sana neden dedikodunun kötü olduğunu anlatayım, bilimsel olarak hem de...
sen herhangi biriyle alakalı konuşurken, dalga geçersen insanlar seni o dalga geçtiğin özellikle hatırlıyor.
örnek vereyim:
> birine "çok tembel, hiçbir şey yapmıyor, tüm gün yatıyor" dediğinde insanlar seni tembellikle anıyor.
tersi de mümkün:
> birine "dürüst, çok doğru bir insan" dediğinde bu sefer seni dürüstlükle anacaklar.
o yüzden kimsenin hakkında kötü konuşmamaya çalış, düşüncen kötüyse sende kalsın.
çünkü tekrar edilen şey öğrenilir, nöroplastisiteyle.
eğer kötüyü tekrar edersen sen de kötü olursun ama iyiyi tekrar edersen sen de iyi olabilirsin.
kendi hayatınla ilgilen.
Birey kendi hatalı eylemiyle yüzleşecek duygusal olgunluğa sahip olmadığında, savunma mekanizması geliştirerek odağı 'sorunun kendisine' değil, 'sorunu dile getiren kişinin üslubuna veya zamanlamasına' çeker
Hayat, başımıza gelenlerden çok, gelenleri nasıl karşıladığımızla ilgili. Her duygu, düşünce ve deneyimi düzeltilmesi gereken bir sorun olarak gördüğümüzde, hayat çözülmesi gereken sonsuz bir sorun listesine dönüşür.
Belki de o kadar sorun yoktur ve sorun bakış açımızdadır.
Hepimiz sessiz bir inançla yaşarız: bir gün doğru sistemi kurduğumuzda, işleri yetiştirdiğimizde, hayatı nihayet rayına oturttuğumuzda asıl yaşamak istediğimiz hayat başlayacaktır. Heyhat ! O gün hiç gelmez.
Yapılacaklar listesi her zaman ömürden uzun, gelecek her zaman belirsiz, hayat hep pamuk ipliğine bağlı. Kusur hayatın içinde. Gerçek özgürlük, bu kusurluluğu bir eksiklik değil, insan olmanın ta kendisi olarak kabul etmekle başlar.
Mükemmel planı beklemek yerine kusurlu da olsa bugün bir adım atmak, dev hedefler karşısında donmak yerine taşınabilecek tek çakıl taşını taşımak, geleceği garanti edemeyeceğimizi kabullenmek lazım.
Hayatın en değerli anları zorla üretilemez, ancak kontrol gevşediğinde kendiliğinden gelir. Sıradan bir gün, asıl hayatın provası değil hayatın ta kendisidir; içimizden geçen cömertliği ertelemeden yapmak, belirsizliğe korkuyla değil merakla bakmak, sıradan eylemleri mesela bulaşık yıkamayı bile keyfe dönüştürmek mümkün.
Hayatı zapt ü rapt altına alma projesinden vazgeçtiğimizde hayat elimizden kaçıp gitmez. Tam tersine, bu kabullenişle ilk kez gerçekten elimize geçer. Anlamlı bir hayat sorunlarımızı çözdükten sonra değil, onlar hâlâ oradayken, bugün başlar.
Neden ‘ölmeden önce yapılacaklar’ listeleri bu kadar rağbet görüyor? Neden seyahatler, yemekler, maceralar hasılı her türden ‘deneyim’ modern insanı bu kadar cezbediyor? Sosyolog Hartmut Rosa’nın açıklaması şöyle :
Modern dünya sonsuz sayıda “yapmaya değer” seçenek sunduğu için, yapmak istediklerimizle gerçekte yapabileceklerimiz arasında kapanması imkânsız bir uçurum oluşuyor. Hartmut Rosa’ya göre modern öncesi insanlar bu baskıyı hissetmiyordu; ölümden sonraki yaşama inandıkları için dünyevi hayat asıl bölüme geçmeden önceki kısa bir giriş sayılıyordu. Ayrıca tarihi değişmeyen ya da döngüsel bir şey olarak gördüklerinden, kendilerini insanlık dramında kendi rolünü oynayan sayısız insandan biri gibi hissediyor, “çağın fırsatlarını kaçırma” duygusunu hiç yaşamıyorlardı. Seküler modernlik bunu tersine çevirdi: öbür dünya inancı yerini ilerleme fikrine bırakınca, her şey bu tek hayattan en iyi şekilde yararlanmaya bağlandı ve insanlar kaçırdıkları geleceğin acısını bastırmak için hayatlarını deneyimle doldurmaya çalışır oldular.
