Kemal Kılıçdaroğlu’nun yüzüne söylemediğimi, yazılı not olarak iletmediğimi asla arkasından söylemem. Bu özelliğimi beni tanıyan herkes bilir. Kemal Beye ısrarla sordum, “Bu Candar Yüceer’in CHP’ye ne katkısı var ki, 24., 25., 26. ve 27. Dönemlerde tam 4 kez milletvekili yaptınız? Yetmedi Parti Meclisi’nin resmen müdavimi yaptınız. Tekirdağ’dan oy almak, vekil olmak çantada keklik. Madem çok başarılı bir siyasetçiydi, parti için her şeyi yapıyordu, neden Erzurum’dan, Konya’dan, Bayburt’tan, Kayseri’den aday olup, CHP’ye bir vekillik daha kazandırmadı? Ya da memleketi Malatya’dan Veli’nin arkasından 2. Sıra aday olup CHP’ye 2. Vekillik kazandırmadı? Ya bunlar analarından vekil doğup, yetmedi belediye başkanı oluyorlar. En çok kızdığım da “Partide her görevi” yaptım cümlesidir. AK Parti seçmeninden tek bir oy bile alamayanların rahat koltuklarından ettikleri laf, “Partide her görevi yaptım” oluyor. Partiye en zor bölgelerde yıllarını vermiş, yılmadan çalışıp sahada hakaretlere, saldırılara, tehditlere maruz kalmış insanlar vekilliği, belediye başkanlığını rüyalarında bile göremezken, Candan Yüceer gibiler kim güçlüyse dümeni oraya kırıp tüm mevkileri kapıyorlar. Malatya’da “Dam başında duran kız”, Tekirdağ’da ise “Bahçalarda börülce” demişler.
@FSYuksek Fatma Hanım, her fikrinize katılmasam da fiziksel ve yaş üzerinden hedef alınmanız yakışıksız. Bir kadının düşüncesine cevap veremeyip güzelliği çirkinliği üzerinden saldırmak, aslında eleştirinin değil, argüman yoksulluğunun göstergesidir. Siz yazmaya devam edin; sevgiler..
2 gündür düşünüyorum: TBMM’de Terörsüz Türkiye komisyonuna birkaç küçük usül itirazıyla CHP katılmıştı. O tarihteki genel başkan şimdi Yeni Parti lideri ve hazırlanan çerçeve yasa taslağına imza atmaktan kaçınıyor. Ne oldu da yaklaşım ya da tutum değişikliği oldu?
Acaba işin başında Komisyona otururken iktidar CHP yönetimine yargıya yönelik bazı güvenceler ya da sözler verdi de onlar mı tutulmadı? Bir aldatmaca ile mi karşılaşıldı? Akla türlü olasılıklar geliyor.
Manisa Milletvekili Sayın Özgür Özel,
Belediye başkanlarını belirlerken kullandığınızı söylediğiniz yapay zekâ AKP sempatizanı olabilir mi?
Çünkü tercih ettiğiniz belediye başkanlarının önemli bir kısmı bugün AKP saflarında yer alıyor. Demek ki algoritmanız; karakteri, siyasi aidiyeti, parti kültürünü ve seçmenin emanetine sahip çıkacak iradeyi ölçememiş.
Teknoloji hata yapabilir. Ama siyasette asıl sorumluluk, kararın arkasında duranlarındır.
“9 milyon seçmen iradesi hapiste” diyorsunuz.
Peki CHP’den seçilip daha sonra AKP’ye geçen;
1 Büyükşehir Belediyesi
• Aydın Büyükşehir
1 İl Belediyesi
• Afyonkarahisar
20 İlçe Belediyesi
• Gaziantep / Şehitkamil
• Gaziantep / Karkamış
• Aydın / Söke
• Afyonkarahisar / Dinar
• Ankara / Haymana
• Ankara / Keçiören
• Edirne / Keşan
• Antalya / Aksu
• Antalya / Serik
• Konya / Seydişehir
• Aydın / Yenipazar
• Aydın / Sultanhisar
• Batman / Hasankeyf
• Yalova / Altınova
• Ardahan / Göle
• Tekirdağ / Hayrabolu
• İstanbul / Beykoz
• İstanbul / Tuzla
• İstanbul / Çekmeköy
• İstanbul / Şile
Üstelik bu listeye beldeleri dâhil etmedik bile…
Buna rağmen yaklaşık 3,3 milyon seçmen ve 4,8 milyon nüfusun iradesinden söz ediyoruz.
