Şebnem Korur Fincancı'nın suç dosyasını 1.11.2022'de #VeryansınTv'de açmıştım. Bu sözde hekim, tescilli Türkiye Cumhuriyeti ve TSK düşmanı!
"TSK kimyasal silah kullandı, soykırım yaptı" diye iftira dosyaları düzenleyip, uluslararası kuruluşlara şikayet eden kadın!
Cumhuriyetçi Vatanseverler Partisi, işte bu kirli siyasetten bıkmış, gerçek vatanseverler tarafından kuruldu.
"Milletin istiklâlini, yine milletin azim ve kararı kurtaracaktır"
Veryansın Tv Genel Yayın Yönetmeni Eray Çelebi, Kızılcagün Platformu’nun ABD Büyükelçiliği’ne yürüyüşü öncesinde konuştu:
"ABD’nin Ankara Büyükelçisi Tom Barrack, Türkiye himayesinde Kürdistan planının uygulayıcılarından birisi. Aynı zamanda Lozan’ı delme hedefini saklamayan, Bartholomeos'u "ekümenik" ilan eden, PKK-PYD’nin müttefikleri olduğunu belirten ABD’nin Türkiye’deki politikalarını uygulayan isimlerden birisi Tom Barrack. Şimdi Tom Barrack çok açık bir şekilde Lozan’ı delme hedefini saklamıyor ve Türkiye’de düşman faaliyeti yürütüyor. Şimdi buna Dışişleri Bakanlığı olarak bırakın "istenmeyen adam" ilan etmesini, kınamaması bile çok büyük bir skandal. Dışişleri’nin ya da hükümetin Tom Barrack'ı istenmeyen adam ilan etmemesi durumunda Türk milletinin iradesi devam edecektir. Bunu özellikle vurgulamak için ABD’nin Ankara Büyükelçiliği önüne yürüyoruz"
https://t.co/QN0fmITFuP
Haberlere göre, İslamabad'daki müzakereler sonuç alınamadan dağılmış durumda.
Nükleer konunun müzakereleri sonuçsuz bıraktığı söyleniyor. ABD tarafı savaşı kazanmış gibi önceki tezlerinde ısrar etmiş. İran için sıfır zenginleştirme ve bomba yapımına elverişli 450-460 kg uranyumun kendisine verilmesi gibi Tahran'ın kabul edemeyeceği laf kalabalığını sürdürmüş.
On maddelik metnin içinde yer almayan balistik füzeler konusunun ciddi ciddi müzakere edilip edilmediği şu anda tam belli değil ama galiba ABD tarafı o konuyu da gündeme getirmiş. En önemli konulardan birisi de Hürmüz Boğazı. Burada da anlaşma sağlanamamış. Kısacası ABD daha önceki 'teslim' anlaşması tezlerinden strateji olarak henüz uzaklaşmamış.
O halde İran'ın on maddelik müzakere başlıkları üzerinde İslamabad'a gitmeyi neden kabul etmiş olabilir? Birkaç günlük ateşkes - belki iki hafta devam edebilir - ABD/İsrail tarafına ciddi bir nefes alma imkanı sağlayabilir mi? Pek değil gibi...
Eksilen füze savunma stoklarının yerine konulması söz konusu bile değil. Savaş bölgesinden çekilen Abraham Lincoln ve Gerald Ford'un hemen onarılıp yeniden cepheye gönderilmesi imkansız. Bölgeye gelmekte olan George Bush uçak gemisi ve savaş grubu hala gelemedi ve gelse neyi değiştireceği meçhul.
Müzakere istemeyen ve tutuklanmaktan korkan Netanyahu açısından bu durum bir başarı olarak addedilebilir ama onun da hem İran füzeleriyle hem de Hizbullah'la başı dertte. Lübnan'da giriştiği askeri harekat sivil bölgeleri bombalamak ve sşvşl katlşamı yapmanın ötesinde ciddi bir askeri başarıya dönemiyor. Hatta tam tersi bir durum söz konusu...
ABD/İsrail İran'a yenilmiş olmayı kabullenemiyor ve sorunun esası burada... Bakalım savaşı yeniden başlatacaklar mı? Eğer başlatmazlarsa, mevcut haliyle durum hem İran hem de Lübnan cephesinde nasıl devam edecek?
