Darphane’nin TCG Anadolu amfibi hücum gemisi için hatıra parası basmasını memnuniyetle karşılıyorum.
Ancak parada düzeltilmesi gereken iki önemli husus dikkat çekiyor:
1. “TCG Anadolu Gemisi” ifadesi terminolojik olarak hatalıdır.
TCG zaten “Türkiye Cumhuriyeti Gemisi” anlamına gelir. Dolayısıyla “TCG Anadolu Gemisi” denildiğinde “gemi” kelimesi gereksiz biçimde tekrarlanmış oluyor. Doğru kullanım TCG Anadolu ‘dur.
2. Paranın diğer yüzündeki gemi dümeni tasarımı da denizcilik geleneği açısından yanlıştır.
Klasik denizcilik ikonografisinde gemi dümeni çoğunlukla sekiz kollu tasvir edilir ve bu form denizcilik kültürünün yerleşmiş sembollerinden biridir. Hatıra parasında ise 10 kollu bir dümen kullanılmış. Özellikle denizcilik tarihini ve kültürünü temsil edecek resmî bir eserde yerleşik sembollerin tercih edilmesi gerekirdi.
Böyle kalıcı eserlerde terminoloji ve denizcilik sembolleri konusunda Deniz Kuvvetleri ve denizcilik tarihi uzmanlarının görüşünün alınması önemlidir.
Bu hatıra parası tasarlanırken Deniz Kuvvetleri Komutanlığının görüşü alınmamış olmalı.
Diğer yandan Darphane, bu yıl 1 Temmuz’da kutladığımız Kabotaj Kanunu’nun 100. yılında, Türk deniz egemenliğinin temel taşlarından biri olan bu tarihi kanun için hatıra para basmadı.
2026 yılı bitmeden darphanenin bu önemli tarihi olayı hatıra para ile anmasını tavsiye ederim.
Bugünümüzü borçlu olduğumuz Kurtuluş Savaşımızın lojistiği büyük çoğunluğu Rusya’dan gönderilen ve Karadeniz üzerinden taşınan 300 bin ton cephane ile sağlandı. Batı Karadeniz’de Fransız; Doğu Karadeniz’de İngiliz ve Yunan savaş gemilerinin ablukasına rağmen cephane emniyetle ve kayıp vermeden İnebolu, Trabzon ve Samsun limanlarına intikal edebildi. Toplam tonajı 7800 tonu geçmeyen irili ufaklı 300 tekne ile sağlanan bu başarıda Rüsumat - 4 gemimizin ve kahraman Ordu halkının çok özel hikayesi var. Rüsumat - 4, Mustafa Kemal ile Lenin arasında kurulan stratejik bağ sonucu imzalanan 24 Ağustos 1920 anlaşmasından sonra 4 Kasım 1920’de Tuapse’den Trabzon’a taşınan ilk parti cephane yükünü getiren gemilerden birisi oldu. Aynı şekilde bu kahraman gemi, Trabzon - İnebolu hattında batıya ilk sevkiyatı götüren gemi oldu. Ama Rüsumat-4’ü unutulmaz kılan, 18 Ağustos 1921 günü artan düşman deniz tehdidi üzerine Ordu kıyılarında halkın kurduğu insan zinciri ile kısa sürede gemideki ağır toplar ve binlerce cephane sandığının karaya taşınması ve emniyete alınması olayıdır. Bu başarıdan sonra gemi, tehdidin geçmeyişi üzerine, ertesi gün kontrollü bir şekilde karaya oturtulmuş yarısına kadar batırılmış ve üzerinde suni bir yangın çıkarılarak Yunan torpidobotlarının gemiyi ele geçirmesi önlenmiştir. Kahramanlık burada bitmiyor. 20 Ağustos 1921 günü Ordu halkının fedakarlığı ile harmanlanan yardımlar sayesinde tekrar yüzdürülmüş ve İstiklal Harbinin Kuvayı Milliye Donanma’sına geri dönmüştür. Batum’da tamir görmüş, göreve devam etmiş, ancak 12 Ekim 1921’de Eynesil’de Yunan savaş gemilerinin hücumuna uğrayarak batırılmıştır.
Ordu halkı bu kahraman gemiyi unutmamış ve 25 Nisan 2023 tarihinde geminin bir benzerini anıt gemi statüsünde Ordu şehrinin en güzel meydanına yerleştirmiştir. Rusumat 4, Karadeniz sahilinde Samsun’daki Bandırma; Karadeniz Ereğli’deki Alemdar gemilerinden sonra üçüncü anıt gemi olarak yerini almıştır. Ordu halkının kurduğu insan zinciri ile Rüsûmat 4’ün ağır cephanesinin kısa sürede boşaltılması az yaşanacak bir başarıdır. 21 Ağustos 2025 tarihinde Samsun ve Trabzon kayıkçı loncalarına 1924 yılında tevdi edilen ancak bugüne kadar tevdi edilemeyen İstiklal madalyaları 101 yıl aradan sonra takdim edilmiştir. 101 yıl sonra da olsa bu çok değerli bir vefa örneğidir. Buradan hareketle Kurtuluş Savaşına Kuvayı Milliye Donanması ile destek veren ve halen replikaları anıt gemi statünde Karadeniz’e gururla bakan Rüsumat 4 ve Alemdar'ın da sembolik de olsa devletin en yüksek madalyası olan devlet savaş madalyası ile onurlandırılmaları son derece uygun olur. Karadeniz Ereğli ve Ordu halkı bu kahraman gemilere sahip çıkmış onları anıt gemi olarak sonsuzuğa emanet etmiştir. Her ikisi de bu madalyayı hak etmektedir.
