Parti Meclisimiz geçtiğimiz hafta sonu faydalı sonuçlara yol açacağına inandığım verimli bir toplantı yaptı. Toplantımızın kamuoyuna açık sonuç bildirgesine ek olarak TBMM’de görüşülen yasal düzenleme ile ilgili duygu ve düşüncelerimi de eklemek, içimden geçenleri paylaşmak istiyorum.
İktidarın biricik derdi var: Koltuk.
Ne halkın acılarını bilirler, ne de o acının dindiği bir geleceği düşlerler. O yüzden de barış hakkıyla konuşulamasın, halk omuz omuza veremesin, bu sorun olması gerektiği gibi çözülemesin istiyorlar.
Bizim bu iktidara dün olduğu gibi bugün de zerre güvenimiz yoktur. Onların fıtratı memleketin zararına davranmak üzerinedir. Yıllardır yaptıkları, yapacaklarının teminatıdır!
Tam da bu nedenle, AKP’nin de işine gelecek biçimde, kamuoyunda oldukça sığ bir tartışma düzlemi oluşsun diye uğraşıyorlar. Bu süreçte kim eleştiri yapsa, itiraz etse "barış düşmanı" diye çamur atmaya kalkıyorlar. Oysa, barışın baş düşmanı Saray’dır.
Kanımca sürece dönük "eleştiriler" ikiye ayrılıyor.
Bir yanda bu kinden beslenenler, savaştan nemalananlar var. Yoksul emekçi çocuklarının yaşamı üzerinden söz, siyaset ve iktidar kuranlar, çatışma bitmesin diye ellerini ovuşturanlar var. Sıvasız evlere asılan bayraklar onların ekmek kapısıdır. Onlarla aramızda yerle gök kadar mesafe var, aynı gökyüzünün altına bile sığmayız!
Diğer yanda ise AKP’nin ikiyüzlü, pazarlıkçı sahtekârlığını teşhir edenler; ülkemizin büyük özlemi barışı bir iktidar oyununa ve katakulliye kurban etmemek için dik duranlar var. Biz işte o onurlu eleştirinin, gerçek barışın tarafındayız.
Yine bugün Meclis’te "evet" oyu verecek olanlar da ikiye ayrılacak:
Biri tarafta koltuğunu, iktidarını biraz daha uzatmak için küçük hesaplar peşinde koşanlar var.
Diğer taraf ise; "Yeter ki tek bir anamızın daha yüreği yanmasın, hiçbir evladımız yaşamdan koparılmasın, Türk ve Kürt halkına on yıllardır acı ve gözyaşı getiren bu kapı sonsuza kadar kapansın" diye çabalayanlar.
Burada da ikinci taraftayız. Biz emekçi ana ve babaların gözyaşları dinsin; savaş, şiddet ve silah hayatımızdan çıksın, haksız yere cezaevinde tutulan siyasetçiler özgürlüğüne kavuşsun, ülkemiz onurlu bir barışta buluşsun diyenlerle birlikteyiz.
Hep öyleydik, AKP’ye rağmen öyle olmaya devam edeceğiz; bizi bu yolumuzdan Saray bile döndüremez.
Bu iktidar, bu zihniyet memlekete hakiki bir barış getiremez, bunu çok iyi biliyoruz. Barışı toplumdan kaçırmak, kapalı kapıların ardına sıkıştırmak, sonunda da seçimlere bağlamak için çaba ve niyetlerini görüyoruz. Onların derdi, kendi iktidar hesaplarını yürütmektir.
Tam olarak bu niyet ve zihniyetle mücadele ettiğimiz için Komisyon sonuç raporuna hayır oyu vermiştik.
Şunu herkes bilsin: Bugün TBMM'ye gelen yasa teklifi bizim teklifimiz değildir, altına imza atmamış olmamız da bu anlama gelir. Teker teker her maddeye içerik ve usul açısından eleştirilerimiz var, sevgili Ahmet konuya ilişkin görüşlerimizi genel kurulda da paylaşacak.
Bunca haksızlığa, yanlışa, ayıba rağmen bu teklife evet diyeceğiz; çünkü barış, Saray’ın insafına terk edilemeyecek kadar önemlidir. Bu karanlıkta, bu devasa hukuksuzluk deryasında bir ufak adalet kırıntısı bile koparma ihtimalimiz olacaksa, bir tek genci bile o karanlıktan söküp alacaksak o sorumluluktan kaçmayız. Çok yaralar almış, kırılgan ama direngen ve kocaman barış umudunun karşısına dikilmeyiz. Bedel ödeyenlerin el sıkıştığı yerde bizim de elimizden gelen budur.
