Sabahat Akkiraz:
"Madem çerçeve yasada yapılacaklara kefilsiniz, arkasındasınız, sahip çıkıyorsunuz NEDEN GELECEKTE YARGILANMAYALIM diye kanuna madde ilave ediyorsunuz?"
Timur Soykan’dan Özgür Özel’e ‘Çerçeve Yasa’ ikazı:
• Özgür Özel’in söylemiyle ‘Yeni Parti’yi halk kurdu, ismini halk koydu, bütçesini halk sağladı.
• Söz, yetki ve kararın üyelerde yani halkta olacağını vaat etti.
• Yeni Parti, parti devletinin yoğun saldırısı altındayken tek gücü halkın desteği.
• Ve Yeni Parti’yi destekleyen geniş kesimler, barış sürecinde tüm yetkinin cumhurbaşkanına verildiği Çerçeve Yasa’yı bir tuzak olarak görüyor.
• Erdoğan’ın iktidarını kalıcılaştırmak için bu yetkiyi kullanarak DEM Parti ile Anayasa değişikliğinin yolunu açacağı konusunda genel bir kanaat var.
• Yeni Parti, Çerçeve Yasa’ya ‘Evet’ derse antidemokratik saldırılara karşı yalnızlaşacak.
• Yeni Parti büyük destek kaybı yaşayacak. Bu hataya düşülmemeli.
Gazinin konuşmasını kesmek bile zerre kadar bize saygınız olmadığını gösteriyor
buradaki üyeleri Cumhurbaşkanını temsil ediyor lütfen bu umursamazlığa bu saygısızlığa dur deyin Bu vatan için bu hale geldiler bizler ölmeyi beceremedik diye aşşağlanıyoruz
İlker Ayrık'ın Müjdat Gezen ile Kız İsteme Anısı:
🔷 Alo hocam merhaba, İlker ben.
🔷 Ha söyle hayatım.
🔷 Dedim ki bedavaya okuttun.
🔷 Mesleğimizi elimize verdin.
🔷 Ama dedim yani sen hikaye bitti zannediyorsun.
🔷 Ben dedim aşık oldum, evlenmek istiyorum.
🔷 İstemeye gideceğiz.
🔷 Biliyorsun ki babam yok.
🔷 Bana hocalık yaptın, şimdi sıra biraz da babalık yapma zamanı.
🔷 Hocam böyle söyleyince Müjdat Hoca'nın hani gözleri doldu.
🔷 Hissediyorum yani, telefonda her şeyi yaşadık hocamla.
🔷 Ne zaman, nasıl, ne yapıyoruz, ne ediyoruz tamam filan kestik telefonu.
🔷 Arabadayız hocamla kızı istemeye gidiyoruz.
🔷 Arkada takside annemler var, çok heyecanlıyım.
🔷 Sokağa bir girdik, heyecanım iyice arttı.
🔷 Müjdat Hoca'ya döndüm.
🔷 Hocam dedim çok heyecanlıyım, sanki perde açılıyor.
🔷 Bana dedi ki; aa İlker, perde kapanıyor!
CELAL ŞENGÖR HOCA'dan MÜTHİŞ YAZI...
Türkiye halkı kravat takar, lüks otomobillerde dolaşır, bikinili hatunları sosyetik plajları doldurur, plansız şehirlere şekilsiz gökdelenler inşaa ederek yaşanmaz hale getirir, ama tüm bu halk zenginiyle fakiriyle, şehirlisiyle köylüsüyle zır cahildir.
Kendi tarihinden habersizdir. Aslında ne dilini, ne dinini bilir, ne geleneklerini tanır, ne de toplumsal değerlerinin evriminden haberdardır.
Muhteşem Yüzyıl diye televizyonlarda alkışladığı dönemde, devletinde Amerika'dan gelen gümüşün ilk enflâsyonu başlattığını bilmez (çünkü Avrupalı dünyayı keşfederken, muhteşem(!) padişahları hareminde gönül eğlendirmekte, dünyayı öğrenelim diyen Pirî Reis'in kafasını vurdurmaktadır...
