BAŞIMIZ SAĞ OLSUN!
Doğubayazıt'tan İzmir'e doğru hareket eden otobüsün bugün sabah saatlerinde Ankara'da kaza geçirmesiyle açıklanan bilgilere göre 11 yurttaşımız hayatını kaybetti, çok sayıda yurttaşımız yaralandı. Trafik kazaları kader denerek açıklanamaz.
#Ağrı#Kaza
Ülkemizi içinde bulunduğu karanlıktan çıkartacak, insanca yaşayacağımız sömürüsüz bir düzeni kuracağız.
Çünkü ülkemizin geleceğinden umutluyuz, çünkü TKP’miz var!
Haydi gelin, 24 Ağustos Cumartesi günü saat 17.00’de parti standlarımızda buluşalım.
📢Milli Eğitim Bakanlığının (MEB) sermayenin ucuz ara eleman ihtiyacını karşılamak için tasarladığı MESEM'lere kayıtlı öğrenci sayısı, 2023 yılında %40’lık bir artışla 1.405.663’e ulaşmıştı.
Sermaye bu ucuz iş gücü deposunu çok sevmiş olsa gerek ki MEB'in önümüzdeki dönemdeki ana politikalarından biri "mesleki eğitimi özendirmek” olarak belirlenmiş!
Politika belgesinde mesleki ve teknik eğitimin medyada yeterince yer bulmadığını ve ailelerin "mesleki eğitime dair ilgi ve farkındalıklarının yeterince gelişkin olmadığını" ifade eden MEB'in planında yer alan "mesleki eğitimi özendirme" faaliyetlerini sıralıyoruz:
➡️ 7. ve 8. sınıfları için pilot illerde hayata geçirilen "zanaat atölyeleri" yaygınlaşacak. Modüler mesleki eğitim modelinin uygulandığı ve yaz aylarında düzenlenen bu atölyelerle mesleki eğitim 12 yaşa kadar inecek. Çocukların en kritik gelişme dönemleri sermayenin ihtiyaçları doğrultusunda istismar edilecek!
➡️ İlkokuldaki çocuklardan başlayarak "farkındalık yaratmak" adı altında mesleki eğitim kurumlarına yönlendirici faaliyetler düzenlenecek. Bu konuda İŞKUR ile iş birliği yapacak olan MEB bir yandan dinselleşmeye boğduğu çocuklara diğer yandan kariyer pazarlayacak!
➡️ “Meslek erbabı kişiler” ile röportajlar, animasyon ve kamu spotları ile başta RTÜK ve TRT olmak üzere çeşitli medya kuruluşlarınca piyasacı eğitim politikalarının reklamı yapılacak. Kamunun kaynakları liselileri ölüm sürükleyen MESEM'leri “cazibe merkezi” haline getirmek için harcanacak!
➡️ 11.sınıftan itibaren liselilerin sermaye temsilcileriyle buluşacağı "kariyer fuarları" düzenlenecek. MEB eliyle düzenlenecek bu kariyer fuarları mesleki eğitim kurumlarını adeta modern köle pazarlarına dönüşmesi demek!
Politika belgesi, daha giriş sayfalarında Türkiye'nin 22 milyonu aşan 0-17 yaş nüfusuna dikkat çekiyor ve bu durumun "çocuk nüfus oranı ve çalışma çağındaki nüfus" açısından önemli fırsatlar yarattığını yazıyor! Peki MEB bu "fırsatları" kimin için pazarlıyor? Halkı yoksulluğa sürüklerken kârları durmaksızın yükselen holdinglere... Koç'a, Sabancı'ya, Zorlu'ya, TÜSİAD'a...
Büyüyen sermaye sınıfı, durmaksızın yükselen kâr oranlarının kesintiye uğramaması için daha fazla ucuz iş gücüne ihtiyaç duyuyor. Türkiye'yi holdinglerin sömürgesi olarak gören Yusuf Tekin'in yönettiği MEB de işte bu nedenle çocuk nüfusa baktığında büyük bir "fırsat" görüyor!
