Son zamanlarda izlediğim en iyi film galiba. Hayat nedir diye sorsalar hüzünlü bir kabulleniş derdim. Bu da bu kabulün filmi. İşlerin istediğimiz gibi gitmeyebileceği gerçeği ve buna rağmen umut etmek. Günler Aylar Yıllar romanını hatırlattı bana. Bir fideye bağlanan o umudu.
Hayatımda okuduğum en büyük romanı Mario Vargas Llosa yazdı.
Abartmıyorum, "Katedral'de Sohbet"i okuduğum günden beri bu romanı düşünmediğim tek bir hafta yok. "Peru ne zaman çuvallamıştı?" sorusuyla başlar, sonra başkaraktere çevirir gözünü: "O da Peru gibiydi, bir yerde çuvallamıştı? Acaba nerede?" Roman bu iki sorunun hikâyesidir. Ben ile biz sürekli birbirine karışır, şahısların ve ülkenin kaderi birbirine geçer.
Hayatı, politikayı, idealizmi, diktatörlüğü, aşkı, hayal kırıklığını, aileyi, yakınlaşmayı ve uzaklaşmayı, toplum olarak kurduğumuz düşleri, nasıl her şeyin elimizden bir anda kayıp gidebileceğini... Hepsini bu kitaptan öğrenmedim. Ama 800 sayfalık bu roman hepsini anlatıyor. Bana göre Yüzyıllık Yalnızlık kadar büyük bir eser. 20. yüzyıl Latin Amerika edebiyatının doruk noktalarından biri.
Bugün o Mario Vargas Llosa ölmüş, 89 yaşında. Hayatı tartışmalıydı, 1980'lerden sonra politik ve toplumsal olarak durduğu yerler tartışmalıydı ama, belki de bütün bunların etkisiyle, çok benzersiz bir yazardı.