“Vereceğim ama; hak edeni bulabilirsem.
Ne koruluktaki meyve ağaçları böyle düşünür,
Ne de çayırdaki sürüler.
Onlar, saklandığında çürüyecek olanı, yaşayabilsin diye verirler.
Herhalde kendisine günler, geceler verilmesini hak eden bir kişi,
Bizden gelebilecek şeyleri de hak eder.
Önce kendimizi vermeye hak kazanmış ve
Verme olayında bir aracı olarak görelim.” (Halil Cibran)
Sevgiyi hep içimizde, derin bir yerlerde kilolarca bulunan bir şeymiş gibi yaşarız ve bu nedenle sevgi göstermeyenlere sanki elindeymiş de bize inat ortaya çıkarmıyormuş gibi davranır, kızarız. Oysa anlatmaya çalıştığımız gibi, sevgi duygusunun, sevme hissinin nereden geldiği, içimize nasıl yerleştiği, bilimsel olarak henüz bilinmiyor. Muhtemelen yukarıda anlattığımız şekilde gelişiyor. Klein’a göre sevgi de haset gibi temel, ilksel bir duygu olarak içimizde nüve halinde var. Nasıl şekilleneceğini anne ile ilişki tayin ediyor. Bazı teorisyenler içinse, başlangıçta insan yavrusunda sevgi yoktur; anne haseti onarmayı başardıkça, bu güven ortamında sevgi yeşermeye başlar. Evet, söylemesi zor ama bebeğin içinden nasıl sevginin serpilip geliştiğini açıklamak çok da kolay değildir. Anne, haset eden varlığa, kendi memesine saldıran bebeğe şefkat göstererek, onu yatıştırarak, onun hayal kırıklığını gidererek bebeğin hasedini sevgisiyle tamir eder, ona sevgiyi öğretir. Hasedin tamircisi sevgidir.
TAMAMI @fikirturu için yazdığımız “Sevme becerisini anlamadan aşkı konuşmak beyhudedir” yazısında. https://t.co/lTXUu43vJj
İşlemi yapan hekimler mutlaka kolesterol düşürücü ilaç başlamışlardır
Bu olay, kalp, damar ve diyabet sorunu olan bireylerde kolesterol düşürücü ilaçların kullanılması gerekliliği konusunda farkındalık oluşturacaktır
32 yıllık Tip 1 Diyabet
İnsülin pompası kullanıyor
Diyabete ilişkin hiçbir komplikasyon yok
İnsülin tedavisini düzgün yapan tip bir diyabetik bireylerde diyabete ait herhangi bir damar komplikasyonu olmaz
YAVAŞ SEYİRLİ TİP 1 DİYABET:
Tip 2 diyabete çok benzer
Orta-ileri yaşlarda başlar, kişiler genellikle normal veya hafif kiloludur
Başlangıçta şeker düşürücü haplara cevap veriyormuş gibi durur ama asıl tedavisi insulindir
Kesin tanı ANTİ-GAD bakılarak konulur
HAFİF -ORTA DERECEDE KİLONUZU VERMEK İSTİYORSANIZ:
1.İlk ay şeker eklenerek yapılmış tüm meşrubatları kesin. Sadece su süt ve ayran için
2. İkinci ay, ek olarak pirinç pilavını,
3. Üçüncü ay, ek olarak beyaz ekmeği kesin
4.Dördüncü ay market-pastane atıştırmalıklarını sonlandırın
Dr.Tamer Coşkun
Obezite ve diyabet tedavisinde devrim yapan Tirzepatid (Mounjaro) ve Retatrutidi keşfeden bilim insanı.
İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Mezunu.
23.Metabolik Sendrom Sempozyumumuzdaki konuşmasını onur ve gururla dinledik.
Türklerin misafirperverliği, insanı ezmek için değil, sarıp sarmalamak içindir. Bazen “Yeter, doydum” dersiniz. Ama bir tabak daha gelir. “Çay istemem” dersiniz. Bardak yine dolar. Gitmek istersiniz, “Biraz daha oturun” denir. Sonra eliniz boş gönderilmez.
İşte o zaman anlarsınız: Bu bir zorbalık değil. Bu sevginin tatlı ısrarıdır. https://t.co/AvvDd3DKOd
Son günlerde medyada Hantavirüs ile ilgili ciddi bir panik havası oluşturuluyor. Öncelikle şunu net söyleyelim; Hantavirüs yeni ortaya çıkmış bir virüs değil. Uzun yıllardır bilinen, ana taşıyıcısı kemirgenler olan bir zoonoz. Yani olayın merkezinde fareler var.
Virüs özellikle enfekte kemirgenlerin idrarı, dışkısı ve salyasıyla bulaşıyor. Fare yoğunluğunun arttığı bölgelerde risk de artıyor. Dünyanın birçok yerinde özellikle büyük şehirlerde kemirgen popülasyonlarının kontrolden çıkması artık ciddi bir halk sağlığı problemi olarak görülüyor.
Ama burada kimsenin konuşmak istemediği başka bir gerçek var.
Doğa boşluk kabul etmez. Kediler giderse fareler gelir.
Bir ekosistemin en önemli denge unsurlarından birini yok ederseniz, başka bir problem büyüyerek geri döner.
Yüzyıllardır, hatta binlerce yıldır insanların farelerle mücadelesindeki en doğal kontrol mekanizması kediler oldu. Bu sadece romantik bir “hayvan sevgisi” hikayesi değil, aynı zamanda şehir biyolojisi ve halk sağlığı meselesi.
Bugün Avrupa’nın bazı büyük şehirlerinde geceleri kaldırımlarda görülen dev fareler artık kimseyi şaşırtmıyor. Paris’te, Londra’da, New York’ta insanlar kemirgen istilasını normalleştirmiş durumda. Çünkü şehirlerden kediler çekildi ama fareler çekilmedi.
Bizim coğrafyamız ise yüzyıllardır başka bir kültürün içinden geldi.
Mahalle kedileri… Liman kedileri… Cami avlusunda yaşayan kediler… Depoları, sokakları, mahalleleri koruyan kediler…
Yani bu ülkenin sessiz ama gerçek muhafızları.
Şimdi düşünün… Bir tarafta sokaklarında farelerin cirit attığı ama tek bir kedi göremediğiniz “gelişmiş” şehirler… Diğer tarafta ise yüzyıllardır kedilerle birlikte yaşamayı bilen bir toplum…
Bazıları hala çıkıp kedileri toplatalım, sokaklardan silelim, yok edelim diyebiliyor. Sonra da farelerden yayılan hastalıklar konuşulunca panik başlıyor.
Kediler bugün bu ülkenin problemi değil. Hiçbir zaman da olmadı. Tam tersine bu ülkenin doğal savunma hattı onlar.
Veba döneminde de bunu gördük. Bugün Hantavirüs konuşulurken de aynı gerçeği görüyoruz.
Hantavirüsten Avrupa korksun. Farelerin şehirleri ele geçirdiği ülkeler korksun. Bir tek kedi göremeyip kanalizasyonlardan kemirgen taşan şehirler korksun.
Türkiye’nin hala sokaklarında yaşayan milyonlarca kedisi var. Ve insanlar farkında olmasa da bu kediler sadece vicdanın değil, ekolojik dengenin de parçası.
Yüzlerce yıl önce olduğu gibi bugün de bu coğrafyanın evcil muhafızları kedilerdir.
Bunu kimse ama hiç kimse unutmasın.
Dr. Tarkan Özçetin