AH ALMAYIN EVLADIM. Birini oyalayıp yıllarını çalmayın, borcunuzu inkâr etmeyin, emeğin karşılığını yemeyin, size emanet edilen sırrı öfkelendiğinizde ortaya dökmeyin, bir insanın temiz niyetini kendi menfaatiniz için kullanmayın. Sonra işler ters gidince hemen nazar, büyü, kısmetsizlik aramayın. Önce dönüp “Ben kimin hakkına girdim, kimi kırdım, kimin bende alacağı kaldı?” diye sorun. Karma demeyelim; bizim dilimizde kul hakkı ve alınmış gönül vardır. Helalleşebiliyorsanız helalleşin, borcunuz varsa ödeyin, yanlışınız varsa özür dileyin. Dua ederken de insan hakkını küçümsemeyin.
Vaktiyle bir kalbi kırmış, bir sevgiyi hiçe saymış, bir insanı kullanmış ya da kandırmışsan; bugün uğradığın vefasızlığa, terk edilişe, değersizliğe ve hayal kırıklığına yanman ceza değildir, ıslahtır. Zira bazı gönüller nasihatle değil, kendi açtıkları yaradan kanayınca terbiye olur.
Çiğ ve vasat insan, insanlarla bağ kurmaz; bağlantı kurar. Kimin ne işe yarayacağını hesaplar, çevreleri birbirine ekleyerek kendisine alan açar. İşine yarayan insanı över, ihtiyacı kalmayanı değersizleştirir. Bu davranış zekâ değil, karakter yoksulluğudur. İnsan ilişkilerinin en ucuz biçimlerinden biridir.İnsanları birer basamak gibi gören bir insan tipidir. Dostluğu bağlantı, insanı ise fırsat olarak görür. Çiğ ve vasat bir karakterin bundan daha açık göstergesi yoktur.
Merkür bugün Güneş’in kalbinden geçiyor ve yarın Ay tutulması geliyor.
Gökyüzünün bu iki günlük mesajını tek cümleye indirip diyorum ki:
Bugün gerçeği gör. Yarın o gerçeğe artık uymayanı bırak.
narsist kişi başlangıçta çok güzel konuşan biridir. size vaatler verir. ama asla sözünün eri değildir. hayalini kurduğunuz geleceği çizer ama kurtulmanız gereken bir kabusu yaşatır.
İlahi adalete inanın.
Ama yalnızca size kötülük yapanların bir gün karşılığını göreceğine inanarak değil. Çünkü ilahi adalet buysa, aynı terazi benim için de kurulacaktır.
Birine bilerek zarar verdiysem, hakkına girdiysem, kalbini isteyerek kırdıysam, çaresizliğini görüp yine de üzerine gittiysem; neden adalet yalnızca benim canımı yakan için tecelli etsin? Benim yaptıklarım neden o terazinin dışında kalsın?
Eğer “Bana bunu yapan elbet karşılığını bulacak.” diyorsam, aynı cesaretle şunu da söyleyebilmeliyim:
“Ben de birine bunu yaptıysam, karşılığını bulacağım.”
Bunu sorgusuz kabul ediyorum.
Çünkü insanın yalnızca kendisine yapılan haksızlıkta adalet istemesi kolaydır. Asıl mesele, terazinin öbür kefesine kendini de koyabilmektir.
Hatta belki insan önce şunu sorgulamalı:
“Bana ne yaptılar?” değil,
“Ben ne yaptım?”
Ben bilmeden kırdıysam özür dilerim. Eksik kaldıysam tamamlamaya çalışırım. Yanlış yaptıysam kabul ederim. Ama bilerek birinin canını yaktıysam, sonra da hayatın bana yalnızca güzellik borçlu olduğunu düşünmem.
İlahi adalete inanıyorsam, onun taraf tutmadığını da kabul ederim.
Benim için başka, başkası için başka çalışan bir adalet zaten ilahi olamaz.
O yüzden kimsenin başına kötülük gelsin diye beklemiyorum. Kimsenin cezasını da tayin etmiyorum. Bana yapılanı da, benim yaptığımı da aynı makama bırakıyorum.
Haklıysam hakkımı,
haksızsam hesabımı versin.
