür bir hayâle, zevk alınır:
Belki hâlâ o besteler çalınır,
Gemiler geçmeyen bir ummanda.
Büyük Itrî’ye eskiler derler,
Bizim öz mûsıkîmizin pîri;
O kadar halkı sevk edip yer yer
O şafak vaktinin çihangîri,
Nice bayramların sabah erken,
Göğü, top sesleriyle gürlerken,
Söylemiş saltanatlı Tekbîr’i.
O ki bir ihtişamlı dünyâya
Ses ve tel kudretiyle hâkimdi;
Âdetâ benziyor muammâya,
Ulemâmız da bilmiyor kimdi..
O eserler bugün defîne midir?
Ebediyyette bir hazîne midir?
Bir bilen var mı? Nerdeler şimdi?
Kıskanıp gizlemiş kazâ ve kader,
Belki binden ziyâde bestesini..
Bize mîrâsı kaldı yirmi eser.
“Na’t”ıdır en mehîbi, en derîni.
Vâkıâ ney, kudüm gelince dile.
Hızlanan mevlevî semâ’ıyle
Yedi kat arşa çıkmış “Âyîn”i.
Çok zaman dinledim “Nevâ-Kâr’’ı,
Bir terennüm ki hem geniş, hem şûh;
Dağılırken “Nevâ”nın esrârı,
Başlıyor şark ufuklarında vuzûh.
Mest olup sözlerinde her heceden,
Yola düşmüş birer birer geceden,
Yürüyor fecre elli milyon ruh..
Mûsıkîsinde bir taraftan din,
Bir taraftan bütün hayat akmış;
Her taraftan, Boğaz, o şehrâyîn,
Mavi Tunca’yla gür Fırat akmış.
Nice seslerle gök ve yerlerimiz.
Hüznümüz, şevkimiz, zaferlerimiz.
Bize benzer o kâinat akmış..
Tâ Budın’den Irâk’a, Mısır’a kadar,
Fethedilmiş uzak diyarlardan,
Vatan üstünde hür esen rüzgâr,
Ses götürmüş bütün baharlardan.
O dehâ öyle toplamış ki bizi,
Yedi yüzyıl süren hikâyemizi
Dinlemiş ihtiyar çınarlardan...
Bişnev…
2 Aralık 1884-1 Kasım 1958 Üsküp doğumlu Yahyâ Kemâl Beyatlı'nın vefatının sene-i devriyyesi...
Lise yıllarında İstanbul'a dair şiirleri olduğunu böylece okumam gereken bir şair olduğunu düşündüğüm bu büyük şairin "Eski Şiirin Rûzgârıyla" adlı o muhteşem eseriyle tanışmam ancak henüz İstanbul Edebiyat Fakültesi Türkoloji Bölümü 1. sınıf öğrencisiyken mümkün olabilmişti. Prof. Dr. Ömer Faruk Akün, yanlış hatırlamıyorsam daha 1. sınıfa başladığımız o günlerde bu eserin yarısından mes'ûl olduğumuzu ve vizede bu eserin kelimelerinden suâl edeceğini belirtmişti. Böylece Ferit Develioğlu'nun lügatini alarak büyük bir merakla şiirlerde geçen eski kelimelerin anlamlarını sökmeye başlamıştım. Nihayet vize geldiğinde Hoca, bu eserden bir şiir seçmiş ve kelimelerin anlamlarını sormuştu. Akün Hoca, bu kelimeleri şiirde geçtiği sırasıyla yazmamızı ve eğer kelimenin anlamını bilmiyorsak boş bırakmamızı istemişti ki hâlâ bu sıraya riayet etmeyenlerin notlarını neden kırdığını anlayabilmiş değilim. Hocanın muhakkak bir bildiği vardı elbet. Her neyse hiç olmazsa bir dönem Yahyâ Kemâl Beyatlı’nın şiirlerini okumuş onun sanki şiirlerini bestelemek üzere dünyaya gelmiş olan Münir Nureddin Selçuk’u böylece tanıma imkânı bulmuştum. Aziz İstanbul’u onun sesinden dinlemiş ve onun gibi mırıldanmaya başlamıştım bile...
