Ziraat Y. Müh. (L:Ege Ü. Ziraat-YL:Melbourne Ü. Tarımsal İşletme), Araştırmacı (Viktorya Tarım Bakanlığı), Danışman (UNDP-EBRD-AB), Yazar, Karikatürist, Çiftçi
Dünya 2 büyük savaş yaşadı. 2si de ülkelerin yeraltı ve üstü zenginliklerine çöreklenmek, yönetimlerini kendilerine benzetip, bağımlı devletler yapmak içindi. Lakin şimdiki savaşın derdi bu değil. Bu savaş ayrımsız bütün insanlara karşı, neslini yok etmek için açılmış 1 savaştır.
Hayvanları severim.
Köpekleri gerçekten çok severdim. Köpeğim de oldu ama bu köpek tapıcı sapkın manyakları gördükten sonra ciddi şekilde köpek severlikten soğudum. Bunların sevgi dedikleri garip, pis, iğrenç, itici, mide bulandırıcı, insanı soğutan cinsten.
Türkiye’nin bu marazi hayvan-severlik durumu bir proje değilse ben de hiçbir şey bilmiyorum. Aklım almıyor.
Her gün ekonominin zorluğundan bahseden, tipine baksan gerçekten açlıktan nefesi kokan herkeste bir köpek. Kim ne derse desin bu normal değil.
Neredeyse 500 metre çapında bir bölgede 3-4 petshop olması normal değil. Bunu birileri kurguladı ve hızla çoğaldı, güzel güzel de işliyor…
Etimesgut Belediye Başkanı Erdal Beşikçioğlu da görevden uzaklaştırıldı.
TC İçişleri Bakanlığından yapılan açıklamada şu ifadelere yer verildi:
Ankara ili Etimesgut Belediye Başkanı Erdal Beşikçioğlu hakkında “Suç İşlemek Amacıyla Örgüt Kurma, Edimin İfasına Fesat Karıştırmak, Kamu Kurum ve Kuruluşlarının İhalesine Fesat Karıştırma, İcbar Suretiyle İrtikap, Zimmet ve RüşvetAlmak” suçları nedeniyle yürütülen soruşturma kapsamında Ankara Batı 2. Sulh Ceza Hakimliğinin 02.08.2026 tarih ve 2026/744 sorgu sayılı kararı ile tutuklanması üzerine,
Anayasanın 127’nci maddesi ile 5393 sayılı Belediye Kanununun 47’nci maddesi uyarınca geçici bir tedbir olarak İçişleri Bakanlığınca görevden uzaklaştırılmıştır.
@erdalbeskcioglu , Etimesgut Belediyedi meclis üyelerinin Özgür Özel ve ekibinin @herkesicinCHP ‘den ayrılıp kurduğu Yeni Partiye geçmemiş CHP’de kalmıştı.
Emin olun dün adamı seçim otobüsünün üstünde yere göğe sığdıramayan Özgür Özelcilerin çoğu bugün Beşikçioğlu’na “BETER OL” diye her türlü hakareti, bedduayı yapıyordur.
Ve yine emin olun
Bu kadar dar bakışla,
Bu denli çıkara göre tavır koymayla,
Bu siyasete göre değer vermeyle,
Bu faydasız siyasi körlükle,
Bu anında hain ilan etme huyuyla,
Bu dakkasında insanı iyiden kötüye dönüştürme hastalığıyla,
Bu insanın saniyesinde silme hastalığıyla bu memlekette bir şey olmaz.
Daha iki şeyi bir birinden ayırmaktan aciz, her şeyi ezberlediği doğmalarına göre, katı, keskin, yok edici anlayışla değerlendiren kafaların kendisine faydası olmaz ki memlekete olsun.
#ErdalBeşikçioğlu
#GörevdenAlma
@nurokan Köylerde hâlâ iş düşüyor muhtarlara ama il, ilçelerde kesinlikle gereksiz ve ekonomiye dair büyük bir israf. Siyaset biraz da oy devşiririm kurnazlığıyla bu çoktan miladını doldurmuş işi sürdürüyor. E nasılsa kendi cebinden çıkan bir şey yok…
BELEDİYELERİ LAĞVEDİLMELİ…
Daha başından beri söylüyorum Belediyeler lağvedilmelidir diye…
İstediği kadar kendi yasası, kuralı olursa olsun Türkiye’deki siyasete bakışın şekillendirdiği anlayış için maalesef belediyeleri çalmanın, çırpmanın, soymanın, suistimal etmenin, kafasına göre kullanmanın yerleri olmuş durumda.
