Kadın eğitim çalışanına mobingten fazlaca var drmiştik. Haydi başlayalım.
Sayın bakanımız @Yusuf__Tekin
bey bugün Bursa ziyaretin de önceden kurulmuş senaryolarla ziyaret etti ve okullardaki bayan öğretmenlerimizin doğum günlerini kutladı. Keşke bunlarıda görseydi... BURSA'DA ÜSTÜ ÖRTÜLMEYE ÇALIŞILAN AHLAKSIZLIK VE KUMPAS SKANDALI! Bir kadın rehber öğretmen, okulda bir idarecinin kadın öğretmenlere yönelik ahlakdışı söylemlerini ortaya çıkarıp ifşa ettiği için intikam amacıyla önce 3. katta başka hiçbir dersliğin ve öğrencinin olmadığı kalorifersiz bir odaya tecrit ediliyor, yetmiyor sahte tutanaklarla başka ilçeye SÜRGÜN EDİLİYOR!
Rehber öğretmenin şikayeti üzerine müfettiş, soruşturma süresince soruşturmaya müdahale etmemesi için müdürü Orhaneli'ye görevlendiriyor ama Yenişehir İlçe MEM bu kararı İPTAL edip müdürü okula geri getiriyor. Sonrasında ise okul müdürü personellerine baskı ve tehditle ifadeler verdiriyor, sahte evraklar düzenletiyor ve rehber öğretmeni sürgün ettiriyor.
Şimdi soruyoruz: Bu akılalmaz kumpasın arkasında kim var? 👇
Yaşanan ahlakdışı durumu kınaması gereken Okul Müdürü ise "Doğuda bunlar normal" diyerek skandalı örtbas etmeye çalışıyor!
İlçe MEM'in kararıyla okula iade edilen bu müdür, makam gücünü kullanarak diğer personeli yalan ifadeye zorluyor. Tek amacı: Okulda yaşatılan edep dışı tavırları ve baskıları cesurca ortaya çıkaran bu öğretmeni okuldan sürgün ettirmek için kumpasla "sahte tutanaklar" düzenletmek!
İşte kayıtlara geçen "kumpas ve evrakta sahtecilik" itirafı! 👇 Kumpasa alet edilen diğer Müdür Yardımcısı vicdan azabına dayanamayıp itiraf ediyor: "Okul müdürü bana baskı yaptı, zorla sahte evrak düzenlettirdi ve öğretmenin şerh düştüğü asıl evrakı kasten gizledi!"
Şimdi tüm öğretmenler adına soruyoruz: 1- Kadın öğretmenlere ahlakdışı söylemlerde bulunduğu soruşturmayla sabit olan idarecileri koruyan ve kumpasa zemin hazırlayan bu yapı kimlerden oluşuyor? 2- Kendi yöneticisinin "bana zorla sahte evrak düzenlettiler" itirafına rağmen, bu ahlaksızlıkları ortaya çıkaran öğretmenin sürgün kararı neden hala iptal edilmiyor?
@leventkuruoglu@Yusuf__Tekin@BursaValiligi@bursailmem16@_erol_usta@OmerOzyavuz06@hilmitaner@oguzidug@seyfikarsli@HurEgitimSen@MissPratisyen@huryenisehir
Sendikal mücadelesini artık Hürriyetçi Eğitim Sen çatısı altında sürdürme kararı alan Sayın İsmail Akdağ’a hoş geldiniz dileklerimizi iletiyoruz. Eğitimcinin özgür sesi, her geçen gün daha gür çıkıyor!
Eğitim Gücü Sendikası kuruculuğundan, Genel Başkan Yardımcılığı görevinden ve üyeliğinden bir süre önce istifa eden Sayın İsmail Akdağ, bugün Hürriyetçi Eğitim Sen ailesine katılmıştır.
Kendisine hoş geldiniz diyor, sendikal mücadelemize güç katacağına inanıyoruz.
Hürriyetçi Eğitim Sen büyümeye devam ediyor.
Eğitim Gücü Sendikası kuruculuğundan, Genel Başkan Yardımcılığı görevinden ve üyeliğinden bir süre önce istifa eden Sayın İsmail Akdağ, bugün Hürriyetçi Eğitim Sen ailesine katılmıştır.
Kendisine hoş geldiniz diyor, sendikal mücadelemize güç katacağına inanıyoruz.