MEB piyasacı politikalarıyla milyonlarca çocuğu sermayenin avuçlarına teslim etmek için hazırlanıyor. Eğitim sistemimiz bu amaçla baştan sona yeniden düzenleniyor.
Evet, ülkemiz "fırsatlarla" dolu. Bizleri köle olarak gören holdingleri def edip hiçbir arkadaşımızın küçük azınlığın kârına feda edilemeyeceği bir Türkiye'yi kurmanın fırsatlarıyla... Memleketin tüm zenginliğini yaratan emekçileri ve geleceğini kendi ellerine alacak çocuklarıyla...
📢 Gelin eşitsizliklere karşı gücümüzü birleştirelim. Unutmayalım, Koç Holding’te sömürülmek değil, mücadele etmek ve örgütlenmektir asıl itibar kaynağı.
➡️ https://t.co/6a5niUEVbF
▪️Geçtiğimiz haftalarda iki genç yurttaşımızı #GdzElektrik'in de sorumlusu olduğu plansızlık, koordinasyonsuzluk ve kâr hırsının yarattığı hatalar zinciri yüzünden kaybettik.
▪️Yeterli ve zamanında yapmadıkları altyapı bakım ve onarım çalışmaları yüzünden yangınlar çıktı; #yangın sonrası yapılan kesintiler yüzünden mağdur olduk, muhatap bulamadık.
▪️Gdz Elektrik 2023'te net kârını yıllık yüzde 40 artışla 6,5 milyar liraya yükseltirken, #Gdz işçisi birçok kardeşimiz ise asgari ücretin biraz üstünü alıyor, hatta belki onu bile alamıyor.
İşte son bir aylık sürede #İzmir'de Gdz Elektrik'in de sorumluluğunun bulunduğu tablo...
Duyuruyoruz: İzmir'de Gdz Elektrik'in ensesindeyiz, #GdzElektrikDevletleştirilmelidir!
Piyasacı eğitim politikalarında sınır tanımayan Milli Eğitim Bakanlığı gözünü ortaokul öğrencilerine dikti!
“Toplumsal, ekonomik, bilimsel ve teknolojik gelişmelerin son derece hızlı ve geometrik olarak (katlanarak) arttığı günümüzde, bilimsel ve çağdaş yaklaşımlar doğrultusunda, zorunlu, kesintisiz, temel/genel/akademik eğitim süresinin giderek arttırılması (okul öncesi eğitim hariç 12 yıla çıkarılması) gerekirken, imam hatip ortaokulu uygulamasında olduğu gibi, MTE’nin de 10 yaşındaki çocukların eğitim gördüğü ortaokul düzeyine indirilmesi, akla, bilime ve evrensel insani değerlere aykırı bir uygulamadır.”⬇️
Holdinglerin mal varlıkları ve kârları halkımıza feda olsun" diyerek kapısına dayandığımız holdinglerin işçilerine çağrımız var: Mesele, bildiğimiz, yakındığımız, öfkelendiğimiz sorun ve haksızlıklara karşı örgütlü bir biçimde karşı koymak.
Koç Holding işçisi arkadaş,
Türkiye’nin en büyük, dünyanın da en büyük 500 sanayi devinden biri olan bir holding çatısı altında çalışmanın bazı açılardan “ayrıcalık” olduğunu biliyoruz. Sigortasız, kayıtsız çalışan yok. Holding kriz dönemlerinde kolay kolay daralmıyor. Buna yıllardır paranın gücü arkaya alınarak yaratılan Koç Grubu imajının yarattığı “prestij”i de ekleyebiliriz. Gerçi bu prestijin Koç’ta çalışanlar açısından somut bir getirisi yok. Hatta çoğu kez en küçük bir hak arayışında “Koç’ta çalışıyorsunuz, daha ne istiyorsunuz”a çıkan bir duvarla karşılaşıyorsunuz.
