Ömer Rıza Doğrul’a dair çalışmalarımıza bir yenisi daha eklendi. Bu çalışmayla hazretin aynı zamanda kayınpederi olan Mehmed Âkif’e dair yazdığı yazılar derlenerek ilk defa toplu olarak neşrolundu.
Merhum Âkif’e rahmet olsun.
Mehmed Akif Ersoy’a rahmet ve saygıyla...
Yeni Kitabımız
Ömer Rıza Doğrul’dan
Marifet, Bir de Fazilet… Mehmed Âkif
Bütün Eserleri: 11
Yayına Hazırlayan: Tevfik Furkan Akbuğa
Yatağan Medresesi Yazma Eser Koleksiyonu Erişime Açıldı
Türkiye Yazma Eserler Kurumu (TÜYEK) Başkanlığı olarak, yazma eser koleksiyonlarına tek adresten ulaşılmasını sağlamak amacıyla TÜYEK koleksiyonları dışındaki eserleri de resmî hesabımız https://t.co/GyPiIHHEsK’de erişime açıyoruz. Bu çalışmalarla yazmaların ortak bir veri tabanında toplanmasını, farklı koleksiyonlardaki eserlere tek adresten ulaşılmasını ve aynı eserin farklı nüshalarının bir arada karşılaştırılabilmesini sağlayarak yazmalardan daha hızlı ve etkili istifadeyi hedefliyoruz. Bu çerçevede, Müftü Arif Akşit Vakfı’nın Yatağan Medresesi Yazma Eser Koleksiyonu’na bugünden itibaren kurumumuzun internet adresi https://t.co/GyPiIHHEsK üzerinden ulaşabilirsiniz.
Yatağan Medresesi Yazma Eser Koleksiyonu, Denizli’nin Serinhisar ilçesine bağlı Yatağan’da, 1770’li yılların başında Koca Hacı Mustafa Efendi tarafından kurulan Büyük Medrese (Yukarı Medrese) çevresinde olup günümüze ulaşan eserlerden oluşmaktadır. Prof. Dr. Mustafa Cevat Akşit’in gayretleriyle ailelerin elinde, evlerde, camilerde ve eski medrese çevresinde kalan nüshalar bir araya getirilerek Yatağan Medresesi Yazma Eser Koleksiyonu yeniden ihya edilmeye çalışılmıştır. Koleksiyon, günümüzde Yatağan’da kurulan Pamukkale Üniversitesi İslâmî İlimler Enstitüsü Kütüphanesi’nde muhafaza edilmektedir. Katalok ise üniversite ve enstitüde görev yapan hocalar ile kütüphaneciler tarafından hazırlanmıştır.
Koleksiyonda 352 cilt içinde 706 eser bulunmaktadır. Bu ciltlerden 104’ü, birden fazla müstakil eser ihtiva eden mecmualardır; bunların bazıları on yedi risale içermektedir. Koleksiyondaki 706 eserin 668’i (%94,6) Arapça, 31’i (%4,4) Türkçe, 7’si (%1) Farsçadır. Farsça eserler arasında Sa‘dî’nin Gülistân’ı, bir Mesnevî şerhi ve Şâhidî İbrâhim Dede’nin Tuhfe-i Şâhidî’si bulunmaktadır. Türkçe eserler ise daha çok ilmihal, vaaz ve manzum dinî metinlerden oluşmaktadır. Eserlerin 681’i mensur, 25’i manzumdur. Manzum metinler arasında Bed’ü’l-Emâlî, el-Kasîdetü’n-Nûniyye, Kasîdetü’l-Ferecve Manzûme-i Elli Dört Farz gibi ezberlenmek üzere okutulan akaid ve ilmihal metinleri öne çıkmaktadır.
