@Fatma_Barbaros Makul taleplerde bulunan kadınlar hem eş adayı hem ailesi tarafından değersizleştiriliyor. Elbette bu işler mal satar gibi olmamalı, gösterişe de dönmemeli ama kolaylaştırdığınız her işi sizin için cezaya dönüştüren bir gelenek var bu ülkede maalesef.
İstanbul Ticaret Üniversitesi ile Koruyucu Aile ve Çocuk Derneği'nin işbirliğinde düzenlenen, “Aile Olmanın Değeri Yuva Olmak” konulu koruyucu aileliğin hukuki, psikososyal ve toplumsal boyutları ele alan panel;
Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanımız Sayın Mahinur Özdemir Göktaş’ın teşrifleri, Valimiz Davut Gül ve eşi Gülden Gül Hanımefendi, protokol mensupları, akademisyenler ve öğrencilerin katılımıyla gerçekleştirildi.
@MahinurOzdemir@gul_davut@tcailesosyal
📍İstanbul Ticaret Üniversitesi Ahi Çelebi Kampüsü
Herkesin her şeyi bildiği, yanlışa yanlış diyenin linç edilip hayatının kaydırıldığı, çalan çırpan, zorbalık yapanın her gün ödüllendirildiği yerin adıdır dünya. Ayaklarına taş değmez ki öte dünyada hesapları çetin olsun. Karıncanın hakkını alacağı o günü bekliyoruz.
Sekülerleşmeyi sınıf atlamak sanan, büyük bir hevesle sekülerleşip eski mahallesini küçümseyen, hayat tarzını değiştirmekle/zincirlerini kırmakla/özgürleşmekle iftihar eden ve yeni çevresince bu yüzden kabul gören insanlar, övülecekse “aydınlandığı için” dövülecekse “eskiden muhafazakar olduğu için” diye yaftalanıyor.
“Erdoğan bir bira içse ülke daha iyi olurdu” diyenler, belediye tesislerinde alkol yasaklarını kınayanlar, Yaşar Nuri gibi kendi hocaları bile rakı içmeyi yanlışlıkla negatif bir cümle içinde kullanınca kutsallarına dokunulmuş gibi olay çıkaranlar, onlarla kadeh tokuşturmaya “terfi etmiş” yeni mahalle arkadaşlarının kendilerine uyumlu “özgür” yaşam tarzı patlayınca suçu eski muhafazakarlıklarına atıyor.
Siz şaka mısınız arkadaş? Oğlan Afganistan için “İyi ki Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün kurduğu cumhuriyetiz” derken sizdendi, her fırsatta “Atatürk’ün kıymetini bir kere daha anladık” derken sizdendi. Sizin çevrenize dahil olduğunda, sizin ortamlarınıza girdiğinde, sizinle sosyalleştiğinde, sizinle yiyip içtiğinde sizdendi. Patlayınca “bizden” oldu.
Kız aile çevresini bırakınca, “özgürleşince”, başını açınca, daha da açınca, her yerini aşırı açınca sizdendi. Ultra modern bir kafa yapısına “yükseldiğinde”, değişik ortamlara dair önyargılarını aşınca, “hangi çağdayız, tabii ki muhtelif erkeklerle sosyalleşir yer içer eğlenirim” derken sizdendi. Patlayınca “eski imam hatipli” oldu.
Yolu bizim oralardan geçenlerin de, hiç geçmeyenlerin de özel hayatı bizi ilgilendirmez. Her kesimde doğru yapan insanlar ve yanlış yapan insanlar vardır. Tıpkı her kesimde iyi ve kötü insanlar olduğu gibi. Ama lağım çukurlarından seslenenlerin “masanızda toz var” demesi komik oluyor.
📍Gazze'de şehit edilen Al Jazeera muhabiri Enes eş-Şerif, doğrudan tehdit alıyordu
📌Dün, İsrail'in düzenlediği drone saldırısında şehit edilen Al Jazeera muhabiri Enes eş-Şerif, ölümünden kısa süre önce Press For Palestine - Filistin İçin Gazeteci Dayanışması tarafından çıkarılan Gazzete adlı yayında, 7 Ekim’in yıl dönümünde yaşadıklarını kaleme almıştı.