Bunca kötü örnek belediyelere seçilenlerin belediye kaynaklarına ve sahip oldukları rollerin sağladığı imkanlara nasıl baktıklarını göstermiyor mu?
Gösteriyor.
E o zaman bu kadar rezillik ortadayken belediye ısrarı niye?
Belediyeler en kısa zamanda lağvedilmeli ve şehirlere dair yönetim yetkileri valiliklere ve kaymakamlıklara devredilmelidir.
Kayyumla bunu yapabilen devlet, Valilik ve Kaymakamlık bünyesinde kuracağı Yerel Yönetim Dairesi çalışanlarıyla şehirleri pekala yönetebilir ve artık çoğu belediyede normalleşen hırsızlığın, yolsuzluğun, suistimalin olmasına da ciddi oranda engel olabilirler.
Allah her türlü deterjanı, kimyasalı, zehri hayatımıza sokanların bizden uzak milyonlarca kez belasını versin!
Ne onlara ne onların cetlerine güzel bir gün yüzü göstermesin!
Ürettikleri kahrolası pisliklerden elde ettikleri her lokma gözlerine, yüzlerine dursun!
Nefret ediyorum…
Kokularına tahammül edemiyorum artık.
Bir de temizliğin, hijyenin kokusu demezler mi zehirlerine…
İnsan akıl sır erdiremiyor,
Kim ve nasıl bu zehirli çöplerin üretimine izin veriliyor?
İnsan neden bunları yemek zorunda kalıyor?
İnsanlar için kaygılandıklarını söyleyen devletler bu zehirli ürünlerin üretimine neden izin verir?
İlginç değil mi?
Uyuşturucuyla, kumarla, bahisle mücadele eden devletler neden zehirli gıdalarla o mücadeleyi yapmaz?
Haklı talepler…
Memlekette bilim adamı diye ortaya atılan, onları ortaya atanlar, reklamlarla, kamu spotlarıyla sıvıların reklamını yapanlar, insanların enjekte edilmesi için ikna videoları yayınlayanlar, o videolarda oynayanlar, aşı olmayan insanlara hakaret edenler, akla mantığa sığmayan faşizan yöntemlerle onlara hayatı dar edenler, aşının reklamını yapan tvler, konuşmacı akademisyenler, gazeteciler…
Tıpkı Amerika’da olduğu gibi önce direkt sorumlu olanlar araştırılmalıdır.
Bugün tıpkı AHBAP ile ilgili bilgisine başvurulanlar gibi bu kişiler de çağrılmalı, halkın can güvenliğini tehlikeye atan, korkutan, aşı tröstleri için algı operasyonları yapan herkesin amacı da niyeti de net anlaşılmalı. Bütün bu propaganda ve teşviklerde art niyet bulunanlardan yasal hesap sorulmalı.
Amerika yapıyorsa biz neden yapmayalım?
MİLLİ ÇAĞRI ( Lütfen yayınız)
ORADA SORUŞTURMA, BURADA SESSİZLİK NEDEN?
ABD Senatosu, pandemi döneminin en etkili kamu görevlilerinden Anthony Fauci’yi celple komisyon önüne çıkardı. Fauci, kendisini suçlayabilecek sorular karşısında anayasal susma hakkını kullandı.
Bu durum tek başına suçluluk kanıtı değildir. Hakkında kesinleşmiş bir mahkûmiyet de yoktur. Fakat demokratik hukuk devletinde asıl önemli olan şudur: Milyonlarca insanın hayatına, eğitimine, çalışma hakkına, sağlık hizmetine ve beden bütünlüğüne etki eden kararlar yıllar sonra dahi sorgulanabilmektedir.
