UTANMADINIZ MI?
"Doğu Türkistan’a kendi imkânlarıyla bizzat gitmiş, orada Uygur Türklerine Çin tarafından uygulanan katı asimilasyon politikalarını hayatın her alanında gözlemlemiş, tarihî eserlerin ve ibadethanelerin güncel durumunu kayıt altına almış, döndükten sonra da gördüklerini kitaplaştırmış biri olarak, bu avanta geziye katılanlara sormak istediğim bazı sorular var..."
Çin tarafından propaganda amacıyla Doğu Türkistan'a götürülen malum heyetle alakalı, Taha Kılınç'ın bugünkü yazısı:
https://t.co/idLwEH527v
Fotoğraflar:
1. İçinde namaz kılınmasına müsaade edilmeyen, sadece turistlerin ziyareti için açık tutulan İydgâh Camii, Kaşgar.
2. Kaşgarlı Mahmud'un kapısına zincir vurulan ve ziyarete izin verilmeyen türbesi, Opal.
3. Müzeye çevrilen, dış cephesindeki Arapça kitabeler sökülen ve yerleştirilen led ekranla Komünist propaganda sahnesine dönüştürülen Altun Mescid, Yarkent.
4. Çin bayrağı önünde kendilerine zorla Çin'e bağlılık yemini ettirilen yaşlı Uygur Türkleri, Hoten.
📷 Taha Kılınç
DOĞU TÜRKİSTAN GERÇEKLERİ
* Camiler kapalı, cemaatle namaz yasak
* Kadim İslâm şehirlerinde ezan suskun
* Göstermelik açık tutulan az sayıda camide bir avuç ihtiyar dışında cemaat yok
* Dinî kıyafet ve kisveler tamamen yasak
* Uygur Türkleri hayatın her alanında gözetim ve takip altında
* Teknolojinin bütün imkânları asimilasyon için seferber edilmiş durumda
* Şehirler arasında ulaşımda ve harekette kısıtlama var
* Erkek nüfus zorla ve karın tokluğuna çalıştırılıyor
* Uygur Türkleri, Çinlilerle evlenmeye zorlanıyor
* Tarihî şehirlere Çinli yerleşimciler iskan ediliyor
* Kaşgar ve diğer şehirlerin otantik dokusu bozuluyor...
Çin'in propaganda gezilerine katılan sözde gazetecilerin aksine, Doğu Türkistan'a kendi imkânlarıyla seyahat eden Taha Kılınç'ın saha izlenimleri...
Vakit ayırarak izleyiniz ve vicdanınızla karar veriniz:
https://t.co/fXVoxfrrzD
https://t.co/JY5sNpexuf
https://t.co/sGZkhO5HKw
https://t.co/ekqsKbR65J
https://t.co/8h8QgHPXlg
Ismail Saymaz Çin sponsorluğunda Doğu Türkistan’ı gezmiş. Her şey güllük gülistanlıkmış içimiz rahat artık oh. Bir de güzel bir kılıf bulmuşlar baskı yaptıklarımız terörist diye. Daha onurlu para kazanma yöntemleri var. İnsan adi de olsa kendini şu duruma düşürmekten utanır
Bugün Çin’de doktora yaptığım üniversiteden bir mesaj aldım.
Mesajda Çin’le ilgili çok sayıda eleştirel yazılar yazdığıma dair çok sayıda ihbar aldıklarını söylemişler. Bu sebeple de Shanghai Üniversitesi’nde doktora yaptığıma dair ünvanı artık kullanmamı istemişler.
Ünvan kullanıp kullanmamak çok da umrumda değil açıkçası ama kazanılmış hakkımdan vazgeçmem gerekiyor mu bilmiyorum.
Ayrıca anladığım kadarıyla da Çin kapıları bana sonuna kadar kapanıyor. Bir daha beni Çin’e alırlar mı bilmiyorum. Açıkçası evlendiğim ve oğlumun doğduğu yerleri tekrar görmeyi çok isterdim. Bu duruma üzüldüm mü evet.