O, muhteşem(!) yüzyılda Anadolu'da medrese o kadar ayağa düşmüştür ki, öğrenci haydutluğa başlamıştır (buna softa şekâveti denir). Avrupa'da ilk yenilgimizi Muhteşem(!) Süleyman devrinde aldığımız gibi (1.Viyana bozgunu 1529), Hint Okyanusuna her çıkışımızda mini mini Portekiz'den sopayı yiyip Kızıldeniz'e veya Basra Körfezi'ne tıkılışımız da bu büyük(!) padişah efendimizin devrindedir.. Yine onun zamanında dünya keşfedilirken, Hint Okyanusu'na kadırga denen sandallarla açılan ve 1554'te Hindistan'da karaya oturan büyük(!) bir amiralimiz, yürüyerek üç senede Hindistan'dan Edirne'ye gelmiş ve meşhur bir kitap (Mirât-ül Memâlik) yazmıştı. El alemin dünyayı öğrendiği bu dönemde Seydî Ali Reis gazel söyleyip, eğlence partilerini anlatmaktan başka tek bir detaylı coğrafya bilgisi toplamayı gerekli bulmamıştı...
Büyük(!) Sultanımız Süleyman'ın Fransa kralı 1.François'i hapisten bir mektupla kurtardığını okurduk mektepte. O François'nın kurduğu Collège de France bugün dünyanın en önemli araştırma kurumlarından biridir. Bizimkinin hangi kurumu ayakta kaldı? Hangi kurumunun insanlığa beş paralık bir faydası oldu?
Tek becerdiği kalıcı şey, aklı başında öz oğlu Şehzade Mustafa'yı Hürrem uğruna katlettirip, devleti bir ayyaşa teslim ederek halkının geleceğini karartmak oldu..
Artık yeter!. Bu ve benzeri rezillikleri yalanlarla bezeyip yücelten, buna karşılık bize bütün dünyada saygınlık kazandıran, aklımızı kullanıp onurlu insanlar olmamızı sağlayan Atatürk'ü aşağılayan âlim pozlu, ukala tavırlı zır cahilleri her gün halkın karşısına diken televizyon kanallarından ve gazetelerden gına geldi. Yükselen ahlaksızlık grafiğimiz kimin eseridir sanıyorsunuz? Cehalet tüm fenalıkların anasıdır. Biz de o anayı besleyip büyütüyor, onun tosuncuklarına oylar veriyoruz... Artık yeter! Memleketimde her elimi attığım yerde cehalet çirkefine bulaşmaktan bıktım...
Prof.Dr. Celal Şengör
Ayrıca, halka bilgi vermekten çok uyutmaya odaklanan, kavgalarla Reyting toplamaya çalışan, yok kuaförüm sensin, yok yemekteyiz veya temizlik benim işim gibi basit, birbirini aşağılayan, saçma sapan programlardan da bıktık, usandık, bu kanalları yönetenleri şiddetle kınıyor ve bir an önce aydınlatıcı öğretici programlar yapmalarını diliyorum.
#fblifestyle
#ALINTIVEŞİİRSEL
Ne oldu bize?
İnek Şaban mesela…
Neydi acaba mezhebi?
Alevi miydi Belgin Doruk, Sünni miydi Ayhan Işık?
Kürt kökenli miydi, yoksa Çerkez miydi Sadri Alışık?
Şakayla karışık sormuyorum bunları…
Kaçımız biliyordu veya doğrusu hiç merak eden olur muydu, Sami Hazinses'in Ermeni olduğunu?
Türkan Şoray, Fatma Girik, Filiz Akın, Hülya Koçyiğit, dört yapraklı yonca… İster türbanlı ol, ister çarşaflı, saçlarını örtmedikleri için sevmeyen var mıydı onları?
Ömercik'e kahrolmayan Musevi, Ayşecik'e gözyaşı dökmeyen Rum var mıydı?
Hulusi Kentmen gibi dedesi olmasını kim istemezdi ki… Peki, hiç kimse düşündü mü bugüne kadar, Hulusi Kentmen'in umreye gidip gitmediğini?
Bizans'ı haşat eden Cüneyt Arkın yabancı düşmanı mıydı?
Hem Karaoğlan, hem Tarkan, yani Kartal Tibet neciydi?
Kaptan Ediz Hun, subay İzzet Günay, savcı Fikret Hakan, polis Ekrem Bora, şafak bekçisi pilot Göksel Arsoy, Jön Türkler'imiz… Osmanlı aleyhtarı mıydı?
Mirasını komple Mehmetçik Vakfı'na bırakan Zeki Müren, darbeci miydi?
