Bu adam Katalonya’nın İspanya’dan ayrılma isteğini sürekli dillendiren Carles Puigdemont.
“Şiddet yok, hakaret yok, saygı var” dese de İspanya Başbakanı, ayrılma talebini yineleyen bu adam ve hareketiyle müzakereyi reddetti.
“Hiç kimse Anayasa’yı ihlal ederek demokrasi inşa edemez. Diyalog ancak Anayasa çerçevesinde olur.” dedi.
Katalonya’nın bağımsızlığı tek taraflı ilan edilince Madrid hükümeti “aynı gün” ilgili siyasileri görevden aldı, liderlerini yargıya götürdü.
Zaten, durum ayrılıkçıların iddia ettiği gibi değildi. Katalanların en az yarısı ayrılmak da istemiyordu.
Puigdemont, kurguladığı “özgürlük hikâyesiyle” mecliste şov yapamadı; isteklerini rahat rahat sırıtarak tekrarlamak şöyle dursun, bir arabanın bagajında ülkeden kaçmak zorunda kaldı. Yıllarca İspanya’ya dönemedi.
O yüzden tekrar edelim:
Hiçbir devlet, kendi toprağını bölmeye kalkana “Buyurun, bunu keyifle sırıtarak konuşun.” demez.
Hele ki, ülke için dökülmüş bunca şehit kanı varsa…
Erdoğan, "Heybeliada Ruhban Okulu için üzerimize ne düşerse yapmaya hazırız; Bartholomeos'la görüşeceğiz" dedi.
İslamcıların eliyle yeni Roma'mı inşâ ediliyor dersiniz? Yoksa bunu da "Ümmet Zaferi" diye mi sunacaklar?
Gelin, Ruhban Okulu neden kapatılmış, hatırlayalım...!
Son tablo ürkütücü. Köprülerin satışı, Kanal İstanbul, Montrö’nün esnetilmesi, Ruhban Okulu’nun açılması birleşirse İstanbul’un ortasında fiilen farklı hukukun işlediği “adacıklar” doğabilir. Son ABD ziyareti gösterdi ki bir sonraki ulusal egemenlik tavizi daha büyük olabilir. ++
Mekanizma basit. İçeride meşruiyet azalırken, iktidar dışarıdan onay almak için stratejik varlıkları masaya koyuyor. Finansal nefes ve siyasi vitrin uğruna enerji anlaşmaları, altyapı devri, özel hukuk statüleri ve yargı esnemeleri pazarlığa açılıyor. Bir yandan da dışarıdan destekle, içeride buna engel olabilecek muhalif siyasi odaklar hapse atılarak resim dışına itilmeye çalışılıyor. İstanbul’a siyasi olarak çökülüyor. Sonra da pazarlık yapılıyor. Kısa vadede kazanç, uzun vadede egemenlik ipoteği.
ABD ile imzalanan nükleer işbirliği mutabakatı ve Rus gazından vazgeçip Amerikan LNG’sine yönelme baskısı enerji bağımsızlığını zayıflatıyor. Akkuyu gibi uzun vadeli projeler Türkiye’nin yakıt ve işletme zincirini dış aktörlere bağlarken yeni anlaşmalar stratejik kontrolü daha da kırılgan kılabilir.
Ruhban Okulu’nun açılması basit bir azınlık hakları bağlamında görünse de özel statü talepleri anayasal eşitlik ilkesiyle çatışabilir, vakıf davaları uluslararası boyuta taşınabilir. Bu süreç sadece dini değil, hukuki özerklik tartışmaları da yaratır ve dış müdahale kanallarını genişletir. Vakıflar rejiminde yapılacak bir değişiklikle dolaylı yoldan ülke içindeki dini cemaatlerin de ayrıcalıkları ve tesiri artırılabilir.
Kanal İstanbul’un Montrö’ye tabi olmaması Karadeniz güvenlik dengelerini hukuken belirsizleştirir. Türkiye’nin “kendi kurallarım” deme hakkı kısa vadede koz olabilir ama Rusya-NATO çekişmesinde Türkiye’yi pazarlık alanına çeker. Bu da Montrö’nün zayıflamasıyla birlikte diplomatik ve askeri baskıları artırır.
