Elsevier peer review eğitimi videosu paylaşmıs ve videoya giriş paralı.
İnanılır gibi değil.
Bilimsel dergiler üzerinden para kazanıyorlar ve asıl iş olan hakemliği ücretsiz yaptırıyorlar. Daha iyi hakem olmak için verdikleri eğitim de paralı.
Akıllara zarar.
Kılıçdaroğlu tayfasından aşağıdaki gibi çok sayıda mesaj alıyorum. Mutlak butlanla kayyım olamadıklarından herhalde Tele1 kayyımını taltif ediyorlar. İlahi adaletin tecelli ettiğine inanıyorlar. Bu kadar kayyım sevdalısı bir güruh görülmemiştir.
İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı, TELE 1'e kayyum atanmasının gerekçesinde kanalın Merdan Yanardağ'ın oğlu Alp Yanardağ'a ait olduğunu ileri sürmüştü.
Ancak şirketin %100 hissesinin Fırat Sakar'a ait olduğu, Alp Yanardağ'ın şirkette ortak bile olmadığı ortaya çıktı.
Tele1 e kayyum yoluyla çökülürken hiç bir kılıf zahmetine bile gerek görülmemiş.
Merdan, kanalın hukuki sahibi değil, oğlu sahip.
Ama kanalı fiilen kullanmış ve defalarca suç işlemiş diyorlar. Böyle saçmalık görülmemiştir
Suç işlemişse yargı önüne çıkarılır, kanala el konulamaz
Gençlerin hayallerini, hayatlarını çalmışlar. Her gün yeni bir rezaletle güne başlıyoruz. Memleket tel tel dökülüyor. Bu ülkede her şey yapanın yanına kâr kalıyor.
"ÖSYM sayfasına girilerek, üniversite tercihlerinin değiştirildiğini öğreniyoruz. Şimdilik en az altı mağdur var"
Yarın çıkacak olan kitabında büyük ifşaları olan Virginia Giuffre, kamuoyuna göre intihar etmedi. Mossad tarafından öldürüldü. ABD onu korumadı ve Tanık Bürosu ona güvenli yaşayabileceği başka bir kimlik vermedi. Giuffre, Barak, Trump ve Prens Andrew'in yaptıklarını yazdı.
578 sayfalık Aziz İhsan Aktaş Suç Örgütü iddianamesi, bir hukuk belgesi görüntüsü altında yürütülen planlı bir siyasi operasyonun parçasıdır.
Eylül ayında Emniyet’e gönderilen bir e-posta ihbarı, Ekim ayında Akın Gürlek’in İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’na atanması ve Kasım ayında bir “gizli tanığın” ifadeye çağrılması, yargı eliyle yürütülen siyasal mühendisliğin aşamalarını açık biçimde gösteriyor.
On ay sonra hazırlanan iddianame, biçimsel olarak bir savcılık metni görünümü taşısa da içeriği boş ve çelişkilerle doludur. Delil zinciri kopuk, suç tanımları kararsız, tanık beyanları yönlendirme izleri taşır. Yargı gerçeği araştırmak yerine önceden kurgulanmış bir siyasi anlatıyı gerekçelendirmiştir.
İddianamede, Halk TV, KRT ve Tele1 gibi muhalif televizyon kanallarının belediyeler üzerinden fonlandığı öne sürülüyor. Oysa “havuz medyası” kavramının sahibi bu ülkenin iktidarıdır. Cumhurbaşkanının bir medya patronununu telefonda azarlayıp ağlatması, ardından o patronun oğluna Ziraat Bankası’ndan düşük faizli milyonluk krediler verilmesi, kısa süre sonra da Türkiye’nin en köklü basın kuruluşlarından biri olan Doğan Medya’nın, 2018 seçimleri öncesinde tam da bu yöntemle devralınmasını hepimiz hatırlıyoruz. Gerçek havuz medyası, kamu kaynaklarıyla finanse edilen, tek sesli bir propaganda düzenidir. Bugün muhalif kanallara yöneltilen bu iddialar, aynı tek sesli düzenin korunmasına, muhalif medyanın susturulmasına yönelik yeni bir hamledir.
