Akın Gürlek döneminde’
Adaya veda eden isimler.❗️
👇👇👇
• Ekrem İmamoğlu
• Alihan Kuriş
• Ayşe Barım
• Alparslan Kuytul
• Cem Küçük
• Daltonlar Lideri Beratcan Gökdemir
• Casperlar Lideri İsmail Atız
• Barış Boyun suç örgütü
• Sarallar Lideri Alaattin İlyas Saral
• Haluk Levent
• Oğuzhan Uğur
• (Cemal)Enginyurt Ailesi
• Nasuh Mahruki
• Erdal Beşikçioğlu
• Rasim Ozan K.
• Deniz Göktaş
• Sinem Dedetaş
• Türker Ertürk (F*ş!st Tuğamiral)
• Tuncel Sonel (Vali)
Ve uyuşturucu kullanan’
Onlarca ünlü isim..
Daha Bunlar Fragman😅
Teşekkürler @abakingurlek
Hangi akla hizmetle buna "Cumhurbaşkanı Adayımız" dediler?
Kendini batırdığı gibi koca bir siyasi hareketi de hançerledi.
Başlangıçta şov yapıp, "Siz değil, ben sizi yargılayacağım" diyordu. Şimdi de "Bana savunma hakkı vermiyorsunuz" diye bağırıyor...
"Bu dava siyasi" deyip duruyordu. Bugün de duruşmalarda yüzüne "Evet, sana rüşvet verdik" diyenlerle itişip kakışıyor.
Neresinden tutsan elinde kalıyor.
İmamoğlu balonu söndü artık. Kendisini ve kalan destekçilerini daha kötü günler bekliyor...
Gazeteci Ece Sevim,
“İBB iddianamesinde yazılanlara göre,
örneğin rüşvet mi alınacak?
Hasan İmamoğlu'nun üzerine daireleri geçiriyorlar.
Adem Soytekin'in üzerine yapıyorlar,
Adem Soytekin Hasan İmamoğlu'na satıyor gibi gösteriyor, devrediyor.
Hasan İmamoğlu' hesabından, Seyfi Bey'in hesabına 10 milyon TL gönderiliyor.
Sonra Hasan İmamoğlu yanına Tuncay Yılmaz'ı alıyor, gidiyor müteahhidin ofisine.
Ertesi gün ve 10 milyon TL'yi elden alıyor.”
AK Parti İBB Meclis Üyesi Av. Ali Cengiz Yılmaz @acengiz_yilmaz:
-"Sistem...
İstanbul'un milyarlarca lirasının aktarıldığı sistem..
Adrese teslim ihalelerle beslenen, belediyenin gelirlerini kendi siyasi çıkarlarına yönlendiren sistem..
İstanbullunun parasını heba eden, belediyeyi milyarlarca liralık gelirlerden mahrum bırakan sistem..
Belediyenin parasını kendi siyasi kariyerini fonlayanlarla, milletin parasını kendi çıkarları için kullananların kurduğu ekosistem..
İhaleye kimlerin gireceği önceden belli.
Hangi firmanın ne teklif vereceği belli.
İş insanlarına verilen mesajlar da çok net:
Komisyon ödemezsen iş alamazsın.
Faturayı şişireceksin, fazladan ödeme çıkaracaksın, iş bittikten sonra da %10 komisyon vereceksin. Bu şehirde iş yapmak istiyorsan önce bu sisteme dahil olacaksın. Niye? Kahraman yolculukta, kahramanın yolculuğuna yol parası lazım."
▪️Ekrem İmamoğlu (BEYLİKDÜZÜ)
▪️Ertan Yıldız (BEYLİKDÜZÜ)
▪️Fatih Keleş (BEYLİKDÜZÜ)
▪️Tuncay Yılmaz (BEYLİKDÜZÜ)
▪️Murat Ongun (BEYLİKDÜZÜ)
▪️Turan Taşkın Özer (BEYLİKDÜZÜ)
Yukarıda adı geçen ve parayla ilişkisi olanların hepsi de Beylikdüzü'nden İBB'ye ve sağdan CHP'ye sonradan entegre olduğuna göre soru şu;
📍CHP mi SAĞ'a kaydı, SAĞ mı CHP'ye kaydı?