Ancak kimsenin kalbini kırmadan bildiğim doğruları yazmaya da devam edeceğim.
🗳️Infocom’un aktardığına göre, Ermenistan’daki oylamanın şu ana kadarki ön sonuçları:
1. Sivil Sözleşme Partisi (Paşinyan) – %70,4
2. Güçlü Ermenistan (Karapetyan) – %17,1
3. Ermenistan Bloku (Koçaryan + Taşnaksutyun) – %6,8
4. Müreffeh Ermenistan (Tsarukyan) – %3,5
This Pride Month, London stands with our LGBTQI+ communities here and around the world.
I look forward to seeing hundreds of thousands of Londoners and visitors taking to our streets in celebration and solidarity for Pride in London on Saturday, 4 July.
@mahfildijital Uzun yıllar ülkemizde ikamet eden Cezayir uyruklu Lakhdar Abboud ve ailesi; İl Göç İdaresi Müdürlüğümüze davet edilip, kendilerinden "insani ikamet" başvuruları alınacaktır. Lakhdar Abboud'a ilmi çalışmalarında başarılar dileriz.
@yenisafakwriter Değerli Hocam,
İlgili şahsın uluslararası koruma başvurusunu alacağız, bu şekilde sorun çözülmüş olacak. Ayrıca Uygur Türkü Hanımefendi geri gönderme merkezimizden de serbest bırakıldı.
Bilginize.
Reminds me of last week, when I was buying an ice cream somewhere in Damascus at around 10:30 p.m., and I saw a lady speaking Turkish to the ice cream seller. So I immediately asked her in Turkish, “Are you Turkish? You don’t speak Arabic?”
She replied, “No no I am not Turkish, I am [European nationality].”
I was visibly confused, and asked: “why would a foreigner speak Turkish to buy ice cream in Damascus?” “I just love the language, actually,” she replied.
Still confused, we kept speaking Turkish together for a bit… then the ice cream seller asked me, in fluent Turkish (!), “Are you Turkish?”
I replied, “No, I’m French, but I speak Turkish. What’s going on here with everyone speaking Turkish?”
And there we were: two Europeans and one Syrian speaking Turkish together.
Then… an older guy jumped in behind me, asking me and the lady in… Turkish: “So, are you two Turks?”
“No, but are you?” we replied.
He was like, “No, no! I am Syrian too!”
And that’s how the four of us ended up speaking Turkish together for a few minutes in the middle of Damascus and eating like there was some glitch in the matrix.
Good times. Unfathomable a few years back. Unforgettable today.
Onu görmek için 270 kilometre yol gittik. Bu defa niyetimiz yardım etmek değildi çünkü her ay destek oluyorduk kendisine. Fakat onun ihtiyacı başka bir şeydi.
Hikâyesini daha önce anlatmıştım:
******
Annem köyüne dönünce babam yeniden evlendi. Üvey annemin adı Ndala Wanii’ydi. Bu bizim dilimizde “suçum ne?” demek.
Çocukken bir anlam verememiştim ama şimdi anlıyorum.
Üvey annem kısırdı. Burada çocuğu olmayanı dışlarlar. Dahası insan yerine koymazlar. Üvey annem de bunun acısını çektiği için midir bilmem ama beni çok seviyor, her şeyimle ilgileniyordu. O kadar iyiydi ki annemi aratmıyordu.
Bir yıl sonra babam vefat etti. Sekiz yaşındaydım. Herkes anneme gitmemi beklerken ben üvey annemle kaldım. Ndala Wanii ile babamdan kalan evde yaşıyor, küçük arazimizde tarım yapıyorduk ama akrabalarımız bu durumdan rahatsızdı. Ne olursa olsun bu evi ve araziyi kadına bırakmak istemiyorlardı. Başta, hasta babama baktığı için her türlü güvenceyi verdikleri bu kadını kovmaya yer arıyorlardı.
