Muhalif olabiliriz,
Sevmiyor olabiliriz,
Eleştirebiliriz bunların hepsi Türk Milletinin kendi içindeki meseleleridir.
Ama Hiç bir Yunanlı veya başka Millet #NicolasMaduro
üstünden Türkiye Cumhuriyeti Devletini temsil eden Cumhurbaşkanını, Türkiye Cumhuriyeti Devletini bu şekilde küçümseyemez. Hiçbir Türk buna izinde vermez.
Haddinizi bilin Abd uşağı Yunanlılar. Sizin Kafanızı denize sokup sokup çıkarırız. Tasmanızı tutan Abd'ye fazla güvenmeyin.
TRT'de opusme koklasma sahneleri yasakken bir kadinin sansursuz oldurulmesi neden yasak degil mesela? Veya ulkede onlarca kadin katledilmisken bir kadinin onunde bir kadinin katledilme sahnesinin olma amaci ne @trt1#TasacakBuDeniz
Depremin yıl dönümü yaklaşırken bir özeleştiri.
Bu yazacaklarımı depremin henüz ikinci haftasında bir çok gazeteci arkadaşımla da paylaştım. Burdan da yazmak istiyorum. İlk günlerde (ki şimdi de öyle) mikrofonu kime uzatsak yetkililerden şikayetçiydiler; AKP, Bakanlıklar, AFAD, Kızılay, Belediye... Hazırlıksızlardı, yetersizlerdi, beceriksizlerdi, azlardı...
Bu eleştirilerinde sonuna kadar haklıydılar ve bizler de bunları aktarıyorduk. Ama şu da vardı ki biz de öyleydik. Videocular, fotoğrafçılar, gazeteciler, muhabirler... hepimiz! Sahadaki bir kaç savaş muhabirini çıkar, geri kalanımımızın çoğu hazırlıksızdı. Ne lojistik konusunda, ne ekipman konusunda, ne de psikoloji, güvenlik, iletişim ve buna benzer türlü konularda. Evet fotoğraf veya video çekmek, haber yazmak AFAD kadar hayati bir görev değildi ancak bu hazırlıksız olmamızın bir bahanesi olamazdı.
Sadece sahadakiler değil gazeteci örgütleri de hazırlıksızdı. Ne doğru dürüst iletişim kurulabiliyordu, ne de örgüt olarak sahada varlık gösterebiliyorlardı...
İkinci haftada bir çok arkadaşıma "Burada bir basın konteyner kenti kurmamız gerek. Her ilde 3-5 konteynerlik yerler" demiştim. Evet hazırlıksızdık ama hazırlanabilirdik çünkü buradaki süreç uzun yıllar boyunca sürecekti. Bir süre sonra seçimler konuşulmaya başlanacak, haber merkezleri, kanallar muhabirlerini sahadan çekecek ve burası unutulacaktı. Oysa bir kaç konteynerlik ufak bir yerleşke kurulsa, gelmek isteyen haberciler burada dönüşümlü olarak kalıp sürekli haberler geçse, hem depremzede gazeteci arkadaşlarımızla dayanışma içinde olur hem de depremi gündemde tutabilirdik.
Finansman mı? Gazetecilik örgütleri ne güne duruyordu?Türkiye Gazeteciler Sendikası, Gazeteciler Cemiyeti, medya alanında faaliyet gösteren dernekler...vs. Milyonlarca Euroluk fonları sürekli eğitimlere, atölyelere harcayacaklarına bir kısmını buraya aktarabilirlerdi. Ya da yeni projeler yazılıp destek bulunabilirdi. Her şeyi geçtim, derdimizi anlatırsak eğer insanlar da bizi destekleyebilirdi.
Ne yazık ki olmadı. Benim kurumlarla da pek aram olmadığı ve çok bağımsız çalışmaya alışkın olduğum için kişisel bir girişimde de bulunmadım, bulunamadım.
Belki kurumsal olarak bir şey yapamadım ama en azından kendi adıma bir ders çıkardım. 3 ay sonra deprem bölgesinden döner dönmez yüksek faizden de olsa kredi çektim. Arabamı değiştirdim, limitleri zorlayıp dört çeker bir arazi aracı aldım. Elektirik sorunu için güç istasyonu, her türlü hava koşulunda barınabileceğim çadır ekipmanları ve koruyucu kıyafetler, acil müdahaleler için ilk yardım çantası (ilk yardım eğitimim var, olmasaydı onu da alacaktım), ayrıca afet gibi travmatik zamanlarda nasıl iletişim kurulması gerektiğine dair psikolojik danışmanlık, farklı senaryolara karşı türlü şekilde ekipman setup'ları... ve daha bir sürü şey.
Bunlar bireysel yapılınca ekonomik olarak zorlayıcı ancak bir kurum çatısı altında kolayca yapılabilecek şeyler aslında. Zaten yapılması da gereken de bu. Ancak bizim ülkemizde bu çok eksik. Savaş, çatışma, afet gibi zorlu şartlar için eğitilmiyor muhabirler. Bir şey olunca "Fırat koş! Merve hemen sahaya!" Verdikleri şey bir mikrofon bir kamera o kadar. Şanslıysa bir powerbank! Sahanın koşulları neler, olası riskler, ihtiyaçlar hiçbir değerlendirme yok! Eğitim yok! Bir check list bile yok! Yeter ki koşsun birileri hemen sahaya.
Deprem zamanı okuduğunuz, izlediğiniz, gördüğünüz haberlerin, videoların, fotoğrafların arka planında muhabirlerin inanılmaz bir özverisi var. Ancak ne yazık ki bunu gerçekten hak edecek tv kanalları, haber ajansları, meslek örgütleri yok. Hadi yok demeyelim de çok çok az!
Bu konuda söyleyecek çok şey var elbette. Daha da uzamasın diye burada bırakıyorum.
Son olarak başta söylediğimi tekrar etmek istiyorum: Evet AFAD hazırlıksızdı ama biz de çok matah değildik... Ve bunun sorumlusu sahadaki muhabirler değil masa başlarında musluğu tutan “elitler”... Çünkü kaygıları haber değil başka şeyler!
(Fotoğraf #Antakya’dan. Ocak 2024)