Beşiktaş tribünlerinde 35-40 yılı geride bırakmış biri olarak taraftarın ruh hâlini iyi gözlemlediğimi düşünüyorum. Beşiktaşlı, genç oyunculara karşı her zaman olumlu yaklaşır; onların sahadaki heyecanını kendi heyecanı gibi hisseder.
Bir zamanlar İnönü’de PAF takımını izlemek için maça üç saat önceden giren on binlerce kişi vardı. Ben de onlardan biriydim. Bu bile Beşiktaş taraftarının genç oyuncuya duyduğu doğal sevgiyi ve sabrı gösterir.
Oktay ve Bobo bunun en güzel örnekleridir. Taraftar, her iki oyuncunun da gelişimini sabırla izledi; hatalarında onları yalnız bırakmadı. Feda döneminin gençleri de aynı kültürün devamıdır.
Bugün ise Beşiktaş taraftarını “geleceğin takımını kuruyoruz” diyerek konsolide etmeye çalışırken şunu unutmamak gerekir:
Salih, Gökhan Sazdağı, Paulista veya Cengiz ile yenilmeyi değil; Ege, Devrim, Djaló ve Taylan ile yenilmeyi tercih eder.
Çünkü Beşiktaş taraftarı, genç bir oyuncunun hatasına sabreder; onun mücadelesini, potansiyelini ve samimiyetini görür. Bu nedenle gençlerle alınan bir yenilgide büyük bir protestoya dönüşmez. Ama motivasyonu tartışmalı, gelişim vadetmeyen isimlerle kaybedilen maçlarda tepki yükselir.
Kısacası Beşiktaş taraftarının kültürel kodu açıktır:
Genç oyuncu gelecektir; Beşiktaşlı geleceğe sabreder.
Yeter ki sahada bir umut, bir hikâye, bir aidiyet görülsün.