"Bu ulus için artık boyunduruk altında yaşamak diye bir şey mevzubahis olamaz. Onu ne bir diktatör bozuntusu boyunduruğu altına alabilecektir ne de bir düşman ülkenin sapık davranışları onu etkileyebilecektir."
"Millete dost görünüp de ilk fırsatta iktidar mevkisine geçtikten sonra onun hakiki ihtiyaçlarını düşünecek yerde, memleketi kendi istediği yolda götüren, laf anlamayan, yetkililerin uyarılarına kulak asmayan, millette mevcut kuvvetleri şahsına bağlamaya çalışan kahraman yüzlü insanlardan hayli zarar çekildi."
"Millet sevgisi kadar büyük mükafat yoktur. İstiklal Harbi'nde benim de milletime ettiğim birtakım hizmetler olmuştur zannederim. Fakat bunlardan hiçbirini kendime mâl etmedim.
Yapılanın hepsi milletin eseridir dedim, aranacak olursa doğrusu da budur."
30 Ağustos 1922
Bir fotoğraf karesine sığmayacak kadar büyük bir gün.
Ama bir savaş fotoğrafçısı olarak bazen tarihin bütün gürültüsünü susturup yalnızca tek bir kareye bakmak isterim.
Dumlupınar'a…
Toprağa.
Barut kokusuna.
Yorgun yüzlere.
Ve birazdan ne olacağını bilmeyen genç adamlara…
Belki birinin cebinde annesinden kalma küçük bir mendil vardı.
Belki bir başkasının aklında daha dün vedalaştığı bir kadın…
Belki birinin aklında yalnızca köyü.
Belki çocuğu.
Belki de hiçbir şey.
Çünkü savaş meydanında insanın düşündüğü şeyler, tarih kitaplarına sığmaz.
Ve o gün…
Bir milletin kaderi, o insanların omuzlarındaydı.
Başlarında Mustafa Kemal vardı.
Ne bir saray.
Ne tükenmeyen cephanelikler.
Ne sonsuz imkânlar.
Sadece inanmış insanlar…
Ve vazgeçmemeye karar vermiş bir irade.
26 Ağustos'ta başlayan Büyük Taarruz, 30 Ağustos'ta Dumlupınar'da başka bir şeye dönüştü:
Bir milletin yeniden ayağa kalkmasına.
O gün yere düşen yalnızca insanlar değildi.
Bir işgal düştü.
Bir korku düştü.
“Artık olmaz” düşüncesi düştü.
Ve ayağa kalkan…
Türkiye oldu...
Sonra Mustafa Kemal'in sesi geldi:
“Ordular! İlk hedefiniz Akdeniz'dir. İleri!”
Bir savaş fotoğrafçısı için bundan daha çarpıcı bir kare düşünmek çok çok zor.
Çünkü o cümlenin içinde bir ordunun hareketinden çok daha fazlası var.
Geride bırakılan bir karanlık.
Önünde açılan bir yol.
Ve o yolun sonunda…
Bir ülkenin yeniden kendi adına konuşabilmesi.
Bugün 30 Ağustos'a bakarken bazen kendime soruyorum:
O gün orada bulunanlardan biri, 104 yıl sonra bizim bu günü kutlayacağımızı biliyor muydu?
Kendi mezarının başında bir çocuğun duracağını…
Bir bayrağın altında adının anılacağını…
Ve uğruna yürüdüğü topraklarda bizim hâlâ özgürce nefes alacağımızı…
Biliyor muydu?
Bilmiyordu.
Ama tereddütsüz yürüdü...
Çünkü bazı insanlar geleceği göremeden,
geleceği kurmak için ölür.
İşte Mustafa Kemal'in büyüklüğü de buradadır.
O yalnızca bir savaş kazanmadı.
Bizden önce yaşamış bir neslin, bizden sonraki nesiller adına verdiği kararı yönetti.
Ve o kararın adı:
Bağımsızlıktır.
Mustafa Kemal'dir...
Bugün biz 30 Ağustos'u kutlarken başka bir savaşın içinden geçmiyoruz.
Ama bambaşka soruların içinden geçiyoruz.
Terör bitsin istiyoruz.
Silahlar sussun istiyoruz.
Anneler ağlamasın.
Çocuklar babalarının fotoğraflarına bakarak büyümesin.
Elbette…
Bunları kim istemez?
Ama sonra Dumlupınar'ın toprağı geliyor aklıma.
Ve insan ister istemez düşünüyor:
Bir millet, uğruna bu kadar bedel ödediği bir geleceğin nasıl şekillendiğini bilmek istemez mi?
Barış olsun.
Ama nasıl?
Huzur olsun.
Ama hangi temelde?
Kardeşlik olsun.
Ama hangi ortak vatanın içinde?
Ve Cumhuriyet…
Ve Mustafa Kemal...
Bütün bunların neresinde?
Belki de bugün Mustafa Kemal'i bu yüzden çok arıyoruz.
Çünkü bazı dönemlerde insan bir lideri özlemez.
Bir yön duygusunu özler.