Aslında konu çok basit. Siz yaşamınızı sürdürmek için çalışmak zorundasınız. İster üretimde, tezgah başında, ister kalite kontrolcü olarak, ister ar-ge departmanında, ister lojistikte… Koç Holding ya da başka bir patron çok fark etmiyor. Sonuçta siz çalışıyor, emeğinizin karşılığını değil, bir bölümünü alıyorsunuz, diğer bölümüyle de patron kâr ediyor.
Koç Holding herhangi bir patron değil. Ülkemiz açısından bir simge. Geçtiğimiz haftalarda TKP, Türkiye’nin belli başlı holdingleriyle ilgili olarak kamuoyunu aydınlatan yayınlar hazırladı ve eylemler düzenledi. Bu holdingler arasında doğal olarak Koç da vardı.
Koç Holding bünyesindeki şirketlerde çalışan parti üyelerimiz var. Bu eylemlerden sonra bizi arayan, ileti gönderenler oldu. Partimize katılmak isteyen, çalışma koşullarına ilişkin ek bilgi veren işçilerin yanı sıra yönetim kademelerinden de bizimle temasa geçmek isteyenler oldu.
Yıllardır dile getirilen “Koç Holding’de yaprak kıpırdasa yönetimin haberi olur” sözünde elbette bir haklılık payı var. İşçilerin hak arama çabalarına karşı erken uyarı sistemi gibi çalışan bir muhbir ağı oluşturma konusunda en deneyimli sermaye gruplarından birinden söz ediyoruz.
Ancak şu hesaba katılsın: Tersi de geçerli. Nerede bir haksızlık, adaletsizlik varsa, bizim de haberimiz oluyor.
Mesele, bildiğimiz, yakındığımız, öfkelendiğimiz sorun ve haksızlıklara karşı örgütlü bir biçimde karşı koymak. Diğer türlü patronun verdiği ile yetinmeye, mobbing ve benzeri uygulamalara katlanmaya, bazen de hiç beklemediğiniz bir anda kapının önüne konmaya razıyız demektir.
Gelin bunu kabullenmeyelim ve eşitsizliklere karşı gücümüzü birleştirelim. Unutmayalım, Koç Holding’te sömürülmek değil, mücadele etmek ve örgütlenmektir asıl itibar kaynağı.
➡️ https://t.co/50erHeoTvQ
📢MESLEKİ EĞİTİMDEN KÖLELİK EĞİTİMİNE GEÇİŞ
MEB tarafından hazırlanan "Mesleki ve Teknik Eğitim Politika Belgesi" AKP'li Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın onayıyla 10 Ağustos tarihinde yayımlandı.
Amacı "sektörel ihtiyaçlara cevap vermek" ve "özel sektörün ihtiyaç duyduğu nitelikli iş gücünü yetiştirmek" olarak tarif edilen bir belge söz konusu. MEB'in onlarca sayfa boyunca süslü cümlelerin arkasına sakladığı belgenin Türkçe özeti şudur:
Ülkemizin bütün zenginliklerine el koyan ve her yıl milyarlarca lira kâr eden holdingler, sermayenin sadık kulu AKP'yi ülkemizi ucuz ve nitelikli iş gücü deposuna dönüştürmekle görevlendirmiş. Bakan Yusuf Tekin de devletin ve MEB'in bütün imkanlarını bu uğurda seferber ediyor.
Büyük çoğunluğun sırtından geçinerek keyif içinde yaşayan azınlık şimdi de liseli işçilerin kanıyla beslenmeye hevesli. Hep daha fazla kâr hayaliyle ağzı sulanan sermayedarlar, yoksulluk ve geleceksizlikle boğuşan halk çocuklarına bakıp ellerini ovuşturuyor şimdi.
