Şu koreografiye bir daha bakar mısınız ya… Hikâyesini öğrenince daha da sevdim.
Roma maçı öncesinde Okul Açık’ta günlerce çalışmışlar; geceleri statta sabahlayarak hazırlamışlar. Ortaya da bu dev Frankenstein çıkmış.
Peki neden Frankenstein?
Çünkü Fenerbahçe 18 yıl sonra Şampiyonlar Ligi’ne geri dönüyor. Tıpkı elektrik verilerek yeniden hayata dönen Frankenstein gibi…
Ama daha güzel bir detayı var: Frankenstein tek bir parçadan oluşmuyor. Farklı parçaların birleşmesiyle hayat buluyor. Tıpkı Fenerbahçe gibi… Tarihi, efsaneleri, anıları, taraftarı, acısı ve tutkusuyla bütün bir camia birleşiyor ve yeniden ayağa kalkıyor.
Şimşek efekti, sarı-lacivert kartonlar, dev figür ve en alttaki o cümle:
“FENERBAHÇE IS BACK TO HAUNT EUROPE.”
Yani: “Fenerbahçe, Avrupa’ya yeniden korku salmak için geri döndü.”
Bazen bir koreografi yalnızca güzel bir görüntü değildir. Bir kulübün bütün hikâyesini birkaç saniyede anlatır.
Emeği geçen herkesin eline sağlık. Gerçekten müthiş düşünülmüş.
Zafer Algöz: "Faul almayı Galatasaray ortaya çıkardı. Her şeye itiraz ediyorlar ilk taca, kornere ailecek itiraz var. Avrupa'da niye yapamıyorsun? Adam oyna,devam diyor."
Aziz Yıldırım, dün akşam “Ben gitmediğim sürece İsmail Kartal gitmeyecek. Yorumcular yalan haber verip ihanet ediyor.” dedi.
Toksik futbol ortamında daha ilk günden itibaren “Yönetim hocayı gönderdi gönderecek” gündemi yaratan yorumculardan kolaj hazırladım.
Dün Romalıların maçla ilgili yaptığı yorumları okuyordum. Adamlar bunu diyor:
"Catenaccio İtalyanların taktiği ama Fenerbahçe bize catenaccio yaparak pozisyon vermedi."
Gasperini'yi ve yaptığı hatalar yüzünden stoper Mancini'yi suçluyorlar, galibiyeti kaçıran Fenerbahçe oldu diyorlar.
Rakip takım taraftarları bizi överken, bizim davarlar da oynadığımız futbolu eleştiriyor. Hem de taktiksel olarak bu sezonun en iyi futbolunu oynadıktan sonra!
Bu kulüp lanetlenmiş bir kere. Başkanlarından yöneticilerine, medyasından taraftarlarına herkes futbolu iyi bildigini düşünüyor ama bir bok bildikleri yok.
FBahçe glasgow u istanbul da yenemiyor,orada yeniyor,nott.forest ı ist.da yenemiyor orada yeniyor,lyon u ist.da yenemiyor,orada yeniyor.çünkü burada futbolcu hata yapmaktan aa uu sesi duymaktan top oynayamıyor.taraftar rakipten çok kendi oyuncularına korku veriyor.
İSMAİL KARTAL GELİNCE, İSMAİL KARTAL'I KÖTÜLE!
AYKUT KOCAMAN GELİNCE, KORKAK DE!
AZİZ YILDIRIM GELİNCE, PARA YOK DE!
GALATASARAY'IN HER TRANSFERİNİ ÖV!
İZLEMEDİĞİN GS FUTBOLCUSUNDAN BİLE ÖV!
FENERBAHÇE'NİN ALDIĞI HER FUTBOLCUYU MEDYA ÖNÜNDE DEĞERSİZLEŞTİR!
HER MAÇ SONU PROGRAMINDA FENERBAHÇE HAKKINDA ORTAYA YALANLAR AT! CAMİAYI KARIŞTIR!
FENERBAHÇE'DE HANGİ HOCA, HANGİ BAŞKAN GELİRSE SALLA!
İDDİA EDİYORUM YARIN BAŞKAN HAKAN SAFİ, HOCA CONTE OLSA YİNE SALLAR, YİNE DEĞERSİZLEŞTİRİR, YİNE KÖTÜLER!
FENERBAHÇE'NİN ACİLEN BU ADAMDAN KURTULMASI LAZIM! BU ADAMIN YORUMCULUĞU BİTTİĞİ GÜN FENERBAHÇE İÇİN HAYIRLI BİR BAŞLANGIÇ OLUR!
TÜM OLUMSUZ KAMUOYULAR BU ADAMIN BAŞININ ALTINDAN ÇIKIYOR!
