Kürdistan Sosyal Demokrat Parti lideri Kak Hemê'den Barrack'a cevap:
"Irak'ta Kürtler var, Araplar var, Türkmenler var, Şiiler, Sünniler ve Hristiyanlar var. Bunların hepsi varken nasıl tek bir millet veya tek bir devlet olunabilir ki?
Bunlar da İran'ın kontrgerilla teröristleri. Kendilerine Müslüman Peşmergeler diyen bu milislerin çoğu Şii Kürdlerden oluşuyor. Ve Rojhelat partilerine karşı savaşmaya hazırlanıyorlar.
Apocuların uydu örgütü olan KNK, Kürdlerin bir ulus olarak kabul edilmesi için BM'ye başvuracakmış. Peki neden Türk devletine ayrı bir ulus olduğumuzu dayatmıyorlar Dostlar alışverişte görsün diye yapılan hareketler bunlar.
Kerkük ve Ṣengali Irak devletine bırakıyorum,Rojava’yı Suriye devletine entegre ediyorum, Rojhelat’ı İran’ın sınırlarını korumaya görevlendiriyorum,Bakur için kültüralist haklar bile lazım değil,ve ulusal birlik çağrısı yapıyorum.
Ve bazı aptallar buna inanıp bizi eleştiriyor.
Sözde Kültür festivali diyorlar ama tek bir Kürt sanatçıyı davet etmemişler.
Yani Kürdün dilini şarkılarını yok saymışlar ve bunun adına da utanmadan Kültür festivali diyorlar.
Bu sözde festivale onurlu hiçbir Kürt gitmemeli .
Ev çi rê bû te da ber xelkê, mîrê min ev çi îlm û îrfan bû xwendin û nivîsandina bavê min tunebû. di dema wan de dinya ne gilover bû, di dema wan de dinya li dora xwe nedizivirî lê dîsa jî bextiyar bûn.
☀️🍁🎵
Dîrêj Mihemed.🥀
Ay ay ay Şen yine tendini şolcumu jannetmeye başladın.
Sen yine devletinin atanmış komiseri olduğunu unutup anti emperyalist mi oldun?
Bilinç altında ki Kürt düşmanlığını anti emperyalizm maskesi ile dışarı kusanlardan 1 C sınıfından Ufuk.
Kek Azad. Yazdıklarını okudum. Metnin tamamı, evrensel hukukun geçerli olduğu yerlerde vicdani ve ahlaki ölçülerle altına imza atılacak bir metin. Ana talebin farklı kesimlerce tartışılmasını istemişsin; izninle görüşlerimi belirteyim.
Vicdanı olan herkes barış ister. Bu slogan değil; aynı toprakta yaşayan herkesin insani yükümlülüğüdür. Onurlu barış, eşit masada muhataplığın tanındığı müzakere, evrensel hukuk ve adalet ölçütlerinde olağan taleplerdir. Bunlara karşı çıkmak barışı değil, statükoyu savunmaktır.
Asıl mesele talebin meşruiyeti değil, karşılıklı niyettir. Barış ve demokrasi sözleri bir yapının kuruluş kodlarıyla çelişiyorsa süreç samimiyet testine dönüşür. İttihat ve Terakki’den beri ulus-devlet inşasının bir kısmı, “ötekinin” siyasal varlığını yok saymak, eritmek veya güvenlik meselesine indirgemek üzerine kurulmuştur. Bu kod değişmeden atılan her adım, muhatabı muhatap değil, yönetilecek bir sorun olarak görmeye yatkındır.
Karşımızdaki yapı kutsal metinlerdeki bazı ifadeleri yorumlamaya veya değiştirmeye açık olabilir; anayasadaki kalıplaşmış maddeleri değiştirmeye ise kapalıdır. Anayasa, devletin, kimliğin ve iktidarın iskeletidir. İskelet kırılmadan masa eşitlenmez.
Adem-i merkeziyetçilik teknik bir idari tercih değil, siyasi tanınmanın ölçüsüdür. Yetkinin yerelleşmesi, farklı kimliklerin kendi hayatlarını kendi kurumlarıyla düzenleyebilmesi, “varım” demenin anayasal karşılığıdır. Buna değinmeyen bir taslak barış metni değil, idare belgesi olur.
Barış yalnızca ahlakın konusu değildir. Sistem sizi ne olarak görüyor: muhatap mı, tehdit mi, pazarlık nesnesi mi? Süreç kalıcı çözüm mü, zaman kazanma mı, bölme ve evcilleştirme midir? Bu sorular sorulmadan “barış süreci” çoğu zaman yönetimin sürekliliğini koruma aracı olur.
Gerçek barış ateşkesin ötesinde üç şey ister: karşılıklı tanınma, güç paylaşımı ve güvence. Tanınma olmadan masa dekor olur. Güç paylaşımı olmadan eşitlik lafta kalır. Güvence olmadan verilen söz bir sonraki krizde geri alınır.
Adem-i merkeziyetçiliği tartışmayan, anayasayı dokunulmaz sayan, ötekinin varlığını güvenlik diliyle tanımlayan bir yapı barışı değil, denetimli sessizliği üretir.
Yine de müzakere kapısı kapatılmamalıdır. Kapıyı kapatmak şiddetin ve inkârın diline teslim olmaktır. Kapıyı açmak naiflik değil, şart koymaktır. Şart net olmalıdır: muhataplık, adem-i merkeziyet, anayasal değişiklik ve eşit yurttaşlık. Bunlar olmadan “barış” vicdanı rahatlatır, siyaseti değiştirmez.
Barış iyi niyet beyanı değil, iktidarın kendini sınırlamasıdır. Sınırlanmayan iktidar, ötekinin yokluğu üzerine kurulmuş kodlarını korur. Kod değişirse masa anlam kazanır; durursa yalnızca süreyi yönetir.
@NurenKa26880727@BerbangPenaber@cannn2186 Siyasetten uzak durmaya çalışıyorum midem bulandı.
Özellikle de Apocu müritlerden hiç hazmetmiyorum kardeşim.
Neymiş Kürt halk önderiymiş bıla bıla .
O bir avuç müridin lideri olabilir 60 milyon Kürdün lideri olacak vasıfta değildir..