Sera Kadıgil’in soruşturma açılmasına gerekçe gösterilen sözleri:
“Tayyip Erdoğan’dan kurtulmak elbette en büyük ve birinci önceliğimiz. And olsun kurtulacağız, söz olsun kurtulacağız. Bundan zerre kadar şüpheniz olmasın!
Sadece Tayyip Erdoğan’dan kurtulmak yeter mi? Bu ülkenin tek düşmanı o mu? Elbette hayır.
Benim asıl kavgam, Tayyip Erdoğan’ı ve 'Tayyip Erdoğanları' besleyen bu çürümüş sistemle, bu düzenin ta kendisiyledir!
Sözüm sözdür; benim mücadelem sadece bir ismi devirmek için değil, kız çocuklarını katledenleri baş tacı yapan, emeği sömüren bu ikiyüzlü, kanlı düzenin çarklarını tamamen kırmak içindir!”
(Selâmi Haktan)
Mizahçıyı hapse atabilirsiniz; mizahı değil. Tarih, bunu deneyenleri değil, mizahın gücünü hatırlar. Charlie Chaplin, Adolf Hitleri hicveden The Great Dictator filmi nedeniyle yoğun baskı gördü. Bugün film sinema klasikleri arasında; Hitler ise tarihin en nefret edilen diktatörlerinden biri olarak anılıyor.
Çok Yaşa Deniz
Sana çok kızıyorum Deniz. Sabaha karşı, gözü yaşlı bir şekilde yataktan kalkıp bu yazıyı yazdırdığın için sana çok kızıyorum. Hayata dair bütün planlarımı bozduğun içim sana çok kızıyorum. Beni bu duruma soktuğun için, rahatımı kaçırdığın için sana çok kızıyorum Deniz.
Babanı, belki hatırlar belki hatırlamaz, 1979’da o zamanlar bir gecekondu bölgesi olan Mamak’ta tanımıştım. Sana kızıyorum, ama o zamanlar tanıdığım Kemal için bu yazıyı yazmaya kendimi mecbur hissediyorum Deniz. Yıllarca ders verdiğim öğrencilerim için mecbur hissediyorum. Seninle aynı yaşlarda olan oğlum için mecbur hissediyorum ve beni bu duruma soktuğun için sana çok kızıyorum Deniz.
Ne yaptığını anlıyorum Deniz. Adına ne diyeceğimi bilemiyorum, ama gösteri diyelim, gösterinin adını neden “Ölü Deniz” koyduğunu anlıyorum. Gösterin ölüm maskını andıran bir -gene diyeceğimi bilemedim- heykelin açılışıyla başlamasının nedenini anlıyorum. Gösterinin başında kendini neden yuhalattığını anlıyorum. Neden kıyafetinden yola çıkarak bir “komedyeni” öldürtmenin ne kadar kolay olduğunu anlattığını anlıyorum: Can Dündar’ı kurşunlatıp kaçırtmış, Ahmet Hakan’ı dövdürüp yola getirmiş, Özgür Özel’i çocuklarını öldüren birine yumruklatmış gücün sana ne yapacağının farkındasın Deniz. Üstelik sen katledilirsen ne yapacağımızı da gösteriyorsun bize videonun sonunda, ölüm maskını bütün İstanbul'da dolaştırarak. İkiyüzlülüğümüzü böyle açık ettiğin için sana çok kızıyorum Deniz. Bütün bunları göze alabildiğin için, daha doğrusu bunları göze alamadığımdan, beni utandırdığın için sana çok kızıyorum Deniz.
Aynı zamanda sana hayranım Deniz. Her şeyi bu kadar planlayabildiğin için hayranım. Türkiye’nin umudu olarak sunulan bir Laz müteahhitle (Lazlar başımız gözümüz üstüne) böyle dalga geçtiğin için hayranım. Fatih Altaylı’ya giydirdiğin için hayranım. Dört kitaptan söz ederken, işi her yöne çekilebilir bir noktada bırakmayıp, belki 1200’lerde bir kitap daha yazmak isterdi dediğin için hayranım -üstelik Akit gazetesinin manşetinde fotoğrafı basılıp “İslam düşmanı kahpe” yazılmış biri olarak hayranım. Sana hayranım Deniz, dalgıç esprinle “bizim cephenin” ikiyüzlülüğünü gösterdiğin için hayranım ki, Başörtüsüne Özgürlük bildirisi imzaladığım için “aramızdaki hainler” diye lanse edilen biri olarak hayranım. Bir sabah operasyonuyla değil de 2 Temmuz’da, Sivas Katliamının yıldönümünde Türkiye gelerek gözaltına alınmayı tasarlayacak kadar düşünceli olduğun için hayranım. Ama bunlar sana kızmama engel değil Deniz. Beni bu duruma düşürdüğün için sana çok kızıyorum Deniz.