Linçleneceğim ama sorun yok; Keşke Fenerbahçe iç sahada ceza alsa ve taraftarsız oynasa veya gebzede falan maçlarını oynasa. Ortalama 20 senedir bir fiil maça gidiyorum ve Fenerbahçe taraftarı kadar saha içindeki skora göre takımını destekleyen her olumsuzluğu inanılmaz büyüten asıl amaçları sanki Fenerbahçe’yi geri çekmek gibi davranan başka bir topluluk yok. Beşiktaş maçında İrfan Can yemin ediyorum ki Beşiktaş takımından daha fazla ıslıklandı. Burada konu İrfan Can değil anlatmak istediğim şey Fenerbahçe taraftarı maç içerisinde neye nasıl destek olacağını şaşırmış durumda her seferinde her şeyi yakıp yıkma hakkını kendinde görüyor böyle bir şey yok. taraftar dediğin topluluğun asıl şartı başlamış sezona ne olursa olsun destek olmaktır. Eleştirmek başka bir şey ama maç içerisinde suspus olup sadece kendi topçuna tepki göstermek başka bir şey.
Fenerbahçe Başkanı ve Yönetimi’ne çağrımız nettir:
Fenerbahçe’ye karşı bu yayın dilini sürdüren ilgili kişiler ve A Spor hakkında gerekli adımlar atılmalı; Stat ve tesislerin kapıları kendilerine kapatılmalıdır.
Bu çapsızlara gerekli cevap verilmelidir.
Voila pourquoi le Fener n’est jamais champion,ils ne conservent jamais leur coach donc le projet change chaque été..
Guardiola a mis 7 ans a gagner la LDC avec City pourtant il a bien choké
Deschamps a mis 6 ans a gagner le mondial en 2018
Rome ne s’est pas construit enn 1 jour
Alın aylardır burada örnekler veriyorum, palavralarını, itibar suikastlerini anlatıyorum. İzleme geç diyorlar. İşlerin hangi boyuta geldiğini görün.
Öyle kudurdu, öyle delirdi ki yalanlamalardan sonra, çıkıp ekrandan Fenerbahçe Başkanı'nı tekzip edip, bundan sonraki haftalarda Fenerbahçe teknik direktörü hakkında nasıl bir kara propaganda yapacağını anlatıyor.
Yapı bunlar dediğimde hafife alıyordunuz. Hayır. Asıl yapının kara kutuları bu SAÇ ve bunun gibi tipler.
İyi kötü biraz siyaset okuyan adamım ama hiç erken seçim isteyemedim.
Kendisi ve ailesinin kıçını kurtarmak için şerefini satan geçmişi kirli adamları aday gösteren muhalefeti %100 oyla seçsem ne fayda? Yine satacak zaten.
Kent uzlaşması safsatası yüzünden kazana kazana kaybettik
Fenerbahçe’nin bu kadro mühendisliği ve oyuncu grubuyla ligde şampiyon olması ve Şampiyonlar Ligi’nde başarı elde etmesi mümkün değil; çünkü modern futbolda üst düzey takımların hepsi 4-4-2’li mağara sistemini değil, iki 8’li sistemi kullanıyorlar. Kâğıtta 4-3-3 veya 4-2-3-1 yazılsa da top sendeyken yerleşim 3-2-5 şeklinde olur: arkada üçlü rest defence (dinlenme savunması), önünde bir 6, onun önünde yarı alanları dolduran iki 8, en önde beş kanala yayılmış hücum hattı (Roma maçında izleyeceksiniz). Top rakipteyse aynı takımlar kompakt 4-4-2 bloğa döner. Modern futboldaki en üst düzey takımların sistemlerinden örnek vermek gerekirse Luis Enrique’nin PSG’si 4-3-3’ten 3-2-5’e geçer; Vitinha tek pivot iner, João Neves ile Fabián Ruiz iki 8 gibi hem içeri hem öne akar, Hakimi sağda genişlik alır, Dembélé sahte 9 gibi düşer; savunmada önden adam odaklı pres uygulanır, top kaybedilince hatlar sıkışır. Arteta’nın Arsenal’i hücumda 3-2 veya 3-1 taban, Rice’ın 8’leşmesi ve Ødegaard’ın çizgiler arası oyunuyla sağ kanadı Havertz–Saka üzerinden şişirir; top kaybında ise ligin en sert 4-4-2 mid-block’una kapanır, Ødegaard forvetin yanına çıkıp rakip 6’yı keser. Kompany’nin Bayern’i 4-2-3-1 yazar ama Kane düşünce, Olise içeri kesince, bekler tersine dönünce yapı yine 3-2-5 olur; Kimmich–Pavlović çift 6’sı aslında biri basan 8, diğeri dengeleyen 6’dır, savunmada adam adama yüksek presle kontra arar. Flick’in Barcelona’sı 4-2-3-1’den 4-3-3’e kayar, Bernal (Rodri) 6 kalır, Pedri ve Fermín iki 8 gibi yarı alanlara yerleşir, son üçte 3-2-5 kurulur; top rakipteyken 4-4-2 veya 4-1-4-1’e döner. Ortak payda aynıdır: hücumda iki 8 yarı alanı doldurur, savunmada 4-4-2 yalnızca geçici bir formasyondur.