Üvey annemin ilk eşi vefat etmişti. Bu yüzden onun uğursuz olduğu söylentisini yaydılar. Tüm köy zamanla onun uğursuz olduğuna inanmaya başladı. Hem eşleri ölüyor hem de çocuğu olmuyordu. O lanetlenmiş bir kadındı.
Benimle annem gibi ilgilenen, okuyabilmem için elinden geleni yapan kadını çok geçmeden kovdular.
Yalnız kalmıştım. Biraz büyüyünce onu bulmak istedim ama bunca sene geçmesine rağmen adını bilen tek bir kişi bile yoktu.
Aylar süren zorlu bir uğraştan sonra izini buldum. Beni görür görmez koşarak boynuma sarıldı. Bizde büyükler ağlamaz ama o ağlıyordu.
Bir süre yanında kaldım. Gördüm ki burada da kaderi değişmemiş. Komşularının gözünde zavallı bir kadındı. Hem şiddet görüyor hem aşağılanıyordu. Komşularından işittim, herkes ona Ndala Wanii diyordu, yani “suçum ne?” Ona bu ismi layık görmüşlerdi ve her yerde bu isimle biliniyordu.
******
Bu hikâyeyi Ndala Wanii’nin üvey oğlundan dinlemiştim. Dün nasip oldu birlikte kadının köyüne kadar gittik.
Karşısında bizi görünce heyecanla konuşmaya başladı. Herkes görsün, duysun istiyordu. Oğlu onu ziyarete gelmişti.
Zaten her geldiğinde sevinçle komşulara haber veriyor, “Bakın oğlum uzaklardan beni ziyarete geldi.” diyordu.
Uzun bir sohbetin ardından tüm köy, kadının kapısında toplanmaya başladı. Ndala Wanii’ye “Bu köye kaç kurban göndermemizi istersin” diye sorunca tüm köylü gözlerinin içine baktı. Dışladıkları kadın bir anda kurtarıcıları olmuştu.
Sözleştik, dört inek göndereceğiz kendisine. İnsanlar bu sayıyı duyunca mutluluklarını görmeliydiniz. Oradan ayrıldığımızda, kendisi için sakladığı yer fıstıklarını hediye etti bize. Komşular kapısına toplanmış, onu tebrik ediyorlardı.
İHH İnsani Yardım Vakfı olarak din, dil ve ırk ayırt etmeksizin insani yardım faaliyetlerimizi sürdürüyoruz.
Gazze başta olmak üzere Filistin’de yıllardır devam eden abluka, işgal ve sistematik ihlaller milyonlarca insanı temel yaşam haklarından mahrum bırakmaktadır. Siviller, özellikle kadınlar ve çocuklar ağır bir insani yıkımın içinde katledilmekte ve yaşam mücadelesi vermektedir.
İsrail’in uyguladığı politikalar bir apartheid rejimidir! Sivillere yönelik saldırılar, zorla yerinden etmeler, altyapının yok edilmesi ve Gazze’ye uygulanan abluka kabul edilemez bir hukuksuzluk düzeni oluşturmaktadır!
Bu süreçte yaşanan ağır sivil kayıplar ve yıkım, insanlık vicdanında derin bir yara açmaktadır.
Bütün bu tablo karşısında insani yardım çalışmalarının durması mümkün değildir. Çünkü mesele siyaset değil, doğrudan insan hayatıdır.