Milli duygularımızı doruğa çıkaran efsane film “Bir Millet Uyanıyor”un görüntü yönetmeni Kriton İlyadis, hangi milletin uyanışını anlattı o filmde, Japon milletinin mi?
Emel Sayın'la Tarık Akan'ın şarkılar söyleyerek el ele dolaşmasına sevinmeyen…
Bıraktık mezhebi kökeni filan, Adile Naşit'i Münir Özkul'u sevmeyen insan, insan mıdır?
Siyah beyaz ama, rengarenk değil miydik?
Gençler, sorun büyüklerinize…
Şu veya bu ayrımı var mıydı mahallede?
Elbette farklı farklıydık ama, hepimiz değil miydik?
Birlikte üzülür birlikte sevinir, birlikte güler birlikte ağlamaz mıydık?
Lefter'e milli takım kaptanlığını mesela, Niko'ya ay yıldızlı formayı Lozan Antlaşması gereğince mi vermiştik?
Var mı o günleri özlemle iç çekerek anmayan?
Paylaş ki herkes okusun.
Göçmen Kızı
İnsan olamadıktan sonra ne olduğunuzun pek bir önemi yok ...🍁🍂🙆♀️
Deniz Zeyrek:
"Benim çocuğumun kaderiyle oynama hakkı sizde yok Kemal Kılıçdaroğlu!"
"Delikanlıysanız, çıkarsınız er meydanına..."
"Bu ülkenin gençlerinin yarınla ilgili umutlarını tüketmeye hakkınız yok."
"Balık hafızalı olduğumuz için acele unutuyoruz...
2011 yılında, yani 15 Temmuz darbe girişimine daha 5 yıl varken, Genelkurmay Başkanı Işık Koşaner ve tüm kuvvet komutanları, Yüksek Askeri Şura toplantısı öncesi zamanın başbakanı Erdoğan ile saatler süren bir toplantı yapmış ve toplantı sonrası Işık Koşaner ve tüm kuvvet komutanları topluca istifa etmişlerdi...
Bu istifaların nedeni kamuoyuna açıklanmamıştı....
Darbe girişiminden sonra meclis darbeyi araştırma komisyonunda bilgisine başvurulan Koşaner, 5 yıl sonra istifanın nedenini şöyle anlatacaktı...
“Büyük bir general, subay, astsubay kitlesi yok yere hapisteydi. Mahkeme görevini yapmıyordu. Savcı ve hakimlerin tutumları aleni olarak hukuka aykırıydı. Rastgele toplu tutuklamalarla, silahlı kuvvetlere bir mesaj veriliyordu. Kamuoyu nezdinde aşağılamak ve kadrolarımızı boşaltmak, kendi kadrolarına yer açmaktı. Biz asker olarak emir verdiğimizde askerimiz koşarak ölüme gidiyor. Biz onun hakkını korumak zorundayız, ölümüne korumak zorundayız. YAŞ kararlarında bunların hepsini bana attıracaklardı. Bu mümkün değildi. Yaptığım zaman bu suça ortak olacaktım.....
O dönemde örgütün öğrenci evlerinden söz ediliyordu. Buradaki insanların öncelikle askeri okullara sokulmaya çalışıldığı söyleniyordu. Örgütün birçok ülkede okulları vardı. Bir okul olarak telakki edildiği için araştırma söz konusu olmuyordu. Güçlü mali kaynakları olduğu biliniyor. Örgüt kendine yandaş bir nesil yetiştirmeye çalışıyor ve bu da hiç gözlerden kaçan bir olay değildi. Asker olarak bizim de dikkatimizi çekiyordu. Bu olayların nihai bir amacının olduğundan bir şüphemiz yoktu. "
İstifaların ardından 2 gün sonra da YAŞ toplandı... AKP iktidarında uzunca bir süredir YAŞ toplantılarında irticai faaliyetlerden dolayı hiçbir asker ordudan uzaklaştırılmıyordu...Halbuki hükümete defalarca sunulan listeler vardı... Bu listelerde yer alan isimler, ordudan uzaklaştırmak bir yana terfi ettirildi...
Bu olaydan 5 yıl sonra hain darbe girişiminde bulunan subayların neredeyse hepsi, ordunun YAŞ öncesi hükümete bildirdiği bu listelerde yer alan isimlerdi.