İmamoğlu, İngiliz Büyükelçisi buluşmasını MİT mi yoksa Kılıçdaroğlu mu ifşa etti?
Kimine göre Milli İstihbarat Teşkilatı'nın sıkı bir takibiyle ortaya çıkartılan, kimine göreyse Kılıçdaroğlu ekibinin iz sürmesiyle gündeme düşürülen İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu- istihbarat kökenli İngiliz Büyükelçi Dominik Chilcott'un bir balıkçıda buluşmasının ülke gündemine düşmüş olması iki önemli açıdan ses getirmişti.
Birincisi : İstanbul kar fırtınasına esir düşmüşken, kentin belediye başkanının nerede olduğunun hiç kimse tarafından bilinmiyor olması...
İkincisi : Nerede olduğu deşifre edilen belediye başkanının eski istihbaratçı İngiliz Büyükelçi ile hiç kimseye haber vermeden gizli-kapaklı bir araya gelmesiydi.
Sonrası ise birkaç gün sürecek toplumsal ve siyasal tartışmadan kaynaklı fırtınadan ibaret olacaktı...
**
İmamoğlu deşifre olan o buluşma için, 1 saatlik yemek molamdı diyecek, 25 gün önceden ayarlanmış bir randevuydu diyecek, İstanbul'dan ve kadınlardan bahsettik diyecek, genel başkanımın bilmesine ne gerek vardı ki diyecek ama her bir sözü diğerini yalanlar nitelikte ve toplum nazarında değersiz karşılanacaktı.
Destekçileri ve CHP'liler ise ''Fotoğraf geçen yıla ait, orada kısa kollu tişört giyen birisi var, yaz olduğu çok belli'' diyerek kurulu sobayı ve palto giyenleri görmezlikten gelecek, sosyal medya üzerinden de hakaretler havada uçuşacaktı..
**
Ayrıntıyla daha fazla boğmadan MİT ile Kılıçdaroğlu üzerine yıkılmaya çalışılan o gizemli fotoğrafın nasıl çekildiğini kısaca anlatmaya çalışayım..
**
Sene 2022, Ocak ayının 24'ü...
Çalan telefonumun ucundaki AK Partili siyasetçiyle aramızda geçen diyalog şöyleydi;
- Abi, Ekrem İmamoğlu Sarıyer'de Kahraman'ın ordaymış..
+ Kahraman kim?
- Kahraman balıkçı abi...
+Ne var bunda?
- Abi, millet yollarda perişan, İstanbullu kara teslim olmuş, belediye başkanı çözüm bulmak yerine balıkçıda sefa sürüyor, bunun haber değeri yok mu?
+Yok, bence haber değeri yok....Milletin diyeceği aynen şu olacak: Adam yemekte mi yemesin..! Ancak, işin işinde rakı balık varsa ve fotoğraf ya da video çekilirse benim için haber değeri olur..!
- O kadar yapabilseydim ben de gazeteci olurdum abi.!
+Yine de bakabilirsen sevinirim, belki de bir fotoğraf çeken olabilir, olmazsa da yapacak bir şey yok..!
**
Biz bu konuşmayı yaptığımız dakikalarda, İmamoğlu mekana 1 saat önce gelir ve çok önemli konuğunu kusursuz karşılamak üzere masayı kontrol eder, içkilere göz gezdirir ve mekan içinde bir aşağı bir yukarı volta atar. İçi içine sığmamaktadır, heyecanı yüzüne vurdukça etrafındakilerin de ister istemez dikkatini çeker. Mekanın kapısından içeri beklenen konuk girdiğinde ise ellerini göbeğinde birleştirdiğinde balıkçıdaki bir çalışan sırf gelenin kim olduğunu anlamak için peş peşe fotoğraf çeker ve ''İmamoğlu'nun karşısındaki adam kim'' sorusuyla bir arkadaşına atar atmasına da 40 saniye sonra hem kendisinden hem de karşısındakinden silinmek üzere fotoğrafların hepsini yok eder..