Halil İbrahim Demirci, abim Samet Özgül’ü sadece 10 saniyede boğazından bıçaklayarak canice katletti. Arkasından, “Beni arabadan indirmeyin demedim mi?” dedi… Bu söz, olayın planlı yapıldığını açıkça ortaya koyuyordu.
Ama mahkeme bu vahşeti “iyi hal”le ödüllendirdi. Ve cani sadece 25 yıl ceza aldı.
Sayın @yilmaztunc,
Sizce bu kişi ve ailesi gerçekten pişman mı? Yoksa biz adaletin yalnızca güçlüden yana olduğunu bir kez daha mı gördük?
Ferdi Zeyrek’i son yolculuğuna uğurlamak için Manisa’daydım… Gördüklerimi hayatım boyunca unutamayacağım.
Hani filmlerde, çok sevilen bir kral ya da komutan kahramanca savaşırken kalleşçe öldürülür ve sonrasında halkı müthiş bir uğurlamaya imza atar ya, sinematik bir şekilde aktarılır izleyiciye…
Manisa işte öyle bir uğurlama yaptı Efe’sine, Ferdi Zeyrek’e…
Taksiyle gittim belirli bir noktaya kadar. Yolda taksici, “Çok kısa zamanda çok büyük işler yaptı, çok erken gitti…” dedi.
Taksiden indim. Yolda herkesin yakasında Ferdi Zeyrek’in fotoğrafları… Namazın kılınacağı alana doğru yürüyen aileler, gençler…
Yan yana saf tuttuk hepimiz. Ferdi Başkan alana getirildiğinde alkış tufanı koptu, sonrasında tekbirlerle inledi meydan.
Namazını kıldık, helalliğini verdik. O sıcakta, o yoğunlukta kimse kimseyi ittirmedi, kırmadı… Kimisi dudaklarını ısırdı ağlamasını bastırmak için, kimisi bıraktı kendini…
Sonra kabristana doğru yola çıktık… “Mustafa Kemal’in askerleriyiz!”, “Manisa seninle gurur duyuyor!” sloganları caddeleri, sokakları inletiyordu.
Her iki yüz metrede bir, “Yastayız” yazılı Ferdi Zeyrek’in dev pankartlarının altından geçtik; herkes elini sürdü, sanki son kez dokunurcasına…
Caddede yürürken öğrenciyi, yaşlıyı, üniformasıyla tek başına gelen polisi, doktoru, zabıtayı gördüm.
Son veda için camlardan destek olan amcalara, teyzelerin, çocukların hüzünlü el sallamalarına şahitlik ettim.
Kabristanda öyle bir kalabalık vardı ki yaklaşmak ne mümkün.
Defnettiler dağ gibi bir adamı.
Kısa zamanda sadece ona oy verenleri değil, tüm ülkeyi hayran bırakmış kendisine.
Ne heybetli gidiştir o,
Ne güzel bir vedadır o…
Umudumuzu, sessizliğimizi, vicdanımızı, gençliğimizi, geleceğimizi… Hep bir parça gördük belki kendimizden.
Umudunu gömer mi insan toprağa? Belki de ondan bu acı…
Mekânın cennet olsun Ferdi Başkan…
İstanbul, 572 yıl önce bugün, 29 Mayıs 1453'te fethedildi.
13 Kasım 1918'de işgal edilen İstanbul, 4 yıl 10 ay 23 gün işgal altında kaldıktan sonra 6 Ekim 1923 tarihinde düşman işgalinden kurtuldu.
İstanbul'un fethi kutlu olsun. Fethedene de, kurtarana da sonsuz saygıyla.
Yıl 1933
Cumhuriyeti’in 10’uncu yıldönümü. 10’uncu yıl marşı…
Ne muhteşem bir coşku…
Devlet adamı, zarafet, nezaket ve çelikleşmiş bir disiplin…
Nerede o günler, o şevk o heyecan?..
Nerede?..