🇵🇸Yazısında, İsrail istihbarat görevlilerinden Al Jazeera adına haber yapmaması yönünde doğrudan tehdit aldığını belirtmişti.
https://t.co/fpQTFr7XgS
Algı nedir nasıl inşa edilir? Yeşilçamın iğrenç söylem inşası zihniyetini #kizilcikşerbeti sürdürüyor. Abdürrezak ismiyle dalga geçilen sahnede çocuklarına Kemal adını verdiler. Çok matahmış gibi. Dalga geçtikleri isim Allah’ın yüce isimlerinden. Allah topunuzun belasını versin.
Gazze'de öldürülen gazeteciler için saatler 19.00’u gösterdiğinde televizyon ekranlarını bir dakika karartma çağrısı
⬛️ İsrail'in, Gazze'de görev yapan gazetecilerin kaldığı çadırı bombalamasına tepki olarak, televizyon ekranlarının "Hakikatin Üzerine Bomba Yağdırıyorlar!" sloganıyla bir dakika karartılması çağrısı yapıldı
⬛️ Filistin İçin Gazeteci Dayanışması (Press For Palestine) platformu tarafından yapılan açıklamada, İsrail'in bu sabah Gazze'de görevini yapan gazetecilerin kaldığı çadırı bombalayarak gazetecileri diri diri yaktığı belirtildi
⬛️ Gazetecilerin ilk kez bu şekilde, topluca öldürüldüğü kaydedilen açıklamada, "İsrail, sadece insanları değil, gerçeği de yok etmeye çalışıyor." ifadesi kullanıldı
⬛️ Platform, açıklamasında, "Press For Palestine olarak tüm haber merkezlerine çağrımızdır: Saatler 19.00'ı gösterdiğinde ana haber bültenlerimize bu haberle başlayalım ve duyururken ekranlarımızı 1 dakika boyunca karartalım. Çünkü bu artık sadece bir haber değil, basının kendisine, hakikate yapılan bir saldırıdır!" mesajı paylaşıldı
https://t.co/KB8bMc1Rfx
Katil İsrail, Nasır Hastanesi önündeki gazetecilerin çadırını bombaladı. Bir gazeteci kameralar önünde yakılarak öldürüldü. 6 meslektaşımız ağır şekilde yaralandı.
🚨KÜRESEL BASIN GAZZE ACİL EYLEM ÇAĞRISI
“Hakikatin Üzerine Bomba Yağdırıyorlar!”
İsrail, bu sabah Gazze’de, görevini yapan gazetecilerin kaldığı çadırı bombalayarak onları diri diri yaktı. Dünyada ilk kez gazeteciler bu şekilde topluca katledildi. İsrail, sadece insanları değil, gerçeği de yok etmeye çalışıyor.
Press For Palestine olarak tüm haber merkezlerine çağrımızdır: SAATLER 19.00’U GÖSTERDİĞİNDE ANA HABER BÜLTENLERİMİZE BU HABERLE BAŞLAYALIM VE DUYURURKEN EKRANLARIMIZI 1 DAKİKA BOYUNCA KARARTALIM. Çünkü bu artık sadece bir haber değil, basının kendisine, hakikate yapılan bir saldırıdır!
…
“They’re Burning the Truth Alive!”
This morning, Israel bombed a tent in Gaza where journalists were doing their duty, burning them alive. For the first time in history, journalists have been massacred in such a way, all at once. Israel isn’t just targeting people—they’re trying to annihilate the truth itself.
As Press For Palestine, we’re calling on all news outlets: LET’S LEAD OUR MAIN BROADCASTS WITH THIS STORY AND BLACK OUT OUR SCREENS FOR ONE FULL MINUTE. Because this isn’t just a news report anymore—it’s an assault on the press, on the very essence of truth!
…
“إنهم يُلقون القنابل على الحقيقة!”
هاجمت إسرائيل هذا الصباح خيمةً كان يقيم فيها صحفيون يؤدون عملهم الصحفي في غزة، وأحرقتهم أحياءً. للمرة الأولى في العالم، يتعرض الصحفيون للقتل الجماعي بهذه الطريقة. إسرائيل لا تحاول محو البشر فحسب، بل تحاول أيضًا محو الحقيقة.