Peki Türkiye’de aynı dönemde;
okulların ve işyerlerinin kapatılmasına,
seyahat ve çalışma kısıtlamalarına,
test, karantina ve izolasyon politikalarına,
aşıların temini ve uygulanmasına,
yan etki bildirimlerinin izlenmesine,
ilaç ve tedavi protokollerine,
bilimsel görüşlerin kamuoyuna nasıl sunulduğuna
kimler, hangi verilerle ve hangi sorumluluk zinciri içinde karar verdi?
Bilim kurullarının görüşleri tavsiye niteliğindeyse, bu tavsiyeleri bağlayıcı idari kararlara dönüştürenlerin siyasi ve hukuki sorumluluğu neden hiç tartışılmadı?
Burada peşinen suçlu ilan edilmesini istemiyoruz. Tam tersine, hukuk istiyoruz:
Karar ve toplantı tutanakları açıklansın.
Muhalif bilimsel görüşlerin dikkate alınıp alınmadığı ortaya konulsun.
Aşı ve ilaç güvenliliği verileri bağımsız araştırmacılara açılsın.
Kamu alımları ve sözleşmeler denetlensin.
Çıkar çatışmaları araştırılsın.
Alınan tedbirlerin zorunluluğu, ölçülülüğü ve sonuçları incelensin.
İhmal, yanıltıcı beyan, görevin gereklerine aykırılık veya somut zarar şüphesi varsa savcılık makamları deliller üzerinden görevini yapsın.
ABD’deki bir siyasi soruşturmayı mahkeme kararı gibi sunmak ne kadar yanlışsa, Türkiye’de hiçbir şey yaşanmamış gibi davranmak da o kadar yanlıştır.
Medyanın büyük bölümünün bu hayati meseleyi birkaç tercüme haber dışında gündemine almaması da başlı başına bir kamuoyu sorunudur. Basının görevi iktidarların sağlık politikalarını kutsamak veya şeytanlaştırmak değil; karar zincirini, veriyi, çelişkiyi ve sorumluluğu araştırmaktır.
TBMM’yi, Sağlık Bakanlığını, Sayıştayı, Kamu Denetçiliği Kurumunu, savcılık makamlarını, meslek kuruluşlarını, üniversiteleri ve araştırmacı gazetecileri göreve çağırıyorum:
Türkiye’nin pandemi dönemi; bilimsel, idari, mali ve hukuki yönleriyle bağımsız bir Meclis araştırmasına konu edilmelidir.
@TBMMGenelKurulu@tcbestepe@saglikbakanligi
Gerçekten dünyanın en bahtsız halkı olduğumuza inanıyorum.
Arkadaş hiç mi bir yerden yüzü gülmez bir milletin?
Siyaseti böyle, ticareti böyle, gıdası böyle, sağlığı böyle, esnafı böyle, sanatçısı böyle, bilim adamı geçineni böyle…
Mumla ara ki omurgalı olanını bulasın…
Şuraya bakın bunların hepsi bu ülkenin parsasını yiyen insanlar, sevilen, sayılan, değer verilenleri.
Lakin bir tanesi çıkıp aşı denilen şeyin üzerinde araştırmaları bitmemiş, etkileri çok zararlı olabilecek sıvılar olduğunu söyleyememiş…
Hayır ben bu vebalin altına giremem diyememiş…
Küresel şeytanların oyuncağı olmayı reddediyorum diyememiş…
Yani bir tanesi insan olmayı seçememiş…
Yazık!
Aşılardan ölen her insanın vebali, ahi bilsinler ki hepsinin üzerinde.
Allah elbet günahla, veballe kazandıkları onca ünün de yedikleri ballı kaymaklı lokmaların da hesabını sorar…
Küresel zenginlerin verdiği paraya göre şekil alan kirlenmiş, şaibeli biliminin her dediğini -haşa-Allah kelamı sayıp, aşı denen sıvıları millete dayatan, reddenleri ise utanmadan bilim düşmanı diye lanse eden papağan karakterli doktorlara, akademisyenlere, kendini bilim adamı sanan soytarılara gelsin…
Ne oldu, nasıl oldu da şu kadim topraklarda bu kadar karakteri bozuk ezberciler çoğaldı?