Hürriyetçi Eğitim Sen büyümeye devam ediyor.
MEB’de personelin adı yok
EĞİTİM ÇALIŞANLARININ GÖREV TANIMLARI BİR AN ÖNCE YAPILMALIDIR
Kanun’da hiç bir memurun sınıfının dışında ve sınıfının içindeki derecesinin altında bir derecenin görevinde çalıştırılamayacağı düzenlenmiştir. Buna karşılık, kamu çalışanlarının bazılarının görev tanımının yapılmaması ya da görev tanımlarının içinde "Amirin vereceği diğer görevleri de yapar.” şeklinde suistimale açık soyut bir ifadeye yer verilmesinden dolayı sıkıntılar yaşanmaktadır.
Memur, hizmetli ve diğer kamu personelinin görev tanımlarının somut bir biçimde yapılması, bulundukları hizmet sınıfının dışında ve sınıfı içinde derecesinin altında bir derecenin görevinde çalıştırılmaması hususuna dikkat edilmesi, amirlere bu konuda sınırsız takdir yetkisi bırakılmaması gerekmektedir. Milli Eğitim Bakanlığı Kurum İdari Kurulunun Nisan 2008 Çalışma Raporunun 4.maddesi ile yapılacağını açıkladığı ve 2013 yılının ikinci yarısında tamamlanacağı sözünü verdiği ve 9 yıldır sonuçlandıramadığı Genel İdare Hizmetleri Sınıfı, Teknik Hizmetler Sınıfı ve Yardımcı Hizmetler Sınıfında görev yapan personelinin görev tanımlarını bir an önce yapmalıdır. Sağlık Bakanlığı, 48 unvanda çalışan personelin görev tanımlarını yaparak "Sağlık Meslek Mensupları ile Sağlık Hizmetlerinde Çalışan Diğer Meslek Mensuplarının İş ve Görev Tanımlarına Dair Yönetmelik" 22 Mayıs 2014 tarihli Resmi Gazetede yayımlanmıştır.
Kamu görevlilerinin, kadroları dışında çalıştırılmasının önüne geçilmeli, memurların yapmakla yükümlü oldukları işlerin yalnızca memurlar tarafından gördürülmesi ve birbirine eşit olan işlerin tespit edilebilmesi amacıyla kamu kurum ve kuruluşlarına tahsis edilmiş tüm kadro ve pozisyonların görev tanımlarının yeniden yapılarak personelin yetki ve sorumlulukları kesin ve net olarak belirlenmelidir.
ÖĞRETMEN YER DEĞİŞTİRMELERİ TIKANMIŞTIR
Günübirlik, palyatif ve pansuman çözümlerle; aslında veriliyormuş gibi yapılan ancak yeterli kontenjan açılmadan duyurulan yer değiştirme işlemleri nedeniyle öğretmen yer değiştirme sistemi tıkanmıştır. Öğretmenlere başvuru hakkı verilmiş, ancak bu hakkın kullanılabileceği boş kontenjanlar açılmamıştır.
Öncelikle mazeret grubu yer değiştirmelerinde hem il içinde hem de il dışında öğretmenlere yeterli tercih hakkı tanınmamaktadır.
Öğretmenler, aynı il içinde ulaşım imkânı ve coğrafi bütünlüğü bulunmayan, birbirinden yüzlerce kilometre uzak ilçelerde; il dışında ise binlerce kilometre uzak illerde çalışmaya mahkûm edilmekte, böylece öğretmenlerin aile bütünlüğü bozulmaktadır.
Aynı il içinde taşradan merkeze öğretmenler yer değiştirememektedir. Hem il içinde hem de il dışında öğretmenlere göstermelik başvuru hakkı verilmekte, ancak bu hakkı kullanabilecekleri kontenjanlar açılmayarak yer değiştirmeleri engellenmektedir. Bu durum büyük bir haksızlığa ve adaletsizliğe yol açmaktadır.
Bunun ana nedeni, norm kadroların bilerek yanlış belirlenmesidir.
@tcmeb@Yusuf__Tekin
Ankara'da mülakat mağduru ve özel sektör öğretmenlerimizin yapmak istediği basın açıklamasına müdahale edilmesi, bazı öğretmenlerimizin darp edilmesi kabul edilemez.