Daha sonra Ahmet Hamdi Tanpınar’ın “Yahyâ Kemâl”ini okumak da belki bir fikrî takibin sonucu nasip olmuştu. Yıllar sonra Tanpınar’ın bir radyo konuşmasında Yahyâ Kemâl hakkındaki o kendine has üslûbuyla karşılaştığımda bir kez daha o yıllara dönmüş ve kendi kendimizi keşfetmemizi mümkün kılan bu büyük insanlara hayranlığım kat kat artmıştı. Henüz Mevlânâ’yı okumamıştım, onun Mesnevîsinin ilk 18 beytinin neden mühim olduğunu bilmiyordum. “Eski Şiirin Rûzgârıyla”yı okurken bilmediğim bir kelimeyle karşılaşmıştım: "bişnev". “Bişnev” kelimesinin anlamını Türkoloji Bölümü’nün kütüphanesinde lügati karıştırırken tesadüfen öğrenmiş, bu kelimenin bizim kültür dünyamızda nasıl büyük bir yer edindiğini çok sonraları anlamıştım. Akün Hoca bir dersinde “Bizim medeniyetimiz kulak medeniyetidir.” dediğinde “bişnev”in anlamı da zihnimde canlanmaya başlamıştı. Oradan tekrar Mevlânâ'ya dönmüş olarak kendimi buldum.
1 Kasım Yahyâ Kemâl’in vefatının sene-i devriyesi…O, benim için her zaman –şimdi olduğu gibi- farklı tedailer/çağrışımlar yapan büyük bir şair, İstanbul’u medeniyet dünyamızdaki bütün inkıtalara rağmen Türk-İslam coğrafyasının merkezi olarak zihnimize nakşetmiş aziz bir şairdir. Nûr içinde yatsın.
Onun en çok sevdiğim şiirlerinden biridir budur:
Fer almışken tulû-ı kibriyâdan
Bu gün bî-vâye kalmış her ziyâdan
Bu mülkün farkı yok bir tengnâdan
Niçin nûr inmiyor artık semâdan?
Bu şek, bağrımda her gün gâh ü bî-gâh
Dolaştım “Hû! ” deyüp dergâh dergâh
Ümid ettim ki bir pîr-i dil-âgâh
Desün “Destûr! ” mihrâb-ı hafâdan
Abâ var, post var, meydanda er yok
Horâsân erlerinden bir haber yok
Uzun yollarda durdum hiç eser yok
Diyâr-ı Rûm’a gelmiş evliyâdan
Tecellîgâh iken binlerce rinde
Melâmet söndü Şark’ın her yerinde
Bu devrin gerçi son sohbetlerinde
Nefes’ler dinledik sâz-ı Rızâ’dan
O yerler işte Bağdat, işte Âmid
Bugün her şûleden mahrûm, câmid,
O yerlerden gelen son yolcu Hâmid
Haberdâr olmaz olmuş mâverâdan
Bu manzûmenle ey üstâd-ı hoşkâm
Ali’den doldurup iksîr-i ilhâm
Leb-i uşşâka sundun öyle bir câm
Ki yoğrulmuş türâb-ı Kerbelâ’dan
@ismailsaymaz LGS çabuk unutuldu... Muhalefette gitmedi ne yazık ki bu işin üstüne... Bu konuyu diri tutmak lazım. Bizim çocuklarımız hakkı geri verilemez belki ama başka çocukların haklarına girmeye cesaret edemezler en azından.
Osman Hamdi Bey’in “İki Müzisyen Kız” tablosundaki önemli ögelerden biri olan ve Osmanlı saray müziğinin vazgeçilmez çalgılarından kabul edilen tamburu inceliyoruz. 🎼
“Hatır”, ilk bölümüyle bugün 21.00'de TRT 2'de. 📺