İyi yaşam doğru insanlarla karşılaşmaya dayanan olağanüstü bir talihtir.
Pessoa, sevilmeyi düşünmektir bizi tek yoran şey, telaşa düşürecek kadar yorar hem de, der.
Yaşadım demek için karmaşık ve zor yollar deneyip muhteşem çözümler üretti insan.
Benim durduğum yerden mevzu daha basit görünüyor!...
Hemingway’in dediği gibi, tüm kusurlarınızı bilmesine rağmen, bizim hala muhteşem olduğumuzu düşünen birisinin olması yeter.
Bir kişi yani!
(18.01.2024, Agah Aydın - Pınar Sabancı
Zorlu Performans Sanatları Merkezi)
Çocuk bakılmıyordu. Çocuk kendi kendine büyüyen bir şeydi. Çocuğa çocuk emanet ediliyordu. Benim dayım emekleme çağındayken teyzeme bırakılıyor. Teyzem de ondan birkaç yaş büyük. Anneannem dediğiniz gibi iş peşinde. Teyzemi biri çağırıyor gidiyor çocuk. Dayım emekleyerek çıkıp dışarıdaki su oluğunun içine giriyor. Mevsim kış, su buz gibi . Ne kadar kaldı belli değil. Bir adam görüp çıkarıyor. Sonra ateşli hastalık geçiriyor dayım. O günden beri işitme engelli. Şimdi karın işe dalıp çocuğunun başına bir iş getirse naparsın? Eski analar gibi yaptı oysa.
Anlatır köydeki yaşlı kadınlar, bulamaç deriz un şeker su karışımından mama yapıyorlarmış. Beşiğin üstüne tülbentin içine asıyorlar. Çocuk akşama kadar emiyor oradan. O çocuk ağlar, ağlamayı geçtim mesela boğazına kaçıp ölebilir. Şimdi farkediyorlar bunu. Ne yapacaksın kızım iş vardı, gitmezsen ne yiyeceksin diyorlar. Hiçbir anne memnun değil bundan.
Eskiden köyde çocukluk mu var? 5-6 yaşında hayvan peşine koşuluyor. Çocuklar geçimin devamı için araç.
Eskiden çocuk değeri yok. İnsan değeri yok. Ölmüşsün kalmışsın, sakat kalmışsın yok. Benim babam 12 yaşında İstanbul'a gelip çalışmaya başlıyor. Göndersene oğlunu 12 yaşında başka şehre? Babannem çok doğurmuş ama böyle doğrulur. 12 yaşında büyüyor çocuk. Doğrulur yani ne var.
Akşam işten geldiğinde 2 yaşında çocuğunu sokakta yalnız gör bakalım eşine ne diyorsun? 6 yaşında kızına iş yaptırsın kızarak bakalım ne tepki veriyorsun?
Şimdi çocuklar çok önemli. Kırk tane endişeyle yaşıyoruz. İyi bir hayat yaşasın istiyoruz. Anne babasını iyi bilsin istiyoruz. Bu yüzden kaygılarımız var ve işimiz zorlaşıyor. Bir komşumuz vardı. Bir sürü çocuğu vardı. Hiçbirini 3.sınıftsn sonra okutmamış. Hepsi girmiş işe para getiriyor. Adam 40 yaşında emekli etmişti kendini, boş boş geziyordu. Çocuklar çalışıp getiriyor nasılsa. Bu rahatlıkta olsak herkes doğurur.
İyi anne olalım, çocuğa iyi bakalım, yara açmayalım, iyi çocukluğu iyi geleceği olsun diye düşünüyoruz. Bu kadar düşününce de zor bazı şeyler.
Bir de eklemek isterim ki kadınların seçme hakkı yoktu. Korunma vs yoktu. Beşiği sırtıma bağlar tarlaya giderdim diyor. Durup dinlenme yok. Kendi canının değeri de yok. Hangisi seçerdi bunu?
Şimdi siz hiç eski anaları dinlemediğiniz için sevgili Musa atıp tutmak kolay. O analar hep kızlarına dert yandı ve travmalarının acısını daha çok kızları çekti. Bizler hem yaralarımızı sarmak, hem çocukta yara açmamak hem de içimizdeki yetersizlik hissiyle boğuşmak zorunda kalıyoruz. Bu da tüketiyor. O çocuğu hiç bırakamamak tüketiyor.
