PKK konusunda ben de bir şeyler paylaşmak istiyorum. Ama bu karşılıklı itham, suçlama, hakaret hali karşısında susuyorum. Detay: 89 yılında Siirtte o zamanlar eşiyle birlikte IHD de görev alan ve avukatlık yapan Zübeyir Aydar’ın evinde kaldım. Vietnam filmi gibiydi. Savaşın ortasındaydık. Kimse kimseye haksızlık etmesin. Tarihi yerinde yaşamadan sayıp sövmek kolay. Bu kadar can bunun için mi feda edildi sorusunu bir de devlete yöneltin. Bu ceberut devlete yöneltin. O zaman belki mücadelenin zorluğunu ve bu kadarını bile elde etmenin neredeyse imkansızlığını bir nebze anlarsınız. PKK Öcalan güzellemesi yapmıyorum. Beni
en acılı günlerimde, cenazesine katılamadığım annemin ölümü döneminde hoşlarına gitmeyen haberlerim yüzünden linç kampanyasının öncülüğüne edenler oldu aralarında. Bunlar detay. Aranızda Öcalan Erdoğan bilmem ne ajanı saçmalıklarına sarılacak olanlar olacağını biliyorum. Ben yaşadıklarımı, tanıklık ettiğim vahşeti biliyorum. Ve nelere karşı direnildiğini biliyorum. İnsanlara bu kadar zülüm edilmeseydi bu kadar çok kişi katılır mıydı? Kırk yıl boyunca hepsi mi “kandırıldı” Kürt halkına saygı lütfen. Bu bir halk hareketiydi. Nokta.
ABD, Chicago’da bulunan Kurdish Cultural Center of Illinois Derneği Başkanı Bahattin Kerborani, @BahadinHawar iki şehidimizin anısına dernek bünyesinde bir anma töreni düzenlenmesine izin vermedi.
++
@ezilenler62drsm O anlaşma ve süren müzakerelerde Alevilere katliamın durdurulması da vardı. Siz Suriye ve Ortadoğu’yu Taksim de basın açıklaması gözü ile görmeyin yeter.
Rojava’nın Suriye hükümeti ile anlaşması Alevilerin de güvenliğidir. Rojava bi anlaşmasın görün siz o zaman Alevilere ne kıyamet yaşatılacağını. Sayın Öcalan htş iktidara geldiğinde ilk uyarısı Alevilerin de korunmasıydı.
Ergenekon-imamoğlu kucağında Alevilik olmaz!
🔴 53 Alevi aydın isimden Abdullah Öcalan'ın ‘Yavuz Sultan Selim-İdrisi Bitlisi ittifakı’ açıklamasına tepki
📍Öcalan’ın “Yavuz Sultan Selim - İdrisi Bitlisi ittifakı” ifadesine karşı 53 Alevi aydın isim açıklama yayımladı. Açıklamada; “Yavuz Selim ve İdrisi Bitlisi referanslı arkaik ve kanlı ittifakı reddediyoruz. Kürt sorunundan kaynaklı şiddet ortamından uzaklaşmak istenirken, ülkemizde ve Suriye’deki Alevileri kaygılandıracak hiçbir dil ve söylemi kabul etmiyoruz” denildi.
https://t.co/wfY6eBTZm6
Öcalan’ın söylediği ifade şu:
“Yavuz, İdris-i Bitlisi ittifakıyla, Kürt mirlikleriyle Ortadoğu’yu nasıl kazandıysa, biz de öyle kazanacağız.”
Bu söz Alevilerle ilgili kurulmuş bir cümle değildir. Öcalan, Yavuz Sultan Selim’in Alevilere yönelik siyasetini örnek göstermiyor. Tarihsel bir Kürt-Osmanlı ittifakına gönderme yaparak bugünün Türk-Kürt birlikteliğinin Ortadoğu’da yaratabileceği siyasal imkândan söz ediyor.
Öcalan’ın Alevilere ilişkin yaklaşımı da bunun aksini gösteriyor: “Aleviler bu işin tam da ortasındadır. Kalbindedir. Çünkü sadece Kürt’e, Türk’e demokrasi olmaz.” Alevileri demokratik toplumun asli unsurlarından biri olarak tarif ediyor.
Yavuz Sultan Selim isminin Alevi hafızasında yarattığı travmayı çok iyi anlıyorum ve bu itiraza hak veriyorum. Bir tarihsel figürün başka bir bağlamda kullanılması, onun Aleviler açısından taşıdığı ağır hafızayı ortadan kaldırmaz.
Ama tam da burada başka bir tarihsel tutarlılık sorusu ortaya çıkıyor: Yavuz’un adı Alevi hafızası üzerinden bugünün siyasetini mahkûm etmeye yetiyorsa, seküler Cumhuriyet’in Dersim Alevilerinin hafızasındaki yeriyle nasıl yüzleşeceğiz? Dersim 1937–38’i, Seyit Rıza’yı ve devlet şiddetini hangi tarih anlatısının içine koyacağız? Ve bütün bunlara rağmen Cumhuriyet’in kurucu partisi CHP ile Alevi seçmen arasındaki güçlü ve süreklilik gösteren siyasal bağı nasıl açıklayacağız?