Boğaz köprüleri ve otoyolların uzun süreli işletme devri veya özelleştirme planları, kritik altyapının yabancı sermaye imtiyazına açılması demek. Bu da İstanbul’da uluslararası işletme bölgeleri yaratır. Şehrin lojistik ve ekonomik sinir sisteminde fiilen başka hukuk alanlarının oluşması riskini barındırır.
Yargı kararlarının dış pazarlıkların parçası haline gelmesi Brunson ve Kavala dosyalarında görüldü. Eğer bu pratik devam ederse hukukun bağımsızlığı tamamen araçsallaşır. Bu da egemenliği yalnızca toprakta değil, adalet sisteminde de dış pazarlığa açar. Yargının itibarı diplomatik takasın parçasına dönüşür.
Senaryo net. Kısa vadede dış destek ve vitrin kazanılır, orta vadede enerji, savunma, altyapı ve hukuk alanlarında dış aktörler fiili veto ve imtiyaz gücü kazanır. Bu da ülkeyi stratejik özerklikten çıkarıp, yabancı onaya bağımlı bir yapıya iter. Kısacası, iktidarın ömrü uzar ama egemenliğin ömrü kısalır.
Bu tablo toplumsal dengeleri de değiştirir. Uluslararası sponsorlu dini cemaatler güçlenir, vakıf rejimleri yeniden yazılır, şehirler uluslararası finans ve lojistik aktörlerinin kontrolüne açılır. İçerideki meşruiyet boşluğu, dışarıdan gelen müdahale kanallarıyla doldurulur. Egemenlik sadece devlette değil, toplumda da aşınır.
Kişiselleştirilmiş yönetimler, iktidardakilerin bekasını korumaları için dışarıyla doğrudan hesap vermeden pazarlık yapmasını sağlar. Bunun sonucu da egemenliğin bile pazarlığa açılmasıdır. Denge ve denetleme mekanizmalarının kaybolduğu ve kimseye hesap vermeyen dar kliklerin yönettiği bir ülke bu risklere karşı daha da açık hale gelir. Dış güçler de bu açıklığı sömürür. “Meşruiyet” karşılığı tavizler koparırlar parça parça.
Yani iktidar zayıfladıkça hem iç baskıyı artırıyor hem de dışarıya tavizleri. Bunun sonucunda halk egemenliği hem içeride hem dışarıda aşınıyor, demokratik ve bağımsız bir cumhuriyet olabilme vasfımızı yitiriyoruz. Yani bu iktidar ve kurguladığı siyasi sistem Türkiye’nin bekasıyla örtüşen değil ayrışan bir rotaya sahip. Bu riskler ciddiye alınmalı. Hem halkın hem de devletin bağımsızlığı ve bekası için.
Uluslararası tecrübemle bu konuşmayı yorumlayım;
ABD Büyükelçisi diyor ki; Cumhurbaşkanı Erdoğan, bazen Rusya’ya yanaşıyor, S-400 alıyor, Hamas’la ilişki kuruyor vs. Ama aslında Erdoğan’ın tek isteği var; “meşruiyet”. ABD Başkanı Trump, bu gel gitlerden sıkıldı. Erdoğan’a o istediği meşruiyeti vereceğiz.
Yani mealen; Erdoğan’a iktidarını sürdürmesi için tam destek vereceğiz. Onu iç politikada güçlü göstereceğiz. “İstediğini alan lider gibi” olacak. Tabii sıcak para da yollayarak döviz ihtiyacını karşılayacağız. Tabii buna karşılık o da bizim isteklerimizi karşılayacak.
Örneğin Suriye’de İsrail’le birlikte desteklediğimiz PYD-YPG yapılanmasına karşı ciddi bir hanle yapmayacak. İsrail’in istediği Kürdistan kurulacak. Bunun için Türkiye’de yapılması gereken yeni anayasa dahil her şey yapılacak.
Kıbrıs’ta Denktaş tezleri yerini yumuşamaya bırakacak. Doğu Akdeniz’de doğalgaz vs aramaları yapılmayacak… Buna karşılık AB de Türkiye’ye sıcak mesajlar verecek.