İşin aslı, adına "politika belgesi" dedikleri de memleketimizi kendisinin sömürgesi sanan asalaklarla imzalanmış bir kölelik sözleşmesi. Bu sözleşmeyle Türkiye'nin mesleki eğitim politikası Koç'un, Sabancı'nın, TÜSİAD'ın başını çektiği sermaye sınıfına teslim ediliyor. Emekçi halkın evlatlarını gönderdiği okulları da adeta modern köle pazarlarına dönüştürmek istiyorlar.
Komünistler olarak MEB'in mesleki eğitim politikalarını tüm boyutlarıyla, gün gün deşifre ediyoruz:
1️⃣ Mesleki eğitim "özendirilecek", çocuk işçilik ortaokula kadar inecek
2️⃣ MESEM'ler patronların kapısına kadar gidiyor
3️⃣ Düzensiz göç olgusu istismar edilecek
4️⃣ Teşvikler, kamusal imkanlar ve işsizlik fonu sermayenin hizmetinde
5️⃣ Öğretmenlik piyasaya uyarlanacak, okullar şirketleşecek
6️⃣ Tarikat zihniyeti her yerde: Fütüvvet ehli nesil
#İzmir'de #KarşıyakaBelediyesi'ne bağlı Kent A.Ş.'de çalışan 93 işçi, maaşlarının geç ve eksik yatırılması nedeniyle yaptıkları eylemden sonra "kanunsuz grev" gerekçesiyle geçtiğimiz hafta #Karşıyaka Belediyesi tarafından işten çıkarılmıştı.
Uğradıkları işçi kıyımına karşı Kent A. Ş. işçileri bugün yürüyor, mücadele eden #belediye işçilerinin yanındayız!
Kemal Okuyan'ın yazı yolculuğu nasıl başladı? | HAYAT VE KİTAPLAR ARASINDA (18 Ağustos 2024)
@Keskn1Turul @OkuyanKemal@ErcanGokhanca
PROGRAMI İZLEMEK İÇİN⬇
https://t.co/Pp1w0AiuiW
🔴 TKP gazetesi yeni sayısı çıktı: Çünkü TKP’miz Var
👉 #Gazete’ye ulaşmak için bize mesaj atabilir ya da bulunduğunuz ilde size en yakın semt evimizi ziyaret edebilirsiniz.
17 Ağustos’un Yıldönümünde: Afetlerin Can Almadığı Bir Ülke İçin…
Büyük Marmara depreminin ardından tam 25 yıl geçti. 17 Ağustos 1999’da yaşanan ve binlerce insanımızı enkaz altında bırakan felaket ne ilk ne de sonuncu oldu. En büyük ve can alıcısı 6 Şubat depremleri olmak üzere son 25 yılda onlarca doğa olayı daha Türkiye için büyük felaketlere dönüştü.
Depremin 25. yıldönümüne İzmir başta olmak üzere yurt genelindeki yangınların yarattığı kasvet altında girdik. ‘Ben geliyorum’ diyen felaketlere karşı bile sorumluların vaktinde ve yeterli müdahale becerisinden ne derece yoksun olduklarını da tekrar görmüş olduk.
Hayat öğretti, öğretmeye devam ediyor; depremler değil kapitalizm öldürüyor!
İstanbul depremini konuşuyoruz örneğin. Depremin olası kuvveti, ne kadar yıkıcı olacağı, maliyetleri üzerine söylenmedik söz kalmadı artık. Peki 1 buçuk seneden fazla zaman geçmesine rağmen 6 Şubat’ta zarar görmüş bölgelere sağlıklı bir kentleşme için dahi kaynak ayırmaktan aciz olanlar, olası İstanbul depreminin felakete dönüşmesini nasıl önleyebilirler? Tek derdi birilerini zengin etmek olan, dinci gericilikten beslenen ve paranın saltanat sürdüğü bu düzen insan hayatını önceleyen bir afet politikası geliştirebilir mi?