Barışı Saray’ın insafına terk etmemek için teklife evet diyeceğiz; Saray Rejimi’ne karşı mücadelemizi bir kez de bu kutsal meseleyi sabote etmek için hiçbir fırsatı kaçırmayan iktidara karşı duyduğumuz öfkeyle birleştireceğiz.
Ülkemizi bu Saray karanlığından mutlaka kurtaracak, eşit-özgür yurttaşlar olarak barış içinde yaşayacağımız bir ülkeyi mutlaka kuracağız.
Karatepe Yüksek Güvenlikli Ceza İnfaz Kurumu’ndan selamlar.
Size bu satırları hemen yan hücremden gelen “Aşkın mapushanee, içindee ben mahkum” dizeleri eşliğinde yazıyorum.
Bir düzeltmeyle başlayayım; tanımadığım ve görüşmediğim bir avukat “Deniz bizi unutmayın dedi ” gibi bir bilgi yaymış. Ne böyle bir duygum var ne de öyle bir talebim oldu. Aksine sürekli beni paylaştığını öğrendiğim arkadaşlarıma şu mesajı yolladım: “Abartma be king, yaz böyle geçmez.” Hazır hayatımın ilk tekzibini yapıp kendimi bir şey sanmışken hız kesmeden ikinciyi de yapayım. Biraz gecikmeli olacak ama tutuklandığımı öğrenince söylediğim “neşemizi çalamazlar” mesajını tırnak içinde olduğunu vurgulayarak söylemiştim. Nöşömözü çolomozlor gibi. Ama adliyeden Twitter’a ulaşana kadar yolda ironik tırnaklar kaybolmuş. Bana bu haberler geç geldiği için özetle şöyle diyebilirim; romantik, arabesk ya da talepkar bir cümle duyarsanız bilin ki doğru değildir. Çünkü ruh halim — olumlu anlamda — üçünden de uzak.
Evet, Çorlu’da birinci ayımı doldurdum. Ankara, Çorum, Antalya ve İstanbul’dan sonra en çok vakit geçirdiğim şehir Tekirdağ oldu. Beş Şehir’i tamamladım. Gelirseniz gezdiremem ama şehrimizin en çok ziyaret edilen noktası olan cezaevine çoğu Tekirdağlıdan daha hakimim. En iyi köfteciyi herkes bilir.
Moralim yerinde, sağlığım iyi. Bir ay boyunca kötü hissettiğim tek bir an bile olmadı. Tabii ki cezaevi romantize edilebilecek bir yer değil. Bunu herkes bilir. Monopoly’de bile kodese girince sinir krizi geçiren arkadaşlarım oldu. Yine de adettendir, benden de duyun; cezaevine girmeyin mecbur kalmadıkça.
Aile, arkadaşlar, iletişim ve seyahat özgürlüğü, gözetlenmediğim bir oda, güneş, sahne, sokakta yürümek gibi mahrumiyetlerin yanında önemini burada anladığım şeyler de oluyor. Klavye ve bıyık makası benim için önemliymiş. Klavyeye hazırlıklıydım ama bıyık makası sürpriz oldu. Berber prosedürünü öğrenene kadar bıyıklar ağzımı kapattı. Kantin listesinde olmamasına rağmen şansımı deneyip “Bıyık makası?” diye dilekçe yazdım; cevap verilmeyen tek dilekçem oldu. Bir filmde dev makası olan bir adam gördüm. Çok özendim. Hayatımda ilk kez canım makas çekti. Neyse ki bıyığım Türkiye’de övgü alabileceği en kritik kişiden övgü aldı; ziyarete gelen Erkan Baş’tan.
Özetle cezaevine girmemeye çalışın ama işinizi olması gerektiği gibi yapmanın karşılığı buysa en huzurlu uykular burada uyunuyor. Sonraki gün yapacak işinizin ya da verilmiş sözünüzün olmaması da cabası.
Kaldığım cezaevi “Kuyu Tipi” olarak biliniyor. Bu konuda uzmanların, avukatların ve uzun süre tecrübe etmek zorunda kalmış insanların yazdıklarını okumanızı tavsiye ederim. Benim kısa süreli gözlemim; güneşsizlik, havasızlık ve sosyal izolasyonun kalıcı fizyolojik ve psikolojik zararlar vermesi kaçınılmaz. Sayımlar dışında insan sesi duymadan günleri, haftaları geçen mahkumlar var. Cezaevi deyince aklımızda canlanandan çok daha yalnızlaştıran bir sistem.