Eskiden de çok küfretmezdim ama cinsiyetçi, türcü derken artık küfredemiyorum Deniz. “Alçaklar” diyesim geliyor ama “size alçak diyemem, çünkü alçak da bir seviye gösterir” diyen Necip Fazıl’ın sözü geliyor aklıma. Ne kadar garip değil mi Deniz, bu sıfatı en çok hak eden birinin böyle bir söz söylemesi. Bir de en küfürbaz şairimizin adaşın için yazdığı şiir geliyor aklıma: “Acıyorsam sana anam avradım olsun/Ama aşk olsun sana çocuk, aşk olsun!”
Gün ağarmak üzere, bitireyim art��k. Çocukluğumdan hatırladığım ilk slogan, “Ya ya ya, şa şa şa, İsmet Paşa İsmet Paşa, çok yaşa” geliyor aklıma Deniz. Sonraları, 1970’lerde çok komik gelmişti bu slogan, ama şimdi çok anlamlı geliyor, hatta senin için sokağa çıkıp bağırasım geliyor Deniz: Ya ya ya, şa şa şa Deniz Göktaş Deniz Göktaş çok yaşa.
Sen çok yaşa Deniz. Taylanlar, Ulaşlar, Denizler, Yusuflar, Hüseyinler, Mahirler, İbrahimler… Hepiniz çok yaşayın çocuklar.
Faruk Alpkaya
Eleştirel fikirlere ve mizaha tahammülü olmayan Saray Rejimi’nin sindirme çabalarına karşı cesaret gösterenlerin yanındayız.
Deniz Göktaş derhal serbest bırakılsın!
#DenizGöktaşSerbestBırakılsın
Halk Özgür Özel'i bağrına bastı. Bunu her mitingde, her sokağa çıkışında tekrar tekrar görüyoruz. Çok iyi hatip ya da etkileyici bir siyasetçi olduğu için değil; dürüst ve samimi buldukları için; dostlarını, halkını satmadığı, vefalı olduğu için, direndiği için seviyorlar.
Hungary has chosen hope over fear, democracy over autocracy.
Tonight, the Hungarian people reminded Europe, and the world, that no strongman is invincible when citizens refuse to surrender their freedom.
From a prison cell in Silivri, I send my warmest congratulations to the Hungarian opposition leader Peter Magyar and to every voter who stood in line to defend the rule of law. Your victory belongs to all of us who believe that ballots are stronger than fear, and that justice, however delayed, is never defeated.
Istanbul stands with Budapest. The tide is turning.
Macaristan'da seçimi kazanan Peter Magyar'ın vaatleri:
-Hukuk devleti uygulamalarına geri dönülecek.
-Olağanüstü hal kaldırılacak. Ülke kararnamelerle değil, parlamentodan çıkacak yasalarla yönetilecek.
-Devlet kurumlarına, kilit mekanizmalarına yerleştirilen eski iktidar partisi kadroları tek tek görevden alınacak
-Devlet televizyonun haber dairesi derhal feshedilecek.
-Yolsuzlukla Mücadele Bakanlığı kurulacak
-Kamu ihaleleri, yandaş iş insanlarına verilen destekler ve AB fonlarının geçmişte nasıl dağıtıldığı denetlenecek.
-Eski iktidar partisi çevrelerine aktarıldığı tespit edilen ulusal servetin geri alınması için özel takip birimleri ve soruşturma savcılıkları kurulacak.
Moby Dick romanını kaleme alan Herman Melville 1856 Aralık ayında Istanbul'a gelir. Şehir hakkındaki düşüncelerini Konstantiniyye Günlüğü'nde toplar. Yazdığı pasajların birkaç tanesi şöyledir:
- Haliç'in üzerinden karşıya baktığınızda kubbeler ve minareler sislerin arasından yükselen devasa taş gemiler gibi görünüyor. Şehir sanki suyun üzerinde yüzüyor ama bu suyun altında binlerce yıllık bir yorgunluk yatıyor.
- İstanbul'un asıl sakinleri sokak köpekleri. Her mahallenin kendi köpek ordusu var. Bu hayvanlar, geceleri şehrin karanlık dehlizlerinde kendi yasalarını uyguluyorlar.
- Burada ölüler ve diriler iç içe yaşıyor. Mezarlıklar sadece keder yerleri değil, insanların kahve içtiği, çocukların oyun oynadığı parklar gibi. Selvi ağaçlarının gölgesinde ölüm, hayatın doğal bir uzantısı haline gelmiş.
- Köprünün üzerinden akan kalabalık, dünyadaki tüm dillerin ve milletlerin bir karışımı gibi. Kavuklar, fesler, şapkalar ve pelerinler ... Sanki Nuh'un Gemisi karaya oturmuş da içindekiler Galata'ya boşalmış.
Mehmet Murat Çalık Serbest Bırakılsın!
Tayfun Kahraman Serbest Bırakılsın!
Mehmet Murat Çalık Serbest Bırakılsın!
Tayfun Kahraman Serbest Bırakılsın!
Mehmet Murat Çalık Serbest Bırakılsın!
Tayfun Kahraman Serbest Bırakılsın!
Mehmet Murat Çalık Serbest Bırakılsın!