İlahi Adalet Zaman Aşımına Uğramaz! https://t.co/mxAVcoiyHO
Yüzlerce insana Korona aşısı yerine "tuzlu su çözeltisi" uygulayıp aşı kartı veren Amerikalı Dr. Kirk Moore hakkındaki tüm ağır federal suçlamalar resmen düşürüldü!
Dr. Kirk Moore gözyaşları arasında şunları söyledi: "Sadece doğru olanı yaptım! İnsanlara, vücutlarına neyin enjekte edildiğini bilmediğiniz bir durumda 'bilgilendirilmiş onam' veremezsiniz!"
İşte gerçek doktorluk, vicdanlı insanlık ve sarsılmaz mutlak adalet budur!
Korona dayatmalarının dünya çapında insan hayatını nasıl kararttığı göz önüne alındığında, bu tarihi beraat, küresel şebekeye vurulmuş adli bir tokattır.
Gerçek doktorlara, vicdanlı doktorlara selam olsun!
Milletin can sağlığını ve anayasal haklarını koruyan bu şanlı hukuki zafer vesikasını, doğrudan devletin zirvesinin ve fedakar halkımızın vicdanına sunuyorum
Kovid döneminde oynanan onca oyunun, dönen hesapların, söylenen yalanların, vurulan vurgunların ve adeta b.k yoluna giden milyonlarca insanın öyle de böyle de hesabını soran senatörleri, vekilleri olan ülkeler ne kadar şanslı.
Hep kendine yontan kapitalist sistemin demokrasi tiyatrosunda sürekli kullanışlı aptal konumuna konulan sıradan insanlar için “yağmasalar da gürlüyorlar” diyebilmesi ne büyük ayrıcalık. Bir nebze de olsun yüreklerine su serpme imkanı buluyorlar en azından.
“Josh Hawley, sonunda Fauci'nin COVID sırasında şöhretini kâr elde etmek için kullanmasına sert tepki gösterdi: 'Bir Milyon İnsan Öldü, Sen Zenginleşiyorsun'
"Pandemi sırasında zenginleştin. Amerikalılar ölürken sen zenginleştin."
"Net servetin 12 milyon doların üzerinde. COVID sırasında bir milyon dolardan fazla nakit ödül aldın."
Josh Hawley Finally SNAPS on Fauci for Using His Fame to PROFIT During COVID: 'A Million People DEAD, You're Getting RICH'
"During the pandemic you got rich. you got rich while Americans were dying"
"Your net worth is over $12 M. You got over ONE MILLION Dollars in cash awards during COVID"
Deterjanlardan, çamaşır tozlarından hele de o sahte kokulu yumuşatıcılardan nefret ediyorum.
Kokularına dayanamıyorum.
Bütün bu yok edici kimyasalların “Temizliğin Kokusu” olduğu yalanına inandırılan kadınlar!
Lütfen bu zehirleri evinizden, eşyalarınızdan uzak tutun, kullanmayın artık.
Ya da en azından onların tavsiye ettiklerinden çok çok çok çok… daha az kullanın.
Ne anlıyorsunuz zehirliliklerinin yanında gerçekle ilişkisi olmayan yapay ve itici kokulu bu zehirlerden? Koklaya koklaya bağımlısı mı oldunuz, tıpkı baliciler gibi?
Her seferinde adeta bocaladığınız kimyasallarla yıkanan kıyafetlerinizden, yatak örtülerinizden, yastıklarınızdan, havlularınızdan, perdelerinizden, kaplarınızdan, çanaklarınızdan, bardaklarınızdan evinizin içine doluşan kokuya nasıl dayanıyorsunuz? Maalesef burnunuzun alıştığı koku söylendiği gibi doğal ve iç açıcı bir temizliğin değil aksine laboratuvar ürünü bir zehrin, hatta yavaş yavaş öldüren ölümün kokusu…
Abartma değil; Her gün evinize fare zehiri serpiştirmekten bir farkı yok bu kadar kimyasal kullanmanın!
