Ajda Pekkan gözyaşlarını tutamadı... Sokak hayvanları için sahiplenme çağrısı yaptı: "Bu gece her alkış, burada paylaştığımız her an bir canlının hayatına dokunacak... Onlar savunmasız çünkü. Her gün yüreğim yanıyor"
İngiliz Kraliyet Coğrafya Derneği “dünyada yaşayan en önemli canlı Arı’dır” dedi.
Dünyadaki tarımsal faaliyetlerin %70’i arıların polen taşımasına bağlıdır.
Arı hiçbir şekilde mantar, virüs ve bakteri taşımaz.
Son yıllarda arı popülasyonu %90 azaldı. Nedeni; tarımsal ilaçların kontrolsüz kullanılması, çiçeklerin azalması ve ormanların yok edilmesine bağlandı.
Arılar, çiçeklerden çiçeğe uçarak polen taşıyan küçük hayvanlardır. Polen, bitkilerin çoğalması için gerekli olan bir maddedir. Arılar, çiçeklerden çiçeğe polen taşıyarak bitkilerin çoğalmasına yardımcı olur.
Arılar, dünyanın dört bir yanındaki 130 bin farklı bitki türünün tozlaşmasında önemli rol oynar. Bu bitki türleri arasında meyve ağaçları, sebzeler, tahıllar ve süs bitkileri bulunur. Arıların olmadığı bir dünyada, bu bitkilerin çoğunun tozlaşması ve çoğalması mümkün olmazdı. Bu durum, insan beslenmesi, tarım ve çevre için ciddi sorunlara yol açardı.
Arılar, sadece bitkilerin çoğalmasında değil, aynı zamanda ekosistemin korunmasında da önemli bir rol oynar. Arılar, çiçeklerin tozlaşmasıyla birlikte, bitkiler arasındaki besin zincirinin de devamlılığını sağlar. Arıların yok olması, bu besin zincirinin bozulmasına ve ekosistemin dengesinin bozulmasına neden olur.
**Arıların canlı yaşam üzerindeki etkilerini şu şekilde özetleyebiliriz:**
Arıların neslinin tükenmesi, insanoğlunun ve diğer canlıların hayatını ciddi şekilde etkileyebilecek bir durumdur. Bu nedenle arıların korunması ve arıcılık faaliyetlerinin desteklenmesi büyük önem taşımaktadır.
Arıların neslinin tükenmesi ile ilgili bazı riskler şunlardır:
* İklim değişikliği
* Kimyasallar
* Tarım uygulamaları
* Hastalıklar
* Yaban arıları
Arıların neslinin tükenmesini önlemek için bu risklerin azaltılması veya ortadan kaldırılması için çalışmalar yapılmalıdır.
@araskargo selâmlar😊 3 gün! Marmara Ereğlisi'nden Yeniçiftlik kaç km? Burnumuzun dibinden gelip geçip teslimat yapmadığınız üçüncü gün bugün! Maşallah mı desek ne desek?
Neştere Kelepçe Takılırsa, Makası Kader Tutar
“Tıp matematik değildir.”
Aslında bütün mesele bu tek cümlede saklıdır.
Çünkü matematikte 2+2=4 eder.
Tıpta ise aynı ameliyatı aynı teknikle, aynı cihazla, aynı ilaçlarla yaptığınız iki hastadan biri ertesi gün yürüyerek taburcu olur, diğeri beklenmedik bir komplikasyon geliştirir.
İnsan bedeni Excel tablosu değildir.
“Enter” tuşuna basınca aynı sonucu veren bir yazılım hiç değildir.
Her insan, milyarlarca hücrenin yazdığı benzersiz bir romandır.
Bazı sayfaları doktor da okuyabilir…
Bazı sayfaları ise yalnızca hayat yazar.
Bugün bazı insanlar tıbbı, otomobil servisi zannediyor.
Yağ değişti mi?