ABD’nin NATO’dan çıkması ve Türkiye’ye saldırısında İsrail’e yardım etmesi konusu günlerdir tartışılıyor.
Bu durum bana 1919 Paris Konferansı’nda İngiltere’nin ve ABD’nin Yunan’ı Türk’ün üzerine salmasını hatırlatıyor.
Birinci Dünya Savaşı öncesi, 1914’e gelindiğinde İngiltere ağır borç yükü altındaydı ve yükselen Almanya’yı ortadan kaldırmak için Büyük Savaş planlandı. Fransa batıdan, Rusya doğudan saldıracak ve Almanya yok edilecekti. İngiltere Savaşı kazandı ama bu bir Pirus zaferiydi. Sonuçta imparatorluk yıprandı, maliye iflas etti ve uzun bir çözülme sürecine girdi. Böylece ortaya çıkan boşluğu yükselen hegemon ABD doldurdu.
Buna rağmen Londra 1919’da Yunanistan’ı vekil olarak kullanıp Anadolu’ya sürdü. Ancak Mustafa Kemal Atatürk liderliğinde Türk milleti bu oyunu bozdu. Önce Sakarya, sonra Dumlupınar ile sahadaki zafer Mudanya Ateşkes Antlaşması ve ardından Lozan ile siyasi sonuca dönüştü ve Yunan ile İngiltere Anadolu’dan sökülüp atıldı.
Bugün de 107 yıl sonra aynı tarihsel çizginin benzer bir safhasındayız. Borç yükü altında ezilen ABD, Çin’in yükselişini durduramıyor ve İsrail’in vekili gibi hareket ediyor. Bu ikili İran karşısında 40 günü aşan süreçte siyasi hedeflerinin hiçbirini gerçekleştiremedi. Hürmüz ve Bab El Mendeb’in kontrolünü dahi kaybetti .
Sahada gördüğümüz tablo son skandal kurtarma harekâtından sonra daha da dibe vurdu. ABD ve İsrail’in elinde esas olarak sadece havadan kullanılan ateş gücü var, fakat bu güç tek başına ne askeri ne siyasi sonuçlar üretmeye yetmiyor. Sürekli siviller ölüyor.
İşte bugün de benzer bir senaryo tartışılıyor. İsrail’in yeni hedefi Türkiye ve ABD’nin İsrail’e yardım etmek için NATO’dan çıkacağı tartışması sürüyor.
ABD’nin İsrail-Türkiye çatışmasında NATO Antlaşması’nın 5. maddesini uygulamamak ve İsrail’in yanında Türkiye’ye saldırmak için NATO’dan çıkmasına ihtiyacı yok ki. ABD bunu istediği şekilde zaten yapabilir zaten yapıyor da. Hele Trump döneminde bunu yapmak çok daha kolay. Diplomatik Görüşmeler devam ederken görüştüğü ülkeye saldıran bir ülke NATO Antlaşması’na uyar mı?
Türkiye’de pek çok kurum ve kişi NATO ve ABD gerçeğini görmezden gelmeye devam ediyor. ABD ve İsrail Türkiye’de ancak şunları yapabilir: Ekonomik dengemizi bozabilir,
Siyasete müdahale edebilir, kumpas kurabilir ve son tahlilde savaşta havadan ateş gücü yağdırabilir.
Ancak sonuçta elde edecekleri kayıplar çok ama çok büyük olur. Böyle bir süreçten sonra Türkiye yeni kurulan dünyada jeopolitik perspektifte yerini çok daha sağlam alır.
Kısacası 100 yıl önce çöken imparatorluk İngiltere, Yunanistan’ı kullanarak Anadolu’da sonuç almaya çalıştı ve başarısız oldu. Bugün ABD İsrail üzerinden benzer bir strateji izliyor. Bu iki tablo birçok açıdan örtüşüyor ve en çok da sonuçları itibarıyla örtüşecek. O dönemde İngiltere geriledi, yerini ABD aldı. Bugün ise ABD geriliyor, Çin yükselmeye devam ediyor, Rusya ve İran direnç gösteriyor. ABD ve İsrail ise sahada sonuç alamayan, büyük ölçüde havadan vuran bir çizgiye sıkışmış durumda, sadece çöküşlerini hızlandırıyorlar.