Birinin çıkıp;
“Buradan.”
demesini.
“Nereye?”
sorusuna cevap vermesini.
Ve o cevabın içinde tereddüt değil,
istikamet olmasını.
Mustafa Kemal bize bunu bıraktı.
Bir ülkenin geleceğinin,
başkalarının kararına bırakılmaması gerektiğini.
Bir milletin kendi kaderine sahip çıkabileceğini.
Ve en zor zamanda bile başını kaldırıp ileri bakabileceğini.
Bugün 30 Ağustos.
Bayrağa bakıyorum.
Bir fotoğraf karesi gibi…
Kırmızı.
Sessiz.
Ama arkasında yüz binlerce hayat.
Yüz binlerce anne.
Yüz binlerce yarım kalmış hikâye.
Ve bir adamın bütün bunların ortasında verdiği karar:
İleri.
Belki bugün bize düşen de budur.
O günü sadece alkışlamak değil.
Bir an durmak.
Dumlupınar'ın toprağında gözlerimizi kapatmak.
Ve kendimize, kimsenin duymayacağı kadar sessiz bir soru sormak:
“Bize emanet edilen bu ülkeyi, bizden sonra gelecek olanlara nasıl bırakacağız?”
Cevabı burada yazmıyorum.
Çünkü bazı cevaplar yazılamaz.
İnsan onları kendi vicdanında verir.
Başta Gazi Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere,
30 Ağustos Zaferi'ni mümkün kılan bütün kahramanlarımızı, şehitlerimizi ve gazilerimizi
rahmet, minnet ve sonsuz saygıyla anıyorum.
30 Ağustos Zafer Bayramımız kutlu olsun.
🇹🇷
Yaşasın Cumhuriyet...
Ne mutlu Türk'üm diyene...
Ali Özoğlu/ 30 AĞUSTOS 2026
Zafer kazanan orduyu anacaklar, zaferi anacaklar, o ordunun Başkomutan'ını ve o zaferin arkasındaki dehayı anmadan geçecekler.
Biz ise yine böyle gülümseyip geçeceğiz...
Gazi Mustafa Kemal Paşa,
”Hatt-ı Müdafaa Yoktur; Sath-ı Müdafaa Vardır.
O Satıh Bütün Vatandır.”
Vatanın Her Karış Toprağı Vatandaş Kanıyla Sulanmadıkça Vatan Terk Olunamaz..
Anadolu Türk yurdudur..
Yaşa Mustafa Kemal paşa yaşa..
Savaş odasında düşmanı yanlış okumak taktiksel bir yenilgidir;
kendi kaleni vurmak ise mutlak bir intihardır..
İşte siyasetçilerin 'Demokrasi' söylemi, bu intiharı kitlelere bir zafer gibi yutturma sanatıdır..
Masallarla uyutulmuş bir halk, kendi topraklarını bombalayan uçakların gürültüsünü özgürlük şarkısı sanarak mışıl mışıl uyumaya devam eder...
#LeBonMusic #Coffe #warcraft #WarCrime
@DemirYolculuk Mustafa Kemal'in ışığı yüzyıl önce karanlığı aydınlattığı gibi bugünlerde de karanlığı aydınlatmaya devam ediyor. Işığı Mustafa Kemal olanın karanlıkla işi olmaz.
"Politika aleminde birçok oyunlar görülür ama kutsal bir ülkünün simgesi olan Cumhuriyet yönetimine ve çağdaşlaşmaya karşı, bilmezlik, bağnazlık ve her türlü düşmanlık ayağa kalktığı zaman, özellike ilerici olanların yeri, gerçek ilerici ve cumhuriyetçi olanların yanıdır; yoksa gericilerin ümit ve faaliyet kaynağı olan saf değil."
“Efendiler ve ey millet,
İyi biliniz ki Türkiye Cumhuriyeti şeyhler, dervişler, müritler, mensuplar memleketi olamaz. En doğru, en gerçek yol, medeniyet yoludur.
"Cesaret gösteren ve tehlikeye atılan kazanır. Kuvvetli olduğu halde başarıdan ümidini kesen, yerinden hareket edemeyen ve düşmanın hücum etmesini bekleyen herhalde mağlup olur.
Bir komutan, birliklerin emniyetini sağladıktan sonra düşmanı mağlup edeceğim demeli, mağlubiyet korkusunu hiç aklına getirmemeli; bu bağlamda Napolyon’u taklit etmelidir.
Korkak kalp daima mağluptur."
Hep söylediğimiz gibi: Srebrenitsa; medeni Avrupa'nın, gerçekte emperyalizmin vesikalık fotoğrafıdır.
Mustafa Kemal'in askerleri ise zulüm nerede ise orada her zaman bir "Umut Tüneli" açmaya devam edeceklerdir.
"Şunu bilmenizi isterdim ki biz, emperyalistlerin pençesine düşen bir kuş gibi yavaş yavaş aşağılık bir ölüme mahkum olmaktansa babalarımızın oğulları olarak vuruşa vuruşa ölmeyi tercih ediyoruz."