Hak arayan öğretmenler seslerini duyurmak için nereye gidecektir? Demokratik bir hukuk devletinde çözüm; öğretmeni susturmak değil, onu dinlemektir.
Öğretmenlerimize uygulanan sert müdahaleyi kınıyoruz.
Öğretmenin sesi kısılmaz, emeği yok sayılamaz, hak arama mücadelesi engellenemez.
MEB, seminer çalışmalarının hangi tarihte yapılacağını açıklamalı ve mevzuat değişikliği ile seminer sonrası için idari izin uygulamasına son vermelidir.
Bilindiği üzere ikinci dönem 26 Haziran Cuma günü sona erecektir. Öğretmenler ise derslerin kesimi tarihinden temmuz ayının ilk iş gününe, eylül ayının ilk iş gününden derslerin başlangıç tarihine kadar geçen sürelerde mesleki çalışma yapacaklardır. Bu çalışmaya karşılık, Ek Dersle İlgili Esaslara göre iki haftayı geçmemek üzere ve fiilen görev yapmaları kaydıyla haftada 15 saat ek ders ücreti ödenmektedir.
Bu bağlamda dersler 26 Haziran Cuma günü kesileceğinden, öğretmenler 1 Temmuz’a kadar mesleki çalışma yapacaklardır.
Fakat takvime baktığımızda 27-28 Haziran hafta tatiline denk gelmektedir. Önceki yıllarda Bakanlık, 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’na ve 439 sayılı Milli Eğitim Bakanlığına Bağlı Yüksek ve Orta Dereceli Okullar Öğretmenleri ile İlkokul Öğretmenlerinin Haftalık Ders Saatleri ile Ek Ders Ücretleri Hakkında Kanun’a aykırı olarak hafta tatilinde seminer çalışması planlaması yapmış; ancak sendikalarca eylem kararı alınmıştır.
29-30 Haziran ise pazartesi ve salı günlerine denk gelmektedir. Maalesef Milli Eğitim Bakanlığınca mesleki çalışma için gerekli olan en az bir hafta, 2025-2026 eğitim öğretim yılı çalışma takviminde planlanmamıştır.
Bu nedenle derslerin kesim tarihinin bir hafta önceye, yani 19 Haziran Cuma gününe alınması, 22-26 Haziran tarihlerinde mesleki çalışma yapılması, akabinde 29-30 Haziran tarihlerinde de öğretmenlerin idari izinli sayılması gerekmektedir.
Aslında sürekli olarak yaşanan bu durum, Milli Eğitim Bakanlığı tarafından yapılacak bir yönetmelik değişikliği ile çözülebilir. Yönetmelikle getirilen seminer zamanları ile ek ders esasları arasındaki çelişki giderilmelidir.
SARAR İLKOKULU’NDA NELER OLUYOR?
Ankara’nın göbeğinde…
Millî Eğitim Bakanlığı’nın hemen yakınında…
Bir okulda üç kadın öğretmen aylarca mobbinge maruz kaldıklarını söylüyor.
Dilekçe veriyorlar.
Tutanak tutuyorlar.
Tanık gösteriyorlar.
İlçe Millî Eğitim Müdürlüğü’ne gidiyorlar.
İl Millî Eğitim Müdürlüğü’ne gidiyorlar.
Çalmadıkları kapı kalmıyor.
Çünkü iddialara göre öğretmenler;
“Okulun sahibi benim.”
“Sizi paramla satın alırım.”
“Açlıktan nefesiniz kokuyor.”
“Çekil önümden.”
“Ben istersem izin veririm.”
“Nereye şikâyet ederseniz edin.”
gibi ifadelerle karşılaşıyor.
İddialara göre öğrencilerin ve velilerin önünde azarlanıyorlar.
Mesleki itibarlarının zedelendiğini düşünüyorlar.
Hazırlamak istedikleri gösteri ve törenlere izin verilmediğini belirtiyorlar.
Ve bütün bunların bir bütün olarak mobbing oluşturduğunu savunuyorlar.
Bu yüzden dilekçeler yazılıyor.
Bu yüzden tutanaklar tutuluyor.
Bu yüzden üç öğretmen aylarca mücadele ediyor.
Ama asıl hikâye bundan sonra başlıyor.