Bir hatırlatma yapalım.
Tarihte Anglosakson hegemonyaya tokat atabilen en büyük ulus Türkler olmuştur.
Çanakkale’den Kut ül Amare’ye Kurtuluş Savaşından Lozan’a yokluklar içinde bile olsak onları yendik.
Yeter ki biz içeride adam olalım, birlik olalım ve Mustafa Kemal’in rotasını takip edelim.
Tanrı kimseyi Türklerle savaştırmasın.
İstanbul Boğazı’nın kalbinde, Anadolu Kavağı’nda bir NATO Deniz Unsur Komutanlığı kurulacağı haberi; Güneydoğu’da NATO Müşterek Kolordu Karargâhı planının hemen ardından gündeme geldi.
Buna, iki gün önce Boğaz yaklaşma sularında 1.500.000 varil ham petrol taşıyan Türk sahipli bir tankere, Ukrayna taktik ve teknikleriyle örtüşen insansız hava ve deniz araçlarıyla müdahale edilmesi eklendi.
Aynı dönemde küresel finansın en büyük aktörlerinden BlackRock’un Ankara ziyareti de tabloyu tamamlıyor.
Tüm bu gelişmeler, birbirinden bağımsız değil; aksine aynı jeopolitik baskı hattının parçaları olarak görülmelidir.
İran-ABD-İsrail çatışmaları sürerken ve İran sahada direnç göstermeye devam ederken, Türkiye’nin Karadeniz’de Rusya’yı doğrudan karşısına alabilecek bir NATO deniz unsurunu İstanbul Boğazı girişine konuşlandırması, stratejik denge açısından son derece riskli bir adımdır.
Bu hamle, sadece askeri değil, aynı zamanda siyasi ve ekonomik sonuçlar doğurabilecek niteliktedir.
Dört yılı aşkın süredir devam eden Rusya-Ukrayna Savaşı boyunca Türkiye, Montrö Boğazlar Sözleşmesi’nin 19. maddesini uygulayarak dengeli ve tarafsız bir politika izlemeyi başarmıştı.
Bugün ise bu dengeyi zedeleyebilecek bir kararın gündeme gelmesi ciddi soru işaretleri doğurmaktadır.
Türkiye bu kararı hangi koşullar altında almıştır? Yoğun bir dış baskı mı söz konusudur?
Yoksa ülke, NATO’nun bölgesel hamlelerinde ön cepheye sürülen bir araç haline mi getirilmektedir?
Daha da önemlisi; bu adım, Karadeniz’de başta Romanya olmak üzere bazı aktörlerin oldubittilerine ve olası “sahte bayrak” senaryolarına zemin hazırlayacak bir sürecin kapısını mı aralamaktadır?
Bu soruların cevabı, yalnızca bugünü değil, Türkiye’nin önümüzdeki dönemdeki jeopolitik konumunu da belirleyecektir.
Hiç şüphe yok ki Allah sizi bize üstün kıldı. abd ve israilin kibirli burnunu yere sürttünüz. İnşallah israili yok etmek de size nasip olur. Kılıcınız keskin olsun! @Iran_in_Turkiye@araghchi
Balkan Savaşı'nda futbol takımından 8 şehit veren,
Çanakkale cephesinde şehit düşen kaptanının cebinden "Biz 11 kişiyiz arkadaşız lakin arkamız daha var" notu çıkan,
Mustafa Kemal Atatürk'ün, Akaretler'de yaşayan annesi ve kardeşini emanet ettiği,
Türk Milli Takımı'nı temsilen maça çıkan,
Formasında ay yıldızı taşıma hakkı verilen,
Baba Hakkı'sıyla, Süleyman Seba'sıyla Türk sporuna hak, adalet, şeref kavramlarını yerleştiren,
Deprem, sel, afet, her türlü felakette halkının yanında olan,
Türk sporunun ulu çınarı, Cumhuriyetin takımı Beşiktaş 123 yaşında.
İyi ki varsın Beşiktaş 🦅