Eleştirilecek şeyler vardır ama eskilerin anneliğini överek değil.
ÇOK SAYIN RTÜK VE @tcailesosyal YETKİLİLERİ...
Yakında Star TV'de yayınlanacak bu diziyi izleyecek olan genç kadınlara ve özellikle 18 yaş altı kızlara:
1-Yoksul genç kızlara "Çalışarak değil, zengin bir adam bularak kurtulursunuz" mesajı mı verecek?
2-"Şimdi onların hayatından payımı almaya geldim" sözüyle genç kızlara hangi yol gösterilecek?
3-Emek, eğitim ve alın teri yerine sınıf atlamanın başka yolları mı özendirilecek?
4-Yoksulluktan çıkışın yolu çalışmak değil de zengin erkeklerle aynı yatağa girmek olarak mı sunulacak?
5-Genç kızlar üzerinde "Lüks hayat istiyorsan bedenini ve kadınlığını kullan" algısı mı oluşturulacak?
6-Bu dizi genç kızların umutlarını eğitime mi, yoksa zengin erkeklere mi yönlendirecek?
Öz saygı, başkalarının beğenisi veya dış itibar ile değil, kişinin kendi hayatının sorumluluğunu üstlenme cesaretiyle ilgilidir.
Bu duygudan yoksun olmak, geceleri kendi hatalarımızla ve kaçırdığımız fırsatlarla dolu bitmek bilmeyen bir iç hesaplaşmaya mahkûm olmak demektir.
Öz saygı doğuştan gelen bir yetenek değil; anlık konforlar yerine sorumlulukları seçerek ve küçük kişisel disiplinlerle geliştirilen bir zihin alışkanlığıdır.
Öz saygısı olmayan insanlar, kendi değerlerini kanıtlamak için başkalarını memnun etmeye çalışır ve sürekli kendilerine ait olmayan sahte roller oynamak zorunda kalırlar.
Bizi başkalarının beklentilerinden özgürleştiren bu duyguya sahip olmadığımızda, günün birinde kendimizi bulmak için içimize döndüğümüzde bulacağımız tek şey devasa bir boşluk olacaktır.
Joan Didion
Şehid Yahya Sinvar’ın vasiyeti.
"Ben, gurbeti geçici bir vatana, hayali ise sonsuz bir mücadeleye dönüştüren mülteci çocuğu Yahya. Bu satırları yazarken, hayatımda geçen her anı hatırlıyorum: +++
Hiç bu kadar çok bilgiye sahip olmamıştık ama bilgeliği mumla arıyoruz. İletişim için hiç bu kadar çok araca sahip olmamıştık ama anlayışımız çok kıt. Pek çok modern teknoloji iyileştirmek için değil, öldürmek için kullanılıyor. Ve utanç duyulması gereken şeyler genellikle alkışlanıyor, aferin alıyor. Dünyanın üzerine titremesi gereken çocuklar, psikopat yeni naziler tarafından yakılarak, kurşunlanarak öldürülüyor. Yeni karanlık çağa hoş geldiniz.
Çürümüş toplumda kadınlar sert olsa “erkek gibi,” kibar olsa “aranıyor,” açık giyinse “din karşıtı,” geleneksel giyinse “banal” oluyor. Söktüğümün toplumunda kadınlara sürekli bir kulp var ve kadınlar bir şeylere değmeden yaşamaya çalışıyorlar. Yeter. Hepimiz kendimiz olacağız.
İvedilikle Siyonizm ve İsrail propagandası yapmak suç kapsamına alınmalı, çifte pasaportlu olan ve soykırım suçu işleyen işgal ordusu mensupları yurda dönerlerse mutlaka yargılanmalı, vatandaşlıktan çıkartılmalılar.
Bu meşru ve haklı bir taleptir.
M.Ebu El-Kumsan.
Yıllardır çocuk bekliyorlar eşiyle.
Ve 4 gün önce ikiz çocukları oluyor.
Doğum belgelerini alıp döndüğünde çocuklarının,bebeklerinin ve annesinin İsrail askerleri tarafından öldürüldüğünü öğreniyor.
İsrail’in güvenli bölge dediği yer.
Alçaklar!