Ancak...
Yok ettiğini sandığı fotoğraflar karşı taraftan silinene kadar o esnada 3 el değiştirmek kaydıyla beni telefonla arayan AK Partili siyasetçiye, ondan da bana ulaşmış, ben de sosyal medya üzerinden ülke gündemini sarsacak o paylaşımı yapmıştım. Bir el, gizli bir güç sanki İmamoğlu'nun aleyhine çaba sarf ediyor, olmaz denilen her şey birkaç dakikalık zaman içerisinde olgunlaşıyordu.
Fotoğrafı sosyal medyada paylaştığım an danışmanı Murat Ongun İsviçre'de kayak tatilinde olduğu için, paylaşımı İmamoğlu'na göstermek korumasına düşecek, İngiliz büyükelçi ile gizli buluşması deşifre olan İmamoğlu önce bana ağır bir küfür edecek, akabinde de kendisine tuzak kurduğunu zannettiği mekan sahibine parmak sallayarak, ''Yaktın beni Kahraman, siyasi hayatımı bitirdin, bunun hesabını sana soracağım'' diyerek mekanı terk edecek, İngiliz Büyükelçi'den özür üstüne özür dileyerek soluğu AKOM'da alacaktı.
**
Balıkçı'da İngiliz Büyükelçi ile buluştuğunun üstünü örtmek için kravatlı çıktığı AKOM'a kravatsız dönecek, sahada çalışıyor izlenimi verecekti. Çünkü bu buluşmanın duyulmasını asla ve asla istemiyordu, o yüzden de ne pahasına olursa olsun yalanlanması talimatını vermiş, kendisi de sessizliğe bürünerek, kullanabileceği gazeteciler ve yüksek hesaplı twitter kullanıcılarıyla süreci ilerletip, mekan sahibine de ''İmamoğlu bu akşam buraya gelmedi, zaten biz de kapalıydık'' talimatı gönderilecekti.
Balıkçı, emrivaki bu talimatı yerine getirecek, fotoğrafın eski olduğunu söyleyecek ve o akşam da kimseye hizmet vermediğini söyleyecekti.
**
Bu aşamadan sonra büyük bir psikolojik savaş başlayacak, bir yandan haberi gündeme düşüren beni itibarsızlaştırmak için tüm çaba sarf edilecek, diğer yandan da İmamoğlu'nu temizleme operasyonuna hız verilecekti. Herkes üstüne düşen görevi yerine getirmeye çalışırken, huzursuzluğu bir türlü geçmeyen tek kişi vardı, o da Ekrem İmamoğlu idi.
Çünkü...
Bal gibi biliyordu ki Cengiz Alçayır asla yalan haber yapmaz ve ortaya çıkardığı her şeyin mutlaka belgesi de bulunurdu...Sessizliğe bürünmesinin, etrafındaki herkesi maşa gibi kullanmasının asıl nedeni de buydu...
**
Devamı YARIN...!
**
Ekrem anladı artık yalan dolanla çıkamayacağını ve “Bu Silivri’den adalet çıkmaz, hakkımızda siyasi hüküm verilmiş” diye bişeyler geveledi.
Aynı esnada dışarıdaki satılık parayla yazı yazan bazı troller de tekrar dava siyasi vs. yazmaya başladılar!
Umutları bitti..
Suçlar deliller itiraflar dosyada, fakat savunma yok, karşı delil yok, sorulara cevap yok!
Onlarca yüzlerce itirafçı, şikayetçi, mağdur var, hepsi iş yaptığı eşi dostu. Hepsine yalancı diyor, sadece kendisi dürüst!
Yeni partidekiler yakında dağılır sağa sola, çünkü hüküm çıktığında bu herifi savunan tarafta olmak istemiyorlar artık!
