İsmet İnönü'nün defterleri çok iyi. Mesela bu defterler sayesinde 5 Nisan 1925'te saat dörtte Atatürk'ün elini köpeklerin ısırdığını biliyoruz. Daha alfabe resmileşmeden oturup yeni yazıyı çalıştığını, "bu harflerle yazmak çok kolay olacak" diye not düştüğünü biliyoruz. Boks, dereden atlama gibi aktiviteler yaptıklarını biliyoruz.
YKY dev bir hizmet yapmış ve İsmet İnönü'nün 1919-1973 arasında tuttuğu minik ajandaları toplayıp kitap haline getirmiş. Adı "Defterler".
Defterlerin içinde İnönü'nün not düştüğü bazı telgraflar, Cumhuriyet kurulduktan sonra Anadolu'daki ziyaretleri filan da var. Bu ziyaretler çok yoğun geçmiş bu arada ve Anadolu'nun o dönemki haliyle ilgili de güzel bilgiler veriyor.
"Bu ülke sıfırdan inşa edildi" diyoruz elbet ama bu sıfırın pratikte nasıl gözüktüğünü tahayyül etmek zor. Bu küçük notlar, ülkemizin yaşadığı dev süreçleri ve değişimi gözler önüne sermesi yönünden çok çok değerli.
Ayrıca, İsmet İnönü'nün kişiliğini gösteren bolca ipucu da var. Benim adıma, kafamdaki İnönü'den farklı; daha demokrat (bazen Atatürk'ten bile daha demokrat hatta), daha duygusal (oğlu için "Oğlum olmuş. Ne güzel oğlum." diye not düşecek kadar -maalesef 2 yaşındayken vefat eden oğlu İzzet İnönü-) bir profil çizdi.
Henüz kitabın çok başındayım ama şimdiden güzel bir deneyim oluyor.
(Reklam değil ama reklam diye not düşelim, yayınevi adı verdik)
Ayvalık “Kirli Hanım Peyniri”, 2023 yılında Norveç’te düzenlenen “World Cheese Awards” (Dünya Peynir Ödülleri) yarışmasında, 43 ülkeden 4502 peynir arasından bronz madalya kazanarak dünya üçüncüsü oluyor.
Bu başarıda, İstanbul Cihangir’de bulunan Antre Gourmet sahipleri Neşe ve Berrin hanımların katkıları büyük olmuştur. Yine Norveç’te yaşayan ve orada “Bakkal” isminde yerleri ile gıda ürünleri işi yapan Ali Beyin @aliuslu74 çabası ayrıca takdiri hakediyor.
(Videosunu mutlaka izleyin derim)
Yok olmaktan kurtarılan nice değerimiz gibi bu peynirimize de sahip çıkalım ki, köylümüz, üreticimiz yapmaya devam etsin.
Sabah yumurta ile nefis oluyor, ya da dün akşam paylaştığım gibi makarnalarınızın üzerine de kullanabilirsiniz.
@itszoronoaroro Adam ferrari üretilmiş ben niye clio kullanayım ki diyor. Bakıyor ferrari kullanabiliyor muyum diye soruyor kendine evet kullanabiliyorum diyor ve kullanıyor. Bizim onu ferrariyle göremememiz maalesef onun problemi değil
Fizik yasalarının bize oynadığı en acımasız oyunlardan biri kütleçekim hızının ışık hızıyla aynı olmasıdır yani güneş şu an bir anda tamamen yok olsaydı biz bunu ancak 8 dakika sonra fark edebilirdik ama işin çılgın ve ürkütücü tarafı şu ki dünya o yok olmuş güneşin etrafında 8 dakika boyunca hiçbir şey olmamış gibi kusursuz bir yörüngede dönmeye devam ederdi çünkü kütleçekiminin yokluk bilgisi bile uzayda bir hız sınırına tabidir ve o bilgi bize ulaşana kadar evrende çoktan yok olmuş bir hayaletin etrafında dönmeye devam edersin
Her şey normal görünür güneş tenini ısıtmaya devam eder bitkiler fotosentez yapar sabah uyandığında her şey yerli yerindedir ama merkez tamamen bomboştur sadece o yokluğun haberi henüz sana ulaşmamıştır
Şimdi şunu düşün hayatımızda da bizi ayakta tutan bizi kendine çeken o çok sevdiğimiz veya hayatımızın koskoca merkezine koyduğumuz insanların içten içe bizi çoktan terk ettiğini bizi artık sevmediğini veya hayatımızdan zihnen tamamen çıktığını aylar yıllar sonra fark etmemiz tam olarak bu kozmik gecikme yüzünden midir