Konu dağılımı, koleksiyonun bir medrese kitaplığı olarak oluştuğunu açık biçimde göstermektedir. Eserlerin yaklaşık 142’si fıkıh ve fıkıh usulüne, 135’i Arap dilinin sarf, nahiv ve vaz‘ gibi dallarına, 40’ı belâgat ve Arap edebiyatına, 106’sı mantık ile âdâb-ı bahs ve münazaraya, 69’u akaid ve kelâma aittir. Bunları Kur’an ilimleri ve kıraat-tecvid alanındaki 39 eser, tefsir alanındaki 36 eser, ahlâk, vaaz ve dua konularındaki 31 eser, hadis alanındaki 20 eser, tasavvuf alanındaki 19 eser, siyer alanındaki 10 eser ile hesap, astronomi ve vakit ilmi gibi riyâzî ilimlere dair 12 eser takip etmektedir. Fıkıh eserleri içinde ibâdât, ferâiz ve fetva literatürünün yanı sıra şürût ve sicillât konusunda 13 eserin bulunması, medresede yetişenlerin kadılık ve kâtiplik gibi uygulamaya dönük görevlere de hazırlandığını düşündürmektedir. Arap dili, mantık ve fıkıh eserleri birlikte değerlendirildiğinde koleksiyonun yarısından fazlasını oluşturmaktadır.
Türleri bakımından eserlerin 466’sı telif, 173’ü şerh, 66’sı hâşiye ve 1’i ta‘lîk niteliğindedir. Şerh ve hâşiyeler koleksiyonun yaklaşık üçte birini oluşturmaktadır. Bu oran en yüksek düzeye mantık alanında ulaşır: 106 mantık eserinin 32’si şerh, 31’i hâşiyedir. Aynı temel metnin birden çok nüshasının bulunması da bu ders geleneğini doğrulamaktadır. Molla Fenârî’nin el-Fevâidü’l-Fenâriyye’si ile Zencânî’nin el-İzzî fi’t-Tasrîf’i dokuzar, el-Maksûd sekiz, Molla Câmî’nin el-Fevâidü’z-Ziyâiyye’si ile İbnü’l-Hâcib’in el-Kâfiye’si yedişer nüshayla temsil edilmektedir. Merâhu’l-Ervâh ve bu esere yazılmış şerh, Kâtibî’nin er-Risâletü’ş-Şemsiyye’si ve Tâlişî’nin Îsâgûcîhâşiyesi altışar nüshayla yer almaktadır. Koleksiyonda 224 farklı müellife ait eser bulunmakta, 153 eserin müellifi ise tespit edilememektedir. En çok eseri bulunan müellifler sırasıyla Birgivî (25), Sa‘deddin Taftazânî (16), Ebû Saîd el-Hâdimî (14), İmâm-ı A‘zam’a nispet edilen eserler (13), İsâmüddin el-İsferâyînî (12), Seyyid Şerîf el-Cürcânî ve Saçaklızâde (11’er) ile Kadı Beyzâvî, İbrâhim el-Halebî ve Taşköprîzâde’dir (10’ar). Birgivî, Hâdimî ve Saçaklızâde’nin geniş ölçüde temsil edilmesi, Osmanlı’nın son iki asrında taşra medreselerinde yaygınlaşan ders ve ilmihal literatürünün Yatağan’da da yakından takip edildiğini göstermektedir.
Koleksiyondaki 311 eserde istinsah tarihi bulunmaktadır. Bu nüshaların 113’ü hicrî 12., 91’i 13., 71’i 14. asra aittir. Buna göre tarihli nüshaların yaklaşık üçte ikisi hicrî XII-XIII. (milâdî XVIII-XIX.) asırlarda istinsah edilmiştir. Bu yoğunluk, medresenin kurulduğu ve faal olduğu dönemle büyük ölçüde örtüşmektedir. Hicrî X. asırdan itibaren tarihli nüshaların sayısı belirgin biçimde artmaktadır. Daha erken tarihli nüshalar ise koleksiyona kronolojik derinlik kazandırmaktadır. 25 numaralı Sahîh-i Buhârî nüshasındaki 597/1201 tarihli semâ kaydı, nüshanın en geç bu tarihte mevcut olduğunu göstermektedir. Bunu 792/1390’da Kahire’de istinsah edilen et-Tavzîh, 810/1407’de Arapkir’de istinsah edilen et-Telvîh, 823/1420 tarihli el-Vâfiyeve Cürcânî’nin Levâmi‘u’l-Esrâr hâşiyesi, 838/1434 tarihli el-Mutavvelile 864/1460 tarihli el-Keşşâf nüshası takip etmektedir.
