Geçen gün babam aradı. Ankara’da olup olmadığımı sordu. Hala Ankara’da olduğumu söyleyince, bu defa uzun kaldın dedi. Ankara’yı sevdiğimi bilir; ben de onun Ankara’yı ne kadar sevdiğini bilirim.
Sonra hiç beklemediğim bir cümle kurdu: “Bir daha dünyaya gelsem Ankara’da yaşardım. Sizi de burada dünyaya getirirdim. Liseyi de yalnız okumak zorunda kalmazdınız.”
Bazen bir cümle, söylendiği anda bitmiyor. Bir yerden geçip zihnin hiç unutulmayacak bir köşesine yerleşiyor. Nedenini tam olarak bilmeden, o cümleyi yıllar sonra bile hatırlayacağını hissediyorsun.
Belki de bazı şeyleri vaktinde yapmak, ruha yapılan en güzel yatırım ve yaşama dair güzel bir konfordur. Kim bilir…
#Ankara
Hep diyoruz; ilacı kullanmanın olduğu kadar, bırakmanın da bir reçetesi var. Çünkü bazen asıl kritik olan ilaca başlamak değil, doğru zamanda ve doğru yöntemle bırakabilmek. İlaç tedavisinde bırakmak da tedavinin bir parçasıdır.
Antidepresanlar (örneğin SSRI grubu Lustral, Cipralex, Paxil, Selectra, Citoles, Cipram vb.) beyindeki serotonin sistemini etkiler. Bu ilaçlar kullanıldığında sinaptik aralıkta, yani sinir hücrelerinin birbiriyle iletişim kurduğu bölgede serotonin düzeyi artar ve beyin zamanla bu yeni düzene uyum sağlar.
İlaç aniden kesildiğinde ise serotonin sistemi kısa sürede yeniden değişir. Ancak beynin buna uyum sağlaması zaman alır. Ortaya çıkan bu geçici uyumsuzluk, antidepresan kesilme belirtilerine yol açar.
Duygusal belirtiler:
Sinirlilik
Kaygı veya huzursuzluk
Kolay ağlama
Moral bozukluğu
Nedensiz endişe veya korku
Duyusal belirtiler:
Kafada elektrik çarpması gibi kısa şok hissi
Karıncalanma veya uyuşma
Işık izleri ya da bulanık görme
Son günlerde "Van'da kara bilmem kimin aşiret düğünü" söylemi
üzerinden Van'a biçilen kimliğe birkaç itirazım var. Beni bilen bilir:
Van'ı ,Vanlıları çok severim.
Canım Van böyle bir yer değil.
Aşiretçilik de sosyal medyada gösterildiği gibi, insanları korumalarla çevreleyen, düğünleri bir güç gösterisine dönüştüren bir yapılanma değil.
Van'ın düğünleri çok daha güzel; kalabalığıyla, geleneğiyle, müziğiyle, aileleriyle, kendine has ritüelleriyle gerçekten kıymetli bir kültürdür.
Mesela takı merasimi, Van'da sosyal medyada gördüğünüz gibi gelinin üstüne başına servet sergilercesine altın takılması ve bu takıları damadın takması, (Hatta birçok takı merasiminde damat orada bile bulunmaz), damadın etrafinda korumalarla dolaşması, o tuhaf bakışlarla bir "güç gösterisi yapılması bizim bildiğimiz düğün kültürü değil.
Van'da düğünlerde damadın bir ağırlığı vardır; ama o ağırlık kendi koltuğunda oturup gelen misafirleri karşılamak, etrafinda aile büyüklerinin bulunmasıdır. Şarlatanların değil. Bu düğünün amacı neydi, kimlere hizmet ediyordu, arkasında ne vardı; bunu yorumlamak benim işim değil.
Benim meselem şu fenomenler ve fenomencikler ülkenin beynini yaktı.Pahalı, konforlu ve gösterişli diye vitrine konulan ama içine baktığınızda çoğu zaman boş, yapay ve çakma hayatların normalleştirildiği bir dönemdeyiz.Göze sokulan evler, arabalar, restoranlar, çantalar, kıyafetler. Arkasında ciddi pazarlıklarla alınan sponsorluklar olduğu halde
"benim hayatım böyle" diye sunulan bir dünya ve altından çıkan suç dosyaları.
Büyük markaların kıyafetlerini giyip elit bir hayat algısı yaratmak, sonra o markaların çakmasını satan yerlere teşekkür etmek.Bu yalnızca görgüsüzlük değil. Psikolojik bir çürüme.Çünkü insanlara sürekli daha pahalı, daha güzel, daha şaşaalı bir hayat gösterdikçe, kendi hayatlarını eksik hissettiren bir düzen kuruluyor.Sosyal çürüme de tam burada başlıyor: Gerçeğin değil, gerçekmiş gibi görünenin değerli olduğu yerde.
"Bu aşiret mensubu olduğunu iddiaden kişi ve eşinin Van'da bir karşılığı
yok. Hatta Vanlılar da bu kişileri Keşfet'te keşfetti.Çünkü canım Van'da avukatlar, öğretmenler, bankacılar, doktorlar, mühendisler, hemşireler, psikologlar, ev hanımları, canım esnaflar ve daha nice meslek grubunda ne olduğu çok belli, kendi emeğiyle alınteriyle yaşayan dünya kadar güzel insan var.Van'ın gerçek kimliği onlar.
Ve tabi ki Sevgili Vanlılar;
Van'a gelen herkesi kucaklamak güzeldir, misafirperverliktir. Ama her geleni ağırlamak zorunda değiliz. Bu düğün vesilesiyle bunu hep birlikte tecrübe ettik.
Bir de Van'da fenomenlik yapmaya çalışanlara küçük bir hatırlatma:
Eviniz, arabanız, aldıklarınız, yedikleriniz, içtikleriniz sizi takip eden insanların, özellikle gençlerin, hayat algısını etkiliyor.
Gerçeklerin üzerini bir süre ayakkabıyla, çantayla, restoranla, bilmem kaç bin liralık Sephora alışverişi ile örtebilirsiniz.
Ama gerçeklerin ömrü vitrinden daha uzundur.
Son günlerde bunu çok hızlı izliyoruz.
Ve özellikle güzellik sektörü işletmeleri açısından da bu işin bir sınırı olmalı.
Pazarlama adı altında yakında göstermediğimiz şey kalmayacak.
Van'ı da bu gösterinin dekoru yapmayın.Çünkü Van'ın gerçek hikayesi,
sosyal medyada pazarlanan bu yapay ihtişamdan çok daha güzeldir.
Psikolog Eylem Taş Uçar
@yakupakgulVAN Çok teşekkür ederim hocam, güzel dileklerinize yürekten katılıyorum. Gösterişten ve yapay gündemlerden uzak, kendi insanını ve kendi sorunlarını önceleyen bir Van hepimizin dileği olsun...
Evet Gülşenciğim, çok haklısın. Ben de tam olarak bu sebeple misafirperverliğin herkese ve her duruma karşı olmaması gerektiğini, gerçeği yansıtmayan bu hayatların özellikle gençler üzerindeki etkisini yazdım. Özellikle Vanlı fenomen olma sevdasıyla bu hayatları var etmeye, normalleştirmeye çalışan güzellik salonu sahipleri ve benzeri girişimcilere de seslenmek istedim. Mesele sadece bir düğün ya da bir fotoğraf karesi değil; gençlerin neyi örnek aldığı ve hangi değerlerin görünür hale getirildiği meselesi.🌸🙋🏻♀️