Evet, Büyükelçi Barrack mealen bunları söylüyor. Zaman gösterecek ne olacağını ama ABD’ye tam teslim Türkiye politikasına hazır olun derim ben.
emekliliğin prime dayalı bir mekanizma olduğunu,
çalışırken ücretinden/maaşından ciddi kesintilere dayandığını,
yıllarca prim yatıranların (havuzu dolduranların) sonra emekli aylığı aldıklarını (havuzdan kullanan)
kuşaklar arası bir dayanışma olduğunu vs.
bile unutturdular yahu hokus pokusla.
emekli aylığını adeta devletin, hatta hükümetin bir inayeti, yardımı gibi sunuyorlar.
ceplerinden ödüyor gibi konuşuyorlar.
gerçekten saygıyla eğiliyorum demagojinin, çarpıtmanın, arsızlığın bu düzeyi karşısında...
İBB'de İstanbul'u yöneten en tepedeki 150 kişiyi tutukladılar, hepsini toplasan şu kadar para çıkmadı. Bir tane AKP İlçe Başkanı'nın sadece evdeki kasada tuttuğu mala bak. Aynen yüzyılın yolsuzluk dosyası falan filan...
@durbunhaber Gürsel Tekin’i yol arkadaşımız, yoldaşımız, devrimci dostumuz olarak tanımlamıştım. O sözleri söylediğimde kendisinin görev kabulüne dair bir açıklaması yoktu. Bu nedenle sözlerimi geri alıyor, kamuoyundan özür diliyorum.
Oturdum biraz araştırdım…
Yaşadığı ülkenin, dünyada örnek gösterilen kurucusuyla, kuruluş süreciyle, o süreçte verilen mücadeleler ile bu kadar kavgalı, bunları hazmedemeyen, nefret ve kin dolu 2. bir ülke ve insan topluluğu daha bulamadım…
2021 yılında yükselen enflasyona karşı inatla faizi düşürmeye yönelen yanlış ekonomik yaklaşımın sonucu olan KKM tarihe karışıyor ama ülkenin bu uğurda heder edilmiş 60 milyar dolarının hesabı orada öylece duruyor.
Laf ebeliğine gerek yok!
Devletin ülkesi olur.
Türkiye Cumhuriyeti devleti, sınırları, nitelikleri belli olan ülkenin, Türkiye’nin devletidir.
Patagonya’nın değil.
Ve Türkiye Cumhuriyeti devleti Türk milletinin devletidir.
Zulu kabilesinin değil…
Saçmalamada da bir sınır olmalı!
Şuraya sahte diplomasıyla, yıllardır yandaş televizyonlarda, ver mehteri diyerek halkı zehirleyen ve yüzbinlerce eğitimli gencin hakkını yiyerek milyonlar kazanan bir yaratık bırakalım
Avusturya Türk İslam Birliği’nde 100 binlerce TL’nin “eskort hizmetleri” için kullanıldığı iddia edildi.
Diyanet, 5 üst düzey yetkiliyle kurumun ilişiğini kesti. (Birgün - Mustafa Bildircin)
Sn Başkan özel bilgi olarak yayınlıyorum.. @DIBAliErbas Diyanet’in Mekke sorumlusu Ahmet Daştanbek 270 bin dolar rüşvet alırken..
Şimdilik buna açıklama yapılsın. Sonra oğlunun Başakşehir’deki galerisi ve emlak ofisine geçicem. Daha sonra da eniştesi adına aldığı gayrimenkullere..
Bu aynı zamanda suç duyurusudur. Diyanet ve savcılık bu arkadaşa gerekli işlemi yapsın.
Bu arkadaş iddiaya göre aldığı rüşvete göre otellere Diyanet etkinlikleri olduğunda program ve kalması için hacı yönlendirmesi yapıyormuş. Yine kurban bağışlarını falan da elden alıp cebe atıyormuş.
Normalde banka yoluyla bağış yapılıyor, elden yapılsa bile muhasebeye verilip makbuz alınması lazımmış. Yani bu adamın parayla hiçbir işi yok.