Harekete geçmemiz, afetlerin can almadığı, ciğerlerimizi kurutmadığı bir ülke için kapitalizmi yıkmamız gerekiyor!
17 Ağustosları, 6 Şubatları bir daha yaşamamak için devletçi ve planlı bir ekonomi, laik bir toplumsal sistem, bağımsız ve egemen bir ülkeyi mutlaka kuracağız.
İşte o zaman kaybettiğimiz insanlarımıza verdiğimiz sözü de tutmuş olacağız.
➡️ https://t.co/ioY6fzlNQd
Kriz Merkezi'mizin İzmir'de süren yangınla ilgili gözlem ve değerlendirmelerini kapsayan açıklaması:
"İzmir'de yaşamakta olduğumuz bu felaket bize bir kez daha gösteriyor ki, içinde yaşadığımız bu düzenin plansızlığı, piyasacılığı ve çürümüşlüğü, afetlere karşı doğru ve etkili müdahale planları oluşturulup bunların hayata geçirilmesini de neredeyse imkânsız kılıyor."
👉🏼 https://t.co/wQ3owhZ7I9
#izmirdeyangınvar
#izmiryanıyor
➡️YKS yerleştirme sonuçları eğitimde plansızlığın ve sermayenin çıkarlarına hizmet eden politikaların yarattığı kaosu bir kez daha gözler önüne seriyor.
Bu yıl YKS sınavına 3 milyon 120 bin 870 başvuru yapıldı. Başvuru yapan adaylardan sınava giren ve sınavı geçerli sayılan aday sayısı ise 2 milyon 755 bin 301 oldu. Bu adayların yalnızca 802 bin 170'i örgün lisans ve ön lisans programına yerleşirken üniversitelerde 23 bin 738 kontenjan boş kaldı.
Halkın kanını emerek beslenen holding patronlarının istediği ucuz ve itaatkar işgücünü yaratmak için yaygınlaştırılan imam hatip liseleri mevcut sorunu derinleştiren bir başka etmen olarak karşımızda duruyor. Yerleştirme puanı hesaplanan imam hatip lisesi öğrencilerinin yaklaşık üçte biri herhangi bir yükseköğretim programına yerleşemedi.
Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin'in her fırsatta reklamını yaptığı meslek liseleri ise öğrencileri eğitimin dışına itme aracına dönüşmüş durumda. Çeşitli meslek liselilerinde okuyup yerleştirme puanı hesaplanan 696 bin 578 meslek liselinin 507 bin 533'ü üniversiteye yerleşemedi. Yani yalnızca 189 bin 45 meslek liseli yükseköğretime geçiş yapabildi. Geriye kalanlar ise MEB tarafından güvencesiz ve ağır koşullarda çalışan ucuz işgücü olmaya sürükleniyor.
Toplamda ise sınava başvuran adayların yalnızca %25'i örgün yükseköğretim programlarına kaydolabildi. Eğitim sistemini plansızlığa mahkum eden piyasacı ve tarikatçı zihniyetin sorumlu olduğu bu tablo, yükseköğretime geçişin büyük bir açmaza girdiğini gösteriyor. AKP, belirli aralıklarla kendisini tekrar eden bu açmazı sınav sistemlerindeki değişikliklerle makyajlamak istese de çok daha köklü bir sorunla karşı karşıyayız.
Piyasacı eğitim politikaları nedeniyle devlet okulları artık öğrencileri yükseköğretim kurumlarına hazırlama görevini yerine getiremez durumda.
Çocuklarının düzgün bir meslek sahibi olmasını isteyen emekçi aileler adı özel eğitim kurumu olarak değişen dershane patronlarının insafına terk edildi. Dershane ve özel okul saçmalığı öyle bir boyut aldı ki "hayalet okul" olarak bilinen ve resmi olarak lise statüsüne sahip "eğitim dükkanları" ortaya çıktı. Bu "hayalet okullar" tek işlevlerinin öğrencileri YKS'ye hazırlamak olmasını ve hatta öğrencileri gün boyu sınıflara kilitlemeyi reklam malzemesi yapacak kadar kontrolden çıktı.