Dün, gün içerisinde Tayfun’un apar topar hastaneye kaldırıldığını öğrendim.
Bugün kendisiyle telefonda 10 dakika görüşme şansım oldu ve yaşananları öğrendim.
MS hastası olan eşim Tayfun Kahraman, dün gündüz sayımına çıkarken dengesini sağlayamayıp, ayağını yere basamadığı için düşüyor ve başını yere çarpıyor. Hem başından, hem de elinden yaralanıyor. Alnında bir yarık, bir sürtmeye bağlı yara var, kafası şiş, eli şişmiş halde hastaneye götürülüyor. Bandaj ve pansuman yapılıp yeniden cezaevine gönderiliyor. Bugün ise devam eden şişme ve morarma nedeniyle eline atel takılıyor.
Tekrar hatırlatıyorum: Tayfun hakkında AYM tarafından yeniden yargılama kararı verilmiştir. Eşim hukuken masumdur. Kararın uygulanmaması nedeniyle şu an fiilen özgürlüğünden mahrumdur.
Yaşadıklarımız nedeniyle eşimin sağlığı tehlikeye giriyor, bunların hepsi belgelidir, hepsi AYM’ye yaptığımız ikinci başvuru dosyasında mevcuttur.
Bugün de Tayfun’un geçirdiği akut MS atağının tıbbi tüm sürecini heyet raporları ve epikriz belgeleri, MS atağı ile bağlantılı olarak dün yaşanan düşmeye bağlı yaralanması da dahil olmak üzere Anayasa Mahkemesi’ne ek beyan dilekçemiz ile sunduk.
Biz 4 yıldır yüreğimiz ağzımızda yaşıyoruz.
Her Allah’ın günü canımızdan can gidiyor.
Eşimin hastalığı cezaevi şartlarında her gün daha fazla ilerliyor.
Biricik evladımın babasına ve ailemize daha fazla eziyet etmeyin.
AYM'ye yaptığımız ikinci başvuruyu bir an önce gündeme alın.
Yasalara uyun, mahkeme kararlarına uyun, eşimi serbest bırakın.
Hepiniz ağlayarak özür dileyeceksiniz. O gün geldiğinde; affedeni, acıyanı, yargılamaktan vazgeçeni de unutmayacağız! Yok öyle “torunlarla emeklilik, hepimiz kardeşiz, kavga istemiyoruz” falan.Her şey yeni başlıyor. Bu ülkeye, insanına yaptıklarınızın hesabını vereceksiniz!
İstinaf Mahkemesinin hukuk ve vicdan dışı kararı sonucu, Onur Yaser Can’ı ölüme sürükleyen polislerin resmi belgeyi bozma ve yok etme suçlarından yeniden yargılandığı davanın 2. duruşması
9 Ocak 10.30’da Çağlayan Adliyesi 41 ACM’de görülecek.
Davamızı takip eden dostları, kamuoyunu ve basın emekçilerini, 15 yıllık hukuk mücadelemizin yıpratılmaya ve boşa düşürülmeye çalışıldığı bu zor süreçte yanımızda olmaya ve destek vermeye çağırıyoruz.
Dünyanın en güzel , umut dolu, tamamen parasız ve % 94 tedavi başarılı HASTANESİNE 8 senedir
TAM RUHSAT ve
UZMAN DOKTOR
ÇALIŞTIRMA İZNİ VERİLMİYOR !
Hastanenin 200 tane yatağı CEZALI yani kullanılamıyor .
Hani hepimiz kardeştik, eşittik,
bir olacaktık ?
Çocuklar ölürlerken mi ?
Pink Floyd grubu kurucularından Roger Waters:
- ABD İmparatorluğunun bu vahşi saldırganlığı karşısında dehşete düşmüş durumdayız.
- Hepimiz sizin yanınızdayız.
- Muhtemelen dünyanın % 99’u adına konuşuyorum.
- Tanrı aşk��na, artık büyüyün.
- Bir okul bahçesindeki akılsız çocuklar gibi davranmayı bırakın.
- Bu dünya bizim, sizin değil.
- Eğer dua eden bir adam olsaydım, şu anda Başkan Maduro için dua ederdim.
- Ben dua eden biri değilim, ben harekete geçen bir insanım.
- Venezuela’yı desteklemek için gücüm dâhilinde olan her şeyi yapacağım,
- Venezuela egemen bir ülkedir,
ve kuzeyden gelen gringo kabadayıları tarafından rahat bırakılmalıdır.
Así de sencillo.
No es por la democracia, no es por Nicolás Maduro #NicolasMaduro no es por la dictadura, tampoco por el narcotráfico.
Es por el petróleo como en Irak, Libia, Siria...
SGK'yı dolandıran yenidogan cetesinden 3 kişinin daha serbest bırakıldığı gün, yoksul çocuklardan muayene ücreti almadan yazdığı reçeteler nedeniyle SGK'yı 112 milyon TL zarara uğrattığı gerekçesiyle Prof. Dr. Ayten Erdoğan'a 46 yıl hapis cezası istendi.