Çünkü öğretmenler çoğu zaman yaşadıkları baskıdan değil, o baskıyı şikâyet ettikten sonra yaşadıklarından yoruluyor.
Yalnızlaştırılıyorlar.
Dışlanıyorlar.
Sorun çıkaran kişi ilan ediliyorlar.
Sonra dosya kapanıyor.
Sonuç kısmına şu cümle yazılıyor:
“İddialar sübuta ermemiştir.”
Ve ardından…
Müdür görevine devam ediyor.
Öğretmene ise görev yeri değişikliği çıkıyor.
İşte tam da bu noktada eğitim camiasında şu algı büyüyor:
“Şikâyet edilen kalıyor, şikâyet eden gidiyor.”
Dün Ağrı’da…
Bugün Ankara’da…
Yarın başka bir şehirde…
İsimler değişiyor.
Okullar değişiyor.
Ama hikâye değişmiyor.
Millî Eğitim Bakanlığı’na ve Ankara İl Millî Eğitim Müdürlüğü’ne soruyoruz:
Üç öğretmenin aylarca verdiği mücadelenin karşılığı bu mu?
Sarar İlkokulu’nda neler oluyor?
Ve bu hikâyeyi daha kaç öğretmen yaşamak zorunda kalacak?
@cankayailcemem@MemAnkara@mebpgm@meb_ogm
Irmak öğretmenimizle ilgili 2. paylaşımımı yapıyorum. Eğer 24 saat içerisinde @tcmeb ilgili okul müdürü ve İlçe Millî Eğitim Müdürü hakkında soruşturmayı başlatıp açığa almazsa 3. paylaşımımı da yapacağım. Olanları olduğu gibi öğretmen arkadaşının dilinden aktarıyorum:
1,5 yıl atanmayı bekledikten sonra 2024-2025 yılının ikinci döneminde Ağrı'nın Hamur ilçesi Soğanlıtepe İlkokuluna Irmak hoca ile birlikte atanmıştık. Hamur İlçe Millî Eğitim Müdürü Mehmet Özmüş'ün bana bir erkek ile bir kadının aynı yerde kalması uygun değil diyerek beni Soğanlıtepe İlkokuluna, Irmak hocayı ise Karakazan İlkokulu-Ortaokuluna görevlendirdiler. Millî Eğitim Müdürüne ben de "Ben o köyde yapamam. İhtiyaçlarımı karşılayamam, köyün servisi yok beni de görevlendirin" diye söylemiştim. Fakat bana "İster uçakla istersen neyle gidiyorsan git!" dedi. Kimse yardımcı olmayınca köy muhtarının yardımıyla köye geldim. Hatta ilk atandığımızda bütün öğretmenlere "okullarınıza gidin ve görün" demişlerdi. Irmak hoca da gidemediği için İlçe Milli Eğitim Müdürü Irmak hocaya takmıştı diyebilirim.
5 Mayıs 2025'te ben askere gittim. Bir yıl sonrasında askerliğim bitmeye yakın Irmak hoca beni aradı. Durumunu anlattı: Karakazan'daki okul müdürü ile tartışma yaşıyor ve okul müdürü Irmak hocaya vuruyor. Bu konu başka kişilere tam tersi olarak anlatılıyor. Olay servis şoförünün gözü önünde olduğu hâlde hiçbir şey söylemiyor. Servislerde bulundurulması zorunlu olan kamera olmadığı için olay tam olarak açıklığa kavuşamıyor. Fakat Irmak hoca olayı gerçekliğiyle anlatacak şahitlerin olduğunu da söylüyordu. Sonuç olarak Irmak hoca Soğanlıtepe İlkokuluna sürülüyor. Köy, Irmak hocanın evine yaklaşık 60 km uzaklıkta. Onun için durum gerçekten çok zordu. Lojman kalınacak durumda değildi ki şu an ben de ana sınıfında kalıyorum. Lojman rutubet içinde ve orada kalacak olan kişinin hastalanması kaçınılmaz. Irmak hoca İlçe Milli Eğitim Müdürlüğüne yazı gönderiyor lojmanın durumuyla ilgili ve yaptıkları tek şey duvarları boyamak. Sonuçta da lojmanı yaptık kalabilir diyerek Irmak hocanın vermiş olduğu dilekçeler hiçbir zaman olumlu yanıtla karşılanmıyor. Fakat Irmak hoca sürekli Kaymakamlığa, İlçe Millî Eğitim Müdürlüğüne gidip durumunu anlatıyor. İlk zamanlarda taksiye 3.000 lira para veriyordu. Bunun üstüne ev kirası da eklenecek olursa bu durum maddi olarak kabul edilemezdi.