Beşiktaş Belediye Başkanı Rıza Akpolat tutuklandığında ilk talimatı “Ben cezaevindeyim ama aşevinden yemekler ihtiyaç sahiplerine ulaşmaya devam etsin” oldu. Böylesine insani bir reflekse sahip olunan bir konu bile suç haline getirilmiş. Beşiktaş’taki aşevi, büyük oranda ayni bağışlarla; sebze, meyve ve kuru gıda destekleriyle çalışır. İhtiyaç sahiplerine sıcak yemek çıkar. Bu düzenekten “para aktarımı” üretmek, hem akla hem vicdana aykırıdır. İktidar, yoksulun sofrasına uzanacak kadar siyasallaşmış bir yargı düzeni yaratmıştır.
Bir itirafçının ismi tam 113 kez iddianamede yer almaktadır. Aynı kişi beş kez ifadeye çağrılmış ve her seferinde “daha isim ver” denilerek cezaevine gönderilmiştir. Sonunda da serbest bırakılmıştır. Bu tablo, tanıklığın değil, iftiracı üretmenin sonucudur. Yargı tanık üretmek yerine tetikçi yaratmıştır.
Dosyada 704 yıl hapis istemiyle yargılanan Aziz İhsan Aktaş serbest, dört yıl alt sınırla suçlanan Adana Büyükşehir Belediye Başkanı Zeydan Karalar ise tutukludur. Bu tablo, yargının tarafsızlığını tamamen yitirdiğini, adalet terazisinin kimlik ve parti aidiyetine göre tartıldığını göstermektedir.
Ekrem İmamoğlu, dosyanın sanığı olmamasına rağmen, 578 sayfalık metinde 29 kez adı geçmektedir. Bu tekrar siyasi hedef göstermedir ve “İmamoğlu suç örgütü” ifadesiyle algı operasyonu yürütülmektedir. Amaç, İstanbul Büyükşehir Belediyesi üzerinden muhalefeti zayıflatmak ve halkın iradesini tartışmaya açmaktır.
İddianamedeki örgüt kurgusu da aynı ölçüde akıl dışıdır. Aziz İhsan Aktaş ve çevresinin 2015-2016 yıllarında bir araya gelerek “suç örgütü kurduğu” yazılmış ve kurulan suç örgütünün, 2019’da CHP belediyeleri kazanınca harekete geçtikleri iddia edilmiş. Böyle bir kurgu, hukukla değil, mizahla açıklanabilir. Suç örgütleri böyle işlemez; önce ilk suç işlenir sonra çevresinde yapı oluşur. Bu dosyada ise önce örgüt yazılmış, sonra kişiler o örgüte yerleştirilmiş.
578 sayfalık iddianame, adaletin değil, gücün tahkimine hizmet eden bir metindir. Amaç, halkın seçtiği belediyeleri itibarsızlaştırmak, muhalif medyayı susturmak, demokrasiyi baskı altına almaktır. Cumhuriyet Halk Partisi’nin belediyeleri, halkın iradesiyle, şeffaflık ve sosyal adalet ilkeleriyle görevini sürdürmeye devam edecektir. Asıl suç örgütü, yargı ve medya eliyle halkın iradesine kumpas kuranlardır.
Bu sürecin sonunda kazanan yine halkın iradesi olacaktır. Adalet bir gün geri döndüğünde, bu iddianame bir suç belgesi olarak değil, siyasetin hukuku kuşattığı karanlık dönemin kanıtı olarak anılacaktır.
İhbardır:
Van Yyü rektörü @hsevli ve genel sekreteri Cahit Tekin, Rojin ile alakalı paylaşım yapmamam için iki silahlı tetikçisini bir passat marka araçla evime göndertip beni ve çocuklarımı ölümle tehdit ettmişlerdir. @VanEmniyet@ZeweAkay@valiozanbalci75@gulderenvarli