Aziz Yıldırım’ın Fenerbahçe’sinde bu iki 8 numara yok. Kanté yaşlanmış bir 6, Guendouzi tempo taşıyan ama üçüncü adam koşusu yapmayan bir kutu oyuncusu, Yüksek hibrit bir ön libero, Asensio/Kahveci/Yandaş ise kâğıtta 8-10 görünüp sahada kenara kayan yaşlı yaratıcılardır. Önde Lukaku–Muriqi–Greenwood yığılması çift santrafor refleksini zorlar; diziliş düz 4-4-2’ye düşer. Arsenal, PSG, Bayern ve Barcelona 4-4-2’yi yalnızca top rakipteyken kullanır; Fenerbahçe onu mevcut kadro yüzünden hem hücumda hem savunmada kullanmak zorunda kalıyor. Ligde Galatasaray ve Beşiktaş tipi rakip üçlü orta sahayla gelince 2’ye 3 yenik kalınır, oyun uzun topa ve bireysel çalıma bağlanır, kazanma ihtimali oldukça düşer; hafta sonu bunu deneyimledik. Şampiyonlar Ligi’nde rakipler genelde yüksek hat, yarı alan ve bindiren bekle 3-2-5 kurar; 33 yaşındaki Semedo ya bindirip arkayı boş bırakır ya da geride kalarak hücumu tek kanada mahkûm eder. Ederson, Aké ve Škriniar eleme turunu geçmeye yeter; lig evresinde Roma–Villa temposunda “büyük isim” yetmez, çünkü boşluk stoperde değil, merkezde iki 8’in olmadığı yerdedir. Bu yapıyla sıradan lig maçları kazanılabilir; ancak derbi ve kupa kazanılması oldukça zordur. Kadro mühendisliğinin yanlış olması nedeniyle 8’i ve 10’u olmayan, yaşlı, fiziksellik seviyesi düşük ve sakatlığa yatkın bu yapıyla dört kulvarda yarışırken herhangi bir şampiyonluk ya da Avrupa başarısı elde etmek imkânsızdır.
Kıssadan hisse: Beş büyük ligde 4-4-2’yi hücum iskeleti yapıp şampiyon olan son net örnek, 2015-16 Premier League’deki Leicester City’dir. Onlar da o sezon Avrupa’da yoklardı; FA Cup ve Lig Kupası’ndan erken elenip fiilen tek kulvarda, lig odaklı yarışıp şampiyon olabildiler. O günden bu yana bu sistemle beş büyük ligden birini kazanan takım olmadı. Şampiyonlar Ligi elemelerinde bunun faturası 14 Ağustos 2020’de kesildi: Quique Setién’in Barcelona’sı 4-4-2 ile çıktı, Hansi Flick’in Bayern’i 4-2-3-1 ve kanat overload’ıyla 8-2 kazandı. İki merkez orta saha üçlü hatta yenildi, Semedo yalnız kaldı, Messi–Suárez ilk baskıyı kuramadı (ne tesadüftür ki o Semedo şu an Fenerbahçe’de aynı sistemin sağ beki:)). 4-4-2 o geceden sonra Avrupa’da geride kalmış bir mağara sistemi olarak tarihe gömüldü. Futbol yapılanmamızın ne kadar kötü ve çağ dışı kaldığını buradan hesap edin.
#Fenerbahçe #Roma #UCL
@DailyTurkst mememe.. mememerak ettmme... ce..ceza kes. kesmeye kakakal. kalktığında ssaana o o o cce cezayı ge geri sok.. sokan o olur.. Apo nu da alır gidersin
Osmanlı çocuğuyum diyorsan bunu bilmek zorundasın !
Nüfus 13 milyon civarıydı, 11 milyon kişi köyde yaşıyordu. 40 bin köy vardı, 38 bininde okul yoktu. Traktör sıfırdı, karasaban’dı. Beş bin köyde sığır vebası vardı. Hayvanlar kırılıyor, insanlar kırılıyordu.
İki milyon kişi sıtma, bir milyon kişi frengiydi, verem, tifüs, tifo salgını vardı, üç milyon kişi trahomluydu, bebek ölüm oranı binde 480’di, her doğan iki bebekten biri ölüyordu. Memlekette sadece 337 doktor vardı. Sadece
Reklamlar
60 eczacı vardı, sadece 8’i Türk’tü. Diş hekimi, sıfırdı. Dört hemşire vardı. 40 bin köy, sadece 136 ebe vardı. Ortalama ömür 40’tı.