Dünyanın farklı ülkelerinden yola çıkan sivil insani yardım girişimleri bu ağır tabloya dikkat çekmek ve abluka altındaki halka yardım ulaştırmak amacı taşımaktadır. Bu hareket, farklı ülkelerden insanların katıldığı tamamen sivil bir vicdan eylemidir. Ortaya çıkan filolar ve gösterilen tepkiler, herhangi bir siyasi görüşten bağımsız olarak dünyanın dört bir yanındaki vicdan sahibi insanların doğal bir refleksidir. Katılımcılar farklı ülkelerden, farklı kimliklerden gelse de ortak noktaları insani bir sorumlulukla hareket etmeleridir. Bu girişim, tamamen sivil ve insani bir dayanışma çağrısıdır!
Çağrımız nettir: İsrail uluslararası hukuka uymak zorundadır, sivillere yönelik saldırılar derhal durmalı ve insani yardımın önündeki tüm engeller kaldırılmalıdır!
İHH olarak nerede bir mazlum varsa orada olmaya, insani yardım ulaştırmaya ve insan onurunu savunmaya devam edeceğiz.
Yoldan geçermiş gibi gidip Yahya’ya uğradım. Ona verdiğimiz parayı ne yaptığını sordum, biraz şeker biraz da patates aldığını söyledi. Gevezeliğim tuttu yine, “İhtiyacımız çıktı, sana verdiğim parayı alacaktım.” dedim.
“Yarısı evde, isterseniz getireyim.” dedi.
Sarılıp poşetteki parayı uzattım, görünce ağlamaklı oldu, elleri titremeye başladı.
Sence ne kadardır?
Bilmem ki hiç böyle para görmedim.
Türkiye’deki kardeşlerin senin Güney Afrika’dan neden döndüğünü duyunca sana gönderdiler.
Hüzünle çöktü sandalyesine.
“Dün akşam evde çocuklara sizi anlattım. Beyaz adamlar sırf Müslüman olduğumu fark ettikleri için bana yardım ettiler. Bunun için Allah’a şükretmeliyiz dedim.
Sabah uyandığımda oğlum, ‘Rüyamda beyaz adamlar sana yine para veriyordu’ dedi.
Sizi beklemiyordum. Çok şaşkınım.”
Yahya bunları anlatırken titriyordu.
Şimdi ne yapacaksın?
• ⁃ Bilmiyorum, camiye gidip şükür namazı kılmam lazım.
“Aslında para biriktirmeyi denedim ama açlığa üç gün dayanabildim” dedi sesini kısarak.
Yahya, 48 yaşında. Bir beyaz adamın dükkanı önüne koyduğu dikiş makinesiyle terzilik yapıyor.
Eskiden kıyafet satıyormuş. 10 yıllık birikimiyle aldığı kıyafetler çalınınca beş parasız kalmış. Güney Afrika’ya gidip işçilik yapmış ama bir yıl sonra geri dönmüş.
Neden döndün diye sorunca, “Oradaki göçmen ortamı, bir Müslüman’a yakışmazdı.” diyerek geçiştirdi.
Yahya, 18 yıldır terzilik yapıyor.
İkindiye kadar 12 TL kazanmıştı. Yetiyor mu diye sorunca, “Buna da şükür, bazı günler hiç kazanamıyorum.” dedi.
Sevinçle elindeki önlüğü gösterdi. Beyaz adamın eşi için dikiyormuş. Eğer bitirebilirse 6 TL de oradan kazanacakmış.
Burada emeğin karşılığı yok ama buna rağmen fiyatlar çok pahalı. Bu yüzden Yahya hiç öğle yemeği yemiyor.
Fakat şanslı. Normalde çoğu kişinin dikiş makinesi kiralık olur. Makine sahibi ile terzi, parayı bölüşür. Yahya’nın makinesi eşine aitmiş. 10 yıl önce bir iş adamı hediye etmiş.
Sadece bir dikiş makinesi ile 5 kişilik ailesini geçindirmeye çalışıyor.
Evini sordum, “7 kilometre uzakta.” dedi. Minibüs parası günlük kazancının iki katından fazlaymış, bu yüzden her gün yürüyerek geliyormuş.
- Zor olmuyor mu?