Alihan Kuriş örgütünde çökünce Ekrem’in en büyük sac ayayığı da çökmüş oldu…
Siyasi kumpas vs. diyerek bu kadar büyük suçlar, hırsızlıklar ve ihanetler saklanamaz. Saklayamadılar da zaten!
Bitti…
Emekli Tümamiral Cihat Yaycı'dan Dikkat Çeken Sözler ;
"Pakistan, Türkiye'nin en kadim dostlarından biridir. Hatta bana sorulsa, Türk milleti ve Türkiye Cumhuriyeti Devletinin tartışmasız en sadık dostu kimdir diye, tereddütsüz Pakistan derim.."
📌FUAT UĞUR
Bu konser organizasyonları ile ilgili 1 milyara yakın bir yolsuzluk iddiası var. Ortaya saçılan iddialar yenilir yutulur cinsten değil ve Mansur Yavaş, sen bu paranın nereye gittiğini doğru dürüst açıklayamıyorsun. Açıklamak zorundasın ortada bir sorun var.
@FUATUGUR
ALİHAN KURİŞ SORUŞTURMASI KAPSAMINDA BULUNAN 206 KİLO ALTIN VE İRFAN YILMAZ'IN CEVABI, SORUŞTURMANIN YENİ YOL HARİTASINI ORTAYA ÇIKARIYOR.
Alihan Kuriş soruşturmasında, "16.08.2026 tarihli Gecikmesinde Sakınca Bulunan Hal Kapsamındaki kararına İstanbul İl Emniyet Müdürlüğü görevlilerince Yılmaz Plaza isimli iş yerinde yapılan adli aramalar neticesinde ele geçirilen 206 kilogram külçe altın" bakımından artık sorulması gereken soru "Bu altınlar kimin?" sorusuyla sınırlı değil. Asıl sorulması gereken "Bu altınların her bir kilogramı hangi hukuki ve ekonomik işlem sonucunda İrfan Yılmaz ve ailesinin malvarlığına girmiştir?" sorusudur.
Çünkü İrfan Yılmaz'ın verdiği cevap, altınların bulunduğu yeri ve aile tarafından sahiplenildiğini açıklarken, altınların edinim zincirini açıklamıyor. "Yıllardır yaptığımız birikimler" ifadesi, 206 kilogramlık külçe altın stoğunun kaynağını ortaya koyan bir belge değil; araştırılması gereken bir iddia niteliğinde.
Burada soruşturmayı yürüten yetkililerin önüne son derece somut bir iz sürme imkanı çıkıyor. Ele geçirilen külçelerin üzerinde bulunması gereken rafineri damgası, seri numarası, ağırlık ve saflık bilgileri üzerinden her külçenin geçmişi çıkarılabilir. Nitekim mevzuat, standart işlenmemiş kıymetli madenlerde rafineri amblemi veya damgası ile külçe seri numarasının bulunmasını öngörüyor.
Bu nedenle ilk yapılması gereken, 206 kilogramın tamamının seri numarası bazında envanterinin çıkarılmasıdır. Hangi külçe IGR üretimi? Hangisi Nadir Metal? Hangisi Ahlatcı? Hangisi Argor-Heraeus? Hangisi Valcambi? Hangisi Italpreziosi? Suisse ibareli 16 kilogramın gerçek rafinerisi hangisi? Bu soruların her biri ayrı ayrı cevaplanmalıdır.
Ardından her seri numarası için rafineriye gidilmelidir. Rafinerinin üretim ve satış kayıtlarında bu külçenin ne zaman üretildiği, hangi müşteriye satıldığı, hangi seri numarasıyla teslim edildiği ve sonraki ticari hareketleri araştırılmalıdır.
Türkiye'de üretilen külçelerde iz daha da doğrudandır. IGR, Nadir Metal ve Ahlatcı gibi rafinerilerden çıktığı belirlenen altınlar için fatura, alıcı bilgisi, teslim kaydı, ödeme kaydı ve seri numarası eşleştirilmelidir.