Bugün geldiğimiz noktada, olayın bu boyutu bir tabu gibi gizlenmekte ve göz ardı edilmektedir.
8 - 9.000 kişi yargılanmıştır, hala yargılamalar devam etmektedir ama 15 Temmuz'un siyasi kanadından tek kişi ceza almamıştır.
SON GENEL KURMAY BAŞKANI OMURGALI DİK DURUŞLU PAŞAM IŞIK KOŞANER.....
Deniz Zeyrek'ten harika bir tespit
"Kemal Kılıçdaroğlu, Tayyip Erdoğan'a 13 kez yenildi hepsini kabullendi, Özgür Özel'e tek 1 kere yenildi, bir türlü kabullenemedi...
Bunu bana bir vatandaş söyledi... Kılıçdaroğlu 2,5 milyon mühürsüz oy pusulasını bile kabullenmedi mi ?"
Lafın bittiği yerdeyiz …
CHP tarihin de
böyle bir şey hiç olmadı..
CHP böyle bir utancı hiç yaşamadı .
göz göre göre
Ve bile bile
CHP bunun yüzünden kaybedilmesi imkansız bir seçimi kaybetti….
Sırf senin bencilliğin yüzünden …
Sadece CHP yi değil
Laik Atatürk Cumhuriyetini yaktı…
Üstelik böyle olacağı
belli olmasına rağmen …
Bakın CHP li dostlarım
gerçekten sözün bittiği yerdeyiz .
Artık karnımızdan konuşmayı bırakalım..
Utanmaz
Sıkılmaz
Arlanmaz
pişkin bir hainle
karşı karşıyayız
Bu adam bir hain
Evet yanlış okumadınız
HAİN “
Çünkü
bu kadar pişkinlik
Ancak hain olmakla açıklanabilir..
Artık bu adamın
Erdoğan’ın seçim kazanması için
oraya yerleştirildiği kesinleşti.
Bunu görmeyenlere
yapılabilecek tek şey
oturup vahi inmesini beklemek
Demekki o denli kör ve sağır
Türkiye yansa da olur demekten başka
bunun anlamı yok…
Ya eski bir genel başkanımıza
bu lafları etmeyin gibi
anlamsız sözleri bırakın ..
Biz oraları çoktan geçtik
Bir kriptodan söz ediyoruz
Saraya çalışan bir casus var karşımızda
Daha ne olacakki uyanacaksınız
Yahu
ne
Ne
Ne
Ne olacak
Vahi mi inecek
Tek tek noterden
tastikli
mektup mu bekliyorsunuz
Yada başınıza
göktaşı mı düşsün…
Adama bir zaman gazeteciler sordu
hayır laiklik tehlike de değil dedi….
Referandumda
Mühürsüz oyları
Anayasa mahkemesine götürmek isteyen
Milletvekillerini partiden atmakla tehdit etti.
Saray casusu
bir sıkma başlı gazeteciyi
partiden izinsiz maaşa bağlamış yahu .
Öyleki işi mitinglerde
Ülkücü işaretleri yaparak
kürsüye çıkmaya kadar götürdü .
Erdoğan’la işbirliği yapan
38 aşırı sağcı insanları
CHP nin oylarıyla meclise soktu…
Daha ne olsun “NE”
Yine kendi adaylığını
desteklemesi karşılığında
Ümit Özdağ’a kıritik üç bakanlığı vermek
İçin gizli protokol yapmış
Yok böyle bir şey dedi
Sonra ümit Özdağ
İmzalı kağıdı televizyon da
bütün Türkiye’ye gösterdi ….
Adam yine utanmadı yahu ..
Hele neydi O Ekmelettin faciası
O gün Türkiye’nin kaderi değişti ..
Laik Türkiye Cumhuriyeti
başka bir yere doğru savruldu ..
Adam yine utanmadı..
Sanırım
ERDOGAN’a karşı görevini
kaldığı yerden devam etmesi için
Pentogon dan emir aldı .
Bunun başka açıklaması yok dostlar ..
Ancak bir casus
bu kadar ileri gidebilir .
Korkarım yapabileceğimiz
bir tek şey kaldı
Yüzüne tükürmek..