Birisi senden vazgeçtiğinde bu anında gerçekleşen bir patlama değildir merkezdeki yıldız aniden söner ama sen onun yörüngesinde dönmeye devam edersin çünkü o vazgeçişin kütleçekim dalgası sana henüz ulaşmamıştır aynı evin içinde yaşanır aynı masaya oturulur gülüşülür yarına dair planlar yapılır sen her şeyin eskisi gibi olduğunu sanırsın ama o insan oradan çoktan gitmiştir sadece o mesafeyi katetmesi gereken zaman henüz dolmamıştır
Biz çoktan yok olmuş hayalet sevgilerin hayalet dostlukların etrafında hiçbir şey yokmuş gibi dönmeye devam eden ve o acı çekim dalgasının bize ulaşıp bizi uzay boşluğuna savurmasını bekleyen çaresiz birer gezegen miyiz
Bazen bir ilişkinin bittiğini anladığın o yıkıcı an bitiş anı değildir o sadece yokluk bilgisinin sana nihayet ulaştığı andır ve sen o an anlarsın ki aylardır belki de yıllardır orada olmayan birinin etrafında dönüp durmuşsun dokunma diye bir şey yok yörünge diye bir şey yok sadece evrenin bize söylediği en tatlı yalanın bitişi var
Edin Dzeko, Bosna Hersek'teki çocuklara muhteşem bir mektup yazdı.
"Bosna Hersek'teki sevgili çocuklar, sizin için bir mesajım var.
Hiçbir şey imkansız değil.
Hiçbir şey.
Bosna Hersekli olduğumuz için şanslıyız. Bunu hayalini yaşayan bir adam olduğum için söylemiyorum, ayrıca savaştan kurtulmuş bir çocuk olarak da söylüyorum. Bambaşka bir kaderim olabilirdi.
Saraybosna'daki o günler hakkında konuşmayı sevmiyorum ama o günleri anlamanız çok önemli. Başladığında 6 yaşındaydım. Sirenlerin çaldığı ilk anı hatırlıyorum. Annem beni aldı ve ayakkabılığın arkasına saklandık. Bu birinci gündü. Dört yıl boyunca sürdü. Ne olduğunu tam olarak anlamamıştık ama her günümüz korkunç geçiyordu. Evimiz kalmak için tamamıyla güvensiz hale gelince, dedemlerin yanına taşındık. 40 metre kare bir evde 15 kişiydik. Hepimiz yerde uyuyorduk.
Birlikte Monopoly oynardık. Dışarı çıkmak tehlikeliydi çünkü her yerde keskin nişancılar bekliyordu. Kuzenlerimle birlikte yere oturur, saatlerce oynardık. Sirenleri ve bomba seslerini duyardık. Bazen yer sallanırdı.
Oynarken birkaç dakikalığına savaşı unuturduk. Sadece bir anlığına çocuk olmamıza izin vardı.
Dışarıda futbol oynamak istiyorduk ama her gün dışarıda masum insanların ambulanslarla hastaneye götürüldüğünü görüyorduk. Peki ya bir çocuğu dört yıl boyunca bir evde nasıl tutabilirsiniz? Tabii ki tutamazsınız ve büyüklerimiz de bunu biliyordu. Nadiren de olsa etraf sakin göründüğünde, annem dışarı çıkmamıza izin verirdi. Çıkardık ve mahalledeki diğer çocuklarla futbol oynardık.
Annemin o anlara bakışlarını asla unutmayacağım. Yüzünde bir gülümseme vardı çünkü futbol oynarken beni görünce mutlu oluyordu. Ama gözlerine baktığımda da ne kadar korktuğunu görüyordum çünkü eve geri dönemeyebilirdim.
Zaman zaman suyumuz biterdi. Kovalarımızı alır ve sıraya girerdik. Elektrik yoktu, dolayısıyla asansör de. O kovaları taşırdık. Üçüncü kat, dördüncü kat... 6 kat daha kaldı... Saraybosna'daki en zayıf çocuk bendim. Yemek de bizim için problemdi. Ailelerimiz bunun için hayatlarını riske etti. Bazen yemek dolu kutular gökyüzünden bırakılırdı, sanki sihirmiş gibi... Nereden geldiğini bilmezdik, umurumuzda da değildi. Tatları inanılmazdı. Her gün aynı şeyi yediğinde, fıstık ezmesi gökten gelen bir hediyeymiş gibi oluyor.