İstinsah yeri kaydı taşıyan 54 nüsha arasında Kostantiniyye, Kahire, Kayseri, Ankara, Diyarbakır, Tire, Milas, Antalya ve Denizli’nin yanı sıra Yatağan Medresesi de yer almaktadır. Bazı ferağ kayıtlarında istinsahın yapıldığı medresenin, hatta hücrenin adı verilmektedir. Bu kayıtlar, nüshaların farklı ilim merkezlerinden Yatağan’a ulaştığını ve bir kısmının da medresede talebeler tarafından istinsah edildiğini ortaya koymaktadır. 162 nüshada müstensih adı bulunmaktadır ve bu nüshalarda 133 farklı müstensih tespit edilmiştir.
Nüshalardaki kayıtlar, koleksiyonun oluşum sürecini takip etmeye imkân vermektedir. 58 ciltte vakıf kaydı, 56 ciltte temellük veya mülkiyet kaydı, 83 ciltte ise mühür bulunmaktadır. 22 ciltte kitapların Yatağan Dairesi’ne vakfedildiğini gösteren kayıtlar ve mühürler yer almaktadır. Dergâh-ı Âlî kapıcıbaşılarından ve Teke Sancağı Mütesellimi Hacı Mehmed Ağa’ya ait vakıf kayıtları ve mühürler, başta Beyzâvî tefsirinin ciltleri olmak üzere altı ciltte görülmektedir. İsabeyli Hafız Ömer Efendi’nin 1263/1847 tarihli ve Tavaslızâde Osman Ağa’nın oğlu Ali Ağa’nın 1288/1871 tarihli vakıf kayıtları gibi geç tarihli kayıtlar, koleksiyonun XIX. asır boyunca bölge halkının vakıflarıyla gelişmeye devam ettiğini göstermektedir. 103 ciltte kenar notu, ta‘lîkat ve tashih bulunması da bu kitapların okunup okutulduğunu doğrulamaktadır.
Bu veriler, Yatağan Medresesi Yazma Eser Koleksiyonu’nun nicelik bakımından orta ölçekli olmakla birlikte bir taşra medresesinin ders programını, kitap edinme yollarını ve vakıf ilişkilerini nüsha düzeyinde izlemeye imkân verdiğini ortaya koymaktadır. Arap dili, mantık ve fıkıh ağırlıklı yapısı, şerh ve hâşiye nüshalarının yoğunluğu, hicrî VI. asra kadar uzanan erken tarihli nüshaları ve XIX. asrın ikinci yarısına kadar süren vakıf kayıtlarıyla koleksiyon, hem Yatağan’ın ilim tarihi hem de Osmanlı medrese kültürü açısından önemli bir kaynak niteliği taşımaktadır.
Müelliflerimiz başta olmak üzere koleksiyona emeği geçenlerden ahirete göç edenleri rahmetle ve şükranla anıyoruz. Katkıda bulunan herkese ve eserlerin TÜYEK tarafından erişime açılması için özel gayret gösteren Müftü Arif Akşit Vakfı yöneticilerine teşekkür ediyoruz.
✨A. Süheyl Ünver Notlarından Dedesi / From A. Süheyl Ünver’s Notes: His Grandfather HATTAT MEHMED ŞEVKİ EFENDİ. Hayatı, Sanatı ve Murakka’ları / His Life, Art and Muraqqas
IRCICA, 2026
✨A. Süheyl Ünver Notlarından Dedesi / From A. Süheyl Ünver’s Notes: His Grandfather HATTAT MEHMED ŞEVKİ EFENDİ. Hayatı, Sanatı ve Murakka’ları / His Life, Art and Muraqqas
IRCICA, 2026
Türk edebiyatının önemli isimlerinden Peyami Safa, düşünce dünyası ve eserleriyle ele alınıyor. 📚
“Peyami Safa: Mütefekkir Bir Muharririn Dünyası” başlıklı sempozyumda, yazarın edebî kişiliği, fikir dünyası ve Türk düşünce hayatındaki yeri üzerine konuşulacak.