Ben belki kısa süreli olacağını umduğum için dışarıda da bazen yaptığım goblin moduna geçerek şimdilik uyum sağladım. Ama öğlen 7 metrelik duvarları olan avluda yüzüme gelsin diye güneşle köşe kapmaca oynamam gerekiyor. Yolu bir şekilde bu kuyuya düşen güvercin* ve dev çekirgeler duvarları aşamadıkları için benimle beraber kalıyorlar, haklarında CİMER şikayeti olmamasına rağmen. Yalnız hissettirmiyorlar. Gönderdiğiniz kitap kargoları ve şimdiden plastik komodinimin iki çekmecesini dolduran mektuplar hayatımdaki en kalabalık zamanımı yaşamamı sağladı hücrede. Hepsini okudum mektupların, kalışım uzarsa cevap da yazacağım. Yakın arkadaşlarımdan “Niye cevap yazmıyorsun şerefsiz, bu sefer turnede olmadığını hepimiz biliyoruz” tarzı mektuplar gelmeye başladı. WhatsApp’tan kurtuldum, bu sitemden kurtulamadım. Kitap hediyeleri ve mektuplarla memurlara ek mesai çıkardık. Size de, şikayet etmeden hızla yardımcı olan memurlara da teşekkürler.
Düzenli ziyarete gelen avukatlar da nefes oluyor. Cezaevinin yıldızları onlar. Ton balığını cezaevi kantinine ekleten avukatla tanıştım, çok heyecanlandım. Burada Oğuzhan Uğur’dan daha popüler. Dışarıya dair haberleri de onlardan alıyorum.
Okul arkadaşlarım başta olmak üzere dışarıda destek olan, dayanışma gösteren herkese de çok teşekkürler. Sabah 8 sayımlarında memurlar gelene kadar uyanık kalabilmek için “Bugün kim tutuklandı” temalı programlar izlemeye alışmışken, bir sabah ODTÜ Mezuniyet pankartlarıyla uyandım. Gözlerim doldu ilk kez. İyi ki varsınız. Athena Gökhan’ın törende benle ilgili yaşadığı kafa karşılığına çok güldüm. Sansürcü Punkçı da Türkiye’ye kısmetmiş.
Anarchy in THE UK
AcunMedya in Turkey
Böyle diyorum ama NATO ve Dünya Kupası bittiğinden beri Masterchef izliyorum. Açar açmaz orada da bir Karadenizli kazandı. Bütün ülkeyi kısık ateşte karadenize ettiler. (Deniz içerde şimdi ne şaka malzemesi biriktirmişsindir? Aynen kardeşim ful böyle notlar alıyorum, özür.) Burçin ve Tolğa favorim.
İlk hafta ülkeme dair moral tazelemek için Aktroll kanalları izledim; NATO Zirvesi Özel. Programlarda önce bana sövüp ahlak dersi veriyorlardı, sonra Donald Trump övüyorlardı, Türkiye için büyük şansmış varlığına duacılar. Ben de dersimi aldım.
“Değerleri aşağılayan komedyen” den, “Değerli dostum”a terfi etmek için eksiklerim:
- Epstein ile kanka olmak
- Gazze’yi Netanyahu ile birlikte tatil köyü yapma vaadi
Bir kelime şakası ve bir didaktik çıkış yaptığıma göre aylık güncellememi sonlandırabilirim. Hala kararlıyım, Moby Dick’i bitireceğim. Geçen öyle yazdım ama elime geçmedi henüz. Diğer kitaplar geldi, Moby Dick hala kontrolde. Cezaevi okuma komisyonu da bitiremiyor, bela bir kitap. Aslında cezaevi kütüphanesi çok iyi, Chomsky bile var. Belki o da Epstein kontenjanından girmiştir.
(*) 2 haftadır benimle yaşayan güvercin Leo ile tanıştığımız günün öyküsünü yazdım, Uğur Gürsoy Uykusuz Ağustos sayısında çizdi. Benim yerime de okuyun, buraya Uykusuz sokamıyormuşuz.
Söyleyeceklerim bu kadar, iyi günler.
İranlı yönetmen Abbas Kiyarüstemi’nin ölmeden önce son kez dinlemek istediği Şirazi'nin şiiri olan şarkı 'Nobahari',
"Bir ömür daha lazım ölümümüzden sonra. Çünkü bu ömrümüzü sadece umutlanmakla geçirdik."