Günün sonunda, bir şekilde hayatta kaldık. Geri dönüp baktığımda ne kadar güçlü olduğumuza dair şoka giriyorum. Küçücük çocuklardık. Onlarca masum insan öldü. Ne için?
Para için. Güç için. Ego için.
Yani hiçbir şey için.
Bugün haberlerde savaş gördüğümde berbat hissediyorum.
Bunun hiçbir yerde yaşanmasını istemiyorum.
Ama nedense yetişkinler bunu asla öğrenemiyor.
Savaş bittiğinde 10 yaşındaydım. Futbolcu olmak gibi bir planım yoktu. İmkansız geliyordu, bu konuda hayalim bile yoktu.
Her şey paramparça edilmişti. Futbolu sadece sevdiğim için oynuyordum. Babam eskiden ekmek taşırdı. Ben ilk kulübüme katılınca, işine aralar verir ve beni götürüp getirirdi. Yoldayken bana hep 'kibar ol, herkese aynı şekilde davran, nereden oldukları ve ne yaptıklarının önemi yok' derdi. Bunu asla unutmadım. O da alt liglerde futbol oynamıştı, benim kahramanımdı. Arabadan indiğimde bana muz verirdi ve 'iyi şanslar oğlum' derdi.
Hafta sonları televizyonda birlikte maç izlerdik. O dönemde Serie A en iyi ligdi. Shevchenko'yu duydunuz mu? Ona bayılırdım. İtalya'yı çok severdim. Dünyanın öbür ucundaki bir peri masalı gibi gelirdi. Orada futbol oynamayı hayal bile edemezdim. Zeljeznicar'ın A takımında futbol oynamak tek hedefimdi. Hocalarımdan biri bana Sheva diye seslenmeye başladı çünkü sarışındım ve çok gol atıyordum. Hoşuma gitmişti.
19 yaşındayken bir başka hoca geldi ve beni Çekya'ya götürmek istediğini söyledi. Bosna'dan ayrılmak istemedim ama oraya gidersem hayalimi gerçekleştirme ihtimalimin daha yüksek olduğunu söyledi. Dürüst olmak gerekirse hayalimin ne olduğunu bile bilmiyordum. Sadece daha iyi olmak istiyordum. Bedenimin en güçlü tarafı zihnim. Teplice'ye gittiğimde kendime şöyle dedim: "Edin, bu adamlardan daha çok çalışmalısın yoksa seni gönderirler."
Beni 25.000 Euro'ya almışlardı.
2 yıl sonra Wolfsburg'a imza attım. Milan'la karşılaştık, Sheva ile forma değiştim.
Sonra Manchester City beni 37 milyon Euro'ya satın aldı.
Sonra Roma'ya gittim.
Savaşta büyümüştüm. Gerçekten bir peri masalı yaşıyordum.
Hiçbir şey imkansız değil. Bosna'yı Dünya Kupası'na götürmek bile.
2014'ü hatırlıyor musunuz, çoğunuz doğmamıştınız bile. İlk kez Dünya Kupası'na o yıl gitmiştik. Hayatlarımızın en iyi günüydü.
Litvanya'daki eski bir stadyumda eleme maçı oynamıştık. Hakem son düdüğü çaldı, Bosnalılar sahaya girdi. 2 metrelik duvarı aşmışlardı. İçimden 'delirmişler' demiştim.
Sonra diğerlerinden daha yavaş şekilde koşan bir adam gördüm. Gözünde yaşlarla bana doğru geliyordu.
Babamdı.
'Baba, ne oldu?' dedim.
'Duvardan atlarken ayağımı incittim ama problem yok, acı hissetmiyorum' dedi.
Sarıldık ve ağladık.
Ne yazık ki Brezilya'da şans bizimle değildi. Bunu hatırlamıyorsunuz ama Nijerya'ya karşı bir gol atmıştım, sayılmalıydı. O gün VAR yoktu ve gruplardan bu yüzden elendik. Ama bizim küçük ülkemiz Maracana'da sahaya çıkmıştı. Dünyaya kim olduğumuzu göstermiştik.
Şimdi ise geri dönüyoruz.