Yanmış bina sayısı 115 bin, hasarlı bina sayısı 12 bindi. Ülkeyi yeniden inşa etmek gerekiyordu, kiremit bile ithaldi. Limanlar, madenler, demiryolları yabancıya aitti. Toplam sermayenin sadece yüzde 15’i Türk’tü.
Osmanlı’dan Cumhuriyet’e miras kalan sadece dört fabrika vardı, Hereke ipek, Feshane yün, Bakırköy bez, Beykoz deri… Elektrik sadece İstanbul, İzmir ve Tarsus’ta vardı. Otomobil sayısı bin 490’dı. Sadece dört şehirde özel otomobil vardı.
Kadın, insan değildi.
(Veremle boğuşan halk, ahırda yatarken… Bademlerin yere göğe sığdıramadığı Abdülhamid’in 16 tane eşi vardı. Nazikeda, Safinaz, Dilpesent, Peyveste, Nazlıyar, Bidar, Mezide, Emsalinur hanım filan, 16 tane… Yaş itibariyle, tamamı çocuktu. Abdülmecid’in 22 eşi vardı. Ahali ineğine verecek saman bulamazken, herif sarayında iki futbol takımı kadar kadınla yatıyordu.)
Tiyatro yok, müzik yok, resim yok, heykel yok, spor yoktu. Arkeolojik eserler, öyle gizli saklı değil, padişahların hediyesi olarak, trenlerle çalınmıştı.
Kimisi alaturka saat’i kullanıyor, güneşin battığı anı 12.00 kabul ediyordu, kimisi zevali saat’i kullanıyor, güneşin en tepede olduğu anı 12.00 kabul ediyordu. Kimisi güneş batarken grubi saat’i esas alıyordu, kimisi güneşin tamamen battığı ezani saat’i esas alıyordu. “Saat kaç birader?” diye sorduğunda, her kafadan bi ses çıkıyordu.
Kimisi hicri takvim kullanıyordu, kimisi rumi takvim kullanıyordu. Kimisinin şubat’ı kimisinin aralık’ına denk geliyordu. Herkes aynı zaman dilimindeydi ama, farklı aylarda yaşıyordu!
Dirhem, okka, çeki vardı. Arşın, kulaç, fersah vardı. Ne ağırlığımız dünyaya ayak uydurabiliyordu, ne uzunluğumuz… Ölçülerimiz ortaçağ’dı.
Erkeklerin sadece yüzde yedisi, kadınların sadece binde dördü okuma yazma biliyordu. Okur-yazar erkeklerin çoğunluğu, subay veya gayrimüslimdi. Okul yaşı gelen her dört çocuktan üçü okula gitmiyordu. Toplam, 4894 ilkokul, sadece 72 ortaokul, sadece 23 lise vardı.
Türkiye’nin tüm liselerinde sadece 230 kız öğrenci kayıtlıydı. Öğretmenlerin üçte birinin, öğretmenlik eğitimi yoktu. Tek üniversite vardı, darülfünun, medreseden halliceydi. Ülke bilim’den çoook uzaktı.
600 sene boyunca Türkçe’nin ırzına geçilmiş, Osmanlıca denilmişti. Arapça, Farsça, Fransızca, İtalyanca kelimeler, Levanten terimler dilimizi istila etmişti. Karşılıklı sesli-sessiz harfleri olmayan Arapça’yla Türkçe yazmaya çalışıyorlardı.
“Harf devrimi yapıldı, bir gecede cahilleştirildik, köpekleştirildik” falan deniyor ya… İbrahim Müteferrika’dan itibaren 150 sene boyunca basılan kitap sayısı kaçtı biliyor musunuz? Sadece 417’ydi. Bunların da çoğu gayrimüslimlerin matbaasından çıkmıştı. Ki zaten, Müteteferrika da devşirmeydi, Macar’dı.
Bu topraklara kitap gelene kadar, Avrupa’da 2.5 milyon farklı kitap basılmış, beş milyar adet satılmıştı. Voltaire, bir kitabında şu ağır tespiti yapmıştı: “İstanbul’da bir yılda yazılanlar, Paris’te bir günde yazılanlardan azdır!”
Ve neymiş efendim, mezar taşı okuyacakmış…
Sen önce iki tane kitap oku da, dünyadan haberin olsun biraz!
Alıntıdır
Baris Alper Yılmaz ayağına basıldığı zaman tv tv dolaşan Tff başkanına sesleniyorum Milli takim futbolcusu KEREM AKTÜRKOĞLU kafa sarsıntısı gibi ciddi bir sakatlik geçirdi gecmis olsun paylaşımı yapmak bu kadar mi zor @TFF_Org@superlig