Peki bu vatandaşların iradesini nereye koyacağız?
Yoksa “seçmen iradesi” sadece siyasi söylemlere uygun olduğunda mı hatırlanıyor?
Peki bu tablonun siyasi sorumluluğunu kim üstlenecek?
Yoksa bu da “hesap soracağız” ve “içi zaten bomboş” söylemleri gibi, içi boş bir slogandan mı ibaret?
Tuzla, Çekmeköy ve Şile belediye başkanları törenle AKP’ye geçti. Buna karşın İzmit belediye başkanının “AKP’ye geçeceğime, paşa paşa içeride yatarım” sözü elbette mertçe..
Ancak siyasette bir de sorumluluk olgusu var: Son dönemde bu denli CHP’li belediye başkanının taraf değiştirmesi sadece onların ilkesiz ya da korkak olduğunu göstermiyor, aynı zamanda onları adaylaştıranların da kötü tercihlerini, yahut da tercihteki yöntem hatalarını.. O halde ciddi bir özeleştiriden geçilmesi gerekiyor.
İçeride yatan birçok belediye başkanı masum olsa da, Uşak, Antalya BŞ ve Manavgat belediye başkanlarını belirleyenlerin halkın karşısında bir söz söylemeleri zorunludur!
Konya Bozkır’daki BİMDER Erkek Öğrenci Yurdu'nda bir öğrencinin vahşice darbedildiği skandal görüntüler ortaya çıktı.
Olayla ilgili adli ve idari soruşturma başlatılırken şahsın görevden alındığı öğrenildi.
1. Hemşire olay ortaya çıktığında nasıl ihraç edilmez ve sadece basit yaralamayla yargılanır?
2. Bebeğe müdahale edilse belki de engelli kalmayacaktı, neden edilmedi?
3. Hastane yönetimi olayı örtbas etmiş, aileye bilgi vermemiş, neden yargılanmıyorlar?
https://t.co/4UyHQiZUjN
🔴 En düşük emekli aylığının 20 bin TL olması ne anlama geliyor?
🔴 20 bin TL emekli aylığı değil sefalet harçlığıdır!
🔴Harçlık değil, tüm emeklilere insanca yaşayacak emekli aylığı şart!
🔴 Çifte haksızlık: En düşük aylığı yüzde 18,5 artışla 20 bin TL'ye çıkartmak hem emeklilerle dalga geçmek hem de diğer emeklilere yüzde 12,2 zam yaparak onların aylığını dibe doğru yuvarlamaktır.
En düşük emekli aylığı için AKP tarafından sunulan teklif, emeklilerle açıkça alay etmektir!
20 bin TL bir sefalet aylığıdır! Bu teklif, "sefalette eşitlik" anlamına gelmektedir.
AKP’nin teklif ettiği 20 bin TL’lik en düşük emekli aylığı, emeklileri yokluğa mahkûm etmektir.
Yapılması gereken nettir: En düşük emekli aylığı dahil olmak üzere, tüm aylıklar insanca yaşanacak bir düzeye çekilmelidir.
Açlık sınırının 30 bin lira iken 20 bin lira emekliği aylığı kabul edilemez.
Tüm emeklilere aynı oranda ve insanca yaşayacak zam şarttır!
Diğer emekli aylıklarına yapılacak zam oranı, en düşük emekli aylığına yapılandan az olmamalıdır. Aksi takdirde tüm emekliler "dipte" buluşacak, sefalette eşitlenecektir.
2019 yılında ortalama emekli aylığı, en düşük aylığın %109 fazlasıydı.