Komik olan ne biliyor musunuz? Martta 40 yaşına girdim ve kutlamadım. Müslümanım, o dönem Ramazan ayıydı ve bizim de Galler ve İtalya karşısında bir işimiz vardı. Ben de şöyle düşündüm, madem öyle o zaman ben bu maçları partiye çevireceğim.
Galler karşısında 85. dakikaydı ve skorborda baktım, 1-0 gerideydik.
Tek hissettiğim şey panikti. Zamanımız bitiyordu.
Sonrasında bir korner oldu. Beni sıska bir adam marke ediyordu. 'Harika' dedim. Topu ağlara gönderdim, sevindim ve aklıma şu geldi: "Daha önce 4 kez seri penaltı atışlarına çıktım, hepsini kaybettim."
Şükürler olsun ki gençler nasıl penaltı atılacağını biliyordu. Biz veteranlar gibi çok düşünmüyorlar.
Sonra İtalya'yla oynadık. Donnarumma'dan korkuyordum. Çok büyük. Ona penaltılarda gol atıp atamayacağımı bilmiyordum. Sağ omzumu da incitmiştim ve kenara gelmiştim. İlk penaltımızı izleyemedim çünkü kolumu sargıya alıyorlardı. İzleyemedim ve golü attık.
O an dedim ki, belki de izlememeliyim. Sadece tribünün sesini takip edeyim. Halkımı dinleyeyim.
İtalya kaçırdı, taraftar golü attığımız andan bile daha çok ses çıkardı.
Sonra bir kez daha kaçırdılar. Sadece dua ediyordum. Gördüğüm tek şey hocalarımızın sırtlarıydı.
Esmir topu aldığında, hocamız da arkasını döndü ve 'Ben de izleyemiyorum' dedi.
Geldi, bana sarıldı. Kafalarımızı birbirimize yasladık, gözlerimizi kapattık ve sadece dinledik.
Sonra da duyup duyabileceğimiz en büyük gürültüyü duyduk.
Buraya gelmek hiç kolay olmadı. 40 yaşına geldiğinizde, sırtınız acı içinde bağırabiliyor. Siz de ağrı kesicilere koşuyorsunuz. Ama bedenim ne zaman bu işi bırakmak isterse istesin, her zaman kaçırdığım kutlamaları, ailemden uzak geçirdiğim o günleri, kaçırdığım yaz tatillerini düşünüyorum. Mental olarak bu çok zor. Eleştiriler hala can yakıyor ama sahaya çıktığımda hala çocuk gibi hissediyorum. Sizler gibi. Karnımda kelebekler uçuşuyor.
Eve her geldiğimde de şunu düşünüyorum: Değdi.
Her şey değdi.
Kötü anlar olmadan, iyi anlar gelmez.
20 yıldır Bosna'dan uzağım. Bosna'dan uzak kaldıkça, sevgim artıyor. Bu 20'nin 9'u İtalya'daydı. Çocuklarım Roma'da doğdu. Orası hala benim ikinci evim ama ne zaman Saraybosna'yı ziyaret etsem, annem yemek pişiriyor. Herkes orada. Ben de çok mutluyum. Bosna formasını giymek, kalbimi farklı attırıyor.
Halkım için oynuyorum. Saraybosna'nın sokaklarındaki çocuklar için oynuyorum. Sahip olduğumuz farklı kültürlerden ve farklı dinlerdeki insanlar için oynuyorum. Bizim ülkemizi güzel yapan şey bu. Hala bazı insanlar bizi ayırmaya çalışsa da...
Asla başarılı olamadılar.
Benim sayemde değil. Yetişkinler sayesinde de değil. Biz asla öğrenemiyoruz. Sizin sayenizde çocuklar.
Bana son bir iyilik yapın tamam mı?
Saraybosna, Roma ya da St. Louis, nerede yaşarsanız yaşayın; ister Müslüman, ister Musevi, ister Katolik, ister Ortadoks olun. Nereden geldiğinizi asla unutmayın.
Bosnalısınız. Dünya ayaklarınızın altında.
Hepinizi çok seviyorum.
Sevgilerimle,
Edin."
topkapı sarayına geldik , yurtdışından akrabalar geldi onları gezdiriyorum. japon turistler var, başkarındaki rehber ingilizce onlara bir şeyler anlatıyor. japon kız "iyi ki Türklerle aramızda kocaman bir coğrafya varmış" dedi. şöyle kibirlendik...