Eğer İrfan Yılmaz "bunlar aile birikimidir" diyorsa, soruşturmanın ikinci adımı aile bireylerinin ekonomik kapasitesini bu külçelerle karşılaştırmak olmalıdır. Hangi aile bireyi hangi tarihte ne kadar gelir elde etmiş, hangi tarihte ne kadar altın satın almış, bu alışın bedeli nereden ödenmiş? Bir kişinin yıllık gelirleriyle satın aldığı altının miktarı arasında ekonomik bir uyum var mı? Şirketlerden kişilere yapılan para transferleriyle külçe alımları arasında zaman bağlantısı bulunuyor mu?
Asıl kritik nokta ise yabancı rafinerilerde ortaya çıkıyor.
Tespit edilen 40 kilogram Argor-Heraeus, 57 kilogram Valcambi ve 1 kilogram Italpreziosi olmak üzere 98 kilogram yabancı rafineri ürünü için Türkiye'ye giriş zinciri ayrıca ortaya çıkarılmalıdır.
Borsa İstanbul'un resmi düzenlemelerine göre standart işlenmemiş kıymetli madenlerin ithalatı belirli yetkili kuruluşlar üzerinden yapılabiliyor; ithal edilen madenlerin Borsa'ya teslimi ve ilk yurtiçi işlemin Borsa'da gerçekleştirilmesi öngörülüyor. İthal edilen standart ürünlerin de Borsa'nın kabul ettiği rafineriler tarafından üretilmiş olması gerekiyor.
Dolayısıyla, "Rafineri-ithalat-Türkiye'ye giriş-gümrük beyannamesi-yetkili kıymetli maden kuruluşu-Borsa İstanbul ilk işlemi-alıcı-ödeme-sonraki devir-İrfan Yılmaz ve aile bireyleri" şeklinde Argor-Heraeus-Italpreziosi ve Valcambi külçeleri için soruşturmayı yürüten yetkililerin önünde hazır bir iz bulunuyor.
Bu zincirin herhangi bir halkasında İrfan Yılmaz'ın beyanıyla çelişen bir durum ortaya çıkarsa, cevaplanması gereken yeni bir soru doğacaktır.
Hangi külçenin hangi işlemle Türkiye'ye girdiği bulunmalıdır. Çünkü Borsa İstanbul sisteminde bu tür ithalat ve ilk yurtiçi işlemler bakımından kayıt oluşturacak mekanizmalar zaten bulunmaktadır.
İrfan Yılmaz'ın "yıllardır biriktirdik" sözünün en büyük sınavı da burada başlıyor.
"Yıllardır" dediği kaç yıl? 2010 mu? 2015 mi? 2020 mi? 2026 mı?
Her külçenin üretim tarihi ile satın alma tarihi belirlenmeli; bu tarihler Yılmaz ailesinin gelirleri, şirket faaliyetleri ve banka hareketleriyle karşılaştırılmalıdır.
Eğer 206 kilogramlık stok gerçekten yıllar içerisinde oluşturulduysa, bunun ekonomik bir zaman çizelgesi ortaya çıkmalıdır. Örneğin 2016'da 10 kilogram, 2018'de 20 kilogram, 2020'de 30 kilogram, 2023'te 40 kilogram şeklinde bir edinim geçmişi varsa, bu alımların her birinin finansal karşılığı bulunmalıdır.
Fakat "yıllardır biriktirdik" denildiği halde külçelerin büyük bölümünün aynı dönemde satın alındığı anlaşılırsa, beyanın doğruluğu ayrıca sorgulanmalıdır.
"Benim ve ailemin" denilerek 206 kilogram altının tamamına ilişkin toplu mülkiyet iddiasında bulunulması yeterli değildir. Hangi külçenin kime ait olduğu, hangi tarihte, kim tarafından ve hangi kaynakla satın alındığı tek tek ortaya konulmalıdır. "Aile birikimi" iddiası; fatura, ödeme, banka hareketi, rafineri seri numarası ve gümrük-Borsa kayıtlarıyla mutlaka belgelenerek doğrulanmalıdır.