“Yok, koşarsam 45 dakikada da gelirim.” dedi.
- Bisikletin yok mu?
“Eskiden vardı ama tekerleği tükendi artık.”
- Tamir ettir.
“Param yetmez”
- Biriktir.
“Aslında para biriktirmeyi denedim ama açlığa üç gün dayanabildim. Tahtadan bir kumbara yapıp içine her gün para atıyordum, bir gün eve gidip tahta kumbarayı kırdım ve yemek aldım.”
Yahya makinesini beyaz adamın dükkanı önünde tutmak isterse ona kira ödemek zorunda. Bu yüzden 500 metre ötedeki bir depoya taşıyor her akşam. Depo sahibi iyi adammış, para almıyormuş.
Arkadaşım, Yahya’ya 100 TL uzatınca mahcup bir şekilde kabul etti. Ne yapacaksın diye sordum, “Uzun zamandır yalnızca nsima (mısır unu bulamacı) yiyoruz. Bugün yanına patates alacağım.” dedi.
Oradan ayrılırken dönüp Yahya'ya baktım. Mutluluğunu uzaktan bile görmek mümkündü.
Şimdi vakit akşam, muhtemelen Yahya bir sofra başında çocuklarıyla patates yemenin mutluluğunu yaşıyor.
Today marks the 111th anniversary of the Armenian Genocide. As we honor the 1.5 million Armenians murdered by the Ottoman Empire across modern-day Turkey, Syria, and Armenia, we must refuse to let history repeat itself.
In 2020, the military forces of Azerbaijan and Turkey attacked the Armenian population in Nagorno-Karabakh. In 2023, Azerbaijan expelled over 100,000 Armenians from Nagorno-Karabakh, continuing the genocidal campaign that had begun over 100 years prior.
On this day of remembrance, we reaffirm the right of the Armenian people — and all people — to freedom, safety, and self-determination.
There is a Quranic verse hanging behind his head in a frame that looks very old. The verse says: 'And say: My Lord, increase me in knowledge.' It is clear that this Israeli is living in a house stolen by his father from a Palestinian family after they were either killed or displaced.
As if that wasn't enough, he is now headed to Gaza to target and kill children.
‼️ Uwaga‼️ Facebook postanowił podstępnie, po cichu, bez żadnej wiadomości po prostu usunąć mój post, że zdjęciem, pod którym dało like ponad 30 tysięcy osób. Dlatego wstawiam go raz jeszcze. Proszę o udostępnianie i jeszcze większą mobilizację. Nie dam się uciszyć.
———————
Żydzi stosują zakazaną bombę fosforową, która pochłania tlen z powietrza i doprowadza do ich śmierci przez uduszenie. Więcej. Dym z tej bomby dostaje się do płuc i pali je od środka. One duszą się i palą się od środka jednocześnie. Kilkadziesiąt tysięcy kobiet i dzieci. Ale jak jakiemuś dziecku się poszczęści i się nie udusi, to biały fosfor przyklei się do policzka, do rączki i wypala się przez tkanki do kości. Nie da się tego zgasić, więc odcina się policzek, amputuje się rączkę.
Izrael dokonuje na naszych oczach ludobójstwa ze szczególnym okrucieństwem. Izrael to nowa Trzecia Rzesza i jego flaga powinna wyglądać dokładnie tak, jak flaga Niemiec w latach 1933-1945.
@IsraelinPoland A ja potępiam Wasze ludobójstwo w całej Palestynie. Potępiamy to, co robicie w Gazie, Libanie i w Iranie. Potępiam Waszą zbrojną napaść, głodzenie, pacyfikowanie ludności i wypalanie fosforem niewinnych dzieci. Nie różnicie się w tym od III Rzeszy. Uważam Was za nazistów.
3 European settlers and 1 Asian settler die in a home they stole from Palestinian natives.
If they hadn't stolen that house, they would have been alive and well today.