Le Prix d’interprétation féminine revient à Merve DIZDAR dans KURU OTLAR USTUNE (LES HERBES SÈCHES) réalisé par Nuri Bilge CEYLAN
-
The Award for Best Actress goes to Merve DIZDAR in KURU OTLAR USTUNE (ABOUT DRY GRASSES) by Nuri Bilge CEYLAN
#Cannes2023#Palmares#BestActress
Cannes Film Festivali’nde en iyi kadın oyuncu ödülünü kazanan Merve Dizdar'ı yürekten kutluyorum. "Türkiye’de hakkettiği güzel günleri yaşamayı bekleyen tüm mücadeleci ruhlara" bugün hep birlikte demokrasiyi armağan edeceğiz.
Ana muhalefet şimdi ne yapıyor bilmem (Seçim sürecinde kimi yöneticileri ve paralı elemanları AKP’den çok bizimle uğraşmıştı).
Biz ise kapsamlı rapor hazırlıyoruz ve Sarayı yenmeye odaklıyız.
Tek tek sandıklarda oy çalma dışında seçmen iradesini gasp mekanizması şöyle işledi:
+
MECLİSE HİZBULLAHÇILAR GİRDİ
MECLİSE HİZBULLAHÇILAR GİRDİ
MECLİSE HİZBULLAHÇILAR GİRDİ
MECLİSE HİZBULLAHÇILAR GİRDİ
MECLİSE HİZBULLAHÇILAR GİRDİ
Artık bunun bir çocuk oyuncağı olmadığını görün, kişisel davalarınızı bir kenara bırakın ve 2. turda oyunuzu doğru kullanın
Sevgili dostlar,
Televizyonlarda TİP’e ilişkin gördüklerinize lütfen inanmayın.
Aşağıda kimi iller için anlık YSK verileri aktarıyorum.
Bunlara göre ilk kez seçimlere giren TİP vekiller kazanıyor.
Bizim projeksiyonumuz, şu anki vekil sayımızın artacağına işaret ediyor.
+
İnce sosyal medya paylaşımında “Beni sona bıraktılar, müzakere edecek zaman kalmadı” demeye getiriyor. Oysa İnce ile eski ve mevcut CHP milletvekilleri arasında uzun süre görüşmeler oldu. Bu görüşmelerde de İnce’nin ne istediği veya ne yapacağı anlaşılmak istendi. Bu görüşmelerin sonunda da Kılıçdaroğlu’na bilgi verildi. Tüm bunların sonunda da geçtiğimiz salı gününe kadar gelişme beklendi. Ancak görüşmelerde CHP’li heyetler İnce’nin uzlaşı niyetinin olmadığını anlamış ve Kılıçdaroğlu’na iletmişti. İnce her görüşmede 2018 yılından bahsetmiş. Yani Kılıçdaroğlu görüşmeye giderken zaten müzakere şansı olmadığını ve İnce’nin de buna niyetinin olmadığını bilerek gitmişti.
İnce şimdi kendisine gelen “Görüşmeye de geldi neden uzlaşmadın?” eleştirlerinden sıyrılmak adına “Kısa sürede bu iş nasıl olsun?” demeye getiriyor ve yine sosyal medyanın gücünü kullanmak istiyor. Oysa gerçeklik İnce ile defalarca temas kurulduğu.
@tipgenelmerkez 17 Mart’ta Kadıköy İlçe Merkezi’nde form doldurdum. İletisim bilgilerim Maltepe İlçe Merkezi’ndeki arkadaslara iletildi. Dönüş olmayınca Maltepe İlçe Merkezi’ni aradim. Telefondaki kisi 1 saat sonra arayacagini soyledi ama donus yapmadi. Beklemek mi gerekiyor?
@fibabanka 27 Ocak tarihinden beri banka kartimla online islem yapamiyorum. Yaklasik 5-6 kez sikayet olusturdum. 1 kez istenildigi uzere mail attim konuyla ilgili benden istenen ekran goruntulerini.
“Anlarız hızla, çözeriz hızla” sloganiniz cok ironik @fibabanka Dm’den iletisim bilgilerimi istediniz ama halen cozum icin kimse aramis degil, ilk sikayetimden itibaren 1,5 ay oldu. Bu cagda kartimdan online islem yapamiyorum ve bu sorunu cozemiyorsunuz. Kucuk musterileriz tabii.