"Kasaların anahtarları bende ve aile bireylerinde" açıklaması da aynı şekilde araştırılmalıdır. Anahtarların kimlerde olduğu, kasalara erişim kayıtları ve altınların ne zaman buraya konulduğu belirlenmelidir.
Altınların şirketlerle bağlantısı varsa Yılmaz Kimya ve ilgili şirketlerin yevmiye defterleri, envanterleri, e-Defterleri, faturaları ve banka hareketleri mutlaka karşılaştırılmalıdır. Soruşturmanın temel çapraz kontrolü "beyan–fatura–ödeme–banka–muhasebe–Borsa–gümrük–rafineri kaydı" üzerinden yapılmalıdır.
Bu kayıtlar birbirini doğrulamıyorsa, İrfan Yılmaz'ın beyanındaki çelişkiler yeniden ifadeyle değil, belge karşılaştırmalı sorgulamayla giderilmelidir. "Yıllardır biriktirdik" deniliyorsa hangi yıllarda ve hangi aile bireyi adına; "satın aldık" deniliyorsa kimden, ne zaman ve hangi parayla soruları cevaplanmalıdır.
Kısacası 206 kilogram altın, dosyada tek bir malvarlığı kalemi değil, 206 ayrı iz olarak incelenmelidir. Her külçe için sorulacak soru aynıdır.
Nerede üretildi, kime satıldı, nasıl Türkiye'ye geldi, kim satın aldı, parası nereden çıktı ve İrfan Yılmaz'ın ailesine nasıl geçti?
İmamoğlu’nun genel müdürünün itirafıyla ortaya çıkan gerçek:
Oğlunun rüşvetini babası akladı...
| Nedim ŞENER Köşe Yazısı - Hürriyet Haberler https://t.co/DKYmDxvlRZ
Bu karar milletin yüreğini soğutacak:
Sadece hapis cezası ile kalmadı. Eski Beşiktaş Belediye Başkanı Rıza Akpolat'ın büyük serveti de müsadere edildi.
Süper lüks villası, lüks teknesi, lüks araçları, milyonlarca liralık pek çok dairesi ve bankadaki 28 milyonu devlete geçti.
Çocuklarımızı tatlı tatlı güle oynaya ateşe atıyoruz, farkında mısınız?
Nasıl mı?
Bisküvi kılığındaki plastikle!
Böbrek, karaciğer ve kanser vakalarındaki alarm verici artışın nedeni bu!
Çalışmalarını hızla sürdürdüğümüz ve yüzde 30 fiziki ilerlemeye ulaştığımız Antalya-Alanya Otoyolu tamamlandığında, 2,5 saatlik yolculuğu 36 dakikaya indireceğiz! 🛣️
Türkiye’nin turizm ve ticaret merkezlerini daha hızlı, güvenli ve konforlu yollarla buluşturmaya devam ediyoruz. ✨
#TürkiyeHızlanıyor 🇹🇷
İlber Ortaylı: “Dağın başına çocuk yollanır mı üniversite okutuyorum diye?
Bir sürü barlar açılmış o Çanakkale'de falan. Yani böyle bir kepazelik tasavvur edemiyorum.
Bunun hizmetle falan alakası yok. Ben size açık söyleyeyim, aşağı yukarı 40 yıldır bütün Türkiye hükümetlerinin ortak kusurudur.
Her yere gidip üniversite kurulur mu ya, böyle bir şey olur mu? Bu bir ahlaksızlıktır, bunu anlattık.
Evvela bakkal çakal çocukları kandırıyor. Ondan sonra efendime söyleyeyim oradaki ev sahipleri, ahlaksızlar kazıklıyor çocuğu.
Ondan sonra her şehirde vardır onlardan, altında araba bir sürü pis herifler genç kızları kovalıyor."