Fare zehri belki hızlı öldürüyor ama bunlarda yavaş yavaş… Bir de sağlığınızı bozup, uzun yıllar türlü dertlerle süründürerek yapıyorlar bunu…
İnsan, modern zamanla birlikte her alanda kötü, zararlı, yanlış şeylerin bağımlısı oldu.
Çoluğuna çoçuğuna, sevdiklerine hiç aldırmadan o kötü, zararlı, yanlış şeylerin ürünlerini reva görüyorlar…
Allah akıl fikir versin!
😂😂😂😂
Mesele bu vatandaşın AJDAR misali kendini bir şey sanması değil aslında.
Mesele din dünyasında ortaya çıkan Ajdarlara inanıp, arkasından gidenlere…
Nasıl bir körlük, nasıl bir saflık, nasıl bir zavallılık…
Akleden bir kul olsalar da Rableri ile aralarına bir tane dahi çıkarcı, kurnaz, sahtekarı koymasalar olmuyor mu?
🔴 Süleymancılar diye bilinen grubun lideri Alihan Kuriş, Afrikalı Müslümanlar ile düzenlenen bir etkinlikte, soyadını “Kureyşî” olarak kullanıyor yani Peygamber Efendimiz’in soyundanmış...
Ve kendisini “Emir’ül Mü’minîn” yani “Müslümanların Lideri” olarak tanıttırıyor.
🗣️ Gazeteci Kaan Arslan’ın haberine göre:
“Alihan Kuriş, cemaatin başına geçtiğinde “mehdi” olduğunu ileri sürmek için doğum tarihini değiştirdi.
Gerçek doğum tarihi 28 Temmuz 1982.
Ancak piyasaya 21 Kasım 1979 tarihini sürdü.
Yani Hicri Takvime göre 1 Muharrem 1400...
Yeni yüzyılın başlangıcını bir mehdilik alameti gibi sunmak için bunu yaptı.
Ancak annesiyle babasının evlilik tarihi 1981.
Ayrıca gerçek adı Alihan değil Ali Erhan.
Tüm kurguyu, “mehdilik” üzerine yapmış.”
Türkiye gerçekten ilkel görünümlerinden vazgeçmemeye adeta yemin etmiş bir ülke görüntüsü veriyor.
Huzursuzluk veren çirkinlikler, hoyratlıklar, saygısızlıklar sanki bizim ülkemizde marifet.
O yüzden de bütün albenili sözlerin hepsi lafta kalıyor. Çünkü çok şeyimizde görüntü ile laf arasında 180 derece fark var.
Yönetici diye seçtiklerinizin çoğu halktan kopuk, şehirlerin kendince leziz yerlerinde yaşadıkları için sıradan insanın yaşadığı ilkellikleri görmüyorlar. Görmedikleri için de hiçbir zaman çözüme kavuşturma gibi bir düşünceleri olmuyor.
İstediğiniz kadar söyleyin, istediğiniz kadar yazın, istediğiniz kadar şikayet edin… Bir iki matbu mesaj atıp, yine üzerine yatıyorlar. Dertlendiğiniz problemin çözülmesini isteyen birinin çıkması çok zor.
İşte yine bir umut eğri oturup doğru konuşmak istiyorum. Dediğim gibi bir şey olacağı yok ama en azından içimizi dökmüş olalım.
Şu yaşadığım Buca.
1 milyona yaklaşan nüfusuyla adeta kendi başına bırakılmış, terk edilmiş, ilgi görmeyen bir şehir olabilir mi diye insan kendine sormadan edemiyor.
Hani şehrin çoğu yeri dökülüyor deseniz hiç haksızlık etmiş olmazsınız.
Sokakları, caddeleri, kaldırımları, sözde parkları çöpten, pislikten geçilmiyor. Bakımsızlık almış başını gidiyor.
Harale gürele hali, herkesin kafasına göre takıldığı bir yer havasından bir türlü kurtaramıyor ilçeyi. Asıl ilginci her seçim öncesi ard arda sıraladıkları vaadlerine kandığımız yöneticiler de Buca’nın bu havayı vermesinden pek gocunmuyor gibiler.
Mesela şu sokak satıcıları...
Yıllar oldu en basitinden şehir sakinlerinin sakin ve huzur bir ortamda yaşama hakkını gaspeden bu başıboşluğu ilk şikayetimin üzerinden.