بصفتنا “ Press For Palestine”، نوجه نداءً إلى جميع مراكز الأخبار: *بحلول نشرة المساء الرئيسية، لنبدأ نشرتنا الإخبارية بهذا الخبر ولنُظلم شاشاتنا لمدة دقيقة واحدة أثناء البث (نجعلها سوداء اللون)*. لأن هذا لم يعد مجرد خبر، بل هو هجوم على الصحافة نفسها، وعلى الحقيقة!
#gazze #press #palestine
@eczozgurozel Tarihin hiç bir zaman doğru yerinde durmadınız. Ülkenin zararına olan ne varsa o tarafsınız. Sizin gibi muhalefet yüzünden haklı eleştirilerimizi bile seslendiremez olduk. Yolsuzluğu, hırsızlığı savunmak için ülke ekonomisi baltalamak ancak size yakışır.
Bugün “çocuk” temalı hadisleri günümüz dünyasına taşırken yapılan yaygın bir hataya temas etmek istiyorum: Yani; hadislerin bağlamı, zemini, zamanı dikkate alınmaksızın günümüz kavramlarıyla anlamlandırılmaya çalışılmasına.
Maalesef konuyla alakalı konuşan pek çok hocamız dahi son derece sathi ve tek düze yaklaşımlarla meseleyi içinden çıkılmaz bir noktaya taşımaktadır. Medine'de sıfırdan inşa edilen ve henüz gelişmekte olan mescid-cemaat kültürünün gelişim sürecine dair bir bölümünü alarak “Rasûlullah'ın mescidi böyleydi, bu işin normali budur” şeklinde yapılan çıkarımlar gittikçe yaygın bir hal almaktadır. Oysaki Rasûlullah'ın mescidinde vaki olan her şey o işin normali olmayıp ideal bir mescid-cemaat adabı 10 yıllık süre zarfında vücuda gelmiştir. Bu süreç içinde mescide idrarını yapan da olmuştur, yerlere tüküren de olmuştur, namazda konuşan da olmuştur, selam verip alan da olmuştur vs. Onun için bizim konuya dair bildiğimiz herhangi bir “sahih hadis”in resmin bütününü vermeyeceğini, bu sebeple alışık olmadığınız bir bakış açısı ortaya koyacağımı baştan belirtmek isterim.
Her ne kadar hadisler üzerinden meseleyi inşa ediyor olsam da dini metinlerin birçoğunda benzer durum geçerlidir. Ben bugün konumuzla alakalı dikkat edilmesi gereken bir iki şeye dikkat çekeceğim:
I) Bugün bizim anladığımız manada “çocuk” son birkaç asırdır gelişen yeni bir olgudur. XVII. yüzyıldan önce bugünkü anlamda bir “çocuk”tan bahsedemeyiz. Arap toplumlarında da bu böyledir, Batılı toplumlarda da. Bebek doğar, ayağa kalkar ve eli tuttuğu ayağı yürüdüğü kadarınca hayattan sorumluluk almaya başlardı. Dolayısıyla da o toplumlarda çocuk, sorumlu tutulduğu işleri yerine getirmediği takdirde cezalandırılırdı da.
II) Bugün 0-18 yaş çocukluk, 18-üzeri yetişkinlik olarak kabul edilmektedir. Haliyle de bu durum bizim meseleye bakışımızı doğrudan etkilemektedir. Oysaki İslâm bu süreci üç döneme taksim etmektedir; 0-7 yaş Temyiz Öncesi Dönem, 7-12? Temyiz Sonrası Dönem, 12-18 Bulûğ/Ergenlik Dönemidir. Temyiz dönemi, çocuğun sağını solundan, iyiyi kötüden, kârı zarardan ayırabilme çağıdır ve ortalama 7 yaşıyla birlikte başlamaktadır.