Değişti.
Parça takıldı mı?
Takıldı.
O zaman neden motor bozuldu?
Çünkü insan Toyota değildir.
Yedek parçası katalogdan sipariş edilmez.
Garanti belgesi de fabrikadan verilmez.
Komplikasyon…
Tıbbın en yanlış anlaşılan kelimesi.
Sanki doktorların uydurduğu sihirli bir kaçış cümlesi gibi görülüyor.
Oysa komplikasyon;
Pilotun türbülansa yakalanması gibidir.
Kaptan denizi ortadan ikiye ayıramadığı için geminin dalga görmesi gibidir.
İtfaiyecinin ateşin sıcak olmasına şaşırmaması gibidir.
Risk, yapılan işin doğasında vardır.
Cerrahi; satranç değildir.
Cerrahi, bazen satranç taşlarının da canının olduğu tek oyundur.
Elbette hata olur.
İhmal olur.
Yanlış olur.
Bunun hesabını hukuk soracaktır.
Sormalıdır da.
Fakat hukuk da kendi hukukuna uymalıdır.
Aksi halde adalet terazisi, öfke kantarına dönüşür.
Ve kantarla vicdan tartılmaz.
Bir hekimin daha bilirkişi raporu olmadan, bilimsel değerlendirme yapılmadan, kusur ortaya konmadan suçlu ilan edilmesi…
Ormanda ilk ağacı kesmeye benzer.
Kimse ses çıkarmaz.
Çünkü sadece bir ağaç gitmiştir.
Sonra ikinci…
Sonra üçüncü…
Bir gün herkes gölge aramaya başlar.
Ama artık orman kalmamıştır.
Hekim korkarsa ne olur?
Riskli hastaya dokunmaz.
“Başka merkeze sevk edelim.”
“Üniversiteye gitsin.”
“Ben alamam.”
Bu cümleler çoğalmaya başlar.
Sonra vatandaş kızar.
“Doktor niye bakmıyor?”
Çünkü yıllarca kahraman olmasını istediğiniz insanı, ilk kötü sonuçta sanık sandalyesine oturttunuz.
Kim kahraman olmak ister?
Ödülü alkış…
Cezası kelepçe olan bir mesleğe kim gönüllü olur?
Bugün kadın doğum…
Yarın beyin cerrahisi…
Sonra kalp damar…
En sonunda acil servis…
Derken geriye yalnızca bina kalır.
Koridorlar pırıl pırıldır.
MR cihazı çalışıyordur.
Robotik cerrahi sistemi milyonlarca liraya alınmıştır.
Fakat robotun başında insan yoktur.
Çünkü korku, en pahalı sağlık personelidir.
Bir kez işe girerse kimse onu emekli edemez.
Bazıları zannediyor ki doktorlar dokunulmazlık istiyor.
Hayır.
Doktorlar yalnızca şunu söylüyor:
“Önce bilim konuşsun.”
Sonra bilirkişi…
Sonra hukuk…
En son gerekiyorsa ceza…
Medeniyet dediğimiz şey tam olarak budur.
Sıralamanın korunması.
Bugün öfke ile verilen her karar…
Yarın ambulans sireni olarak geri döner.
Çünkü doktor yetiştirmek on beş yıl sürer.
Doktor kaçırmak ise bir manşet kadar kısa sürer.
Mitolojide Asklepios’un elinde bir asa vardı.
Bugün o asanın etrafındaki yılan hâlâ tıbbın sembolüdür.
Ama biz böyle devam edersek…
Yakında o asanın etrafına bir de kelepçe resmi çizmek gerekecek.
Belki yeni sağlık logosu bu olur.
Altına da şu yazılır:
“Komplikasyon yasaktır.”
Ne kadar absürt değil mi?
İşte tıbbın doğasını inkâr etmek de tam bu kadar absürttür.
Hekimler ayrıcalık istemiyor.