Ancak diğer aylıklara daha düşük oranlarda zam yapıldığı için aradaki makas hızla kapandı. AKP’nin son teklifiyle birlikte, ortalama aylık ile en düşük aylık arasındaki fark yüzde 18 civarına kadar geriledi.
20 bin TL en düşük emekli aylığı yetmez!
En düşük aylığı yüzde 18,5 artırırken, diğer aylıkları sadece yüzde 12,2 oranında artırmak; makasın tamamen kapanması ve tüm emeklilerin dibe doğru yuvarlanması demektir!
Emeklilere seyyanen zam ile birlikte eşit oranda zam şarttır!
🔴Tüm emekli aylıkları insanca yaşayacak düzeye çekilmelidir.
Gaziantep’te 11 yaşında bir çocuk, marketin içinde bıçaklı saldırıya uğruyor. Fail insan. Mekan kamusal alan. Mağdur ÇOCUK
Yetkililerin tek bir paylaşımı dahi yok!
Yerel haber sitesi hayatı tehlikesi yok diye yazmış başka bilgi yok.Sokak hayvanlarıyla ilgili en küçük olayda açıklama yapanlar,bir çocuk bıçaklanınca susuyor.
@tcailesosyal nerede?
@TC_icisleri bu saldırının neden önlenemediğini açıklayacak mı?
@gantepvaliligi Emniyet, savcılık ne yapıyor? Bir çocuğa insan tarafından yaşatılan korkusu travması ölümle burun buruna gelmesi manşet olmuyor mu? @AliYerlikaya Yoksa çocuklar ancak işinize geldiğinde mi KIYMETLİ?!
Açıklama istiyoruz.
Arkadaşlar Türkiye'nin temel sorunu tam olarak bu.
Türkiye'nin en büyük burjuvalarına bakın, yatırımları hep saçma sapan. Biri gider sera kurar, öbürü ev alıp kiraya verir, diğeri marina alır kiraya verir, bir başkası şehrin ortasına kule diker.
Katma değerli, dünyaya açılacak, teknoloji çağını yakalayan bir tek yatırımları yok.
Çankırının köylüsü parayı bulunca ne yaparsa, bunlar da aynısını yapıyor. Sadece Harvard cart curt mezunu olduğu için, Çubuk'ta değil, Florida'da daireleri.
Geri kalanı aynı.
Ah müdür ah..!
Sen sadece o çocuğun değil aynı zamanda bu ülkenin geleceğini yere savuruyorsun!..😡
Dilerim en ağır cezayı alırsın ama
önce o çocuktan herkesin içinde özür dilemelisin, o çocuğu onure etmelisin…
“Baba… başka bir okulda okuyabilir miyim?”
“Bir şey mi oldu?” dedim. “Hayır.” “Arkadaşın var mı?” “Bilmiyorum.” Sana kötü davranan var mı?” Sessizlik.
O gece uyuyamadım. Ertesi gün okula gittim. Müdürle konuşmadan önce gözümle görmek istedim. Koridorda durup teneffüsü bekledim.
Oğlum, duvarın dibinde, elinde termosu, gözleri yerde duruyordu. Dışlanmanın görünmezliği, yüzüne çökmüş.
Üç çocuk geçerken biri omuz attı. Diğeri çantasını çekip yere attı. Başka biri telefonunu çıkarıp fotoğraf çekti: — “ tipe bak !” deyip kahkaha attılar.
Oğlum hiçbir şey demedi. Sadece dudaklarını büzdü. Sanki “acı beden” donmuştu.
Acı beden dediğimiz şey, kemik kırılması gibi değildir. Yıllarca taşınır. Gülüşe gömülür. Sessizce büyür. Kişilik denen yere sızar.
Ama beni en çok ezen bu sahne değildi.
Ben uzakta oldugum için yetisene kadar gittiler.
Bir öğretmen o sırada yanlarındaydı geçti. Bakışlarıyla her şeyi gördü. Sonra hiçbir şey olmamış gibi yoluna devam etti.
O an şunu anladım: Çocuklar acı verebilir. Ama yetişkinler sessiz kaldığında, acı kurumsallaşır.