Ulaşımın zorluğu ise işin fiziksel tarafıydı. Ruhsal olarak ise daha kötüydü. Sabahları kahvaltı yapmadan geliyordu. Bunları haber alınca köyde tanıdığım ve güvendiğim bir öğretmene Irmak hocaya iyi bakmasını tembih ettim. Sağ olsun sabahları çay ve kahvaltılık getiriyormuş. Olabildiği kadar gönlünü hoş tutmaya çalışıyormuş. Fakat Mehmet Özmüş'ün uyguladığı mobbing arkadaşımı bitirdi, mahvetti. Özellikle yanlı davranmak. Irmak hocanın sürgün edilmesi fakat arkadaşımı darp edenlerin hiçbir ceza almaması işi psikolojik olarak çok kötüye götürdüğünü düşünüyordum. Ben bunları hocamızdan dinleyince ona şöyle söyledim: "Hocam merak etmeyim askerliğim biter bitmez ben oraya geleceğim ve sizin durumunuzu düzeltmek için elimden geleni yapacağım. Nasıl olsa bir erkek ile bir kadının aynı yerde kalmasını uygun görmüyorlar." Sürekli konuşurduk ve ona olabildiğince moral vermeye çalışıyordum. 13 Mayıs 2026'da göreve başladım. İlçe Millî Eğitim Müdürü ile görüşemedim fakat şube müdürü ile konuşup arkadaşımın durumunu anlattım. Hatta en sonunda "Sizden müdürlük yapmanızı değil abilik yapmanızı istiyorum, Irmak hocanın durumu iyi değil" dedim. Fakat hiçbir gelişme olmadı. Bu süreç içinde Irmak hoca dilekçe vermeye ve durumunu ilgili makamlara iletmeye devam etti. Yine hiçbir sonuç alamadı.
Ağrı’da görev yapan öğretmenimiz Irmak Ayşe Koparan’ın vefatına ilişkin ortaya atılan mobbing iddialarını büyük bir üzüntüyle takip ediyoruz.
Bir eğitim çalışanının çalışma hayatı içerisinde baskı, yıldırma veya psikolojik tacize maruz kaldığı yönündeki her iddia ciddiyetle ele alınmalı; olayın tüm yönleriyle ve şeffaf bir şekilde araştırılması sağlanmalıdır.
Sendikamız konuyu yakından takip etmekte olup, olayın tüm boyutlarıyla aydınlatılmasını ve varsa sorumluların ortaya çıkarılmasını beklemektedir. Eğitim çalışanlarının güvenli, huzurlu ve insan onuruna yakışır çalışma ortamlarında görev yapabilmesi için sürecin sonuna kadar takipçisi olacağımızın bilinmesini isteriz.
Merhum öğretmenimize Allah’tan rahmet, ailesine, yakınlarına ve eğitim camiasına başsağlığı diliyoruz.
@HurEgitimSen@tcmeb@Yusuf__Tekin@tcagrivaliligi@agrimem
Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin banisi Gazi Mustafa Kemal Atatürk’tür. Onun ilke ve inkılapları, Cumhuriyetimizin kuruluş felsefesini ve devletimizin temel yönetim anlayışını şekillendirmiştir. Bu nedenle, TBMM Plan ve Bütçe Komisyonu’nda görüşülen torba yasa teklifinde yer alan basın ve yayın faaliyetlerine ilişkin düzenlemeden “Atatürk ilke ve inkılapları” ifadesinin çıkarılmasını hayret ve üzüntüyle karşılıyoruz.
AK Parti’li komisyon üyelerinin önergesiyle gerçekleştirilen bu değişikliğin, bazı çevrelerin söz konusu ifadenin ifade özgürlüğünü kısıtlayabileceği yönündeki itirazları gerekçe gösterilerek yapılmış olması ise ayrıca düşündürücüdür.