İlahi adalete inanmak biraz da budur:
Teraziyi başkasının önüne koymadan önce, kendi kalbini üzerine bırakabilmek.
Birinden dünya kadar ah beddua alıp can yakıp hak yiyip kendiniz için en iyisini en mükemmelini dileyemezsiniz. Birinin büyük ahını alıp bunun sonuçsuz kalacağını zannederek yolunuza hiçbir şey olmamış gibi devam edemezsiniz. Siz unutsanız bile sistem unutmaz, sistemin çok hassas bir ilahi dengesi vardır.
Yıllar içinde şunu fark ettim: İyi niyetli insanların hayatında tuhaf bir denge var. Onlar da zor günler görüyor, kırılıyor, bazen her şey üst üste geliyor. Ama tam “artık buradan çıkamam” dedikleri anda, bir şeyler değişiyor. Beklemedikleri bir kapı açılıyor, bir insan çıkıyor karşılarına ya da hiç ummadıkları bir çözüm beliriyor. Bence bunun nedeni sadece şans değil. İnsan, kimsenin hakkına girmeden yaşamaya çalıştığında, vicdanını koruduğunda ve kalbini kötülüğe teslim etmediğinde, bunun karşılığını bir şekilde görüyor. Bu yüzden en çok kalbinizi koruyun. Kiminle yürüdüğünüze, kime güvendiğinize ve neyi içinizde büyüttüğünüze dikkat edin. Çünkü bazen insanı hayatta tutan en büyük güç; parası, makamı ya da çevresi değil, temiz niyetidir.
İYİ BİR AURAYA SAHİP İNSAN TİPLERİ
1. İnsanlar paranız olmadığına inanmaz.
2. Yaşınızdan daha genç görünürsünüz.
3. Birçok insan size hayranlıkla bakar.
4. Sakin bir dükkanda veya restoranda olduğunuzda, birdenbire kalabalıklaşır.
5. Hayatın birçok zorluğuna rağmen sağlıklı kalırsınız.
Çocuğa para bırakmakla finansal bilinç bırakmak aynı şey değil. Çocuklarınıza bırakacağınız en büyük miras yüklü bir hesap değil, o hesabı yönetme olgunluğudur. Mesele çocuklara ne kadar para bıraktığınız değil, paraya bakış açılarını nasıl inşa ettiğinizdir.
Amcam emekliliği için 7 milyon TL biriktirdi.
Bunu yapabilmek için 30 yıl boyunca neredeyse hiç tatile çıkmadı.
Yıllarca aynı arabayı kullandı. Her gün yemeğini evden götürdü. Özel bir gün olmadıkça dışarıda yemek bile yemedi.
7 milyon TL’nin tamamı hâlâ hesabında dururken hayatını kaybetti. Bir kuruşunu bile kendisi için harcayamadı.
Üç çocuğu parayı eşit şekilde paylaştı.
İki yıldan kısa sürede para bitti.
Yeni arabalar. Ev tadilatı. Gereksiz tatiller. Plansız harcamalar.
Adam 30 yıl boyunca küçük mutluluklarından vazgeçerek o parayı biriktirdi.
Çocukları ise onun 30 yılda biriktirdiğini iki yılda harcadı.
Bazen mesele sadece para biriktirmek değil.
Yaşayabilecek zamanın varken yaşamayı da bilmek.
Her istediğine anında ulaşan, beklemeyi ve üretmeyi öğrenmeyen bir çocuk için para, değeri olmayan ve sadece tüketilecek bir araçtır. Çocuklukta tasarruf ve yatırım kültürü aşılanmazsa para, değeri bilinmeyen bir piyango gibi görülür ve hızla tükenir.
Konserve neşesi! Stanford ve Boğaziçi üniversitesinin ortaklaşa yaptığı çalışmaya göre, domates konservesiyle kışa giren insanlarda kaygı eşiği gözle görülür derecede azalıyomuş, psikolojide buna konserve neşesi deniliyormuş.
Gerçeği gördüğümde ona direnmek yerine, hayatımı gerçeğe göre yeniden düzenlemeyi seçiyorum.
Ve evet… tutulmaya iki gün kala gökyüzü artık fısıldamıyor, biraz daha yüksek sesle konuşmaya başladı.