Müdürle konuştum. Durumu anlattım: Defter saklama, lakap takma, itme, fotoğraf çekip alay etme
Müdür rahat bir sesle: — “Merak etmeyin, onlar biraz sorunlu çocuklar.Ailede şiddet görmüşler. Aileleri de belalı tipler. Durumu idare ediyoruz.”
İşte o cümle: “Biz hiçbir şey yapmayacağız.”
O akşam oğlum yine alçak bir sesle: — “Düşündün mü?” dedi.
— “Evet. O okula geri dönmek zorunda değilsin,” dedim.
Gözlerine baktım. Omuzlarından bir yük düştü. Çantasını kenara koydu, derin bir nefes aldı. Sessizce ağladı.
O an anladım: Bazı çocuklar güçlü görünür, çünkü kırıldıkları yer görünmesin diye.
Yeni bir okula başladı. Daha büyük değil. Daha modern değil.
Sadece daha insani bir yere.
İnsanların gözünün içine baktığı bir yere. Adıyla seslendiği bir yere. Gülüşünün savunma değil, gülüş olduğu bir yere.
Artık koridor gördüğünde gerilmediğini fark ettim. Yürürken omuzlarını toplamıyor. Gözleri yerde değil.
İnsan, sözel şiddeti hafife alır. Ama zorbalık, çocuğun bedenine değil, kimliğine saldırır.
O yüzden etkisi uzun sürer. Kimi zaman bir ömür.
Birkaç hafta sonra akşam yemeğinde sordu:
— “Baba, ben neden kavga etmedim?”
Göz hizasına indim.
— “Oğlum, bazı insanlar başkalarını ezince güçlü sanır kendini. Ama unutma: korkaklar saldırır, güçlüler kendini kontrol eder.”
-Baba bizim oturduğumuz sitede de zorbalar var buradan taşınmak istemiyorum evimi seviyorum.
Omzuna dokundum:
— “Zorbalıkla savaşmanın üç yolu vardır:
Korktuğunu gösterme. Zorba korkuyu koklar.
Net konuş. Bağırmadan: ‘Bu hoşuma gitmiyor.’
Tanık yarat. ‘Beni itme’ de. Bu seni zayıf değil, akıllı yapar.”
Oğlum yavaşça gülümsedi: — “Yani iyi kalmak zayıflık değil?”
— “Hayır oğlum. İyi kalmak cesaret ister. Ve çoğu insan cesur değildir.”
Bugün oğlum mutlu. Arkadaş ortamına karışabiliyor. Adıyla çağrılıyor. Gözlerine bakılıyor.
Ben hâlâ o koridorları düşünüyorum.
Acı beden, bir yara değil. Bir kayıt. Beynin, bedenin, sinir sisteminin ‘artık güvende değilim’ diye yazdığı uzun vadeli bir hafıza.
Bir çocuk, hevesinden okul değiştirmek istemez.
Kaçacak yeri kalmadığında ister.
Güvende hissetmediğinde ister.
Ve bir gün, çocuğunuz neredeyse fısıldayarak:
— “Baba… Ben burada iyi değilim,” dediğinde,
bu cümle, sadece bir talep değil, çocuğun çaresiz yardım çağrısıdır.
Bazı çocuklar suçlu değildir; ihmal edilmiş bir travmanın taşıyıcısıdır.
Ama bazı yetişkinler: bile isteye kördür.
Not:
Nice öğretmen vardır ki zorbalıkla gece gündüz mücadele eder, çocuğun sesini duymak için çaba gösterir.
Nice veli vardır ki empati kurar, kendi çocuğuna “güvenli davranmayı” öğretir.
Nice çocuk vardır ki evde şiddet gördüğü için o dili okula taşır; yumruğu değil, aslinda çaresizliği konuşur.
Ama bildiğimiz bir şey var:
Bu iyi insanların varlığı, kötü deneyimleri yok etmiyor.
Sistem, en savunmasız çocuğu koruyamadığında, travma istatistik olmaktan çıkıp, acı bedene dönüşüyor.