Mesele Alevilere “CHP’den neden vazgeçmiyorsunuz?” demek değildir. Mesele, Aleviliği yalnızca sekülerlik üzerinden okuyup onun tarihsel hafızasını seçici biçimde siyasallaştıran medyanın çelişkisidir. Yavuz’un tarihsel yükünü hatırlatırken Dersim’in seküler Cumhuriyet içindeki tarihini sessizliğe gömemeyiz.
Alevilerin Yavuz’a itirazı meşrudur; fakat bu meşru travmayı Öcalan’ın söylemediği bir Alevi tehdidine dönüştürmek başka bir şeydir. Alevilerin tarihsel hafızasına gerçekten saygı duyacaksak, o hafızayı Yavuz’da başlatıp Dersim’e gelince durduramayız.
Bu futbol darbe mekaniğinin rahat kullanacağı bir zemine dönüşüyor. Eğer süreç konusunda devlet-hükümet iyi niyetli ise önce burada devrede olan provakasyona müdahale etmeli.
Ayrıca Amedsporlular rahat provake edilir izlenimi verirse buradan büyük sorun çıkar. Dikkatli olmalı.
Sırf chp-yeni parti sevdanız ve bir iki vekillik derdi ile hareket etmeniz asla Alevilerin güvenliğini dert etmediğinizi gösteriyor. Derdiniz Aleviler değil. Kürt ve Kürdistan kavramının oluşmas, bunun yerleşik kemalist ilişkilerinize vereceği zarara tepki gösteriyorsunuz.
İmralı notlarının medyaya servis edilmesi Amedspor/Trabzonspor maçı öncesinde yaşanan ve basına yansıyan gerilimler ve bu tür haber başlıkları süreç karşıtlarının darbe mekaniğini nasıl devreye soktuğunun açık göstergesidir toplumsal hassasiyetleri kaşımaya ve sürece yönelik
BİLGİLENDİRME
Sosyal medya üzerinden kamuoyuna farklı kentlerden yansıyan ve asla tasvip etmediğimiz görüntüler dolaşıma girmektedir. Nerede ve kime karşı olursa olsun, bir kişinin tuttuğu takımın forması nedeniyle baskıya veya kötü muameleye maruz bırakılması kabul edilemez.
Bu tür davranışlar toplumsal barışa ve birlikte yaşama kültürüne zarar vermektedir.
Formalarımız farklı olabilir; ancak saygı, hoşgörü ve birlikte yaşama kültürünü korumak hepimizin ortak sorumluluğudur.
Sosyalistler unutmamalı
Müzakere masası bir devrim masası değildir. Eğer devrim gerçekleşmiş olsaydı, zaten böyle bir masaya ihtiyaç kalmazdı
Bu yüzden devrimden beklenen bütün sonuçları müzakere masasından istemek gerçekçi değildir
Bu masada herşeyi politik mücadele belirler
"Süreç demokratikleşmenin ilerlediği bir ortamda değil, geç faşist devlet biçiminin varlığını sürdürdüğü koşullarda ilerliyor. Bir yanda silahlı çatışmanın sona erdirilmesine yönelik adımlar atılırken diğer yanda muhalefete yönelik baskının farklı biçimleri devam ediyor. Fakat tam da bu çelişkiyi açıklayabilmek için “devlet samimi mi?” sorusunun ötesine geçmek gerekiyor. Samimiyet kişiler hakkında anlamlı bir kategori olabilir; devlet teorisi açısından açıklama gücü son derece sınırlıdır."
@sebnemoguz yazdı.
https://t.co/gfzhOuFReN
Acıları yarıştırmadan, yaslara saygı göstererek ve birbirimizi anlayarak Barışı büyütmeliyiz…
Kürt’ün de Türk’ün de annesinin gözyaşı aynıdır.
Hiçbir annenin acısı diğerinden daha değerli ya da değersiz değildir.!
Bu topraklarda hem Kürtler hem Türkler ağır bedeller ödedi; anneler evlatlarını kaybetti, aileler tarifsiz acılar yaşadı. Cenazeye, yasa ve insanların kaybettiklerine duyduğu acıya saygı göstermek insani bir sorumluluktur.
İnsanların yas tutma hakkını siyasi hesaplaşmanın konusu hâline getiren, yasları aşağılayan ya da kriminalize eden söylemler toplumsal yaraları iyileştirmez; aksine daha da derinleştirir.
Bu topraklar yeterince ölüm gördü, yeterince anne evladını toprağa verdi.
Artık mesele kimin daha fazla acı çektiği değil, bundan sonra hiç kimsenin aynı acıları yaşamamasıdır.
Geçmişin kutuplaştırıcı dilinden çıkmak zorundayız. Birbirimizin acısını küçültmeden, birbirimizi anlamaya çalışarak; gençlerin ölmediği, annelerin ağlamadığı, Kürtlerin ve Türklerin eşit ve özgür biçimde birlikte yaşayacağı ortak bir geleceği hep birlikte kurmalıyız.
Bugünün sorumluluğu acıları yarıştırmak değil; yeni acıların yaşanmayacağı bir Barış iradesini büyütmektir.