Tarihin Kıskandığı Lider…
17 yıl önce 9 Haziran 1908 günü İngiltere kralı ve Rus çarı Baltık Denizi liman şehri Reval’de buluştu. Bu tarihi buluşmada kıta Avrupa’sında İngiltere’ye büyük rakip olan Almanya’ya karşı ittifak sisteminde Fransa’dan sonra Rusya’nın da Londra’nın yanına çekilmesi hedeflenmişti. Bu görüşmede Ruslara yaklaşmakta olan büyük savaşta İngiltere’nin yanında olmaları karşılığında başta Makedonya olmak üzere Osmanlı topraklarında ve Boğazlar bölgesinde nüfuz alanları elde etmeleri teklif edildi. Bu görüşme çöküş dönemini yaşayan Osmanlı’nın ölüm fermanıydı. Altı yıl sonra birinci Dünya Savaşı çıktı. Osmanlı’nın Almanya’nın yanında savaşmaktan başka çaresi yoktu. Reval görüşmesinin duyulması özellikle Selanik ve Makedonya’da başta İttihat Terakki Cemiyeti olmak üzere büyük tepki yarattı. Pek çok tarihçiye göre Reval görüşmesi II. Meşrutiyet ilanının da sebepleri arasında. Reval’in hedefleri Rus devrimi nedeniyle tam olarak gerçekleşmedi. Lenin büyük toprak kayıpları ile tüm cephelerden geri çekildi. Ülkede batı destekli iç savaş çıktı. Türkler de Almanların yanında savaşı kaybedip işgale uğradılar. Ancak Mustafa Kemal tarih sahnesine çıktı. Kaderin tokadı olsa gerek bu kez Reval’in tam aksine Türkler ve Ruslar İngiltere ve vekillerine karşı savaşmak için işbirliği yaptı. Rusya’dan tedarik edilen 300 bin ton cephane ile Kurtuluş Savaşı kazanıldı. Bugüne kadar Atatürk sonrası dönemde Türkiye hakkında pek çok Reval kararları alındı. Bugün de şüphesiz aleyhimizde pek çok gelişme yaşanıyor. Bugün, küresel ekonomi ve jeopolitik dengelerin alt üst olduğu bir konjonktürde Suriye’den İran’a; AB’den NATO’ya; israil’den Kürecik Radarına ; Mavi Vatan’dan kukla Kürdistan ve Doğu Akdeniz’e kadar pek çok alanda yeni Reval’leri def etmenin tek reçetesi Kemalist Türkiye gerçeğinden geçmektedir. Dışarıdaki devasa anafor ve içerdeki parçalanmış iç cephe konjonktüründe bizi bu zorlu dar boğazdan geçirecek tek rota Atatürk gibi düşünmektir.https://t.co/BXubUdXvTv
Eylemlerde gözaltına alınan ve ev hapsine mahkum edilen Elif Uluğ:
“Teyitsiz yürüyüşlere katılmayın, içerde insani koşullar yok. Hiçbirinizin bunu yaşamasını istemiyorum.
İçeride kalan 300 kardeşimin mücadelesi dışında bir gündemim yok.”
“İktidarın yaptırdığı Marmaray’la muhalif olmaya gidiyorsunuz” diyenlere tepki gösteren Nergis Erbaş isimli genç:
Birincisi, Marmaray’ı iktidar değil devlet yaptı. Devlet senin verdiği vergileri sana bakmak zorunda.
İkincisi ‘devlet büyüğü’ diye bir şey yoktur devlet görevlisi vardır. Devlet görevlisinden hesap sorulur hak aranır.
Üçüncüsü de bugün bayram ailenizle vakit geçiriyorsunuz ama 301 genç kardeşimiz, anayasal haklarını kullandıkları için tutuklular.
İstanbul Üniversitesi ve ODTÜ öğrencilerinin ülkelerine, adalete sahip çıkmaları, gösteri yapmaları anayasadan gelen haklarıdır.
Siyasi davalar toplumsal tepkinin harekete geçmesiyle kazanılır. Yoksa Ümit Özdağ da Ekrem İmamoğlu da çıkamayacağı gibi yanlarına daha nice öncü isim eklenir.
Hukuk, hukuki davalarda geçerlidir.
Nutuk okuyun, ufkunuz açılır…
Bu ülkede hukukun üstünlüğünü, demokrasiyi ve millet iradesini savunan herkes bilmelidir ki, seçilmiş bir belediye başkanına yönelik bu girişimler asla ama asla kabul edilemez. Dün diploma iptali, bugün sabahın erken saatlerinde Ekrem Başkanımızın evinin önüne yığılan polisler ve ekibine yönelik gözaltı işlemleri… Bu tablo, hukuk devletine yakışmıyor.
Gözaltı nedeni belli olmasa da; Daha önce adliyeye gidip ifade veren bir belediye başkanını, bugün koştur koştur gözaltına almak neyin göstergesidir?
Eğer gerçekten adaleti arıyorsanız, önce hukukun temel ilkelerine sadık kalınmalıdır.
Bilinmelidir ki, milletin iradesine yapılan hiçbir müdahale karşılıksız kalmaz. Hukuk dışı yöntemlerle, baskılarla, tehditlerle yapılan bu uygulamalardan en büyük zararı demokrasimiz görecektir. Ancak biz susmayacağız!
Hiç kimse de unutmasın: Ekrem Başkanımız yalnız değildir!