BÜYÜK RESMİ GÖRMEK: KEMAL KILIÇDAROĞLU BİR PROJE MİYDİ? BELGELERLE//(BİR CONRAD OTEL TANIKLIĞI)
Dostlar, bugün siyasi hafızamızı biraz tazeleyelim. Yıllardır parça parça önümüze konan ama birleştirdiğimizde ürkütücü bir tablo oluşturan o meşhur "yapbozun" parçalarına birlikte bakalım. Kemal Kılıçdaroğlu ismi Türk siyasetine tesadüfen mi girdi, yoksa milim milim örülen bir küresel tasarımın parçası mıydı?
Gelin, hem belgelerle hem de o gizli gerçekle kronolojik bir yolculuğa çıkalım.
1. Bülent Ecevit Gerçeği Neydi? (1999)
Her şey 1999 yılında başladı. Dönemin SSK Genel Müdürü Kemal Kılıçdaroğlu (eski soyadıyla Karabulut), DSP’den milletvekili olmak istedi. Ancak merhum Bülent Ecevit onu doğrudan veto etti. Ecevit'in önüne o dönem Başbakanlık Yüksek Denetleme Kurulu'nun SSK'daki idari ve mali yönetim zaafiyetini açıkça ortaya koyan raporları gelmişti. Ancak devlet aklına, tecrübesine ve hassasiyetine sahip olan Ecevit için mesele sadece ekonomik bir başarısızlık değildi; bu ismin geçmişine ve ilişkilerine dair önüne gelen istihbarat raporları hiç olumlu çıkmamıştı. Ecevit, devlet refleksiyle bu ismin üst kademelere sızmasını tehlikeli görerek kapıyı kapatmıştı. Ecevit’in o gün gördüğü tehlikeyi, Türkiye çok sonra anlayacaktı. (Merhum Korkut Özal'ın sayın prensi!)
2. ABD Yazışmaları, Wikileaks, Silk Road Raporu ve Benim 2011 Conrad Otel Tanıklığım
DSP’den veto yiyen Kılıçdaroğlu, ne hikmetse bir anda CHP’ye monte edildi. Henüz grup başkanvekiliyken, ABD Ankara Büyükelçiliği ve Hillary Clinton liderliğindeki ABD dışişleri bürokrasisi onunla yakından ilgilenmeye başladı.
Wikileaks kriptolarına bakıyoruz:
ABD’li diplomatlar daha 2008-2009 yıllarında, Deniz Baykal’ın tasfiye edilmesi gerektiğini ve yerine "temiz, dürüst bürokrat" imajıyla Kemal Kılıçdaroğlu’nun getirilmesinin CHP’yi dönüştüreceğini açık açık Washington’a raporluyorlardı.
İsveç merkezli Silk Road (İpek Yolu) Enstitüsü Raporu:
2008 yılında yayınlanan o meşhur raporda, "Baykal’ın bir kaset skandalıyla gideceği ve yerine Kılıçdaroğlu’nun geleceği" adeta bir kehanet gibi yazılmıştı.
Kaset Darbesinden Bir Yıl Önce:
CHP eski Genel Başkan Yardımcısı Onur Öymen, 2009 yılının başlarında ABD-İsveç merkezli Silk Road Enstitüsü tarafından hazırlanan ve Deniz Baykal'ın yerine Kemal Kılıçdaroğlu'nun geçerek partinin eksenini değiştireceğini öngören gizli raporu bizzat Baykal ve Kılıçdaroğlu'na okuduğunu açıklamıştır. Öymen'in ifadesine göre, Kılıçdaroğlu raporu dinledikten sonra sessiz kalarak herhangi bir tepki vermemiştir.
Nitekim 2010’da o kaset operasyonu yapıldı ve küresel plan tıkır tıkır işledi.
İşte tam bu sürecin devamında, Kılıçdaroğlu artık genel başkandı ve tarihler 16 Temmuz 2011’i gösterdiğinde ABD Dışişleri Bakanı Hillary Clinton Türkiye’ye geldi. Beşiktaş Conrad Otel’de basına kapalı, son derece gizli bir zirve gerçekleştirildi.
O gün ben de o oteldeydim!
Beni o basına kapalı, gizli buluşmanın gerçekleştiği yere içeri alan kişi, eski Cumhurbaşkanımız merhum Fahri Korutürk’ün oğlu, dönemin CHP Dış İlişkilerden Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı emekli büyükelçi Osman Korutürk’tü. Türk halkı o günlerde dışarıda Kılıçdaroğlu’nu "Gandi Kemal", "Halkçı lider" maskesiyle izlerken, ben o kapalı kapıların ardındaydım. Oradaki her şey bana yetmişti ve o tarihten sonra kendisine karşı resmen bayrak açtım. Zaman, benim o gün Conrad Otel odasında hissettiğim ve gördüğüm her şeyi ne yazık ki tek tek haklı çıkardı.
