Mimarlar Odası ile geçtiğimiz yıl olduğu gibi bu yıl da imzaladığımız protokol kapsamında, Bingöl Üniversitesi öğrencilerini misafir ederek yaz okulu programında geleceğin mimarlarıyla bir araya geldik.
Kentimizin estetik dokusuna gençlerin yaratıcı bakış açısını katacak bu ortak çalışma ile, birlikte üretmenin ve ortak bir gelecek tasarlamanın değerini paylaşıyoruz.
"28 yıl 'Lüküs Hayat' oynadım, hiç lüks hayat sürmedim" demişti bir röportajında.
Lüküs hayat denilince Zihni Göktay Zihni Göktay denilince Lüküs Hayat akla gelirdi.
"O iyi insanlar, o güzel atlara binip çekip gittiler. Demirin tuncuna, insanın piçine kaldık." #ZihniGöktay
Eğer salon pencereleriinizde ya da balkonunuzda pencere yere kadar ve balkonunuzda normal tuğladan değil de küpeşteden yapılma ise küpeşteye güvenip asla yaslanmayın yüklenmeyin eğer iyi bir usta tarafından yapılmadıysa sizi düşmekle arada tutan şey sadece 4 tane vida ve vicdanlı ise mermere attığı 2 bağlantı küpeşteye asla güvenmeyin
Türk tiyatrosunun asırlık çınarı, geleneksel tiyatromuzun büyük temsilcisi Zihni Göktay hocamızı ne yazık ki kaybettik. Onu tanıyan herkesin Zihni hocamızın insan sıcaklığı ve sevgisi ile nasıl özel bir değer olduğuna şahit olmuştur.
Eminönü Halkevi’nden yetişerek tam 53 yıl boyunca İBB Şehir Tiyatroları’nın yaşayan bir anıtı haline gelen ustamız, sahnelerimizdeki tuluat geleneğinin ve kavuklu ruhunun en görkemli ismiydi.
O; sadece üstün yeteneğiyle değil, vatanın her köşesindeki insana sanatı taşıma arzusu, halkın içinden hiç kopmayan mütevazı duruşu ve sahneye olan sarsılmaz sadakatiyle hepimize ilham oldu. Sanata, insana ve tiyatroya duyduğu o eşsiz sevgiyle, ömrünün son anına kadar sahnede dolu dolu, yürekten bir hayat yaşadı.
Türk tiyatrosunun kurucu babası Muhsin Ertuğrul ile bizzat çalışmış, onun yakın arkadaşı ve ekolün dev ismi Vasfi Rıza Zobu’nun tezgahından geçmişti. O, tiyatroyu “insanı insanla, insanca anlatma sanatı” olarak gören o eski, disiplinli ve ahlaki ekolün son neferlerindendi.
Mekanın cennet olsun Zihni hocam. İBB Kültür ve İBB Şehir Tiyatroları Ailesi olarak; bu tarifsiz acıyı derinden hissediyor, kıymetli ailesinin ve tüm sevenlerinin hüznünü yürekten paylaşıyoruz. Anısı önünde saygıyla eğiliyoruz.
#ZihniGöktay
Önce bu devasa yapılaşmalarla ısı adaları ,ekolojik kriz ve iklimsel değişiklik yarat para kazan ,sonra bu saçma sapan önlemleri Smart city COP31 expolarında da sat yine para kazan...Vallahi helâl olsun kapitalizm....Bunları inşa eden ve teknolojiyi yaratan üstelik te ucuz emek gücü olarak kullanılan da bizleriz...Yuh olsun bizlere... #AklınBaşınaAlPrekarya...
🌍 "Avrupa 40 derecede ağlıyor, biz Türkiye'de 46-47 C görüyoruz bu kadar söylenmiyoruz" diyenler için işin arkasındaki bilimsel gerçekleri 5 maddede özetleyelim 👇
☀️ 1. Gündüz İşkencesi: Özellikle Orta/Kuzey Avrupa'da yazın gündüzler 18-22 saat sürüyor. Güneş tepeden neredeyse hiç inmiyor, toprak ve binalar aralıksız güneş radyasyonuna maruz kalıyor. Coğrafyanın soğumaya vakti kalmıyor. (Öğle vaktinin 9-10 saat sürdüğünü düşünün)
🌤️ 2. Maskeleme Etkisinin Yok Olması: Avrupa’da hava kirliliği (aerosol) çok az olduğu için güneş ışınlarını filtreleyecek bir kalkan yok. Güneş ışığı direkt ve en yakıcı haliyle vücuda çarpıyor. Hissedilen sıcaklık bu yüzden çok daha agresif.
🥵 3. Evler Adeta Birer Termos: Avrupa'daki binalar kışın ısıyı içeride tutmak için yalıtılmış. İçeri giren sıcaklık günlerce dışarı çıkmıyor. Klima altyapısı da olmadığı için evler geceleri fırına dönüşüyor.
🌡️ 4. Nem ve "Boğulma" Hissi: Kuru bir 45 derece, nemli bir 35 dereceden daha katlanılabilirdir. Avrupa'nın nehir ve kıyı şehirlerindeki yüksek nem, vücudun terleyerek kendini soğutmasını engelliyor ve biyolojik iflası hızlandırıyor.
⚡ 5. Meteorolojik Anomali: Bu yüksek frekanslı sıcaklıklar özellikle kuzey Avrupa'daki yüz yıllık iklim dengesinin tamamen dışında. Altyapı da insan vücudu da bu ekstrem duruma hazırlıksız.
✍️ Özetle: Coğrafya, nem, altyapı ve 20 saatlik güneş birleştiğinde Avrupa'daki 35 derece, Türkiye'deki 45 dereceden daha ölümcül bir baskı yaratıyor.👇
Ümraniye Belediyesi'nin yıktığı ve gelen tepkilerin ardından "Bu bir yıkım değil. Tarihî mirası koruma” dediği Cevher Ağa Cami'nin yerinde yeller esiyor.