Fakat geri döndüm ki hâlâ devam ediyor ve kimse bu garabet durumu henüz çözmemiş.
Yıl 2026 olmuş, sokaklarında nereden, hangi kimyasalların, ne kadar kullanıldığı bilinmeyen sebzeleri, meyveleri kafasına göre satan satana... Bu daha da vahim!
Belediyeleri geçtik @TCTarim bu duruma bir şey demiyor mu? Kim bu insanların sattığını, ne zaman, nasıl denetliyor?
Satanlar öylesine rahatlar ki kimseyi iplemiyorlar tabiatıyla. O yüzde de hoparlörleri sonuna kadar açık, bas bas bağırarak satıyorlar yeri, yurdu, içeriği belirsiz şeyleri.
Öte yandan yarattıkları gürültü. Dayanılır gibi değil. Ne hastayı, ne çoçuğu, ne yaşlıyı düşüneni yok. O kadar saygısız ve hoyratlar ki normal konuşmalarını bile hoparlörle yapıyorlar artık 😂
Saatlerce evinizin balkonunda pazardaymışsınız gibi olmak ister istemez sinir sisteminizi bozuyor, kendi kendinize sinir krizleri geçiriyorsunuz ama bu rezilliği, saygısızlığı, ilkelliği, başı boşluğu kafasına takan bir yönetici, bir muhatap bulamıyorsunuz maalesef, yok.
Ama lafa geldi mi, bol…
Ne yaşanabilir kent ağızlardan eksiliyor, ne can dostlarımız, ne vatandaşın huzuru…
Gerçekten en basitinden vatandaşın huzurunu kaçırarak, fiziksel, ruhsal sağlığını bozan satıcı ilkelliğine neden bir çözüm bulamıyor Buca?
Nedir sebebi?
Muhtarından, belediyesinden geçtik neden valiliğimiz bu rahatsız edici, huzur kaçırıcı, sağlığı bozucu ilkelliği çözmek için bir el atmıyor?
@BucaBld@izmirbld@izmirvaliligi@TBB@TC_icisleri@TCTarim@izmirtarim
Bu da yetmedi oturup bir de koca bir kitap yazdık.
Gerçi siz ülkeleri bilinçli olarak zirai politikasız bırakan ya da hep arıza verecek şekilde düzenlenmesine ön ayak olan endüstriyel tarım anlayışını yere göğe sığdıramıyorsunuz ya o da bir başka yaman çelişkimiz.
Oysa söylediklerinizin havada kalmaması için öncelikle asıl kurutulması gereken bataklığın orası olduğunu görmeniz gerekiyor Sencer bey!
O kurutma olmazsa hiçbir şey olmaz!
Lay-lay-lom zirai politikalarla sadece ziraat, kır, köy, üretim değil insan ve doğayla ilişkili her alanı kapsayacak şekilde bütün bir hayat tarumar olur.
Bunu çoktan gördük, yazdık…
Zirai politikaları olmayan ya da yanlış olan bir ülkenin bilimde, siyasette, sanayide, üretimde, kültürde, sanatta, tıpta, şehircilikte… ne sayarsanız sayın başarılı olma şansı yoktur. Başarı sandıkşarımız ise sadece rastlantısaldır…
https://t.co/WMGrkm1Has
BİZİ VE TABİATI HASTA EDEN TARIM
Neden bu kadar çok hastalıkların ve alerjiklerin kurbanına döndük?
Neden bağışıklık sistemlerimiz bozuldu, tarumar oldu da her defasında kolayca hastalanır olduk?
Neden modern tıp bizi sağlıklı tutamadığı gibi ilaç ve hastane bağımlısı biçarelere dönüştürdü?
Neden mantar gibi özel hastaneler açılıyor, neden sağlık, ironik bir şekilde turizm adı altında palazlanan bir sektöre dönüştü?
Neden tabiat bu kadar yaralı? Neden biyo-çeşitlilik yok oluyor? Neden tüm insanlık bir avuç ürünün çeşitliliğine hapsolmuş durumda?