23 Ekim Cuma ve 24 Ekim Cumartesi tarihlerinde Zeytinburnu Kültür Sanat’ta gerçekleşecek sempozyumumuza davetlisiniz. ✨
@yepazarc@fazilgokcek@ozlfedai@YldzRamazanolu@MFBirgul@SelukKarakl2@GulaySafa@mhmtnrl
Abdülhamit İttihad-ı İslam politikası gütmesine rağmen dönemin İslamcılarının tamamına yakını ona muhalifti. Bu kadar kıymetdar insanın aynı pozisyonda olması alelade bir şey değil. O dönemde yaşayıp eli kalem tutan biri olsaydınız, siz de yüksek ihtimalle aynısını yapardınız…
📖 Siyer Atlası yenilenen yüzüyle çok yakında!
Hz. Peygamber’in (sas) hayatını, yaşadığı coğrafyayı ve önemli hadiseleri daha anlaşılır bir şekilde takip edebilmek için hazırlanan Siyer Atlası, yenilenen baskısıyla yeniden okurlarıyla buluşuyor.
Mehmed Âkif'ten bir iktibas:
"Bana öyle geliyor ki ne varsa şarkta vardır diyenler yalnız garbı değil, şarkı da bilmiyorlar; nitekim ne varsa garpta vardır davâsını ileri sürenler yalnız şarkı değil garbı da tanımıyorlar.
Meselâ garb felsefesiyle uğraşıyor görünen bir adama deseniz ki: Yahu! Azıcık da bizim şarka aid felsefemizi tedkik etseniz.
Emin olunuz şu cevabı alacaksınız:
– Aman canım! Hiç şarkta mebâhis-i felsefiyeyi hazm edecek adam gelmiş midir?
– Niçin efendim? Kelâma, tasavvufa aid bu kadar asar var. Onların hakkında ne buyuracaksınız?
– Kelâm dediğiniz teoloji olacak ki baştan başa safsatadır. Tasavvufa gelince bu da sırf panteizmdir, başka bir şey değildir. Halbuki panteizm bugün butlanı anlaşılmış bir meslek-i felsefîdir.
– Şu meslek-i felsefî hakkında azıcık izahat lutfeder misiniz?
– Hiç efendim, işte ma‘lûm olan vahdet-i vücûd!
– Çok şey! Binlerce mütefekkir dimağı ömürlerce işgal eden mesâil-i gâmıza böyle “vahdet-i vücûd” terki-biyle hulâsa edilince işin içinden çıkılmış mı oluyor? Rica ederim siz tasavvufa dâir bir eser okudunuz mu?
– Lüzum görmedim. Çünki tasavvufun dediğim gibi panteizm olduğunu işitmiş idim.
– Pekala! Tasavvufun panteizme pek benzediğini, hatta onun aynı olduğunu kabûl edelim. Acaba panteizm mesleğinin ihtivâ ettiği mesâil içinde hiç hakîkate yaklaşmış olan yok mudur? Onu tedkîk ettiniz mi?
– Hayır efendim onu da tedkîke lüzum görmedim.
– İnsaf ediniz tasavvuf saçmadır çünki panteizmin aynıdır, demek için her ikisini ayrı ayrı tedkîk etmiş ol-manız lâzım gelmez miydi?
– Hâcet mi var? Bu kadar adam tedkîk etmiş, benim dediğimi söylüyor.
– Sakın onlar da sizin gibi tedkîk etmiş olmasınlar. Hem siz başkalarının kafasıyla mı düşünüyorsunuz? Ömründe baklava yüzü görmeyen fakat çeribaşının kızını yerken gören dayısından naklen bu tatlının lezzetine imân eden çingene karısı gibi siz de kendi zâikanızı ta‘til edecek de ötekinin berikinin zevkine mi de dellâl olacaksınız?”