III) Rasûlullah (s.a.s.) döneminde kadınlar için mescide gitmek zarurettir. Çünkü dinlerini öğrenebilecekleri başka bir yol yoktur. Vahiy gelmeye devam etmekte, sürekli bir şeyler değişmekte ve gelişmektedir. Bunlardan haberdar olmak da ancak cemaate iştirak etmekle mümkün olmaktaydı. Haliyle 7 yaşından küçük çocuklar da zorunlu olarak annelerine tabi olarak mescidde bulunmaktadırlar. Bundan mütevellit fiilî sünnetle kavlî sünnetin burada ayrıştığını görüyoruz. Fiilî sünnete göre kadınlar mümkün olduğunca camidedir, yasaklanmamalıdır ama kavlî sünnet ısrarla namazlarını evlerinde kılmalarını beyan etmektedir. Fiilî sünnetle kavlî sünnetin ayrıştığı durumlarda (konu tafsilatlı olmakla birlikte) evla olan kavlî sünnetin tercih olunmasıdır. Çünkü fiilî sünnet gelişmekte olan süreci veya Peygamberimizin şahsına münhasır uygulamalarını yansıtabilir. Sözlü sünnet ise herkesi bağlayıcı temel kurallar koyar. İşte kadınların cemaatle namaz meselesinde fıkıh kitaplarıyla hadis kitaplarının zahirde çelişmesinin sebebi budur.
Bu üç maddede tasrih ettiğimiz sebeplerden dolayı her hadis kendi başına bize dini bir ölçü koymaz. Mesela “çocuk” temalı her hadisi günümüz çocuk algısıyla anlamlandıramayız. O günün çocukları başı eğik, boynu bükük; yapamadığı, eksik yaptığı belki unutup hiç yapamadığı bir işten dolayı cezalandırılan çocuklardır. Binaenaleyh Peygamberimiz (s.a.s.) çocuklarla hususi olarak ilgilenir, toplum içinde bilhassa MESCİTTE çocuklara son derece şefkatli ve müsamahakâr davranarak bu hassasiyeti topluma aşılardı. Daha da ötesi insanlara çocukların sevilebilen canlılar olduğunu öğretirdi. Düşünebiliyor musunuz? Rasûlullah (s.a.s.) torunu Hasan'ı öpüyor ve yanında bulunan bir adam: “Benim on çocuğum var ama hiçbirini öpmüş değilim.” diyor. (Buhârî, Edeb, 18) Dolayısıyla Efendimizden sadır olan; kendi çocuğunu dahi kucağına alıp sevmeyi bilmeyen bir toplumun tabularını yıkmaya yönelik söz ve fiillerini alarak günümüzün sınır tanımayan çocuklarına mesnet yapmak doğru bir yaklaşım değildir. Onlar “çocuklukları mazur görülmeyen”, hiçbir şekilde dikkate alınmayan sevgiye muhtaç mazlum çocuklardır. Bugün biz ise çocukların “çocuk olmaklığından değil” hiçbir şekilde terbiye edilmemesinden, herhangi bir sınır çizilmemesinden ve her yerde her istediklerini yapabilecekleri telkin edildiğinden; sergiledikleri şımarıklıklardan toplum olarak muzdarip durumdayız. Ve hâlâ koyun kasabının, dâhiliye cerrahına ameliyat tarif etmesi gibi hocalara belli hadisleri delil getirerek bu başıbozuk gidişat normalleştirilmeye çalışılmaktadır.
İslam'a göre 7/temyiz yaşını geçmiş çocuk mümeyyizdir ve toplum içinde uyması gereken kuralları öğrenmiş olmalıdır. Çocuğunu bu anlamda terbiye etmek anne-babası üzerine vaciptir. Nitekim Rasûlullah (s.a.s.) şöyle buyurmuştur: “Çocuğa yedi yaşındayken namaz kılmayı öğretiniz. On yaşına bastığı hâlde kılmazsa, cezalandırınız.” (Ebû Dâvûd, Salât 26) Çocukların tam terbiye edilmeleri, edeb adab öğrenmeleri gereken bir zamanda bu sorumluluğunu yerine getirmeyenler, sebep oldukları toplumsal rahatsızlığın üstünü Peygamberimizin hadislerini gelişi güzel kullanarak örtmeye çalışmaktadırlar. Şunu açıkça ifade edelim ki Mescîd-i Nebî'de herhangi bir vakit namazında vaki olmuş münferit bir olayı örnek göstererek, yaklaşık bir saat süren ve kalabalık bir cemaatin iştirakiyle eda edilen teravih namazının “normali” haline getirmeye çalışmak kabul edilebilir bir tutum değildir.
