Defalarca okudum halada okuyorum çok güzel..
#Fakir Baykurt daha küçücük bir çocukken, köy kahvesinden yayılan çay kokusu bir gün öylesine hoşuna gider ki annesinin eteğine yapışır:
“Çay isterim, ille de çay!”
Annesi Elif Hanım oğlunu kıramaz. Elinden tutup kahveye götürür ve kahveci Topal Hüseyin’e seslenir:
“Hüseyin, bir bardak çay getir benim oğlana.”
Çay gelir.
Ama küçük Fakir, sıcak çayın nasıl içileceğini henüz bilmemektedir. Bardağı heyecanla eline alıp büyükçe bir yudum çekince ağzı fena halde yanar. Can havliyle bardağı elinden fırlatır.
Bardak toprak zemine düşer, kırılmaz.
Fakir’in aklına ise başka bir korku düşer:
“Şimdi annem bana çok kızacak…”
Belki bir tokat yiyeceğini bile düşünür.
Ama annesi ne bağırır ne de elini kaldırır.
Sadece kahveciye dönüp sakince:
“Hüseyin, bir çay daha getir oğlana.”
der.
İkinci bardak geldiğinde küçük Fakir artık ne yapması gerektiğini öğrenmiştir. Bu kez çayı üfler, acele etmeden yudum yudum içer.
Yıllar geçer…
Fakir Baykurt büyür, öğretmen olur. Fakat çocukluğunda yaşadığı o küçücük olayı bir türlü unutamaz.
Annesine defalarca sorar:
“Anne, o gün bardağı yere attığımda neden bana kızmadın? Neden vurmadın?”
Elif Hanım ise yıllarca bu soruya cevap vermez.
Ta ki bir gün oğlunun öğretmenlik yaptığı köy okuluna gidene kadar…
Ders sırasında sınıfın arkasında oturur ve oğlunu dikkatle izler.
Fakir Baykurt o günü anlatırken kendi ifadesiyle:
“Sınıfta estim, gürledim!”
der.
Ders bitince annesinin yanına gelir. Öğretmenliğinden memnun, biraz da gururludur.
“Anacığım, nasıl? Beğendin mi öğretmenliğimi?”
diye sorar.
Elif Hanım sakince cevap verir:
“Eh, işte… Fena değil.”
Fakir Baykurt şaşırır.
“Müfettişler geliyor, iyi veriyor, pekiyi veriyor. Sen ‘fena değil’ diyorsun. Nasıl olur?”
İşte annesi, yıllardır cevapsız bıraktığı o eski soruyu tam o anda cevaplar:
“Yıllarca sordun durdun. Şimdi aç kulağını da dinle.
Ben sana o gün çayı döktün diye kızsaydım, içindeki aslan küserdi.
Dövseydim, o aslan ölürdü.
Belki de böyle öğretmen olamazdın.
Şimdi sen de benim yaptığımı yap.
Sakin ol.
Bu çocukların içindeki aslanı sakın öldürme.”
Elif Hanım belki eğitim kitapları okumamıştı.
Çocuk psikolojisi üzerine eğitim de almamıştı.
Ama bir annenin sezgisiyle çok önemli bir şeyi biliyordu:
Bir çocuğun yanlışını düzeltebilirsiniz…
Ama bunu yaparken onun cesaretini, merakını ve kendine olan güvenini kırarsanız, verdiğiniz dersin bedeli çok ağır olabilir.
Fakir Baykurt öğretmendi.
Ama o gün sınıftaki en büyük dersi ona yine annesi vermişti. ❤️
#FakirBaykurt
siz geniş zamanlar umuyordunuz
çirkindi dar vakitlerde bir sevgiyi söylemek.
yılların telâşlarda bu kadar çabuk
geçeceği aklınıza gelmezdi.
behçet necatigil
Her çocuğun sağlıklı beslenme, temiz suya erişim ve güvenle büyüme hakkı var. Hiçbir çocuk sınıfa aç girmemeli; hiçbir aile yetersizlik hissiyle baş başa kalmamalı. #ÜcretsizOkulYemeği bir haktır.
Çocukların ne yiyemediği kadar ne yiyebildiği de önemli https://t.co/0FLOPJz2IB
İhsan Oktay Anar, hiçbir televizyon programına katılmayan ve neredeyse hiç demeç vermeyen bir isim. Ancak bir sokak röportajı sırasında tesadüfen kendisine bir soru soruluyor ve tarihi bir an yaşanıyor. Muhabirin İhsan Oktay Anar’ı tanımadığını da belirtelim.
Geçmişin ağır yükünden kaçan bir adam, kaybettiği huzuru hiç beklemediği bir bağda yeniden bulur.
Evladını kaybetmenin acısıyla yüzleşen Sicilyalı bir balıkçının, göçmen bir çocukla kurduğu sarsıcı ve iyileştirici dostluğu ekrana taşıyan "Spiaggia di vetro" (Cam Plaj), bu akşam 21.30'da TV'de ilk kez TRT 2'de.
#TRT2Filmleri
“İnsanoğlu tam sevinemez, bu onun için imkansızdır. Düşünce vardır, küçük hesaplar vardır ve korku vardır. Bilhassa korku vardır. İnsanoğlu korkan mahluktur.”
Ahmet Hamdi Tanpınar
-Huzur
Yaşamsal bir krizde duygusal stabilitesini koruyan ve "Endişelenme, ben yanındayım, birlikte halledeceğiz" diyen bir partneriniz varsa, güzel bir yol arkadaşınız var demektir.