Zeytinburnu’ndan kültür dünyamıza hediye.
ZKS Kültür Sanat Yıllığı’nın yeni sayısı çıktı.
Arşivlik, nitelikli, çok güzel bir iş oldu yine.
Emek verenlere, katkıda bulunanlara teşekkür ediyorum.
https://t.co/wKnrrN8MtJ
Muallim Cevdet, Babanzade Ahmed Naim'in cenazesini şöyle anlatır:
"Dikkat ettik: Merhumun cenazesinde ne üniversiteden ne büyük mekteplerden ne vilâyetten ne Halkevlerinden resmen kimse yoktu. Acıklı bir hâl!... İlim diye haykıran, fakat âlimden hoşlanmayan zavallı muhit!"
HASAN ÇELİK – Paltosunu ödünç alan şair ihsan beklemez:
“Belgelerin sorgulanmadan kabul edilmesi, görünürde Âkif’in mirasını zenginleştiriyor gibiyse de, uzun vadede tam aksi bir sonuç doğurur: Literatüre yanlış kayıtların girmesi! Bu da zamanla Âkif’in gerçek portresinin bulanıklaşmasına yol açar.”https://t.co/Os9xmmGcEH @kitapkritik24 aracılığıyla
Ahmed Hamdi Aksekili'nin Birgi seyahat notlarının ikincisi sizlerle
"Zamanımızda bazı Avrupa merâkiz-i ilmiyyesi ne ise bir vakitler Birgi de öyle imiş; “Medinetü’l-‘Ulûm” ıtlakına şâyeste bir memleket imiş"
https://t.co/PFsw5AhKQP
Ahmed Hamdi Aksekili'nin Birgi seyahatinden ilk notlar sizlerle
"Bu kadim belde Lidya zamanında Dioshieron nâmını almışken Keyhüsrev'in istilasından sonra Fârisîler bu şehrin nâmını yeşil yaprak manasına olan “Berg”e nisbetle “Birgi” tesmiye etmişler"
https://t.co/5uARvU4ErU
Bugün Siyer Yayınlarından Muhammed Ali abi ile Tevfik Furkan kardeşim kütüphanemizi ziyaret ederek pek muhterem Muhammed Emin hocamın yeni kitabı ile yayınevinin iki eserini hediye ettiler. Bizim için en iyi hediye kitaptır malum:) Bu arada beni gerçekten heyecanlandıran bir kitap serisi müjdesi de aldım ki eminim çok büyük fayda sağlayacaktır. @siyeryayinlari@muhammedali0786@tfurkanakbuga@m_eminyildirim
Mütareke İstanbul'undan Şeytan Adası'na Bir Esaret Hikâyesi. İşgal yıllarında sürgüne gönderilen Mehmet Ali Kayan'ın anıları, arşiv belgeleri ve görüşmelerle derlenip kayıt altına alınıyor. Tarih, hatırat severler için kıymetli bir eser.
Hazırlayanlar @Melihsadik@alisatantarih
“Düşünceleri tasvir etmeye muktedir olan ‘yazar’, fikrin resmini çıkarır. Bu tariften anlaşıldığı üzere iyi yazmak için iyi düşünmek gerekir. Bundan dolayıdır ki bazı edipler ‘İyi yazmak iyi düşünmektir’ hükmünü küllî bir edebî kaide olarak belirlemişlerdir.” (Rifat Efendi)
Âkif'in vefatının ardından Mithat Cemal Kuntay'ın 1939'da kaleme aldığı monografi, 33 yıllık dostluğun hatıralarını birinci elden aktaran en kıymetli kaynaklardan biridir.
"Bir de benim Âkif'im var. Bu Âkif hayatımın 33 senesidir. Bu 33 senede o bir tek defa bayağı olmadı. Onun iç yüzüne baktığım vakit gökyüzüne, denize bakar gibi ferahlardım. Sonra onun 63 senelik hayatını öğrendim; bu ne berrak 63 senedir, siyah ve pis tek bir dakikası yoktur."