Hâsılı kelam; günümüzde her ikisine de çocuk denilse de, dinimizce temyiz (7 yaş) öncesi ve sonrası çocuklara yapılacak muamele aynı değildir. Teravih gibi uzun süren ve kalabalık cemaatler eşliğinde eda edilen namazlara “cemaati rahatsız ettiği halde” 7 yaşından küçük çocukları ısrarla getirmek insanların ibadetini ihlal etmektir, kul hakkıdır. Keza 7 yaşından büyük çocuklara cami cemaat adabını öğretmeden başıboş bir biçimde camiye salan anne baba da çocuğunun olumsuz davranışlarından Allah katında sorumlu olduğu gibi kullar tarafından da kınanmaya müstahaktır. Hiç kimse “rahatsız olan camiye gelmesin” deme hakkına sahip değildir. Bunun yanı sıra teravih namazı çocukları camiye alıştırmak için uygun bir namaz değildir. Çocuklar öncelikle cemaatin az olduğu ve kısa süren vakit namazlarında camilere götürülmeli, cami cemaat adabı öğretilmeli ve bu surette alıştırılmalıdırlar.
Bu yapıldıktan sonra çocuklar teravihe gelmiş de safta gülüşmüş, konuşmuş, yanındakini dürtmüş vs. bunlar çocuklardan beklenen ve mazur sayılan şeylerdir. Kimsenin de buna itiraz ettiği yoktur; hepimiz bu yollardan geçtik. Ama siz de takdir edersiniz ki bugün karşı karşıya kaldığımız manzara kesinlikle bu değildir. Modern dünyaya direnmeye çalışan yegâne yapılar olan camilerimizden bu sükûneti ve huzuru izale edecek yaklaşımlara rıza gösteremeyiz. Bir kütüphaneye, sinemaya veya bir tiyatroya gösterilen saygıyı, takınılan edebi camilerimiz için de beklemeye fevkalade hakkımız olmalıdır.
Tabi bu sözlerim cami cemaat ehli olan anne babalaradır. Mahallenin çocuklarına camiyi ve namazı sevdirmek için “namaz vakitleri dışında” yapılan etkinlikler, oyunlar konumuz dışındadır. Anne babasından çevresinden bu şuuru edinmemiş, camiye yabancı çocukları kazanmak maksadıyla -ibadethanenin hürmetine helal getirmeyecek şekilde- bir takım faaliyetler yapılmasına, oyunlar oynatılmasına, ikramda bulunulmasına diyeceğimiz yoktur. Bu ikisini birbirine karıştırarak algı oluşturmak hakkaniyetli bir tutum değildir.
Evet, gün geçtikçe çığırından çıkan ve sadece camide değil genel anlamda toplumsal bir huzursuzluğa evirilen bu meseleyi tafsil ederek, en azından daha dikkatli ele alınacağı bir zemine kavuşturmaya çalıştım. İsabet ettimse bu Rabbimin lütfundandır, hata ettimse bu da kendi kusurumdandır.
Selâm, hidâyete tâbi olanlara…
Son zamanlarda çarpık bir şekilde gelişen cami-çocuk münasebetlerinin biraz altını kaşımak istiyorum. "Çarpık" dedim, çünkü pek çok camide büyük sıkıntılar yaşanmaya başladı ve önümüzdeki süreçte daha hoş olmayan sonuçlar göreceğiz gibi görünüyor; cemaat namaz kılarken safların arasında top oynamalar, cemaatin ayaklarını gıdıklamalar, ayakkabılarını ortalığa saçmalar ve imamın sesini bastıracak düzeyde yüksek sesle bağırışmalar...
Geldiğimiz noktayı birkaç maddede izah etmek mümkündür:
I)Öncelikli olarak Almanya vb. yabancı ülkelerde bulunan ve misyoner papazların çocukları kiliseye çekmek için uyguladığı prensipleri çok büyük bir buluşmuş gibi gelip Türkiye'de anlatan hatta sırf bu söylem üzerinden il il gezip konferanslar veren imamlarımızı zemmeden bazı kişileri zikretmek gerekiyor. Halbuki ne Türkiye Almanya, ne camiler kilise ne de bizim çocuklarımızın camilere karşı ön yargısı olan bir pozisyondalardı. Bilakis bizim çocuklarımız her yaz tatilini camide geçirir ve camiyle ilişkileri fevkalade güzel olan bir ortama sahipler. Her çocuk camiye gitmek için can atar. Ama olsundu pirim yapan bir söylemdi sonuna kadar kullanarak olmayan bir algı oluşturdular.