🚨 Mauro Icardi, kızlarıyla ilgili paylaşım yaptı:
"Siz de tüm bunların bir parçasısınız, benim güzel prenseslerim. ❤️
Bizi yalan ihbarlarla ayırmak istediler. Bizi yalanlarla uzaklaştırmak istediler. Bize zarar vermek için yetersiz bir adaletten, değersiz insanlardan ve uydurma hikayelerden yararlanarak bizi uzaklaştırmaya çalıştılar.
Bağımızın kopabileceğine, bir babanın kızlarına olan sevgisinin başkalarının kararları, manipülasyonları veya karanlık çıkarlarıyla sönebileceğine bizi kamuoyunun önünde inandırmak istediler.
Ama asla anlamadıkları bir şey var... **gerçek sevgi kirlenmez, satın alınmaz ve yok edilmez.**
Bağımız asla şüpheye düşmedi. Bir gün bile değil. Çünkü bizi ayırmaya yönelik her türlü girişimin ötesinde, siz her zaman kalbimdeydiniz, her düşüncemde, her gözyaşımda, her gülümsememde ve attığım her adımdaydınız.
Yaptığım her şey aynı zamanda sizin için. Her çaba, her düşüş, beni yıkılmış görmek isteyenlerin çok olduğu anlarda her ayağa kalkışım.
Ve bugün, tarih yazmaya devam ederken, kimsenin asla değiştiremeyeceği bir şeyi bilmenizi istiyorum: **Siz de bu tarihin bir parçasısınız.**
Çünkü her şampiyonluğun, her sevincin ve hayatımın her önemli anının arkasında... en büyük gücüm olarak her zaman siz vardınız.
Sizi tüm ruhumla seviyorum. Ve ne olursa olsun, her zaman sizin için olacağım. Her zaman. ❤️"
🚨 SON DAKİKA | Mauro Icardi'nin paylaşımı
"Sadece şampiyonluklardan ibaret olmayan üst üste 4 yıl. Bu 4 yıl boyunca her şeyi duydum. Yok şişmanmışım, yok zayıfmışım. Bitmişim, sakatlanmışım, formdan düşmüşüm ya da artık eskisi gibi değilmişim.
Belki de haklıdırlar… ama rakamlar ve istatistikler kendi adına konuşuyor. Sizi onlara bakmaya davet ediyorum.
Her gün satmak ve itibar zedelemeye çalışmak için yeni bir bahane, yeni bir manşet, yeni bir yalan.
Ama zaman, her zaman her şeyi ve herkesi ait olduğu yere koyar.
Ve işler zorlaştığında, baskı ortaya çıktığında ve gerçekten elinizi taşın altına koymanız gerektiğinde… sadece çok az kişi tarihi değiştirme yeteneğine sahiptir.
Bir kez daha “yapamaz” sözleri şampiyonluğa dönüştü.
Bir kez daha dahi lambayı ovaladı ve takımın ona en çok ihtiyaç duyduğu anda ortaya çıktı.
Ama her şeyden önce, size teşekkür ederim.
Herkese değil… en zor anlarda bile inanmaktan, tezahürat yapmaktan, yanımda olmaktan ve beni savunmaktan asla vazgeçmeyenlere.
Bu 4 yıl boyunca bana verdiğiniz sevgi, uydurulmuş her türlü yalandan çok daha değerli.
Yepyeni bir neslin sevgisi kelimelerle açıklanamaz.
Ve en büyüklerin saygısı ve hayranlığı da kimseye hediye edilmez… bunlar kazanılır; gerçektir ve samimidir.
Tarihimiz için bir kupa daha.
Çünkü her zaman söylediğim gibi…
“Galatasaray zaten büyük, ama onu daha da büyük yapacağız.” 💛❤️
Anlıyorum, 2 kızın babası olmak zor ama kızların için gitmeyeceksen bizimle kal Icardi. Biz senin kızlarından sonraki en büyük sevginiz, sen bizim en büyük sevgimizsin. #İcardiyleDevam
-Icardi bitik değil Okanın taktiği kısır
-Icardi'nin etrafına zeki oyuncular transfer edersek Osimhen'in 2 katı gol bulur
-Icardi'nin bu sezonki şampiyonluğa katkı eden en iyi 3 oyuncudan biri
-Maaşı düşürüldüğü takdirde ondan daha iyi bi oyuncu bulamayız
- Sözleşme uzatılmalı.