Böylesi bir yükseköğretime hazırlık süreci diğer yandan liselileri sosyal hayattan tamamen kopararak büyük bir psikolojik bunalımın kapısını aralıyor. Çocuğuna iyi bir gelecek sunabilmek için çabalayan milyonlarca emekçi ise banka kredileriyle, sonu gelmeyen okul ve dershane taksitleriyle cebelleşiyor.
📢2024 YKS yerleştirme sonuçlarının da hatırlattığı üzere: Planlama ve eşitlikçi politikalar olmaksızın yönetilen bir eğitim sistemi Türkiye'nin gençlerine ve emekçilere hiçbir gelecek sunamıyor.
Holdingler ve iktidarın özelleştirme politikaları ormanlarımızın ve insanlarımızın yaşamına kastediyor.
Tüm yurttaşlarımızı holdinglere ve özelleştirmeci politikalara karşı mücadeleye, yanan ormanların imara açılmayarak tekrar ağaçlandırılmasının takipçisi olmaya çağırıyoruz.
TKP Merkez Komite Üyesi Savaş Sarı, #Karşıyaka#Örnekköy'de akşam saatlerinde rüzgârın artmasıyla tekrar şiddetlenen yangına ilişkin açıklamalarda bulundu.
Yangından etkilenen yurttaşlarımızla dayanışmak için TKP İzmir İl Örgütü'nün kurduğu kriz masasıyla iletişime geçebilirsiniz:
📞 0543 857 19 20
📢Ülkemizde emekçi halkı yoksullaştırma saldırısı öğrencileri de etkiliyor. Her yıl sermayenin ve vakıf üniversitelerinin eğitimde daha çok yer kapladığına şahit oluyoruz. Üstelik bu durum sadece eğitimin kendisiyle de sınırlı değil. İl dışına üniversite okumaya giden gençler barınmadan beslenmeye çoğu temel ihtiyacına ulaşmakta güçlük çekiyor, on binlercesi ulaşamıyor. Bunun sonucunda büyük bir çoğunluk başka çaresi kalmadığından eğitimini yarıda bırakıp çalışmak zorunda kalıyor.
Yükseköğretim Kurulu (YÖK) Strateji Geliştirme Başkanlığı'nın verilerine göre, 2023 yılında üniversitelerden ayrılan öğrenci sayısı 617 bin 250 oldu. 2015 yılında 98 bin öğrenci üniversiteyi bırakırken, bu sayı 2022 yılında 390 bine yükseldi. 2015-2022 yılları arasında 2,3 milyon öğrenci üniversite eğitimini bıraktı.
Üstüne üstlük eğitimini tamamlayacak kadar ‘‘şanslı’’ olanlarımızın yine büyük bir çoğunluğu da asgari ücrete mahkûm ediliyor. Yukarıdaki veriler sermayenin eğitim hakkına geçirdiği pençenin bir çıktısıdır. Eğitim bir hak olmaktan çıkmış; patronların kârına kâr katacağı biçimde yeniden düzenlenmiştir. Milyonlarca öğrenci eğitim hakkından mahrum bırakılmış; patronlar ellerini ovuştururken aynı zamanda işsizlik bahane edilerek ucuz iş gücü olarak piyasada yerlerini almışlardır.
Şimdi soruyoruz: Patronların kasası dolsun diye mi okuyoruz? Bir avuç asalak bizlerin kanıyla beslensin diye mi yıllarımızı harcıyoruz?
🟥Tüm bu akıl dışılığa dur demenin ve eşit, bilimsel, ücretsiz eğitim talebini yükseltmenin vaktidir. Sermayenin hırsları uğruna feda edecek bir hayatımız yok!