II) Her yolu bulan ama caminin yolunu bulamayan bînamazların faturayı imamlara ya da camideki amcalara keserek kendini temize çıkarma çabaları. Çok açık konuşayım bu da çok çok nadir istisnalar üzerine kurulmuş başka bir algının zeminin oluşturdu maalesef. Bizim çocukluğumuz bu amcalarla geçti, yaramazdık, amcalar arasında da tahammülsüz olanlar herkes salavat okurken rekat aralarında bize dalanlar vardı ama bunu camiyle arasına perde olarak çeken bir tek tanıdığım yoktur. Namazda gülüşüyorduk, itişiyorduk vs. ama herkes namaz kılarken cami içinde başıboş bir biçimde hareket etmiyorduk; namaza iştirak ediyorduk, ben Fatiha suresini teravihte ezberledim. Bunlar top oynuyor ve böyle bir tavır yeni yeni oluşmaya başladı maalesef.
III) Bu algıların oluşturduğu taban üzerinden kitleye oynayan bazı popülist imamlar da bir başka amil. Sık sık camilere asılmış: "Bu camide çocukların dokunulmazlığı vardır!" Ya da "Arka saflarda gülüşen çocuk sesleri yoksa gelecek adına endişelenin!" cümlelerini görmeye başladık. Bu gibi aforizmaların arkasında kuyruğa girmek gibi de bir handikabımız var maalesef.
Netice halihazırda oluşmuş oluşmuş ve gelişmeye devam eden durum sürdürülebilir değildir. Çünkü mevzuu bahis arkada gülüşen çocuk sesleri değil; bağırışan hatta imamın sesini bastıracak boyutlara varan sınır tanımazlıktır. Gerçekten cemaatimiz çok sabırlı davranıyor, hiçbir şekilde çocuklara karşı en ufak bir müdahalede dahi bulunmuyor. Ancak bu sınır tanımazlık ibadeti ihlal noktasına evirildikçe sabırların sınırını zorlamaya başladığı da aşikardır.
Onun için imamlarımız basma kalıp aforizmaları, popülist söylemleri terk edip sürdürülebilir bir denge kurmaya çalışmalıdır. Anne babalar çocuklarına mutlaka cami adabını anlatmalı ve camide mümkün mertebe çocuklarını yanında tutmalıdır. Dün namaza durmadan önce imamın yaptığı şu ikaz ne kadar güzeldi: "Muhterem cemaat! Saflarımızı sık ve düzgün tutalım, çocuklarımızı safların aralarına alarak namazın adabına uygun bir şekilde kılınmasını sağlayalım." Herkes arkadan bir çocuğu yanına aldı ve sukûnet içerisinden namazımızı kıldık. Dolayısıyla cemaatte çocukları aralarına alarak hem sükûneti temin etmeli hem de çocukların da namaza iştirak etmelerini sağlamalıdır.
Son olarak, çocuklar camiyi seviyor ve camiye gitmek için can atıyorlar; yeter ki götüren olsun. Olmayan bir algı oluşturup cami adabını ve cemaatle eda edilen namazları ihlal edecek böyle bir zemine müsaade etmemek gerekir. Geride de ifade ettiğim gibi önümüzdeki süreçte daha da menfi sonuçlar doğuracağa benziyor. Nitekim İmam Zerkeşî'nin de dediği gibi "Bir şey haddini aşınca zıddına inkılap eder" Buna fırsat vermeyelim...
Selâm, hidâyete tâbi olanlara...
@Fatma_Barbaros İlk teravih için Süleymaniye camisindeydik. 13-14 yaşında delikanlı çocuklar tüm namaz boyunca bağırarak top oynadılar. Kendi çocuklarımı evde bırakıp çıkabildiğim nadir bir akşamda, başkalarının vurdumduymazlığı sebebiyle kıldığım namazdan bir şey anlayamadım.Buna son verilmeli