Kimse kanundan üstün değildir.
Ama hiç kimse de kanunun altına itilmemelidir.
Çünkü hukuk, öfkenin değil; aklın mesleğidir.
Tıp ise mucizenin değil; olasılıkların sanatıdır.
Bu iki gerçeği birbirine düşman ederseniz…
Kaybeden yalnızca doktor olmaz.
Kaybeden, bir gece yarısı kapısını çalacağı hastanede, ameliyat masasına uzanacak olan hepimiz oluruz.
Ve o gün şu soruyu sormak zorunda kalırız:
“Doktorlar nereye gitti?”
Cevap acı olacaktır:
“Biz onları korkuttuk.”
Neştere vurulan her kelepçe, eninde sonunda hastanın nabzına kilit olur.
@saglikbakanligi@drmemisoglu
HAL BEYANI
Dün Cemil Önal’ın Hollanda’da infaz edilmesinin ardından, uluslararası gazeteci örgütleriyle temas halindeyim. Türkiye’den eski dostlar, yeni tanışlar… Hepsi aynı şeyi söylüyor: “Ülkeyi terk et. Güvende değilsin.”
Yol masraflarımı, kira ve geçim giderlerimi karşılamayı teklif ediyorlar.
Minnettarım.
Ama cevabım net: Hayır!
Sadece gazetecilik yaptığım için evimi, ülkemi terk etmeyeceğim.
Hiçbir yere gitmiyorum.
Ne olacaksa burada, kendi evimde olacak!
Kamuoyunun Dikkatine!
Dün akşam saatlerinde, Türkiye hattı kullanan bir numaradan arandım. Telefondaki kadın, beni “korumak istediğini” söyleyerek ‘Halil Falyalı Yaşıyor’ yazı dizisine derhal son vermemi, aksi halde öldürüleceğimi belirtti. İddiasına göre, 3-4 gündür adaya beni izlemek ve “gereğini yapmak” üzere 3 kişi gönderilmiş.
Sorduğum sorulara verdiği yanıtlar çelişkiliydi, bu nedenle tehdidi ciddiye almıyor gibi görünsem de, 27 dakikalık görüşmenin ses kaydını az önce polise teslim ederek resmi şikayetimi yaptım. Emniyet birimleri gerekenin yapılacağını ve tarafıma bilgi verileceğini bildirdi.
Basın özgürlüğünü ve kamuoyunun gerçekleri öğrenme hakkını hedef alan bu tehditler karşısında geri adım atmayacağımı kamuoyuna ilan ederim.
Bilginize.
#BasınÖzgürlüğü #GazetecilikSuçDeğildir #HalilFalyalıYaşıyor #TehditEdiliyoruz #Susmayacağız #KamuoyunaDuyuru
Sizi Toprağın Altından Kurtarmak İçin Canını
Hiçe Sayanları,
Canlı Canlı Zevk Alarak
Toprağa Gömdünüz❗️
ALLAH’ın Adaletini Unuttunuz❗️❗️❗️
Bugün İftiralar Atarak Aldığınız Nefesler,Tez Zamanda Kabusunuza Dönüşsün İnşallah🙏
#SokakHayvanlarıSahipsizDeğildir#deprem#marmara
@DailyToraman@TarhanMeltem01 16 yılı beraber geçirdik meleğimle, bir gün önce tavuk maması peşinde koşarken bir gün sonra çiçek gibi soldu, hızlı hızlı toparlanıp gitti Duman Tatlıpati. Kocaman bir delik bıraktı kalbimde, hâlâ da onaramadım🥺
Hırsızı arsızı katili sapıkları psikoplari toplasanız keşke...suç sonrasi yakalananların hep 20 30 suc kaydı cikiyor ne ilginç ama ülkemin tek sorunu köpekler.....#cehennemdeyiz#SokakHayvanlarıSahipsizDeğil
BAŞIBOŞ İNSAN SORUNU