Acaba Cumhuriyetçilik ilkesini millet egemenliğine dayanan halkın kendi kendini yönetme anlayışı olarak mı sakıncalı buluyorsunuz? Laiklik ilkesini, devletin tüm inançlara eşit mesafede durmasını ve vicdan özgürlüğünün teminatı olmasını mı sorun olarak görüyorsunuz? Milliyetçilik ilkesini, ortak tarih ve kader etrafında kenetlenmiş bir millet olma bilinci olarak mı rahatsız edici buluyorsunuz? Halkçılık ilkesini fırsat eşitliği ve sosyal adalet anlayışı olarak mı kabul etmiyorsunuz? Devletçilik ilkesini milletin menfaatlerini esas alan kalkınma modeli olarak mı eleştiriyorsunuz? Yoksa İnkılapçılık ilkesini, çağın gereklerine uygun olarak yenilenme ve ilerleme iradesi olarak mı özgürlüklere aykırı görüyorsunuz?
Atatürk ilke ve inkılapları, herhangi bir siyasi görüşün değil; Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş esaslarının, ortak milli değerlerinin ve anayasal düzeninin temel unsurlarındandır. Bu ilkeler, milletimizin bağımsızlık mücadelesinin mirası, çağdaşlaşma hedefinin rehberi ve Cumhuriyetimizin temel harcıdır.
Cumhuriyetimizin ikinci yüzyılında yapılması gereken; kurucu değerleri metinlerden çıkarmak değil, onları doğru anlamak, yaşatmak ve gelecek nesillere aktarmaktır. Türkiye Cumhuriyeti’nin temel niteliklerinin ve kurucu iradesinin sembolü olan Atatürk ilke ve inkılapları, milletimizin ortak değeri olmaya devam edecek; tarihî ve toplumsal meşruiyetini hiçbir değişiklik ortadan kaldıramayacaktır.
@HurEgitimSen@TBMMGenelKurulu@TBMMresmi
#AtatürkİlkeVeİnkılapları
#Cumhuriyet
#TürkiyeCumhuriyeti
#MilliEgemenlik
Öğretmenler Odası Gözetim Alanı Değil, Çalışma ve Dinlenme Alanıdır!
Okulların güvenliğinin sağlanması amacıyla riskli alanlarda kamera sistemi bulundurulması elbette önemlidir. Ancak öğretmenler odalarına sınav güvenliği gerekçesiyle kamera yerleştirilmesi, güvenlikten çok öğretmenleri izleme ve denetleme amacı taşıdığı yönünde ciddi soru işaretleri doğurmaktadır.
Öğretmenler odası; öğretmenlerin dinlendiği, mesleki değerlendirmelerde bulunduğu, özel görüşmeler gerçekleştirdiği ve kişisel alanlarını kullandığı bir ortamdır. Bu alanların sürekli kamera ile izlenmesi; özel hayatın gizliliği, kişisel verilerin korunması ve insan onuruna saygı ilkeleriyle bağdaşmamaktadır.
İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi’nin 8. maddesi, Anayasa’nın 20. maddesi ve 6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunu; herkesin özel hayatına saygı gösterilmesini ve kişisel verilerinin korunmasını güvence altına almaktadır.
Sınav güvenliği veya benzeri gerekçeler öne sürülerek öğretmenler odalarına kamera yerleştirilmesi hukuken tartışmalı olduğu gibi, çalışma barışını ve meslek mensuplarının huzurunu da zedelemektedir.
Öğretmenlerimizin mahremiyetine saygı gösterilmeli, güvenlik ile gözetim arasındaki çizgi aşılmamalıdır. Eğitim çalışanlarını sürekli izlenen kişiler hâline getiren uygulamalardan derhâl vazgeçilmelidir.
@HurEgitimSen@Yusuf__Tekin@tcmeb
#ÖğretmenlerOdasıMahremdir
Türk Sağlık-Sen
Milliyetçi Hareket Partisi İl Başkanlığına mı bağlı bir kurum?
Bu ne hadsizlik?
Sendikacılık adına utanç verici bir açıklama. O sendikaya üye olan kamu görevlileri mutlaka tepkisini göstereceklerdir.
@Kamu_Sen@turksagliksengm@MHP_Bilgi
Seçim sandıkta başlar, sandıkta biter. Kaybedince kurumunu yıpratmaya çalışmak ve hür iradesini kullanan delegelere iftira atmak, sadece kaybedenin kalitesini gösterir. Asil duruş, sonuca saygı duymayı gerektirir.