3. TESEV ve Soros Bağlantısı
Kılıçdaroğlu’nun arkasındaki fikri altyapıya baktığımızda karşımıza küresel finansör George Soros’un fonladığı TESEV (Türkiye Ekonomik ve Sosyal Etüdler Vakfı) çıkıyor. Kılıçdaroğlu, bu vakfın 183 sıra numaralı kurucu üyesidir. CHP’nin geleneksel, ulusalcı ve Atatürkçü çizgisinden koparılıp "Yeni CHP" adı altında küreselleşmeci, foncu ve kimlik siyaseti yapan bir yapıya bürünmesinin arkasındaki laboratuvar işte burasıydı.
4. Ekmeleddin İhsanoğlu Skandalı (2014)
Tarih 2014. Cumhurbaşkanlığı seçimi yaklaşırken CHP tabanı cumhuriyetçi bir aday bekliyordu. Bir gece, partinin yetkili kurullarının, milletvekillerinin, hatta MYK üyelerinin bile zerre haberi yokken Kılıçdaroğlu çıkıp Ekmeleddin İhsanoğlu’nu aday ilan etti. Kimsenin tanımadığı bu isim tepeden inme şekilde nasıl getirildi? Bugün geriye dönüp baktığımızda, bu hamlenin muhalefetin enerjisini sönümlendirmek ve mevcut sistemin inşasına yol vermek için yapılmış bilinçli bir operasyon olduğu çok daha net görülüyor.
5. 2017 Referandumu: Mühürsüz Oylar ve Atilla Kart’ın İtirafı
Gelelim Türkiye’nin kaderinin değiştiği 16 Nisan 2017 rejim değişiklik referandumuna. YSK, yasalara açıkça aykırı şekilde milyonlarca mühürsüz oyu geçerli saydı. O dönem CHP Konya Milletvekili olan hukukçu Atilla Kart, tüm hukuki hazırlıkları yapıp konuyu Anayasa Mahkemesi’ne (AYM) ve AİHM'e taşımak istedi. Ancak Atilla Kart yıllar sonra itiraf etti: Kılıçdaroğlu kendisini bizzat engelleyerek "Mahkemeye gitmeyeceksin, sokağa çıkmayacağız" dedi. Rejimin değişmesini sağlayacak o hukuksuz oyları adeta sineye çekti, itirazları bilerek bloke etti.
6. Ümit Özdağ’ın Tarihi Tespiti
Zafer Partisi Genel Başkanı Ümit Özdağ tam da bu noktaya parmak basarak o tarihi tespitte bulunmuştu: "2017 yılında bu başkanlık rejimini Recep Tayyip Erdoğan ile Kemal Kılıçdaroğlu birlikte kurdu." Evet, biri iktidar koltuğunda sistemi inşa ederken, diğeri muhalefet koltuğunda tabanın gazını alarak, hukuki yolları tıkayarak ve yanlış adaylar çıkararak bu sistemin kurulmasına meşruiyet sağladı.
Özetle Dostlar;
Ecevit’in 1999’da kapıdan sokmadığı o bürokrat, küresel odakların (ABD, Soros, Silk Road) dizaynıyla CHP’nin başına getirildi. Görevi muhalefeti büyütmek değil, kontrollü bir şekilde içeriden tasfiye etmek ve Türkiye’nin dönüştürülmesine "ana muhalefet" kisvesi altında hizmet etmekti. Ben bu tiyatronun ilk sahnesini 2011'de Conrad Otel'de izledim ve bu kurguya karşı mücadele ettim.
Bizleri yıllarca "Atatürkçülük" maskesiyle oyalayıp ülkenin kaderini teslim eden kurgunun bugün herkes tarafından net bir şekilde görülmesi büyük bir mutluluk vesilesidir. Kılıçdaroğlu'nun son paylaşımına gelen binlerce tepki yorumu, milletimizin bu oyuna karşı topyekün bir uyanış içerisinde olduğunu gösteriyor. Mutluyum.🙋