Kırk yılı aşkın meslek hayatımda biriktirdiklerimden hareket ederek bütün bu nedenlerin cevaplarının kaynağı olan ENDÜSTRİYEL TARIM/GIDA anlayışını Bizi ve Tabiatı Hasta Eden Tarım kitabımda detaylıca anlatmaya çabaladım.
Kim ne derse desin, hepsinin sebebi endüstriyel tarımın mono-kültürel üretimiyle soframıza gelen yediklerimizden, içtiklerimizden, soluduklarımızdan tabiiki. Bir de bizi hasta eden bir üretimin üstüne bize “ilaç” diye sunulan kimyasallardan…
Genetikleriyle oynanmış, besin değerleri düşürülmüş, zehirlerle büyütülmüş gıdaları yedikçe bin bir türlü bela musallat oluyor bedenlerimize, toprağımıza, suyumuza, havamıza...
Peki, ne yapacağız?
Elden geldiğince uzak duracağız, daha az tüketeceğiz, alternatiflerini arayacağız, endüstriyel tarım üretimine alışmış bir dünyayı sınırlandıracak çağrılarda bulunacak, yönetenleri değiştirmeleri için zorlayacağız.
Gıdalarımızın üzerine abanmış kötülüklerden bir nebze de olsa uzak durmak için Bizi ve Tabiatı Hasta Eden Tarım’ı alın, okuyun, okutun…
@PinarYayinlari@TMMOBZMO@zmoizmir@IzmirZmo
Yazmak güzel şey.
Hele de onca emeğin sonunda okuyanı oldukça tadı daha bir başka.
Her ay umutla, samimiyetle, çabayla yazanına da dergiyi hazır hale getirip okuyucuyla buluşturanına da sevgi ve saygıyla…
Eller dert görmesin!
@Gercek_Hayat
Bu dünyada hiçbir şey rastlantı değildir. Her şey bir plan çerçevesinde yapılır, hayata geçer.
Tabiiki bunu yapanlar parasına, gücüne, etkinliğine, çevresine, ağırlığına güvenirler.
Diğerleri ise onlar ne derse onu sorgusuz sualsiz yapanlardır. Ya da bildiği halde silik ve kişiliksizce onursuz işleri yapanlardır …
Öyle olduğu için de bütün dünya saf saf soykırımcı, üstenci, yokedici bir akımı nefret suçundan korumak için ANTİ-SEMITIZM tanımını kullanırken 2 milyar Müslümanı aynı nefret suçundan korumak için İSLAMOFOBİ tanımını kullanı.
Neden?
Nedeni "İslamofobi" kelimesinin içindeki tuzakta saklıdır.
Klinik psikolojide, "fobi" (klostrofobi veya araknofobi gibi) istemsiz, irrasyonel bir korku ve panik halidir. Ve bu bir rahatsızlık veya tıbbi durum olarak görülür.
Fakat ırkçılık, yabancı düşmanlığı veya dini düşmanlık "hastalık" veya "korku" değil, nefret, önyargı ve insan hakları ihlallerinin rasyonel seçimleridir.
By yalancı dünyanın alçak şekillendiricileri bilerek "-fobi" eki kullanılarak, bir Müslümana saldıran veya ayrımcılık yapan kişiyi, "korktuğu için tedaviye ihtiyacı olan bir hasta" olarak incelikle çerçevelendirilir ve bu da eylemlerini yumuşatır.
Bu tanım aslında meşrulaştırma riskini barındırır-ki amaçta budur zaten.
Kelime bilinçaltında "İslam korkutucu bir şey, bu yüzden insanların ondan korkması ve tepki vermesi bir nebze anlaşılabilir" fikrini aşıladığı için tercih edilmiştir aslında.
Müslümanları ırkçılıktan, nefret suçundan, ayrımcılıktan korumak adına lütfettiği tanım ile aslında hedefi (İslam'ı) doğrudan "korku" kavramının yanına yerleştirmiştir.
Gelin görün ki onların her sözünü emir telakki eden sözde Müslüman ülkelerin liderlerinin birinin de aklına Müslümanları daha baştan dilsel bir dezavantaja sokan bu tanıma dair bir çift laf etmek düşmez.